Ayrı ayrı yollardan geçip Cansu’dan kaçarak dar bir sokakta birleştiler. Aşağı inen upuzun merdivenlerin en tepesindelerdi. Kısa beton duvarlara oturmuş kızları bekleyen beyler ayaklandı.

Kerim üstten baktığı Pınar’a, yan ve ters bir bakış atıp kardeşine döndü. “Hadi, bir yere gidip oturacağız.”

Pınar hırlarcasına bir ses çıkartıp önden hızla merdivenleri inmeye başladı. Aklına gelen ama aslında hiç gitmeyen sözler, hayalinde canlanan görüntüler onu delirtiyordu. Kerim ve bir başka kadın!

“Abicim, ben hiçbir şey anlamadım,” dedi Meltem, Poyraz’ın kolunun altına girerken.

“Oyuncu olduğunu ve bir rol üstlendiğini düşün, daha kolay olur.” Abisine başını sallayıp gülümsedi. Poyraz ne yapsındı, kardeşi bir melekti.

“Halil Abi nerede?” diye soran Ahu Pınar’a yetişmeye çalışıyordu. “Kız dursana, bu ne hız?”

“Aşağıdaki çay bahçesine gidiyoruz, orada olacaktı,” dedi Kerim, Pınar’a bakarak konuşuyordu. Cin kardeşi net bir şeyler bilirdi ama tek söz etmeyeceğine de emindi Kerim. Ahu’nun bir açığı olsaydı annesine şikâyet etmek adına kullanabilirdi ama yoktu. Ahu, annesini beğenmezdi ama bilmiyordu ki annesine çok benziyor. Bir çağ atlamış Naciye eşitti Ahu. Tüm gece düşünmüştü, aklına kıskanılmış olmasından başka bir şey gelmemişti ama asıl sorun bunun ne kadar gerçek olduğu karmaşasıydı. Pınar? Daha önce zerre kadar hissetmediği şeyin gerçek olması… Başını iki yana sallayıp basamakları inmeye devam etti.

Ahu yetişip kolunu Pınar’ın omuzuna bıraktı. “Pınar, valla bak çok açık ediyorsun. Bir gün fena patlayacaksınız ama nedensiz duracak.”

Omuz silkti. “Deliriyorum, Nigâr aklıma doldukça aklımı kaçırıyorum. Öyle boş boş bakamıyorum artık. O patlama kendi olmazsa ben bir tane patlatacağım.”

Ahu şiddetli bir kahkaha attığında arkasındakiler ona bakıyordu ama o dönmedi. “Şey gibi mi? Kadir İnanır artık sabrının sonuna gelir ve ‘seviyorum ulen’ der ve pat!”

Pınar da kıkırdadı. “Manyak. Öyle olursa ben de ‘nayır yalan söylüyorsun’ falan demem lazım.”

“Konu oraya gelse bağlarız da öyle olmasın. Tokat adamın sevgisinden şüphe edilir.”

“Sahi ya, o nasıl aşkmış?”

“Şiddetli aşk!” Ahu bir kahkaha daha attı. Poyraz’ın boğazından çıkan o yavaş dercesine hırıltısını duydu ama dönmedi. Çay bahçesine geçip Halil’i buldular. Poyraz kız kardeşinin yanına oturdu, Kerim de Ahu’nun. Pınar ortada kaldı, Halil de tam ortadaydı. Çaylar söylendi ve gelmesi beklendi. Masalara dağıldığında Ahu kıpırdandı.

“Evet, ne yapıyoruz?”

“Ben anlatayım,” dedi Poyraz.

‘Sen hep anlat canım, ben seni sonsuza kadar dinlerim.’ Poyraz’a dönerken yüzünü normal tutmaya çalışıyordu ve başarıyordu.

“Bir tane mektup zaten elinde, Halil abi birkaç tane daha yazacak ve bunu sırayla ona ulaştıracaksınız.”

“İlkini nasıl aldı?” dedi Meltem. “Bu sıraya biz mi dahiliz?”

“İlk mektubu Ahu gizlice bırakmış.”

Pınar, Kerim ve Meltem, Ahu’ya dönünce başını önüne uzattı. Kaplumbağa olsa da kafasını kabına soksa diye uğraşıyordu. “Şey… Çantasına gizlice attım da.”

“Bak sen bizim cadıya? Senin mektuplarını da biri taşıyor mu?” dedi Kerim.

“Abi,” diyerek göz devirdi. “Halil abi yardım istedi, yaptım. Mektubun devri kalmışsa da o ben olamam.” ‘Belki küçük notlar böyle taşa sarılı, penceremden uçarak gelir. O kadar…’ Bakışları kısa bir an Poyraz’ı bulduğunda onunda aklından aynı şeylerin geçtiğini fark edip çayından bir yudum aldı.

“Sırayla biz bırakacağız mektupları, öyle mi?” diyen Pınar, Halil’e ve Poyraz’a bakıyordu.

“He bacım, sürekli Ahu bırakırsa anlaması kaçınılmaz olur.”

“Onun bir yolu bulunur, o iş bizde. Mektuplar da sende abi. Ya sonra?” dedi Ahu.

Masum ve çaresizce oturan Halil, Poyraz’ı işaret etti. “Ne bileyim, anlattı bir şeyler.”

“Bir şeyler?” diyen Poyraz hayret ederek ona bakmıştı. “Kusura bakma abi, seviyorsan yapacaksın!”

‘Hiç, konuş sevgilim. Âlem nasıl sevilir görsün.’ İç çekip nefesini dışarı saldı. ‘Sanki sen daha sevildin de başkası kaldı Ahu, seviyor mu acaba? Bu kadar zamanda sevmek olur mu kızım? Hoşlantı o hoşlantı.’ Farkında olmadan alt dudağı sarkmıştı. “E…” dedi kırıklıkla. “Bir sadede gelseniz.”

Planın geri kalanını anlattı Poyraz ve Halil yerinde rahatsızca kımıldadı. “Oğlum siz beni anlamıyorsunuz.”

“Abi,” dedi Kerim. “Seni gayet iyi anlıyoruz. Sen korkuyorsun, ama bu korkunun ne sana ne de Cansu’ya bir faydası yok. Sakince mektuplarını hazırla sen, gerisi olacak bak gör.”

“Konuştu Romeo,” dedi Pınar. Tüm başlar ona döndü, o ise yandaki boş masaya bakıyordu.

Kerim, kızmak, bağırmak ve hatta deli gibi gürlemek istiyordu. O sakin biri değildi, Pınar damarına basıyordu ve her sözü Kerim’i olduğunun daha kara bir deliğe sürüklüyordu. Burnundan aldığı sesli soluğuyla Halil’e döndü. “Var mı yazdığın mektup?”

Halil oturduğundan bu yana arkasındaki bez torbayı masaya bıraktı. “Al koçum, istemediğin kadar var.”

“Abi ne yaptın?” dedi Ahu, gözleri kocaman olmuştu.

“On senin birikimi, beni bir bunlar anladı, onlar da öylece köşede durdu.”

“Ama en etkili olacak olanı seçseydin,” dedi Poyraz. “Yazılanlarda adın geçiyor mu? Eğer geçiyorsa anlar.”

“Burada yüz kadar mektup var ve birinden bile etkilenmezse yüzünün de anlamı yok. Bu iş olmazsa giderim buralardan, bu da size son sözüm. Kendi adımı hiç yazmadım, el yazımı da bilmiyor. Anlayamaz.”

Herkes sessizce birbirine bakıp arkasına yaslandı. Bir an bir pişman olur muyuz düşüncesi hepsini delip geçti ama Poyraz son sözü söyledi.

“Hiçbir şeyden asla vazgeçme; çünkü vazgeçenler, yalnızca kaybedenlerdir.”

“Abraham Lincoln,” dedi Ahu, hafifçe gülümsemişti. Eğer önlerinde bir savaş olacaksa bile sonuna kadar yürüyeceklerini tam da bu sözlerle anlamıştı.

                                                                           ***  

Naciye Sultan pencerenin önüne oturmuş, elini çenesine vermiş kara kara düşünüyordu. Yarın akşam gelecek olan misafirleri henüz kimseye söylememişti. Ahu’nun şerrinden korkuyordu, geçen gün iki oğlundan da sıkı bir fırça yemişti.

“Ana, sen benim bacımı ne ele gösterip duruyorsun? Dünyadaki en çirkin kız Ahu mu? Onlar bile bir gün evlenir, bırak kızın peşini,” demişti İlyas.

“Bir gün olmadık birine he diyecek, sonra biz çekeceğiz acısını. Bırak peşini, elbet bir gün istediği biri çıkar,” demişti İlhan.

Yaşı olmuştu yirmi beş, birini bulacaktı, sözlenecek, evlenecek ve anne olacaktı da Naciye bunu görecekti. Kendine yediremiyordu bu zamanı, bir anne olarak kızının mürüvvetini görmek arzusu çok baskındı. Durduk yere başına damat da düşmüyordu. “Hayır vardır belki, gelsin bakalım.” Eline telefonunu alıp gelinlerin olduğu gruba ses attı.

“Sıkıldım. Çocukları alın gelin çay yapın.”

Nuran ile Suzan içtikleri kahveyi göz devirip tezgâha bırakmışlardı ve çocukları kapıp aşağı inmişlerdi. “Yenge,” dedi Suzan. “Biz anneme bir koca mı bulsak.”

Nuran kahkaha attı. “Sus kız, oğulları duyarsa üç ay lafını ederler. Ama iyi olurdu, bizi unuturdu.”

Anahtarı yuvaya sokan Suzan kıkırdadı. “Duymazlar da biri çıksa da versek yahu.”

Eltiler birbirlerine bakıp kıkırdayarak eve girdiler. Naciye Sultan onlara şöyle bir göz atıp en küçük torunu Ömer’in kendine gelişiyle gülümsedi. Torunları bir yana evlatları bir yanaydı. “Babaannem,” derken kadının coşkusu katlanıyor, tüm sinir harbi dağılıyordu. Beren de gelip babaannesinin yanına sokuldu. Ömer’i biraz kıskandığını herkes biliyordu.

“Babaanne,” diyerek kadının yüzüne öpücükler konduran Beren’i de öperek torunlarıyla oynamaya başladı.

“Allah’tan torunlarına çok düşkün,” dedi Suzan.

“Oğullarına değil sanki,” diyen Nuran ocağa çay suyu bıraktı. “Anne,” diye selendi salona.

“Ne var?” Naciye’nin nemrut sesi mutfağa ulaştı.

İki gelin de göz göze gelip nefes bıraktı. “Bahçede içelim mi? Sen seversin, sultan sarması yaptım.”

“Olur olur,” diyen Naciye Ömer’i kucaklayıp ayağa kalktı. “Ben çocukları alıp iniyorum, oyalanmayın.”

“Oğullarını seviyor ama bizi sevmiyor.”

Nuran yüzünü buruşturdu. “Bence bizi seviyor, ama sevgi anlayışı tartışılır. Böyle bir kadının bizi gerçekten de sevmediğini düşünsene!”

Suzan dolaptan indirdiği bardaklara boş baktı bir an ve yengesine döndü. “Valla haklısın, aman aman buna da razıyım.”

“Kendi kayınvalidesi ateşten bir parçaymış, kendi anlatmaz. İlyas anlatmıştı.”

“Ya, İlhan hiç demedi. Neymiş ki?”

“Yaptığı yemekten, oturduğu yere kadar laf edermiş. Rahmetli peder beyle onun yan yana hiç oturmamışlar. Zaten kaldırıyormuş, buna benzer birçok şey. İşte öyle birinden bizim bahtımıza düşen de bu!”

“Sanırım bir şeyi asla anlayamayacağım,” dedi Suzan. “Bir anne oğlunu evlendirmek için deli gibi kız arar, alır eve koyar da ondan sonra neden oğlunu kıskanır ve geline eziyet eder? Madem yapacaksın bir zalimlik neden evlendiriyorsun?”

Nuran dolaptan bisküvi paketleri çıkartırken düşündü. “Erkekler evlendikten sonra annelerine olan yaklaşımlarını azaltır, sevgisi değil tabii ama artık kendi hayatını yaşamaya başladığı için anne bunu kaldıramaz. Anne oğlunu doğurmuş, büyütmüş tüm sevgiyi, ilgiyi kendi üzerinde toplamış. Bunu görünce kaldırmakta zorlanıyor olmalı. Bu bir kısmı. Bir kısmı da el kızı değil mi neyine acıyacağım kafasında yaşıyor. Cansu’yu hatırlamazsın sen, kız buraya bitik dönmüştü. Annesi anlatmıştı, kaynanası evine geldiğinde tüm dolapları tek tek karıştırırmış. Bir tane katlanmamış çamaşır bulursa suratını asar söylenirmiş. Bir zaman sonra çocuğun olmuyor diyerek kıza baskı yapmaya başlamış ama çocuğu olmayanın oğlu olduğunu da biliyormuş. Kabullenmeyen anneler var bir de. Canım Cansu neler yaşadı da gıkı çıkmadı. Sevdi de sevildim sandı.”

Tabağı tepsiye bırakıp kavradı Nuran. “Halimize şükür diyecek yerdeyiz, en azından kocalarımız adam.”

Suzan kıkırdadı. “Gidip elini öpesim geldi.” Demliği kavrayıp evden çıktılar.

                                                                    ***

Hava kararmaya yüz tuttuğunda eve birlikte dönmüşlerdi. Taksiden inip apartman kapısını açtılar. Evlerine dağılacakları anda açık olan bahçe kapısından gelen kahkaha seslerini işittiler.

“Ne oluyor?” diyerek kapıya yürüdü Ahu, onu takip eden Meltem de bahçeye girmişti. Arkalarından da Kerim ve Poyraz.

“O… Afiyet olsun,” dedi Ahu. Yere serilmiş kilimin üzerine çöktü hemen. Annesi, Fatma Hanım, Nuran ve Suzan keyifle gülümsüyordu.

“Hoş geldiniz,” dedi Nuran. “Gelin oturun, çay içer misiniz?”

“Neyi kutluyoruz?” diye soran Kerim annesinin yanına kuruldu. “Pek neşelisin Sultan’ım, hayırdır?”

“Fatma bir hikâye anlattı ona gülüyorduk,” dedi annesi.

Meltem annesinin bir yanına, Poyraz da diğer yanına kuruldu. “Nasıl geçti?” dedi Fatma Hanım, kızına.

“Çok güzeldi. Biraz çözdüm yolları, yine gideceğiz.”

Ahu gülümseyerek Meltem’e göz kırptı. “Çabuk yoruluyor Fatma teyze, daha gezerdik aslında.”

“Evden çıktığı yok ki kızım, alışkın değil. Gider gelir alışır artık.”

‘Kızın olayım mı? Ha? Oğlun çok tatlı, olsam ya?’ Kocaman gülümsedi iç sesiyle. Poyraz ona bakınca yine içinde bir şeyler geçtiğine yemin edebilirdi. “Ustası bile olur,” dedi Ahu, kucağına tırmanan Ömer’i sımsıkı sardı. “Aşkım…” diyerek bebeğin beyaz, pamuk gibi yanağına öpücükler kondurmaya başladı.

Poyraz ona doyasıya bakmak istiyordu ama yapamıyordu. O aşkım sözünün muhatabı kendi olmalıydı. Bir bebeği içten içe masumca kıskandı. Ahu’nun yumuşayan sesi, yeğenine severken daha şefkatli, daha coşkulu çıkmıştı ve Poyraz bir kadının sesindeki saf sevgiyi iliklerine kadar hissetti.

Islak ağzını halasının yanağına uzatan Ömer, çıkmış üç dişiyle Ahu’nun yanağını ısırmak için çaba gösteriyordu. Elleri halasının yüzünde, salyaları Ahu’nun yüzündeydi. Ahu kendi hâllerine kahkaha atıyordu. “Ne zaman hala diyeceksin Ömer?”

“Hala diyemez ki hala,” dedi Beren. Ahu küçük kızın kıskanç bakışlarıyla Ömer’i, amcası Kerim’e uzattı. “Diyemez tabii daha dişleri bile tam değil. Ama sen dersin.”

Beren kollarını halasının boynuna doladı. “Hala, bak diyorum.” Ahu bir kahkaha daha attığında kaçak bir bakışı anında yakaladı. Poyraz ona öyle sevecen bakıyordu ki kalbinin ısındığını hissederken yüzüne bir sıcaklık yayılmıştı.

Kerim’i istemeyen Ömer, amcasının kucağından sürünerek çıkıp Beren ve Ahu’nun arasına girdi. İkisini de alıp kucağına oturttu Ahu. Anneler yaklaşan kurban bayramı hakkında konuşuyorlardı. Ahu da onları dinlemeye koyulmuştu.

Birlikte kesilmeye karar verilen kurban değildi onu şaşırtan. Ahu’nun şaşırdığı şey Poyraz’ın iki hak birden kesmesiydi. Birini babasının hayrına dağıtmaktan bahsediyordu. Bu adam gömü falan mı bulmuştu? Üçüne de inceler gözle baktı. Meltem de Poyraz da kaliteli giyiniyordu. Anneleri normal gibiydi ama onda da bir değişik hava vardı. Meltem’in ve abisinin telefonu iki yıllık kirasına denkti. Bakışları bir anda evin penceresine kaydı. Evin eşyaları da çok lükstü. Olabildiğinin en lüksüydü. Saçma fikirlerle saçma önyargılara vardığını düşünerek aklından sildi tüm bunları. Bir ay sonra bayramdı ve konu şimdiden bayram temizliğine dönmüştü ki Ahu ayağa kalktı.

“Yorgunum, eve geçiyorum.”

Nuran eline demliği tutuşturdu. “Bunu da götürürsün. Biz de geliyoruz, abin gelir on dakikaya.”

Zengin kalkışıyla herkes evine dağıldı. Poyraz bir başına bahçede sandalyeye oturdu, etrafına bakıyor gibi dursa da gözü Ahu’nun penceresine kayıp duruyordu. Ve kızın yeğenlerini severken ki o görüntüsü aklından akıp geçiyor, kendini gülümserken buluyordu.

Gittiği gibi geri dönen Kerim de yanına bir sandalye çekip oturdu. Suratı sirke satan dostuna bakıp kaşlarını çattı. “Hayırdır?”

“Ev çok sıcak.”

“Suratını dağıtan evin sıcaklığı mı?”

“Yok, onun sorunu Pınar.”

“Güzel laf sokuyor, ama bunu neden yapıyor? Anlaşamıyor musunuz?”

“Sohbet eden insanlar değildik, değiliz. Tanışmış, birbirini tanıyan en eski komşu çocuklarıyız. Son zamanlarda bir tuhaflık var. Dün Ahu bir şey söyledi.”

Ahu’yu dolduran Nigâr çıkacaktı altından, Poyraz bunu hissedip doğruldu. “Ne dedi?”

“Şu dün gördüğümüz Nigâr abla, bir arkadaşının beni görüp beğendiğini falan söylemiş. Pınar da buna benzer laflar etti, sen de vardın.”

“Hatırladım,” derken sakallarını ovuşturup Kerim’e baktı.

“Ahu da bana Nigâr ablanın böyle dediğini falan deyince tüm gece uyuyamadım. Ben mi yanlış anlıyorum, Poyraz?”

“Tam olarak ne anlıyorsun bilmiyorum, ama sana kızarken sevgilin gibi davrandığını şu an anlıyorum.”

Elini alnına vurdu Kerim. “Doğru anlamışım. Kahretmesin! Bu nasıl iş?”

“Ahu başka bir şey söylemiyor mu?”

“İnatçı cadı, kessen bile açmaz ağzını.”

Poyraz sinsice gülümsedi. “Git konuş o zaman.”

Kerim göz devirip Poyraz’a baktı. “Ya sen ne garip adamsın, herkese git söyle, seviyorsan konuş bence diyorsun. Ne diyeceğim yirmi beş senelik komşu kızına? Beni seviyor musun falan mı?”

“Salak!” diyerek yüzünü buruşturdu Poyraz. “Ben mi gidip konuşacağım? Veya siz böyle atışıp duracak, en sonunda da birbirinizin boğazınıza mı sarılacaksınız? Bir şey varsa vardır, ilaç almazsan ateşin düşmez! Yürümezsen yol bitmez! Allah beyin ve ağız vermiş, kullanmasını bilene.”

“Bakalım,” diyerek saçlarını karıştırdı Kerim. “Tanışık olmasak durum daha kolay olurdu. Hâl böyle olunca insan bir duruyor, ya yanılıyorsam?”

“Sanmıyorum, hani kör kütük âşık diyemem ama anlaşılanlardan ortaya çıkan sonuç boş olmadığı.”

“Nasıl, ne zaman, neden?” dedi Kerem, iç savaş veriyordu. Pınar’a bir kadın gözüyle hiç bakmamıştı. Onun kendisine bir erkek olarak bakması… Bu onun da Pınar’a olan bakış açısını değiştirecek miydi?

“Birini sevmenin bir nedeni olduğunu hiç düşünmedim. Gönül bu, ota da konar…” Eğlenerek Kerim’e yandan bakınca arkadaşının çatık kaşlarıyla karşılaştı. “Kerim’e de konar diyecektim.” Doğrulup arkadaşına döndü. “Burada bir sorun var ki bu da senden geçiyor. Sorun senin ona ne hissediyor veya ne hissedeceğin olduğu.”

“Şu anda bu yanlış bir soru olur. Boğazını sıkmak ‘Başka adam mı yoktu kızım?’ demek istiyorum.”

“Pınar’ı tanımıyorum, nasıl biri olduğu hakkında bir şey bilmiyorum. Yorum yapamayacağım, ama şöyle bir şey söylemek istiyorum. Bazen ilk görüşte seversin, bazen seversin de anlamazsın bir an gelir fark edersin. Bazen de yıllarca tanıdığın birine durduk yere âşık olabilirsin- nedensiz dedik başta.”

“Hayat klişesi diyorsun,” dedi Kerim, gülümsemişti. “Bunlardan biri olmak istediğimi bile düşünmedim.”

“Hayatın kendisi klişe. Güneş her gün aynı yönden doğar ve aynı yönden batar. Biz her günün bir benzerini yaşıyoruz. Ama her güne sanki bugün farklı bir gün gibi yaşamaya devam ediyoruz. Çok düşünme! Zaten düşünsen de her şey olacağına varacak.”

“Öyle… Hayat ne getirecek görelim.” Yerinden kalkıp üzerini düzeltti. “Kahveye gidiyorum, biraz yardım edeyim. Gel sende.”

“Olur.” Kalkarken telefonuna düşen bildirim sesine dikkat kesilip eline aldı. Yüz kilidi açılınca mesajın kimden geldiği de anlaşılmıştı. Açıp okudu.

“Aferin, konuşmayı çok beğendim. Gidin uslu uslu çay dağıtın.” Mesajın yanında turuncu bir kalp vardı. Kerim’in bahçeden çıkmış olmasını fırsat bilip başını pencereye kaldırdı. Hoşnut bir gülüş yüzünü kaplamıştı. Telefonuna dönüp iki kelimelik cevabını yazıp yolladı ve bahçeden çıktı.

“Peki sevgilim.”

Önerilen makaleler

18 Yorum

  1. Yine çok güzel bir bölümdü. Ahu eve gelenlerle ortalığı yakacak gibi. Emeğinize sağlık

  2. Peki sevgilim❤
    Emeğine yüreğine sağlık çok güzel bölümdü muhteşemsin her zaman ki gibi yazarcım

  3. Yeni bolume kadar zaman gecmiyo ya gun sayiyorum😅eline saglik

  4. Peki sevgilimi okuyup yerinde erimeme ne demeliki😍
    Eyy aşk nerdesin🖤❤️

  5. Peki Kerim o klişeyi başlatacak mı?🤔

  6. Süper bı bölüm canım emegıne saglık 🥰❤️❤️

  7. Naciye teyze kızın Ahu yalnız değil.Endişelenme yine harika bir bölümdü 😍

  8. Hikayelerden Mor salkımlı sokak poyraz Ahu
    Birde dizilerden Yargı Ceylin Ilgaz
    sizi beklediğim kadar başka neyi bekledim bilmiyorum 😂😍😍😍

  9. Tek kelimeyle harika 💜💜💜💜💜

  10. Peki sevgilim diyen ağzını öpsün… Ahu. Tabii canım Ahu öpsün durduk yere yeni sürüm naciye (Ahu) ile kan çıkmasın aramızda 😂😂😂 emeğine sağlık ablam çok güzeldi bölüm. Ara ara çok iyi yerlere değiniyor ve güzel mesajlar veriyorsun bayılıyorum sana 😘😘😘

  11. Goruculeri ne gibi supriz bekliyor acaba ??
    Bolum icin emegine ve guzel kalbine saglik canim😘❤🧿

  12. Naciye Sultan vazgeçmiyordu… 🙂 Goruculer gelince kopacak kıyamet.Poyraz’i kim Ahu’yu kim tutacak :)Kerim ile Pınar’in yollarını merakla bekliyorum.Derdini kimseye söyleyemeyip,yıllarca satırlara döken Halil😍Cansu’cugum guzel sabrınin sonu Halil :)😍Halil’in de güzel kalbinin mükafatı Cansu😍Kalemine sağlık yazarcanim.

  13. Süperdi emeğine yüreğine sağlık çok eğlenceli gidiyoruz

  14. Yine çok güzeldi. Ellerine sağlık.

  15. peki sevgilim 😂😂😂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!