İyi akşamlar sevgili okurlarım. 💜

Bugün çok tatlı bir kızın doğum günü. İyi doğdun canım Pınar. Çok seviliyorsun, nice uzun ve güzel yaşların olsun. 🌸 Bölümü doğum günü hediyen olarak kabul et çiçeğim. 😘

Keyifli okumalar…

💜

Yoğun ve yorgun günün ardından tüm işlerini toparlayıp terliğini çıkartıp ayakkabısını giymek için arka tarafa geçen Cansu, ayaklarının ağrısına inleyip terlikten boşalan ayağını spor ayakkabısının içine soktu. Ayağına takılan şeyle yerinden sıçradı. Böcek veya benzeri bir şey sanmıştı. Eline alıp silkeledi ama böcek falan yoktu. Rulo hâline getirilmiş beyaz bir kâğıt yere düşünce kaşları havada bir süre bakındı. Ayakkabıyı bırakıp kâğıdı alıp bağlandığı paket lastiği çekip attı. Zarfı açarken ön tarafa geçip koltuğa oturdu. Açık jaluzilere aldırmadan içinden çıkan mektubu okumaya başladı, kalbinde tarifsiz bir heyecanla… 

Gelin olmuşsun be gülüm, nasıl da güzelsin. Beyaz bir kadına ancak bu kadar yakışırdı. Melekler kıskanıyor olmalı, beyaz bir kanadın var, adı sen olan. 

Benim kanatlarım kırıldı Cansu. Sen o beyaz elbiseyle bu sokaktan giderken benim hayallerim yıkıldı. Ben o yıkıntıların altında can çekişiyorum. Bir başkasıyla evlendin, başka bir erkek dokunacak sana. Bakacak o güzel gözlerine, sevecek saçının her bir telini. 

Aşkın acısı öldürmüyormuş, ölmekten beter ediyormuş. Ölenin kıyameti gibisin, koptun gittin. Şimdi talan her yer. Yer bir gök bir. İçimdeki kıyametin ortasında can veriyorum. Ben senin için ölüyorum sen, bir başkası için nefes alıyorsun. Kaderimin bu kadar acı olacağını bilseydim de severdim seni, sen kalbimin en güzel eserisin. Acın bile güzel kızım! Bu can sana feda olsun. Çok mutlu ol, sevmek, sevdiğini mutlu görmekse eğer: Sen hep mutlu ol. 

Gözlerinden düşen birer damla yaşın neden aktığını bile düşünmüyordu. Yaşadığı acılar mı yoksa yaşayamadığı bu adamın aşkı için miydi… Elleri dizlerinin üzerine düşerken başı önünde kâğıda bakıyordu. “Kimsin sen?” Eli boğazına giderken nefes alamadığını hissediyordu. Bir senedir panik atak yaşamıyordu. Eşiğinde olduğunu o an anladı. 

Caddenin karşı tarafında iç çekip nemli gözlerini kapatan Halil ellerini cebine atıp durağa yürüdü. Hayattan tek beklentisi bir aşk kırıntısıydı. Küçük bir tohum tanesi, ekerdi o. Bağ yapardı, Halil, canını bile verirdi. “Keşke sevsen be Cansu.” Başını bir kez daha kuaföre çevirdi. Durdu. “Cansu!” 

Kapının önünde dizleri yerdeydi. Bacakları boşalmıştı ve nefes alamıyordu. Ahu erken çıkmıştı, Bakkal Sefere sesini duyursaydı keşke. Havada kararmıştı, ama yoldan geçen biri de onu görebilirdi ki biri, “Hanımefendi,” dedi.

“Yardım edin lütfen,” diyordu ki Halil adını haykırarak gelmişti. “Cansu,” derken kadını iki kolundan tutmuştu. Halil’in sesine Bakkal Sefer ve yan dükkandaki kadın da çıkmıştı. 

“Halil! Nefes alamıyorum.” Gözleri kızarmış, yaşlar dökülüyordu ve yüzü beyaza kesmişti. Halil kadının tüm bedeninin elleri altında titrediğini hissedince aklını kaçıracaktı. Hemen yanındaki kadına döndü. “Abla, sıkı tut, yere düşmesin arabayı alıp geliyorum.”

Karşıya nasıl geçti, nasıl arabayı aldı soran olsa anlatamazdı. Arabayı karşı caddeye geçirmesi vaktini alacaktı, düz devam ederken aracı yolun ortasında durdurdu. Bayılmak üzere olan Cansu’yu kucağına aldı, bakkal Sefer’in eşine seslendi Halil. “Abla sen de gel.” 

Kadın telaşla, hayır demeyi dahi düşünmeden aracın içine geçip yanına bırakılan Cansu’yu kucakladı. Koltuğa oturduğunda ve gaza bastığında alnından boncuk boncuk ter iniyordu. “Cansu?” dedi önüne bakıp arkaya kısa bir an döndü. 

“Bayıldı Hali, bas gaza oğlum.” 

“Cansu,” derken sesi mırıltıdan ibaretti ve şu yaptıklarının kadını bu hâle getireceğini kim düşünebilirdi ki… “Cansu…” 

                                                                    ***

Poliklinik önünde durdu Poyraz. Pınar kapıyı bir yandan, Ahu bir yandan açıp çıktı. Kerim ve Poyraz da onları takip etti. Telaş ve korku iki kadını da eşit etmişti. Kısacık yol boyunca akılları çıkmıştı. Halil onları Cansu muayene olurken aramıştı. 

“Abi,” dediler aynı anda. 

“Ne oldu?” dedi Ahu. 

Kızlar gelince Sefer Bey’in eşi de izin isteyip aramalarını söyleyip ayrılmıştı. Kadının gidişiyle Halil karşısında açıklama bekleyenlere döndü. Omuzları inen adam başını da eğdi. “Mektubu okudu, uzaktan izledim. Sonra da nefes alamadığı için kapıya çıkmıştı orada gördüm. Yolda bayıldım.” 

“Panik atağı!” diyen Pınar elini başına vurup yanındaki koltuğa çöktü. “Bunu akıl edemedik.”

“Panik atağı mı var?” dedi Halil, bu soru Poyraz için de geçerliydi. Ama Kerim biliyordu. Yine de bu, onun da kalına gelecek bir ayrıntı değildi. 

“Bir yıldır iyiydi, hiç gelmedi aklıma,” dedi Ahu, Pınar’ın yanına çökerken. “Evlendiği sene ufak ataklar geçirmişti, sonra ataklar da dertler gibi büyüdü. Kadını durduk yere hasta ettik.” 

“Korktu mu acaba? Neden yazıyordu mektupta?” 

Halil soruyu soran Poyraz’a kafasını salladı. “Hangisi nereden bileyim.” 

“Ben içlerinden birini çekip verdim. Korkmuş olduğunu sanmıyorum.” 

Akşam sakinliği olan poliklinikte Cansu’nun ağlayan sesi yankılandı. Kızlar yerinden fırladı, beylerde bir adım attı ama durdular. 

Müşahede odasının açık kapısından geçti kızlar. Cansu başucundaki doktorla hem konuşuyor hem de ağlıyordu. 

“Doktor Bey, kendimi durduramıyorum,” diyordu iki gözü iki çeşme. 

“Abla!” diyen kızlar bir yanına geçip elini tuttular. Cansu onlara bakıp daha çok ağlamaya başladı. 

“Ahu bir mektup daha buldum,” dedikten sonra hıçkırarak ağladı. Pınar’ın elini tuttu. “Pınar bir okusan… Tüm acılarım gözümün önünden geçti.”

Kızlar birbirlerine bakıp nefes aldılar. Halil kapının önünde başını duvara vurup duruyordu. Eski kocası olacak adamı döve döve öldürebilirdi. 

Bir kadını bu hâle getirdiği için üzerinde tepine tepine canını alabilir, zevkle katil olabilirdi. Poyraz sırtına dostça vurdu. “Mutlaka unutacağı bir günü olacak.” 

Başını salladı ama buna inandığı söylenemezdi. Git gide inancı azalıyor, oluşan enkazın altından Cansu’nun sağ çıkacağını sanmıyordu. Bir mektupla bile yerle bir olan hangi kadın bir daha aşka yelken açardı? 

Cansu’nun anne ve babası da kapıdan girdiklerinde ağlayan annesi üzerine tuz ekmesin diye kadını içeri almamışlardı. 

Saatler sonra poliklinikten ayrıldılar. Ahu’nun çantasında her zaman hazır duran namaz başörtüsünü Cansu’nun omuzlarına sardılar. Ağlayışları sönmüştü, durgun ve solgun bir yüzle boş boş bakıyordu. Başı Pınar’ın omuzuna düşmüştü. 

Annesi Şaziye Hanım başörtüsüyle gözlerini kuruluyordu ama Cansu onu görmeyecek kadar çok sakinleştirici almıştı. Pınar ile annesi arka koltuğa oturdu. Babası da Halil’in yanına oturunca eve olan beş dakika mesafede kimse konuşmadı. Arada Cansu’nun sessiz iç çekişleri duyuldu ve her iç çekişi bir vida gibi delerek Halil’in kalbinde şekil aldı. 

                                                                        ***

Sabah erkenden kalkıp üzerini giyinmişti. Annesinin kimde olduğunu dün gece öğrenmişti. Nuran Yengesi ona kısa bir özet geçmişti. İlyas abisi annesine son ve en etkili ayarını vermişti. İlhan da eklemeler yapmıştı. Hatta İlhan eve elin adamını aldığı için bir öfke nöbeti geçirmişti. Kuyruğu dik tutan Naciye Sultan çenesini havaya dikip suratını duvara dönmüştü. Geceyi de Nuran da geçirmişti. Şimdi de Ahu ile yüzleşme zamanıydı. Kapıyı açan Ceren’in yanaklarına birer öpücük kondurup mutfağa yürüdü. “Kalktı mı annenler?” 

“Gel gel,” diyen Nuran saçlarını topluyordu. 

“Nerede benimki?” 

Nuran gülümseyip salonu işaret etti. “Ağzını bıçak açmıyor.” 

“Kuyruk dik tabii, başka ne beklenirdi ki…” 

Şalının ucunu arkasına savurup cool bir edayla salona girdi. “Anne?” dedi suratı sirke satan kadın. Pencerenin önündeki koltuğa oturmuş manzaraya bakıyordu. Bu kattan mor salkım sokak daha iyi görünüyordu. Acaba katları mı değişseydi? Neyse bunu sonra düşünürdü. “Zıkkım,” dedi kızına. 

“Bana sormadan eve görücü çağırmanı bile geçtim de anne elin herifi Pınar’a göz dikti buna ne diyeceksin?” 

“Anasına bakıp danasına aldanmayacaksın, diyorum. İşte biz analar boyunu doğuruyoruz da huyunu doğuramıyoruz.” 

“Pes! Kuyruk dik hâlâ. Bir daha bana sormadan tek bir şey yaparsan kaçarım evden! Yaparım! Sonra sana bir davulcu bulur damat diye getirim.”

“Sen bana bir bardak su bile getirmezsin. Sende o beceri yok. Kütük gibi kızsın, yok ben anladım. Pınar bile daha çok kadın. Senden bir bok olmaz. Seni kim ne yapsın? Kocana bakamazsın bile, adam yemeğini de kendi yapar, ütüsünü de.”

Gözlerini devirip başını yana yatırdı. ‘Sen öyle san anneciğim, kapmışım gül gibi devi.’ Sıkıntılı bir nefes salıp annesine döndü. “Sen merak etme, ben yemekte yaparım, kariyerde, çocukta. Sen bana görücü bulma yeter. Adım çıkacak anne!” 

“Bak orada haklısın, evde kalan kız kurusu Ahu. Çıkacak evet. Otuz da evlenir, otuz beşte çocuk yaparsın on sene sonrada sana nene derler.” 

Elini havada sallayıp gülümsedi. “Varsın öyle olsun, neydek?” Yerinden kalktı yavaşça. “Neyse ben işe gidiyorum, bugün Bakırköy’e gideceğim. Çok işim var, kocam yok ama işim var.”

Naciye Sultan kızına böceğe bakar gibi buruşuk bir suratla bakıp, hıh dercesine başını çevirdi. “Güle güle.” 

Gülümsememek adına dudaklarını sıktı. Salon kapısından abisiyle karşılaştı. İlyas kaş göz ederek durumu sordu.

“Kuyruk dik abi.” Gülümsediğinde abisi de gülümsedi. 

“Ben gider, Bakırköy de işim var bugün. Önce bir yere uğrayacağım.” Ahu antre kapı önünde ayakkabısını giyerken konuşuyordu ama onun sesini en alt kattan seçen Poyraz omuzunu duvara vermiş inmesini bekliyordu. 

Eteğinin ucu göründü ilk, siyah elbisesi, kahverengi kemeri ve çantasıyla şık bir kadın en alt basamağı aşıp karşısında durdu. Siyah şalının çevrelediği buğday ten ve o yeşil hareleri ela gözler… “Güneş misin? Bir aydınlık sardı etrafı.” 

Gözlerini kırpıştıran Ahu ancak gülümseyebildi. “Ben Cansu Abla’ya uğrayacağım. Pınar dün gece onunla kaldı, anahtarı Pınar’a bırakıp çıkarım. Terzi de olmayacağım.” 

“Nereye?” derken omzunu duvardan aldı. 

“Bakırköy, kumaş alacağım.” 

“Ben de geliyorum. Çıkınca beni ara, ben de izin alayım.”

“Poyraz,” diye fısıldadı. “Sokaktan her çıkışımda peşime mi düşeceksin? Ayrıca çalışıyorsun, işinden olacaksın.” 

“Bir şey olmaz, akşam geç çıkarım. Ve evet, bende geleceğim. Burada bir şey yapamıyoruz. Haksız mıyım?” 

“Değilsin de… Senin için söylüyorum.”

“Merak etme, ben işsiz kalmam.”

“İyi o zaman, duraktan alırsın beni. Sana mesaj atarım.” 

Gülümseyen adamın yeşil gözlerinden parıltılar dökülüyordu. “Hadi git.” 

Son kez gülümseyip demir kapıdan çıktı. Kendi kendine gülümserken Anten Züleyha’ya yakalandı. 

“Hayırdır kız, pek neşelisin?”

Elinde kahvesiyle balkona kurulmuş etrafı dikizliyor, yeni haberler topluyordu. Sokakta her an bir gelişme olurdu. Birinin kızı nişanlanır, birinin düğünü yaklaşırdı. Kiminin eşi eve gelmez, kimininki sabahın köründe kalkıp işe giderdi ve Anten Züleyha bunların hepsini bilirdi. 

‘Sakın çıkma Poyraz,’ diye düşündüğü sırada kapı açıldı ve Poyraz çıktı. Ona dönemedi, hızlı adımlarla yola düştü. “Güzel bit gün Züleyha Teyze, görüşürüz.” 

Poyraz göz ucuyla kadına bakıp arabasına bindi. İkisi ters istikametlere açılırken Anten Züleyha baş sallıyordu. Yılların çakalından ne olsa kaçardı? “Aman maşallah, pek de yakışırlar.” 

Ahu bir üst sokağa saparak Cansu’nun evine ulaştı. Üçüncü katın daire kapısını çaldı. Birkaç saniye sonra açılan kapıdan Cansu’nun annesi Şaziye Hanım göründü. “Hoş geldin kızım, gel Cansu içeride.” 

“Nasıl?” Fısıltılı sesiyle sorduğu soruya Şaziye Hanım gülümsedi. “Daha iyi, uzanıyor.”

Ahu salona geçtiğinde, Pınar’ı yer sofrasında, kahvaltının başında buldu. “Selam millet,” diyerek sofraya kuruldu. “Evden yemek yemeden çıktım. Annem dün gece evden kaçınca…” Kahkaha attı. Cansu gözlerini kırparak ona bakıyordu. Pınar Ahu’nun bacağına çimdik attı. “Çok fenasın Ahu, çok.” 

“Sus kız, bana gelen sana gelsin annem.” Ahu bir kahkaha daha atarken Şaziye Hanım bardağa çay döküyordu.

“Ne oldu ki?” dedi Cansu, halsizlikle.

“Anlatacağım, sen nasılsın?” 

Solgun yüzüne zoraki bir gülümseme takındı Cansu. “Daha iyiyim, hadi sen anlat.” 

“Dün gece Pınar’a görücü gelmiş, tabii biz geç öğrendik.” 

“Bana değil!” diyen Pınar’ın gözleri kocamandı, Cansu’ya döndü. “Ona geldi abla.”

“Nasıl yani?” 

Ahu kahkahalarının arasında sözlerini tamamladığında Cansu da gülümsüyordu. “İnanmıyorum ya…” 

Pınar Hanım ben sizi bulurum, diyerek gitti manyak,” dedi Ahu. “İlk görüşte aşk olurmuş,” dedi ve yine kahkaha attı. Arkasına devrilirken evden kaçan annesi aklına dolunca şiddetle güldü. “Annem abime kaçmış, dün gece orada kaldı.” Kendini toparlayıp doğruldu. “Bir daha yaparsan evden kaçarım dedim.” 

“Annen de seni dinleyecek he mi?” dedi Şaziye Hanım. 

“Dinlemez teyzem, valla dinlemez. Neyse…” diyerek Cansu’ya yaklaştı. Saçlarını okşayıp yanağına sulu bir öpücük kondurdu. “Ben gidiyorum, dükkâna uğrayacağım aklın kalmasın. Şeyda’ya idare eder, merak etme.”

“Sağ ol kuzum.” 

Ahu anahtarını Pınar’a uzattı. “Kanka mekânlar sana emanet.” 

Anahtarı alıp Pınar da kalktı. “Eve, anneme bakıp hemen geçiyorum. Siz gelene kadar, haraçları ben keserim.” 

Ahu omuzlarını kaldırıp sesini kalınlaştırdı. “Yürü Memati, görev beklemez.” 

“Salak!” derken gülümsüyordu Pınar. 

                                                              ***

İşlerini halletmeden önce Poyraz’a çıkıyorum mesajı atmıştı. Durağa hızlı adımlarla yürüyordu, arabayı ve arkasında yazan yazıyı görünce gülümsedi. Arka kapıyı açıp bindi. “İnşallah birini beklemiyordunuz şoför bey?” 

Poyraz arkasını dönüp gülümsedi. “Beklenen geldi, gidebiliriz ama yanıma gelseydiniz.” 

“Mor salkım sokaktayız, bas gaza.” 

“Öyle olsun…” Önüne dönerek gaza bastı. Otuz yaşında biri için kaçamaklar, buluşmalar gizli olunca biraz ağır geliyordu. Durum ortadaydı ve olması gereken buydu ama yanlış bir şeyler vardı Poyraz açısından. İstediği gibi hareket edememek…

“Cansu Abla nasıl?” 

“Solgun ve bitkin, bir iki gün sürer.” 

Yüz metre daha gidip ara sokağa saptı. Durunca Ahu arkadan inip ön koltuğa geçip oturdu. “Halil Abiyi gördün mü?” 

“Gördüm, o da öyle. Bu iş öyle olmayacak Ahu, başka bir yol bulmazsak Halil onu sevdiğini sonsuza kadar saklar.”

“Cansu Abla yaşadıklarını nasıl unutacak, onu bulsak sorun çözülecek gibi.” 

“İnsanlar yaşadıklarını unutmaz, unutmuş gibi yapar. Halil Abi normal davranacak yoksa zor.”

“Normal?”

Poyraz yan dönüp dudağının ucunu büküp gülümsedi. “Karşısına çıkacak seviyorum diyecek ya da ben nasıl sana yürüyorsam o da öyle önce kalbini fethedecek.”

“A… Sen bana yürüyor musun? Biz orayı geçmedik mi?” 

Poyraz aracın içinde çınlayan gülüşüyle kızın aklını tarumar ederken Ahu sırıtarak arkasına yaslandı. “Ne ya?”

“Kabaca oldu ama yürümedim mi?” 

“Yok, sen koştun. Hızına kimse yetişemez.”

“Bence sen kaçmadın, bizi buluşturan da bu oldu.”

“Tüh, zor kadını oynamam gerekiyordu. Haklısın, kolay lokma oldum.” 

“Zor şeyleri sevdiğimi sanmıyorum, mantıklı olmak daha güzel değil mi?” 

“Bunu sende fark etti. Ne sağ ne sol hep önüne bakıyorsun. Bu güzel bir şey, en azından ruhunu yormuyorsun.”

Kaşları havada kıza döndü, Ahu yandan bakıp gülümsedi. “Beni çözmeye başlamışsın.” 

“Zor değilsin ki. Seni gözlemleyen herkes bunu fark eder.” 

“Olsun, senden duymak güzel. Evet, düşüncelerimle savaşmak beni yoruyor. Bir şeyin kolayı neyse onu yapmak bana en doğrusu gibi geliyor.” 

“Ben de buna yakın sayılırım ama tepemde üç abi ve bir anne var. Mantık hak getire.” 

Birbirlerini tamamlayan cümleler tüm yol boyunca bir şiir gibi akmıştı. Belki farkında belki değil bir bütünün eki eş parçalarıydılar. Biri diğerinin bakışına bir kalp atışı hediye ediyor, diğeri o kalbi seve seve avuçluyordu. Oluşlarındaki doğallığı ikisi de fark ediyordu. Poyraz’ın bir sözü, Ahu’nun kabul edilir mantığına hemen oturuyordu. Ahu’nun ağzından çıkan her kelime Poyraz için üzerinde düşünmeye bile gerek görmeden kabul edilir ölçüde tanıdık geliyordu. 

Kumaş pazarından çıktıklarında öğlen olmuştu. Ahu ezbere bildiği yerlerden aldığı kumaş torbalarından birini Poyraz’a uzattı. Bagajı açan Poyraz bir torbayı bırakmıştı, başını ona çevirmeden elini uzattı. Elindeki torbayı ona vermek istediğinde birbirlerine değen parmakların sıcaklığı anında ikisinin de bedenine tesir etti. 

Parmak uçlarından başlayan sıcaklık tüm bedenine yayıldı ama Poyraz elini çekmiyordu. Ona dönen yeşil gözler içinde neler barındırmıyordu ki… Heyecan… Kıvılcım ve karnında uçuşan kelebekler… “Ver canım,” diyerek torbayı alıp bagaja bıraktı. Kapağı kapatırken Ahu’ya baktı ama kız ön koltuğa oturmak üzereydi. 

Ellerini havaya kaldırıp mırıldandı. “Ey güzel Allah’ım şu kızı hak edecek ne yaptım acaba.” Başını sallayıp yerine geçti. Aracın içini geniş bedeniyle doldurunca Ahu nefesini tazeledi. “Yemek yiyelim, sonra döneriz.”

“Terziye Pınar bakıyor, geç kalmayayım.” 

“Pınar bizi anlar diye düşünüyorum.”

Telefonunu çıkartıp Pınar’a mesaj atmaya başlarken Poyraz da uygun bir yer arayışına girmişti. Birkaç mesaj sonra telefonu bıraktı. “Tamam, ama yine de geç olmasın. Abimler merak eder.”

“Onlara da haber ver, sevgilimle geziyorum dersin.” 

“Cesur yürek,” derken gülümsemişti. “Ama senin kadar cesur değilim canım.” 

“Sence ben kötü bir arkadaş mıyım?” dedi Poyraz. Ahu ona dönerek kaşlarını çattı. “Onu da nereden çıkarttın?” 

Omuz silkerken bu konuda gerçekten de sıkıntı hissettiğini saklamadı. “Abin benim kaç yıllık arkadaşım, yüz yüze görüşmüyorduk ama hep irtibat hâlindeydik. Evine taşındım, kız kardeşine göz koymuşum gibi olmadı mı?” 

“Nasıl bakarsan öyle görünür. Ben, bana göz koyduğunu düşünmüyorum. Ayrıca o ev benim, abimin değil. Abim bunu anlayacak kadar zeki biri ama diğer abilerim için aynı şeyi söyler miyim… Bilemiyorum.” 

“Ev senin?” bir kafe restoranın yanında durdu, arabayı valeye verirken Ahu böyle zengin bir yere neden geldiklerini kısa bir an düşündü ama onu Poyraz getirmişti, üzerinde durmadı. Karşılıklı oturdular, siparişlerini verdiler ve Poyraz sorusunu yineledi. “Ev senin mi?” 

Söylediğine pişman olduğunu hissederken arkasına yaslandı. “Baba hakkım diyelim, annem ilgileniyor. Fazla önemseme lütfen.”

“Anladım… Bir şey soracağım.” 

Öne gelip ellerini birleştirip çenesini birleşen ellerine yasladı. “Dinliyorum.” Yeşil gözleri kızın, ela gözlerinde dolanırken Ahu titrediğini hissetti. Bazen öyle farklı bakıyordu ki Ahu’nun içi titriyordu. 

“Annenin damat kriterleri var mı?” 

Çok daha ciddi bir şey bekliyor olacak ki gülümsedi. “Bunu gerçekten öğrenmek istiyor musun?” 

“İstemesem sormazdım. Var, çıkacak alttan bir şeyler.”

Arkasın tekrar yaslanırken yüzü biraz düşen Ahu eğer anlatırsa Poyraz’ın arkasına bakmadan kaçacağını dahi düşünüyordu. 

Kızın yüzünü incelerken başı yana düşmüştü. “Ne?” 

“Şey… Tamam ben dünyalar güzeli değilim ama işte anneme göre farklıyım. Her anne kızını herhalde evrenin en güzel kızı gibi görüyordur.” 

“Annen değilim ama dünyalar güzelisin.” 

Kan yüzüne hücum ederken elini yüzüne kapattı. “Teşekkür ederim.” 

Poyraz gülüşünü saklayan dudak bükümleriyle, “E… Sonra?” 

Elini indirip düşündü. “Bir kere okumuş etmiş olacak, öğretmen, mühendis, doktor… Devamlı bir iş yani, devlet bünyesi annemin en sevdiği meslekleri kapsar. Evi ve arabası olmalı, bana o evi son model ve şık eşyalarla döşemeli. Düğünde takılacak altınları saymıyorum bile, en son altın yükselince kemer kalsın diye söyleniyordu. Buna benzer çok fazla hayali var. Gösterişli bir düğün olacak ki annem başı dik gezsin. Annem gerçekten de huysuz bir kadın, ama işte annem.” 

Poyraz gülümserken Ahu da ona katıldı. “Ben annenin aradığı damat değilim. Evi de sattım, bir arabam var. Peki sen hayattan ne bekliyorsun?” 

Ahu tüm cesaretiyle Poyraz’ın gözlerinin içine baktı ve tüm hissettiklerini birkaç cümleye sığdırdı. “Sevmek ve sevilmek, evdeki herhangi bir eşyayı kullanırken mutlu ve huzurlu olmak, beni anlayan ve saygı duyan birini istiyorum.” 

Gülümseyerek bakıyor, yeşil gözlerinde kıvılcımlar çakıyordu. “Âmin.” 

Recommended Articles

20 Comments

  1. Yine muhteşemsin… 🥰

  2. Muhteşem bı bolumdu canım 🥰🤣

    1. Teşekkür ederim ☺️

      1. Yine ve yine mükemmel olmuş canım benim
        💖💖💖💖💋

  3. Cansuya çok üzüldüm. 🙁 umarım Halil ile her şey çok güzel olur. İkisi de ağır sınav vermiş

  4. Bölümün başında Cansu ve Halil için ne kadar üzüldü isem bölüm sonunda bir o kadar mutlu oldum. Cansu çok acı çekmiş Halil de engel olamadığı için suçlu hissediyor ama bir kavuşsalar dünyalar huzur bulacak gibi bir halleri var tez zamanda kavuşurlar inşallah. Poyraz da sanki melek olarak tek taksicilik yok, bir sır var gibi sanki damat kriterlerini tam olarak taşıyorda çaktırmaz gibi ama Ahu ‘nun annesinin aksine mütevazi istediği çok belli ve çok güzel. Mütevazi her şey çok güzeldir Ahu da güzel vesselam ki Poyraz’ ın dediği gibi çok güzel bir kız. Bölüm çok güzelidi vizeler sonrası ilaç niyetinde oldu, ellerinize kollarınıza sağlık 🙃

    1. Teşekkür ederim ☺️

  5. ⭐⭐⭐⭐⭐

  6. Ah Naciye Sultan…🤣güleyim mi kizayim mi🤣 hem suçlu hem güclú😅
    Anten lakabina öyle güldüm ki🤣🤣🤣🤣🤣
    Halil’in yazdığı mektup da ağlattı ama… (Tam Payelllce olmuş,bir kaç cümle fakat sayfalar dolusu sesssiz bir haykırışı,acıyı en derininden anlatmış)
    Cansu”ya da ağladım.Bir yanda enkaza çeviren bir adam,bir yanda tüm acısına rağmen mutluluğunu gönülden dileyen bir adam.Hayatinin ne kadar farklı olabileceğini fark ettiren kocaman bir keşkenin ağırlığı…Halil ile Cansu’nun karşi karşıya gelmelerini dört gözle bekliyorum😍
    Ahu ile Poyraz’a ba yi li yo rum😍O kadar güzel,duru ,naif ama güçlüler ki 🙂
    Poyraz’in mottosu👍🙂Birinin dileğine diğerinin amin demesi😍çok çok güzeller
    Kalemine sağlık yazarcanim:)

    1. Cansın sen Ya 😍😍😍 öyle kaptırıp gitmişim okurken. Teşekkür ederim

  7. Muhteşem bir bölüm olmuş ellerinize emeğinize sağlık

  8. Emeğine sağlık, çok güzeldi.

  9. Mükemmel 👌 bir bölümdü
    İnşallah cansu halili görür de yaralarinı beraber kapatırlar
    Ahunun anneside çok insaflıymış altın kemer kalsın demiş tok gözlü😂

  10. yine çok güzel yine muhteşem teşekkürler

  11. Bölüm hangi günler geliyo meraklardayım

  12. Bu arada çok seviyorum bu hikayeyi her gün yazsan olmazmı

  13. Ah canım Ahu aşkım benim kriterler aynı valla tek fark bana daha poyraz gelemedi😂😂😂 bekliyorum ama yılmak yok yola devam. Ah Halil sen ne güzel adamsın keşke sevdiğini de söylesen belki daha kolay hallolacak . Canım cansu tramva olayını o kadar iyi anlıyorum ki sanki gerçek bir insanmışsin gibi sana dua edesim geliyor beni çok duygulandıriyorsunuz canım çiftin sizi yerim mutlu olun. Emeğine sağlık canımın içi yine çok güzel bölüm. 💙💙💙😘😘😘

  14. Cansu ve Halil ediyorum,içim çiziliyor yaa,göreceğiz dimi güzel günlerini de Payelll cim senden ,afilli aşklar çıkar, biliyorummm😘

  15. ❤❤❤❤

Leave a Reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!