Aynı bahçe içinde iki ayrı okulda çalışan Pınar ve Kerim’in genelde giriş çıkış saatleri pek çakışmazdı. Mevsimin yaz olmasıyla özel derslere giren Kerim, üniversiteye geçiş sınıfındaki öğrencilere, gelecek sene için şimdiden ek dersler veriyordu. Branşı matematik olan Kerim okulunda en sevilen öğretmendi. Özel okulun bir üç ayrı binası vardı. Biri ilk ve ortaokul, diğeri lise en sonuncusu da anaokuluydu. Anaokulu yaz dönemimde kreş vazifesi görüyordu ve Pınar yine çalışıyordu tıpkı Kerim gibi. 

“Hocam,” dedi esmer olan genç kız. Sesi yüksek çıkmıştı ve Kerim irkilir gibi olmuştu. “Bugün biraz dalgın mısınız?” 

 “Hayır, Canan, bunu nereden çıkardın?”

“Hocam size üçüncü seslenişi,” dedi sarışın genç delikanlı. 

Kerim sınıfın içindeki beş öğrencisine de bakıp omuzlarını indirdi. “Sanırım, biraz.” Masasına varıp oturdu. Saatine bakıp zamanın dolmaya beş dakika kaldığını görünce sevindi. “Beş dakika kalmış.” 

“İstiyorsanız bitirelim Hocam?” dedi bir kumral olan genç kız. 

“Hayırdır Hocam? Mecnun musunuz?” 

Kerim sırıtıp ellerini kucağında bağladı. “Leyla denmiyor mu ona?” 

“Yok Hocam,” dedi ilk konuşan esmer kız. “Leyla’yı soracaktık, o nerede? Sizi hiç dalgın görmemiştik, altında hemen bunu aramamız normal.” 

Başını iki yana salladı. “Yeni nesil… Neler biliyorsunuz…” 

“Yapmayın Hocam, sizden on iki yaş kadar küçük olmak bizi yeni nesil sizi de eski nesli yapmaz. Kuşak farkımız bile yok neredeyse,” dedi sarışın delikanlı. 

“Leyla falan yok.” Ayağa kalkıp eşyalarını evrak çantasına bırakmaya başladı. “Pazartesi günü görüşürüz çocuklar. Size verdiğim test sonuçlarını bana göndermeyi unutmayın.”

Çocukların ‘tamam, peki’ gibi sözlerine selam verip çıktı. Pınar tüm düşüncelerini alaşağı ediyor, aklını dolduruyor, boşaltıyor ve yine tıklım tıklım ediyordu. Kerim sabahtan bu yana farklı bir duyguyla baş ediyordu. Pınar’ı kırmak! Bu içini yakmıştı, onu bile isteye kırmak yapacağı bir şey değildi belki ama bu onun elinde olan bir şey de değildi. Ya gerçekten de seviliyorsa? Ya Pınar’ı bunun için kırmak zorunda kalırsa? Bir daha birbirlerinin yüzüne nasıl bakacaklardı? Öyle veya böyle artık eskisi gibi olmayacakları aşikârdı. 

Hâlâ borcunu ödediği arabasın arka koltuğuna çantasını bırakıp şoför koltuğuna oturdu. Gözü anaokulu binasına takıldı. Eli direksiyonda koltuğuna yaslanıp okulu izlemeye başladı. Burada olup olmadığını bile bilmiyordu. O kadar habersizdi kızdan, gözlerini sıkıca yumup açtı. Açtığında Pınar çocuklarla kapıdan çıktığını gördü. Kapıya yanaşan servis aracına tek tek bindirip onlara gülücük saçmasını izledi. Siyah saçlarının öne düşüşüne, kızın eliyle geri itişine ve yanındaki başka bir öğretmenle konuşmasını izledi. Elinin sürekli saçlarına gidişini izlerken parmakları karıncalandı, daha sıkı sarıldı direksiyona. Başını yana yatırıp izledi. Yanındaki öğretmen ona ne anlatıyorsa eğlenceli bir şeyler olmalıydı ki Pınar gülerken başı arkasına düşmüştü. Uzun saçları beline salınmış dans ediyordu. Derin soluk alıp gözlerini kapatıp açtı. 

Arabayı çalıştırtırdı ama gaza farkında olmadan sert yüklenince aracının sesine dönen Pınar ile göz göze geldi. Bahçeyi hızla terk ederken yeni bir düşüncesi vardı. Pınar bir ışığı vardı… 

                                                                            ***

“Efendim anne?” Telefon kulağında makas elinde kumaşa bakıyordu. 

“Akşam erken gelsen de mercimek köftesi yapsan diyorum. Senin yaptın başka oluyor.” 

“Olur, yedi gibi evdeyim. Eksik malzeme varsa ses at, gelirken alırım.” 

Naciye Sultan sinsice gülümsemişti. Duvardaki saate baktı, beşe geliyordu. “Tamam kızım.” 

Ahu telefonu kapatıp geniş masada bir yere bıraktı. Pınar içeri girince gülümseyip hoş geldin dedi ve işine döndü. “Hoş buldum kuzum, mektuplar sende, çek bir tane aralarından da göreve gidiyorum.” 

Elindeki makası bırakıp masasındaki çekmeceyi açtı. “Sabah bir dua ile çektim.” Beyaz zarfı Pınar’a uzattı. “Tam kalabalık saati, çaktırma.” 

Pınar alıp arka cebine bıraktı. “Merak etme, en uygun yere bırakacağım.”

Başını salladı Ahu. “Mesela?” 

“Sabah gelince ayakkabılarını çıkartıyor, terlik giyiyor. Ayakkabısının içine bırakacağım. Ondan başkası da bulamaz zaten.” 

“Seni seni…” Kocaman gülümsedi, Pınar çıkınca işine geri döndü. Çalışırken zamanın nasıl geçtiğini bilmeyen insanlardandı Ahu, saatine baktığında yediye geliyor olmasıyla belini esnetti. Pınar bir ara uğrayıp işlem tamam deyip gitmişti. Masanın üzerindeki kesimlere dokunmadı. Çantasını toplayıp telefonunu eline aldı. Dükkânı kapattı, kepenkleri indirirken Cansu kapıya çıkmış, ellerini arkasında bağlamış ona bakıyordu. 

“Erkencisin?” 

“Eve gidiyorum abla, anamın canı yine bir şey çekmiş, onu yapacağım.”

“Hım… Seninki uzaktan kesiyor.” 

Telefona gelen mesaj sesiyle önce telefona daha sonra Poyraz’a döndü. “Çok tatlı değil mi?” 

“Bilmem, bana normal gibi görünüyor,” derken sırıtıyordu Cansu. 

Poyraz’ın ‘Hayırdır?’ sorusuna, ‘Eve gidiyorum, anneme yardım edeceğim’ deyip gönderdi. Ahu, Cansu’ya göz ucuyla bakıyor, mektubu bulup bulmadığını anlamaya çalışıyordu ama bulsa söylerdi diye de kendi düşüncelerine ekleme yapıyordu. Ancak yarın öğrenirdi. “Yarın görüşürüz bebek,” derken Cansu’nun yanağından makas alıp koşar adım uzaklaştı. 

“Deli kız,” diyen Cansu içeri girerken gülümsüyordu. 

Eve girer girmez üzerini değiştirdi. Annesinin istediği mercimek köftesini yapmak için mutfağa girdiğinde masanın üzerinde üzeri kapalı keki, dumanı üzerinde poğaçaları görünce bir durdu ve bakındı. Mutfağa bir göz gezdirip buz dolabını açtı. Tam da tahmin ettiği gibi çikolatalı pasta vardı. “Bu evde bir şey dönmüyorsa ben de Ahu değilim.” Dolabın kapağını sertçe kapatıp, solona yürüdü. “Anne!” 

“Efendim anneciğim?” Naciye Sultan mutfak kapısından kızına bakıyor ve sevimli sevimli sırıtıyordu. 

“Misafir mi var?” 

“Ha! Evet, bir arkadaşım gelecek. Eski bir arkadaş sen tanımazsın.”

Ahu annesinin süt dökmüş kedi hâllerine bakıp gözlerini kıstı. “Sen bir iş karıştırıyorsun, şimdi söyle anne bak vallahi mor salkım sokak birbirine girer.” 

“Kız manyak, ne işi? Hem ne diye girecekmiş sokak birbirine?” 

“Bilmem ben, yine görücü falan getiriyorsan…” 

“Seni kim ne yapsın kokmuş kızım? Yakında karta kaçarsın, çocuğun falan da olmaz. Amma büyüttün kendini. Git köfteyi yap, sonrada üzerine çeki düzen ver. El evimize geliyor, ayıp.” Kızının incecik taytına ve kısa kollu tişörtüne baktı. “Paçoz.” 

Ahu’nun ağzı kocaman açılmıştı. Hırsla geri kapadı, başını aşağı yukarı sallarken annesi salona geri döndü. “Ben yer miyim, hey gidi kadın. Beni sen doğurdun. Ama dur! Ben bunun hesabını sormaz mıyım…” Odasına geçip Pınar’ı aradı ve hemen gelmesini istedi. 

                                                               ***

Eve gelen Poyraz annesini ve kız kardeşini arka bahçede buldu. Yanlarına oturup kısa bir süre sohbet ettiler. Fatma Hanım, yerinden kalktı. “Ben Naciye’nin yanına çıkacağım, siz yemeğinizi yerseniz.” 

“Hayırdır anne, bu saatte?” 

Oğluna gülümseyen kadın, “Misafiri var, eşlik etmemi istedi.”

“Allah Allah misafir onun sen neden eşlik ediyorsun?”

“Ahu Abla’ya görücü geliyormuş abi, damat adayı da geliyor.” Meltem gülümsüyordu, zannediyordu ki Ahu’nun eve gelen misafirden haberi var. Akşamüzeri eve girerken gördüğünde de kesin haberi var diye düşünmüştü. 

“Ne?” Düşünceleri buz kesti ve gözleri sonuna kadar açılmıştı. Hemen topladığı zihniyle doğruldu. “Kerim bana bundan hiç bahsetmedi.”

“Bilmem ben oğlum, daha yeni bir şeydir belki.” Fatma Hanım kapıdan içeri girerken Poyraz elini yüzünü sürüp Meltem’e döndü. “Hadi sen yemeği hazırla.” 

“Tamam abi.” Meltem eve girince telefonunu alıp tuşlara bastı ve bastı ama açılmıyordu telefon. Kalktı bahçeyi turladı, oturdu, aradı yazdı ama yine de bakan olmadı. İçinde bir kasırga dolanıp duruyordu. Kıskançlık ve öfke damarları içi içe geçmişti. Dakikalar sonra Meltem’in ‘yemek hazır abi’ sözleriyle eve girdi. Sürekli telefona bakıyordu, gözü kulağı ondaydı ama tek bir mesaj bile okunmuyor, çağrılara geri dönüş alamıyordu. 

Zorla sadece çorbasını içip kalktı. Odasına geçip sağa sola bakındı. “Ahu’nun haberi yoksa, abilerinin de haberi yoktur,” diyerek Kerim’in numarası üzerine bastı. Şu saatlerde kahvede olması gerekiyordu. Birkaç çalış sonunda açıldı. 

“Neredesin?” dedi kitaplığındaki kitaplara bakıyordu. 

“Hayırdır beni mi özledin?”

“Olabilir. Hayırlı olsun diyecektim. Hiç söylemedin de.”

Karşı taraftan çayı müşterinin önüne bırakan Kerim kahvenin iç kısmına girdi. “Ne için anlamadım?” 

“Kız kardeşin için dedim. Annem şimdi yukarı çıktı, damat bey de gelmiş. Annene eşlik edecekmiş falan filan. Ben de dedim herhalde veriyorsunuz kızı.” 

“Siktir.” Telefon suratına kapandı. Kapanan ekrana bakıp kahkaha attı. “Ben bu kızı alayım, sana soracağım kayınvalideciğim. Seni mum edeceğim mum.”

                                                                    ***

Bir saat sonra çıktığı mutfakta her şey tam istediği gibiydi. Çenesini havaya dikip, Pınar ile odaya geçti.  Dolabından bir elbise seçip üzerine geçirdi. Şalını bağlayıp yatağına oturdu. Telefonunu eline alıp ekrandaki mesajları açmaya koyuldu, ama on arama vardı ekranda. Poyraz’dan beş mesaj, Pınar’dan iki mesaj, birkaç müşterisinden de mesajlar vardı. “Poyraz on kez aramış,” dediğinde aynada kendini inceleyen Pınar ona döndü. “Allah Allah…”

Poyraz’ın mesajını açınca başından kaynar sular döküldü. O anda kapının zil sesi evin içinde yankılandı. Kapıyı aralayıp baktığında Poyraz’ın annesini görünce yüzü düştü. “Ah lanet ya. Bu kadın benim kaynanam olursa ben bunun diline düşerim. Şansıma tüküreyim.” 

“Ne oldu?” 

“Pınar… Poyraz öğrenmiş. Kızım sıçtık.” 

“Ama nasıl?” 

“Bilmiyorum.” Telefonuna dönerek bir şey yazmaya koyuldu ama ne diyeceğini bile bilemiyordu. Mavi tık olan mesajların ardından aranıyordu. “Ahu,” diyen ses kısıktı ama o tonun içindeki her şey alıyordu Ahu. 

“Vallahi tuzağa düştüm. Merak etme, arkalarına bakmadan kaçacaklar.”

“Öyle mi? Tamam o zaman ben kapıda bekliyorum.”

“Ay neden kapıda bekliyorsun, gir evine.” Elini çırpan Ahu fısıltıyla konuşuyordu ve bir telaş her yanını kuşatmıştı çünkü Poyraz’ın sesi hiç normal değildi. 

“Kaçtıklarını görmezsem içeri ben gireceğim Ahu. Yaz bunu.” 

“O neden?” Evin ikinci zil sesi yankılandı. Ahu ölümün kapıda olduğunu hissedercesine yerinden sıçradı. “Kapatıyorum Poyraz.” Kapattı ve telefonu elbisenin cebine attı. 

“Ahu, anneciğim.” Seslenen annesiyle odasından çıktı. “Efendim anneciğim?”

“Misafirlerimiz geldi annem, kapıya gel.” 

“Kazamız mübarek olsun bacım, katil olursam mapusa dolma getirmeyi unutma.”

“Yürü manyak!” Pınar ardından itekleyip odadan çıkarttı kızı. 

‘Sakin, sakin, sakin. Nefes al Ahu. Sadece bir çay içecekler. Delirme, sakince gülümse.’ İçinden ona kadar sayıp gülümsedi. Kapının önüne gelince gözleri kocaman açıldı. Kayınvalide adayı olan kadını hatırladı, Poyraz’ın evindeki sohbette gördüğü kadındı. ‘Ne oluyor lan? Verilmişim gibi hissediyorum. Yakarım Beyoğlu’nu!’ 

“Hoş bulduk kızım,” diyen çenesi yukarıda kadına gözlerini kısarak bakıp ardından gelen adama döndü. Elinde çiçek ve tatlıyla duran adam kendisine bakmak bir yana dursun taş gibi bir suratla eve adım atmıştı. Bir Ahu’ya bir Pınar’a bakmıştı ve çiçeği Pınar’a uzatınca Ahu gülmemek için dudaklarını sımsıkı yumdu. Dazlak bir kafası vardı ama oldukça yakışıklı ve karizmatik bir adamdı. Fakat bir kibir yüzünde asılı duruyordu. 

“E… Şey…” diyen Pınar çiçek elinde nutku tutulmuş adama bakıyordu. “Hoş geldin abi, buyur geç,” dedi Ahu. 

Adam Ahu yerine Pınar’a bakmış kalmıştı, beton bir suratla gelmişti ama gülümsedi, hem de Pınar’a. 

“Merhaba.”

“Şey…” dedi Pınar, Pınar tutukluk yaşıyordu ve adam onun heyecanlandığını düşünüyordu. “Hoş geldiniz,” dedi Ahu onu dürtünce. 

“Kapıda kaldın abi, buyur geç,” diyen Ahu’ya hâlâ bakmıyordu ve silkelenip salona ilerledi. 

“Abi ne kız! Ne abisi? Beni sen sandı.” Pınar kısık sesle tıslıyordu. Çiçeği Ahu’nun göğsüne yapıştırdı. “Kız belli mi olur, anam belki sana nasip bulmuştur.” Kıkırdayıp sırtını duvara verdi Ahu ama kısa süre sonra yere çöküp kısık sesle kahkaha atmaya başladı. 

Pınar saçını geriye attı. “Kız manyak, kalk içeri.” Kolundan tutup Ahu’yu kaldırdı. Çiçeği mutfağa atıp tatlıyı masaya bırakıp geri döndüler. Boğazını temizleyen Ahu ile salona girdiler. İkisi de Sevim Hanım’ın eline gelip hoş geldin ettiler. Sevim Hanım oğlunun yanlış anladığından habersizdi ve tanıtma gereği görmemişti. Kızı zaten anlatmıştı, kör değildi ya. 

Fatma Hanım’ın yanına oturdu Ahu. Koltuk genç adama çaprazdı ve bakması için başını çevirmesi gerekiyordu. Pınar da tekli berjere, adamın tam karşısına oturmuştu. 

“Nasılsınız Naciye Hanım?” dedi Sevim Hanım. Nemrut bir sureti, sanki zorla gelmiş bir havası vardı. 

“Hamdolsun Sevim Hanım.”

“Oğlum Lütfü.” 

Naciye Hanım, Lütfü’ye dönüp gülümsedi. “Hoş geldin çocuğum.” Sevim Hanım’a dönüp sırıttı. “Maşallah Sevim Hanım. Çok beyefendi.” 

Lütfü konuşulanları duymuyor, Pınar’ı göz hapsine almış, yalayıp yutuyordu. 

Odada bir sessizlik oluştu ve o an bir ses “Anne!” diye bağırdı. Hepsi birden dikilip etraflarına bakındılar. Ahu ve Pınar ayağa kalktı. Antre kapı bir kez hiddetle vuruldu. Pınar daha yakın olduğu için koşunca Ahu da onu takip etti. 

“Ne oluyor Naciye Hanım?” 

“Vallahi bilmiyorum Sevim Hanım, benim küçük oğlan bu. Bir şey mi oldu acep?” 

Lütfü ne olduğuyla değil, yanından g

Den esmer güzeliyle ilgileniyordu. Nasıl da hoşuna gitmişti. Tam istediği kadındı, buraya gelirken annesine çok söylenmişti ama Pınar buna değerdi. 

Pınar kapı koluna asılıp açtı. Kerim koşmuş gibi nefes nefese içeri girdi. “Kerim, ne oldu?” Pınar da telaşa kapılmıştı, başka, önemli bir şey olduğunu zannetmişti. 

“Abi?” 

“İçeri de kim var?” 

“Şey… Abi ben halledeceğim, annemin işleri.” 

“Yorulmuyor bu kadın Ahu, geçen sefer yaptığından ne farkı var? Başımıza manyakları sarıp duruyor.” Salona yürüdüğünde kızlar da birbirlerine bakıp dudaklarını ısırmışlar ve hemen Kerim’i takip etmişlerdi. 

Kerim odanın ortasına kadar gelip durdu. Hepsi başı yukarı bakacak şekilde ona bakıyordu. Lütfü’ye bakıp annesine döndü. “Anne?” 

Naciye Sultan yerinden kalkarken telaşlıydı. “Annem, ne oldu?” 

“Ne olsun anne? Dolaşıyorum, sen ne yapıyorsun?”

Kadın yerine sinerken etrafındaki insanlara bakıyordu. Fatma Hanım da şaşkın ve sessizce neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu. 

Sevim Hanım başı yukarıda ağzı açık bir Kerim’e bir annesine bakıyordu. Kızın abisi belalı mıydı? Yüreği bir hop etti. Havaya zıplarcasına kalktı yerinden. “Lütfü, yürü oğlum gidiyoruz.” 

“Nereye anne, otur. Daha çay içeceğiz.” 

Kerim ağır ağır rahat rahat oturan Lütfü’ye döndü. Başını sağa sola esnetti. Boğardı bu adamı, başıyla da top oynardı. 

“E… Şey… Evet, hadi çay içelim,” dedi Ahu. “Oturun Sevim Hanım Teyze.” Pınar’a döndü. “Hadi, abi sen de gel.” 

“Ya evet, ben hemen getiriyorum,” dedi Pınar. 

“Hanımefendi,” dedi Lütfü. 

Kerim boynunu bir kez daha esnetti. 

“Efendim Lütfü Bey,” dedi hem Pınar hem de Ahu boş bulunmuş, yumuşacık bir sesle konuşmuşlardı. 

“Benimki açık olsun, lütfen.” Arkasına yaslandı. Pınar’ı baştan ayağa kesiyordu. Kerim onun nereye baktığına başını çevirip baktı. 

“Durun!” dedi Kerim. Ahu da Pınar da adımları kesti. 

“Kalk lan oradan!” 

“Aaa…” dedi Sevim Hanım. “Ne oluyor? Naciye Hanım?” 

“Oğlum,” dedi Niceye Sultan. 

Lütfü nefesle yerinden kalktı. Garip bir şeyler vardı evet ama Pınar kadar tatlı kimi görmüştü ki? “Gidelim anneciğim.” Ceketinin düğmesini ilikledi. “Ortada garip durum söz konusu, çok belli,” dedi Lütfü. İç cebinden bir kart çıkartıp Pınar’a uzattı. “Adınız neydi?” 

“P… Pınar.” 

Lütfü gülümsedi. “Pınar Hanım, daha sonra bir çay içelim. Bu olmadı.”

Uzatılan karta bakan Kerim, Pınar’ın karta uzanmasıyla kayışları koparttı. “Ulan gavat, seni dövmek farz oldu,” dedikten hemen sonra Lütfü’yü ceketinden yakalayıp yumruğu çaktı. 

Evin içinde bir anda çığlık kıyamet, Lütfü koltuğa devrildi. Sevim Hanım çığlıklar arasında oğlunun yanına ulaşırken Fatma Hanım hışımla yerinden kalktı. Naciye Sultan kalkıp Kerim’in önüne geçti. Ahu da abisinin kolundan tutuyordu. 

“Benim bacıma gelip arkadaşını mı kesiyorsun lan it?” 

Abisinin kolundan çeken Ahu, “Abi yapma!” diyordu ama ne işe yarasın, Kerim delirmiş gibiydi. 

Pınar doğrulan Lütfü’yü ve annesini kapıya sürükledi. “Güle güle,” diyordu telaşla. 

“Bırak beni anne! Bunlar hep senin yüzünden,” sesleri yankılanıyordu salonda ve ses yaklaşıyordu. 

“Sizinle görüşelim Pınar Hanım.”

Bu adam artık fazla oluyordu. “Ya bir git be! Biz ne diyoruz sen ne diyorsun.” 

“Yürü oğlum yürü.” 

“Ama Pınar Hanım, sizi çok beğendim.”

Ayakkabılarını giydiler ama gitmek istemeyen Lütfü’yü çekiştirdi annesi. “Oğlum yürü!” 

“Pınar!” 

Kerim’in yüksek perdeden çıkan sesiyle yerinden sıçradı Pınar. “Lan defol git.” 

Kapı önünden Kerim’in kafasını gören Lütfü topukları yağladı ama Kerim ardından ayakkabılarını bile giymeden inmeye başladı. 

Sesleri duyan Nuran ve Suzan merdiven başından koşar adım geliyorlardı. “Ay ne oluyor?” diyordu Nuran. 

“Abi!” diyen Ahu ve Pınar da koşar adım inmeye başladı. 

Sevim Hanım oldukça hızla iniyordu ama oğlu onu çoktan tek bırakmıştı savaş meydanında. “Ağzına tükürdüğümün evlâdı. Bıraktı beni burada!” 

Yukarıdaki sesleri duyuyor, dudağını ısıra ısıra omuzunu duvara vermiş çıkışlarını bekliyordu Poyraz. Dış kapının önünü kesmişti. “Ben sana soracağım kayın anneciğim. Bunlar iyi günlerin.” Merdivenleri pat pat inen adamla doğruldu. Önünü kesti. “Nereye koçum?” 

“Çekil! Yukarı da bir manyak var.” 

“Poyraz tut, bırakma! Pınar’a göz dikmiş gavat!” 

Duyduklarıyla sevinse mi yoksa üzülse mi bilemediği kısa anda öfke damarları şaha kalktı. Bu adamın hiçbir suçu yoktu ama şimdi gözünde zararlı bir böcek gibi görünüyordu. 

“Şerefsiz!” deyip kafayı gömdü. Ayakta sendeleyen Lütfü bir an silkelendi. Gözünün önünden yıldızlar geçiyordu. Yetişen Kerim’i durdurdu Poyraz. 

“Defol git lan, elimde kalacaksın.”

Sevim Hanım hızla oğlunu kaldırdı yerden, korkusu ikiye katlanan kadın bir daha bu sokaktan geçeceğini bile sanmıyordu. Lütfü aracının yanına gelince kendine gelir gibi oldu. Kapının önünde kendilerine bakan insanlara baktı. 

“Ben sizi bulurum Pınar Hanım.” 

“Lan! Geberteceğim!” diyen Kerim iki adım attı ama Poyraz kolundan tuttu. 

“Bırak!” 

Arabaya hızlı ve telaşla binip uzaklaşırlarken Ahu elini kalbinin üzerine bıraktı. O an karşı balkonlardan tam da seyirlik olduklarını fark etti. “Sessizce içeri girin, Anten Züleyha bize bakıyor,” diye mırıldandı. 

“Reklam olacağımız kadar olduk,” dedi Pınar. Arkasını dönüp apartmana girince diğerleri de onu takip etti. En son kapıyı kapatan Poyraz geride durdu, ama kısa bir an Ahu ile bakışıp gülümsediler. 

“Sen dur bakalım,” dedi Kerim.

Pınar durup döndü. “Ne var?” 

“Ne diye adam adını söylüyorsun, bir de kartını alıyordun?”

“Adım Pınar değil mi? Adımı sordu söyledim.”

“Her adını sorana söylüyor musun?” diye bağırdı Kerim. 

“Sana ne be!” Arkasını dönüp hızlı adımlarla yukarı çıktı. Kerim de peşinden gitti. 

“Allah bana bir tane akıllı vermemiş bu dünyada, bir ona yanacağım.” 

“Ben sana yeterim, Ahu Gözlüm.” 

“Sus! Biri duyacak şimdi.” Koşar adım yukarı çıkmaya başladı. Salona giren Pınar ve Kerim etrafına bakındı ama Naciye Sultan’dan iz yoktu. Ahu da girip evin kapısını kapattı. Kerim salonun ortasında durduğunda yerdeki kartı gördü, eğilip aldı. 

“Al, çok istiyorsan telefon numarası var.”

Pınar gözlerini kıstı ve Kerim’in elindeki kartı alıp dörde böldü. Kerim’in suratına fırlattığında genç adam gözlerini yumarak dişlerini sıktı. 

“Çok istiyorsan sen ara, çıkıp çapkınlık yaparsınız.” 

“Pınar…” dedi dişlerinin arasından. “Sabrımı zorluyorsun.” 

“Ulan seninki sabır mı benimkinin yanında. Gidiyorum ben!” Kerim’in yanından hızla geçip Ahu’nun bakışları arasında kızın odasına girip çantasını alıp çıktı. “Yarın görüşürüz Ahu.” 

“Görüşürüz canım, teşekkür ederim.” Pınar hışımla evden çıkıp gitti. Ahu abisinin yanına bile uğramadı, annesini evin içinde aradı ama bulamadı. Üst kata, gelinlerin evine sığındığını anlayınca güldü, yüzünü yastığa gömerek kahkaha attı. Yarın katıla katıla gülecekti. Ve belki de ömrü boyunca… 

Önerilen makaleler

24 Yorum

  1. Ah bir bilse damatcığı aşşağı katta ❤

  2. ❤❤❤👌👌👌👌💫💫💫

  3. Cok eglendim.eline saglik harikaydi😍

  4. Hahahaha 😂 ne güldüm ama kerime iyi oldu demek ki oda seviyor ki dellendi, Ama Naciye hanım nasıl kaçtı gelinlere

    1. Güzel bir bölümdü gülerek okudum 😂😂

  5. Poyraz ve Naciye nasıl olacak çok merak ediyorum. 😂

    1. Bende merak ediyorum

  6. Kerimmmm sen daha çok delirirsin poyraz da baya iyi plan yapıyormuş 😂😂😂 yine harikaydı bölüm

  7. Kahkaha attım yahuu ne heyecanlı bir bölümdü,soluksuz okudum,Pınar cimm,Kerim cimm accik aşık olma yolunda ilerliyor da şirazeyi selametlemekle meşgul 🤭☺☺

  8. Allahım yaaa.. Her bölümü ağzım kulaklarımda okuyorum yaaa. Müthiş.

  9. Kerim abiiii geçmiş olsun😂

  10. Ne eğlendim varya ellerine sağlık yazarcim 🤣🤣 Kerimcim hayırdır kim diyecek çok merak ediyorum.

  11. Yaaaa çok güzel bir bölüm olmuş ellerinize emeğinize sağlık 😘😍❤❤❤

  12. Guzel bı bölüm du canım emegıne saglık🥰😐🥰

  13. Ayy harika bir bölümdü kahkaha atarak okudum

  14. Ben de tam şu anda başımı yastığıma gömdüm katıla katıla gülüyorum 😂😂 Allah iyiliğini versin senin yazarcığım… 👍🏻👏🏻👏🏻🌹🤍

  15. 😂😂😂😂😂Allahim yarabbim yaaa cok eglencelik bölumler ya naciye hanimm topuk poyram tarafindan listeyede alindiniz gecmis olsun keriim keriiiimmmm daha kuduracaga benziyorsun ya gadi hayirlisi 😂😂😂😂😂😂😂

  16. Çok eğlenceli bi bölümdü ellerine sağlık canım😘😘

  17. Yenilen pehlivan güreşe doymazmis ya hani
    Naciye sultan da o misal yazık ahu ya
    Emegine sağlık

  18. Her okuyusunda kahkaha atar mı insan yaa🤣🤣🤣🤣Lütfú gözún kör olmasın 🤣🤣🤣insan anasını bırakíp kaçar mı🤣O arada Pınar’a da sarkmayi ihmal etmiyor.Ortalik ateşe vermiş,iki kişiden dayak yemiş ne umur🤣.Naciye Sultan’ın Poyraz ile imtahanini merakla bekliyorum😉.Ortami düşündükçe kahkaha atasim geliyor.Kalemine sağlık yazarcanim

  19. kötü geçen şu günlerde güldürdün bizi emeğine yüreğine sağlık kalemi güzel insan

  20. Naciye yı nasıl mum edeceksin çıkarak ettim poyraz baya eğlenceli olacak he o seni mi mum eder bilemeyeceğim deli deliyi görünce sopasını saklar mış 😂😂😂 ah pınar sende bir sopa alıp kerim’in kafasını patlatan da gözü görse aklı başına gelse 😒 emeğine yüreğine sağlık canım benim çooooooook öptüm 😘😘😘💙💙💙

  21. Koptum ya 🤣🤣🤣🤣

  22. Ulan Lütfü 🤣🤣🤣 o kadar dayak yedi yine de Pınar dedi durdu. Harika bi bölümdü ya. Kerim de boş değil artık ha. Güzel oldu güzel. Darısı Cansuyla Halilin balona diyelim artık ❣️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!