21. Bölüm

Ratri…

Demir kapıyı sıkıca kapatıp ardına kilit vurdu, kimsenin onu rahatsız etmesini istemiyordu. Bastonuyla adım adım yatak odasına girdi. Evini temizleyen hiç kimseye özellikle de Reyhan’ın açmasına izin vermediği altmış yıllık, tahta kurularının eksilttiği çeyiz sandığının üzerindeki yüklüğe devirdi. Beyaz örtüyü çekip aldı, umurunda olmayan bir köşeye fırlattı. Çok eski çeyizlerini tek tek alıp kenara bıraktı, artık hiçbirinin hükmü kalmayan kumaşlar, patıska ve danteller… Hayalleriyle birlikte çürümüştü çeyizleri. 

Altmış sene önce Gunnar onun gözünün içine baka baka başka bir kadını öperken ölmeye başlamıştı bir yanı. Küçük bir oyun gibi başlayan bir aşkta sıkışıp kalmıştı her ikisi de. Gunnar’ı asla affetmemişti, Gunnar ondan asla vazgeçmemişti. Ama kimse mutlu olmamıştı, gurur kazanmıştı. Doğrular yanlışa, yanlışlar daha büyük yanlışa gebe kalmıştı. Bir kez bile ben ne yapıyorum dememişti Ratri, canı yana yana altmış senedir yaşıyordu. 

Sandığım dibinde çiçekli bir tülbende sarılı defteri çekip aldı. Arkasındaki dağınıklığı öylece bırakıp mutfağa girdi. Mutfakta ekmek yapmak için kullandığı kuzine sobasının yanına oturmadan önce ocak yanındaki çakmağı aldı. Çakmağı yere bıraktı, sarılı defterin bağcıklarını çözdü. Okumasına gerek yoktu, okuyacak kadar iyi değildi gözleri. Defterde sen yazdığını biliyordu. Yaşanmışlıkları bilen tek kişiydi ve onunla torak olacaktı. 

Nisan Sarman’ın, Levent ve Bilge Korkmaz’ın tüm geçmişi o defterde yatıyordu. Nisan’ın defteri ona getirdiği günü anımsadı Ratri. 

Ben olmayacağım, bu filmin son oyuncusu sensin. Bu defter sende kalacak. Eğer her şey benim düşündüğümün aksine giderse bunu Raja’ya vereceksin. Ama benim düşündüğüm gibi olursa yok edeceksin. Raja Donka’yı, Donka Raja’yı sevemezse, anlaşamazsa, birbirlerini görmek dahi istemezse, Barlas ve Raja arasında hiçbir şey olmazsa bu defteri Raja’ya vereceksin. Ama olur ya iki kardeş birbirini çok sever, bunun yanında Raja ve Barlas mutlu olur, yok et, Ratri! Kimse bilmesin. Bazı gerçekler bilinmemeli, bu kimseye bir şey kazandırmaz. 

“İstediğin oldu Nisan, Donka Raja’yı, Raja Donka’yı çok sevdi. Barlas Raja’yı çok sevdi, Raja Barlas’ı çok sevdi. Geçmiş kaybettirecek. Elinin altındaki defterden bir sayfa kopardı. Üzerinde yazanlar;

“Levent, babamın ne istediği umurumda bile değil. Ben seni seviyorum, sen de beni seviyorsun.”

“Seni çok seviyorum, Nisan. Babanın ne düşündüğü benim de umurumda değil.” 

Gülümsemiştim, Levent’e, onu o kadar çok seviyordum ki önüme kim çıkarsa çıksın yakıp yıkıp geçebilirdim. Onu elimden alacak herhangi birinin canını alabilirdim. İçimde bu gücü hissediyordum. 

Sayfayı çakmakla tutuşturdu Ratri. Sobanın açık kapağından içeri attı, ikinci bir sayfa kopardı. 

“Baban sizi ayıracak Nisan, boşuna uğraşma,” dedi Bilge. Ona kırılmış bir bakış attım, neden beni üzüyordu ki? O benim en iyi arkadaşım değil miydi? “Levent beni seviyor ve hiç ayrılmayacağız, Bilge. Lütfen böyle konuşma,” dedim, bana öyle baktı ki içim üşümüştü. Yanımdan kalkıp giderken artık bir şeylerin farkına varıyordum. Bilge beni kıskanıyordu.

Sayfayı ateşle buluşturdu Ratri. “Sen bir şeytandın, Bilge,” dedi. “Asla Raja’yı hak etmedin. Senin gibi bir annesi olduğunu bilse kahrından ölür.” Gözlerini ateşten alıp sayfaları tek tek parçalamaya başladı. “Levent seni asla sevmedi, Bilge. Sen bu hayatların en kötü insanısın,” diyerek sayfaları yakmaya başladı. Elindeki son sayfada yazanlar; 

Hamileydim. Ama bu harika bir şeydi. Kısa süre önce babamın beni eve kapatmasıyla görüşmemiz kesinlikle yasaklanmıştı. Evden kaçıyordum, bu umurumda bile değildi. Her şeyi, parayı, lüksü arkamda bırakıyordum ve buna zerre kadar üzülmüyordum. Evden çıkmam hiç zor olmamıştı, arabamı alamasam da taksiyle mahallesine gidiyordum. Evine yakın bir yere durdurmuştum taksiyi, mahalle çok farklıydı. Uçan kuşu bile görebilen insanlar vardı. Evine daha önce de gelmiştim. Beni Ratri ile tanıştırmıştı. Ah… Ratri… Benim kader ortağım olacağını o ilk gün anlamıştım. 

Evine adım adım yaklaşmıştım, küçük ve eski evin ışıkları yanıyordu. Demir kapıyı bir kez tıklatıp bekledim. Heyecandan ölecek gibiydim, içimde bir bebek vardı, sevdiğim adamdan, beni seven adamdan. Ona bunun haberini verecek, evlenecek ve mutlu olacaktım. Ama bana kapıyı açanı gördüğümde tüm heyecanım kanım gibi damarlarımdan çekilmişti. Bilge açmıştı kapıyı, yüzünde o hiç tanımadığım gülüşü asılıydı. O bana gülüyor, ben ona öylece bakıyordum. 

“Gelsene içeri,” dedi bana. 

“Kim gelmiş,” diyen sesin sahibi hemen kapıda, Bilgenin yanında belirdi. Onu gördüğümde içimden taşan her şey kendini bıraktı. Gözyaşlarım peşi sıra inerken Bilge’yi iterek yaklaştı. 

“Nisan!” dedi, ondan kurtuldum, ama tekrar yakalandım. 

“Beni aldattın, Levent,” dedim. 

“Hayır,” dedi ama ona inanmadım. Durum çok gerçekçiydi, başka açıklaması yoktu. 

“Bırak beni! İkinize de lanet olsun.” Geldiğim yoldan geri döndüm, arkamdan bağırdı, tüm sokak uyandı, ışıklar yandı. Önüme dikildi ama onu ezdim ve geçtim. Asla inanmak istemedim, sevgimin büyüklüğü altında eziliyordum. 

Ratri ateşle dans eden geçmişi izledi. “O gün inanmadın Nisan, sen de benim gibiydin. Durmak, dinlemek bize göre değildi ve ikimiz de hata yaptık.” Yaşlı cildini talan eden yaşları silmedi Ratri. Bir sayfa daha yırtıp ateşe attı. 

Babamın bana uygun gördüğü adamla evlendim. İyi bir insandı ve tam bir erkek değildi. Asla çocuğu olmamıştı ve olmayacaktı. Bana elini sürmesine gerek yoktu. İktidarsızdı. Bunu bana kendisi açıklamıştı ve benden sadece hayat arkadaşı olmamı istemişti. O da kızıma baba olacaktı, anlaşmıştık ki öyle de olmuştu. 

Levent’in bana ulaşmak istediği tüm kanalları kapatmıştım. Çok seviyor olmam her şeyi görmezden geleceğim anlamına gelmiyordu. Evlendim, rahat bir hayatım olsa da aslında her şey eksikti. Her gün biraz daha ölüyordum. Artık çok zengin bir kadındım, eşim bana her şeyi sunuyordu. Oturdukları toprakların tamamını satın almıştım, bu aslında biz ceza olacaktı ama elim, kalbim hiç gitmedi. Ratri’yi görmek istiyordum ve bir gün gizlice haber gönderdim. Mahalle dışında buluştuk, bana her şeyi anlattığında bir yıkım yaşadım ve kızımı üç ay önce dünyaya getirmiştim. 

Bilge ailesinin onu sokağa atmasıyla Levent’in yanına sığınmıştı. Ratri bunun bir yalan olduğunu, Bilge’nin bunu bilerek yaptığını ve sonunda zorla veya bir şekilde Levent’le birlikte olduğunu, şu anda bir aylık hamile olduğunu söyledi. Her şeyi yanlış anlamıştım, hayır Bilge öyle anlamamı sağlamıştı ama yine de ben Levent’e güvenmemiştim. 

“Kaybettik, Nisan. Acı çektik…” Bir sayfa daha yaktı Ratri. 

Levent sürekli alkol alıyor, bir kızı vardı ama onu umursamıyordu. Bilge’den nefret ediyordu, ama onunla evlenmişti. Ben evliydim o, evliydi. Bir kızımız vardı ve bunu bilmiyordu. Kızımın bir kardeşi vardı ve bunu belki de asla bilemeyecekti. 

Bir gün kızımla dışarıda dolaşırken burun buruna geldik. Bana baktı, Donka’ya baktı, gözleri defalarca ikimiz üzerinde gitti geldi. Kızımız ona o kadar çok benziyordu ki tanıyan kim görse Levent’in kızı derdi. O da bunu anladı. Yanından öylece geçip gitmek hayatımda yaptığım en zor şeydi. Acılar bir ateş bir parçası oldu ve tüm bedenimi yaktı. Kızımın yanında ağlamamak için gülerken kuruttum gözyaşlarımı. 

Ondan sonra peşime düştü ve beni buldu. Beni tek yakaladığı ilk anda köşeye sıkıştırdı. 

“O benim kızım,” dedi ben de, “Senin kızın,” dedim, karanlıkta kaldığım yıllardan sonra açan güneş gibiydi gülüşü. 

“Ayrılırım,” dedi. “Kızımı kabul eder misin?” diye sordu. “Ederim,” dedim. “Boşan,” dedi. “Boşanırım,” dedim. 

Sadece ona ait olan dudaklarımı çölde vaha bulmuş insan gibi öptü ve o çölde çiçekler açtı. O gün beni hiç bırakmadı, hayatımın en güzel gününü yaşadım. Ona kızımızı anlattım, ben anlattım o, beni yeşil gözleri parlayarak izledi. Ben o gün tekrar tekrar âşık oldum. Eşimin nasıl biri olduğunu ve bana elini bile sürmediğini de anlattım. Bunu duyunca beni kuvvetle öptü, içine alırcasına sarıldı. 

Yıllar geçti ama kokusunu hâlâ hatırlıyorum. Dokunuşlarını asla unutamıyorum. 

O günün gecesinde arabamla Levent’i mahalleye kadar götürmüştüm. Biraz geride durmuştum, beni kimsenin görmemesini istiyordum. Çok mutluydum, hiçbir şeyi umursamayacak kadar mutluydum

Onu bırakıp geri döndüm ve bu bir süre devam etti. Bilge ayrılmayı asla istemiyordu, kavga üzerine kavga çıkartıyordu ama Levent kararlıydı, biz birlikte olacaktık. Boşanacağımı duyan babam işleri tamamen zora sokmuş içinden çıkılmaz hâle getirmişti. Evli olduğum adam bana saygı duyuyordu ama babam canıma susamış gibiydi. Asla müsaade etmiyordu, tehdit üzerine tehdit sürüyordu önüme. Umursamadım, umursamadık. 

Babam eşimle de tartışıyordu, araları açılmıştı. Eşim bana Levent’in boşanmasını beklememi sonrasında beni, Levent ve kızlarımla yurtdışına göndermeyi teklif ettiğinde ona bir babaya sarılır gibi sarılmıştım. Zengin ve statü sahibi biriydi ve benimle evlenerek bunu ikiye katlamıştı, bana değer vermişti ben de ona. O her zaman iyi bir adamdı ve ben onun omzunda ağlayarak geçirdim yıllarımı. 

Kızımı babasıyla birçok kez buluşturdum, Donka ona hiç baba diyemedi, baba olarak bildiği bir adam vardı ve bu Levent’in hep içinde kalan bir acıydı. Yine de ona sarıldı, kucakladı ve sevgisini kazandı. Bir gün ona baba diyecekti, Levent hep o günü bekledi. Ama olmadı…

Bilge en nihayetinde boşanmayı kabul etti. Babamın gözlerinin ve kulaklarının üzerimde olduğunun farkına varamadım. Biliyordu, Bilge boşanırsa benim Levent’le olacağımın farkındaydı. 

Boşanma kâğıtlarını hâlâ imzalamıştı Bilge, ha bugün ha şu gün derken kızlarıyla birlikte yaşamaya devam ediyorlardı. Amacı evliliğini kurtarmaktı, kendince haklıydı. Raja’nın hastalandığı bir gece üçü birlikte dışarı çıkmıştı. Raja babasının kucağındaydı, hızla gelen aracın altında Bilge kalmıştı. 

Babam Levent’i öldürmek istedi, ama onun yerine Bilge’yi öldürdü. Kızımın dedesi, kızımın kardeşinin annesini öldürdü ve buna kaza süsü verdirdi. Levent’e çarpacak araba, Bilge’ye çarptı. Bilge öldü, Raja öksüz kaldı ve babam bizi sonsuza kadar ayırdı. 

Gözlerinde daha önce rastlamadığım bir acıyla karşımda durmuştu. Yeşil gözleri hepimiz için ağlıyordu. 

“Kızıma bunu yapamam!” demişti. “Bunu babanın yaptığını ikimiz de biliyoruz, üzerini örtmek için neler çevirdi… Baban, kızımın annesini öldürdü. Sen başka bir kızımın annesisin. Hiçbir sır gizli kalmaz, Nisan. Raja bir gün sana ve bana bakıp annemi siz öldürdünüz dediğinde ona ne diyeceğim? Sen ona baktıkça annesinin bizim yüzümüzden öldüğünü nasıl unutacaksın? Biz bunu kaldıramayız, biteriz. Ben bizden vazgeçiyorum, şimdi neysek bundan sonra o olmayacağız. Sen yoluna ben, yoluma. Donka için üzgünüm, onu seveceğim ve hep uzaktan izleyeceğim. Seninle olduğum takdirde çocuklarımın da senin de benim de canımız tehlikede. Ölen ben olmalıydım, baban bunu keşke becerebilseydi.”

Yanaklarından damlalar sicim sicim inerken ona eşlik ettim. Haklıydı, bitmiştik. 

“Seni. Bir tek seni sevdim. Son nefesime kadar da seveceğim.” 

“Bir tek seni sevdim ve ölünceye kadar da seni seveceğim.” 

Son sözlerimizi birbirimizin gözlerinin içine bakarak söylemiş, arkasını dönerek uzaklaşmıştı. Onu hep izledim, ne zaman özlesem soluğu olduğu yerde aldım. Uzaktan baktım ama yetti. Hayatına başka kimse girmedi, benim hayatıma başka bir erkek dokunmadı. Kendinden geçercesine içiyordu, ölmek istiyordu. Ölmek istiyordum. Hayatlarımız hiç uğruna bitmişti. Başımıza gelen şeyleri biz istememiştik ama başrol oyuncusu olmuştuk. Perde mutsuz sonla kapanmıştı. 

Ratri önündeki deftere baktı, son bir yaprak kalmıştı. Geçmişi herkes için yakıyordu, Raja’nın iyiliği için yakıyordu. Barlas’ın aşkı için yakıyordu, Donka’nın kardeş sevgisi için yakıyordu. Gülen yüzleri solmasın diye yakıyordu. Defteri kapatıp eline aldı. 

“Ben de gidiyorum, onlar da benimle gidiyor.” Sobanın içindeki ateş kümelerine son sayfayı bıraktı. 

Levent kızının düğününü uzaktan izledi, hem ağladı hem izledi. Bana hiçbir şey söylemedi ama içindeki kahır onu bitirdi. Beni bitirdi. Bizi bitirdi. 

Levent’e torununu gösterdim, kucağına verdim. Adının Levent olduğunu söylediğimde sadece ağladı ve bebeği bağrına bastı. Torunumu aklı erinceye kadar hep gösterdim ona, kuytu köşelerde maç bile yaptılar ve ben onları izlerken yaşadığımı hissettim. İlk kez dede değinde Levent mutluluktan ağladı, ona eşlik ettim. 

Ölmeden bir hafta önce onu hastane ziyaret ettim, ben de hastaydım; son nefesime çok az kalmıştı. Ama onun ölümüne şahit olacağımı asla düşünmemiştim. Bu, çok çok daha büyük bir acıydı. Kalbim durmaksızın ağrıyordu. Yaşlanmıştı, yaşlanmıştık. Ama hâlâ âşıktık. Beni görünce fersiz gözlerine parlaklık oturmuştu. Yatağın ucuna ilişip ellerine sarılmıştım. Doğrulmasına yardım etmiş göğsüne yaslanmıştım. Kokusu hiç değişmemişti. Ölüyordu ve ben onu çok seviyordum. Uzun bir süre tek kelime bile etmemiştik, dokunmak konuşmaktan çok daha keyifliydi. Birbirimize sevgimizden başka diyecek sözümüz neydi ki… Tabii ki çocuklarımız.

“Donka’ya onu çok sevdiğimi söyle, onu uzaktan izlediğimi, hasretle yaşadığımı da söyle. Annesini çok sevdiğimi de söyle, eğer bir gün kardeşini bulursa ablası olarak ona sahip çıkmasını söyle. Raja çok yalnız, Raja mutsuz, Nisan. Raja’ya iyi bakın. Ona bir şey açıklamıyorum çünkü yüzüme baktığında utanırım, bana kızarsa kaldıramam. Benim öldükten sonra bilsin. Benim kızım çok akıllı, ablasını kabul edeceğine eminim,” dedi ve beni ağlattı. Bu ağlatış diğerleri gibi değildi, gideceğini iyice kavrayan yüreğimin tüm odaları dağıldı. 

O gün oda da ona söz verdim ve sözümü birkaç eksik birkaç fazlayla tuttum. Kimse gelmeden odadan çıktım, zor oldu ama yaptım. Son sözlerimiz kaç yıl geçse bile değişmemişti. 

“Hep seni sevdim, Nisan.”

“Hep seni sevdim, Levent.” 

Umarım bu satırları okumuyorsundur, Raja. Umarım ablanı çok seviyorsundur ve umarım Barlas’la çok mutlusundur. Ama eğer okuyorsan senden hiçbir zaman anneni almak istememiştik, bir şekilde her şeyin ucu sana dönmüştü. Senden her şey adına özür dilerim kızım. Babanı da beni de affet. Tek suçumuz sevmekti…

Tüm geçmiş yanmıştı. Sobanın açık kapağından düşen ateş parçası önce Ratri’nin eteğinin kenarını tutuşturdu sonra onu söndürmek isteyen yaşlı kadının ellerini yaktı. Oturduğu yerden kalkmak istedi ama yapamadı. Ellerinin acısına aldırmadan ateşe vurdu ama elleri daha çok acıdı, eteği alev aldı ve bir beden son yolculuğuna ateşler içinde çıktı. 

Şehadet getirdikten sonra etrafını saran kuvvetli ateşe teslim oldu. Aklından son geçen ise sevdiği adamı başka bir kadının dudaklarında gören Ratri’nin altmış yıllık acıları ve keşkeleriydi. 

Raja, Barlas’ın dedesinin annesinin katili olduğunu bilmeyecekti. Donka, Raja’nın annesinin aslında hayatlarını mahvettiğini bilmeyecekti. Babalarını yaşarken öldüren iki insanın kanından olduklarını da bilmeyeceklerdi. Nisan, onlara masum yalanlar uydururken tek istediği iki kardeşin mutlu olmasıydı. Raja ile Barlas’ın kaybolan aşklarının yerini almasını dilemişti. 

Nisan hayatta pek çok şey dilemişti, ama kabul olan son dilekleriydi. 

Önerilen makaleler

12 Yorum

  1. Hiç tahmin edemezdim belkide iyi oldu bazı sırlar soylenmemeli emeğine yüreğine sağlık

  2. Nefesim kesildi okurken o dedeyi boğazlayasım geldi. Ratri’nin sonuna çok üzüldüm Raja için bir yıkım daha

  3. Bazı şeyler hep saklı kalmalı… ellerine sağlık etkilenmemek mümkün değil. Raja, Ratrinin yokluğuna nasil dayanacak 🙁 Barlasa her zamankinden daha çok ihtiyaci olacak
    sevgili yazarım bu arada Şehrazat ve Rohan’in hikayesine devam edecek misiniz

  4. Yaaa Ratri ye çok üzüldüm 😔

  5. Evet bazı gerçekler söylenmemeli,

  6. Raja yıne yıkılcak ratrıye cok uzuldum bole ölmemelıydı bazı doğrular bılınmese dhaa ıyı oluyor emeğine sağlık canım🥰🥰

  7. çok güzel bir aşk yaşamışlar ama acı ile geçmiş süperdi bölüm teşekkürler

    1. Bõlum içime oturdu resmen.Seçimler insanı nasıl farkli yollara savuruyor.Bazen gerçeklerin yıkımdan başka bir şey kazandırmayacağı gibi.Kalemine sağlık yazarcanim.

  8. Soluksuz okudum
    Yaşanan büyük bir aşk ama sonu hüsran keşkelerle dolu bir hayat ratri de keza aynı hataya düşmus iki kadin geçmişin izleri
    Raja yine yıkılacak
    Emegine yüreğine sağlık canım benim

  9. İki insanın hırsı iki insanın kaderini nasıl değiştirmiş hatta 6 insanın yazık 😓
    ratrininde gerçekler acıtmasın diye
    yok ettiği geçmiş onun acı içinde yok olmasına sebep oldu 😔 çok üzücü

  10. Içim yandı yaaa,hiç böyle düşünmemiştim,nasıl da güzel sevmişler ve nasıl da kıymışlar aşka el olmayan ama el olsaydı keşke dedirten insanlar😔

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!