Raja…

Elimdeki tabaktan baklavaları tek tek mideme zevkle indiriyordum. Donka benden fazla yemişti, Reyhan ablanın baklavaları meşhur olmuştu. Birkaç ay önce Barlas’ın önerisiyle her gün iki tepsi baklava adliyenin kafesinde servis ediliyordu. Reyhan abla ek gelir sağlıyordu ve bu, hiç de düşük bir fiyattan değildi.

“Sana bir tepsi ayırdım, Raja, eve götür.”

“Olur, abla,” dedim, tabağımı sehpaya bırakmak için eğilemedim ama Donka elimden aldı, boş tabağı sehpaya bıraktı. “Eğilme, bana ver,” demişti ve bu Reyhan ablamın çok hoşuna gitmişti.

“Siz ne güzel kardeş oldunuz.” Donka ile birbirimize bakıp gülümsedik. Reyhan abla iç çekti, çayından bir yudum aldı. “Annen çok iyi bir kadındı, Donka. O kadar güzel bir kalbi vardı ki Allah onu cennetine alsın, rahmeti bol olsun.”

Donka da iç çekti. “Âmin, Reyhan abla,” dedi.

Benim annemi hiç tanımamıştı Reyhan abla, ben sekiz dokuz yaşlarındayken bu mahalleye gelin gelmişti ve çok kısa zamanda herkesin sevilen Reyhan ablası olmuştu. Bana annemi anlatacak hiç kimse yoktu, Ratri de asla anlatmamıştı. Babam dahi anlatmazdı, bunu onu çok sevdiğine ve konuşmak istemeyişine yordum hep. Ah… Ratri, neler biliyordun da bana tek kelime etmiyordun… Beyaz tülün ardından Ratri’nin evine göz attım. Tülün arkasından bir koşturmaca karartısıyla hızla doğruldum. Perdeyi kenara aldığımda hafif bir dumanın yayıldığını gördüğüm ev Ratri’nindi. “Bir şey oluyor,” dediğimde çoktan ayaklanmıştık. Donka perdeyi sonuna kadar açınca gerçek yüzümüze çarptı. Ratri’nin evi yanıyordu, o, içerideydi. Uyuyacaktı. Kapıya koştuk, evine kapısından hızla çıktık. Ayağımıza ayakkabılar yoktu ve alevler her an artıyordu. İnsanlar koşuyor, insanlar çığlık atıyordu. Eski tahta tavan tutuşuyordu, evin içindekiler çoktan tutuşmuştu.

Gözyaşlarımı hissettim, eve girmek istiyordum, koşmak ateşi söndürmek ve Ratri’yi oradan çıkarmak. Yürüdüğümü anımsıyordum ve Donka’nın sert sesini. “Hayır, Raja! Yaklaşma!” Kararlı bir dokunuşla kolumdan tutup çekti beni, ondan kurtulmak istedim ama beni bırakmadı. “Mami…” diyordum, Donka ağlıyordu.

“Ratri!” diye bağıran, yüreğinin ateşi dışarı vuran sesin sahibi Gunnar’dı. Sokak başından, yaşlı bedenine aldırmadan koşarak geliyordu. Tek dediği buydu; Ratri… Ateşe yürüdü, ateşe değil aşka yürüyordu ama onu tutuyorlardı. “Bırakın!” diye bağırıyordu. “Ratri…”

Hıçkırıklarımla dizlerim boşaldı, Donka beni o kadar sıkı tutuyordu ki ağır çekimde dizlerim toprakla buluştu.

Gunnar çırpınıyordu, ama onu bırakmıyorlardı. Aniden durdu, eli kalbine gidemeden yere yığıldı. Mahşer yerinin neye benzediğini artık biliyordum. Kalbimi sıkıştıran duygular tüm bedenime sancı gönderiyordu. Ama en belirgin olanı belimden kasıklarıma çarpan ve beni iki büklüm edeniydi.

Donka’nın, Yeliz diye bağırdığını duyuyordum, yardın edin diyordu. Burada bu anda herkes bir yardım bekliyordu, ben neydim ki…

“Telefonum,” diyordu Donka. “Barlas’ı ara.”

Ağır sancıların bir kısmı bedenimden büyük bir kısmı yüreğimden bana yükleniyordu. Acılarımın içinde aklıma üşüşen başka bir acı da oğlumdu.

                                                          ***

Barlas…

Hastanenin merdivenlerini ikişer üçer çıkıyordum. Dördüncü kat! Küçük bir hastaneydi, daha önce de Raja bayıldığında buraya getirmiştim. Donka’nın telefonunu açtığımdan bu yana düşündüğüm tek şey Raja’ydı. O iyi olsun başka bir şey istemiyordum. Ben dördünü kata ulaşıp, etrafıma bakındığımda Engin ve Donka’yı gördüm. Donka durmadan ağlıyordu, içim buz kesti. Bacaklarımdaki canın çekildiğini hissediyordum ve kımıldayamıyordum.

Engin beni fark ettiğinde Donka bana doğru koşar adım yaklaştı. “İçeride, o iyi,” dedi. Geçmedi, bacaklarım titriyordu. Hemen yanımdaki asansör kapısı açıldı ve Raja’nın kendi doktoru indi.

“Ben girip bakacağım, Barlas, doktorla konuştum iyi olduğunu söyledi. Ben çıkıncaya kadar bekle!” diyerek hızla en sondaki odaya girdi.

“Ne oldu?” derken sesim gür ve çaresizdi.

“Ratri’nin evi yandı.” Gözlerime öyle bir bakışı vardı ki içimi yaktı. Bu bakışı eşinin öldüğü günde görmüştüm. Kolundan tutup kendime sardım. “İçindeydi Barlas, diri diri yandı ve biz evin kül oluşunu izledik. Gunnar da kalp krizi geçirdi, devlet hastanesine götürdüler, burada yeterli malzemeleri yokmuş, ameliyat edecek doktor yokmuş. Ne oldu bilmiyorum.”

Hem ağlıyordu hem anlatıyordu. Saçlarını okşadım, sırtına elimi bıraktım ve sakinleşmesini sağladım. Asansör kapısı bir kez daha açıldı ve annem, babam, büyükbabam ve Berrin indi. Donka onlara olanları anlatırken ben orada, olduğum yerde yaşadım, Raja o insanları çok seviyordu ama Ratri ve Gunnar… O ikisi hep farklı olmuştu. Acından perişan olduğunu düşünmek daha fazla canımı yakıyordu.

Doktor Nurten Hanım odadan çıktığında iki adımda yanına ulaştım. “Ambulansla kendi hastaneme naklini yaptıracağım. Doğum başlamamış ama sancıları ortalama hiddetle devam ediyor bu da her an hazırlıklı olmalıyız demek.”

“Tamam,” dedim. “Ne gerekiyorsa yapalım. İçeri gireceğim.”

“Seni sordu zaten, hadi bekletme ve ağlamaması için bir şeyler yap. Üzülmezse bu bebek için iyi olur tabii kendisi içinde çünkü güce ihtiyacı olacak. Normal doğum için oldukça uygun, bebek dönmüş.”

İki hafta önce bebeğin ters olduğu, dönmemesi hâlinde ameliyat olacağını öğrenmiştik ama şu an buna sevinemiyordum bile. Raja normal doğum yapmak için sürekli yürüyüşe çıkmıştı ve o da bunu şu an umursamayacaktı.

Hepsini arkamda bırakıp odaya girdim, uzandığı yerden bana elini uzattı. “Barlas…” dediğinde sesindeki acı bir kez daha içimi yaktı. Ellerini tutup öptüm, yaşların indiği şakaklarını silmek için bıraktım ellerini. “Bak, bu çok zor tahmin ediyorum ve senin kadar üzgünüm ama bebeğimizi düşünmek zorundasın. Bunun için lütfen kendine sahip çık.”

“Gözlerimin önünde yandı, ateşler içinde ne hissetti, Barlas…”

Tam anlamıyla bir travma yaşıyordu, ona ne desem beni anlayacak, uygulayacak durumda değildi. Gözlerimi kapattığımda çaresizdim, onun uyuması gerekiyordu.

“Alevleri unutamıyorum,” dedi ve bacaklarını kendine çekti, engel olmak istedim ama ne yapsam canı yanacak gibiydi. Onu hiç ama hiç böyle görmemiştim. Benim güçlü, mantıklı ve zeki kadınım kendini unutmuştu.

Kapıya ulaşıp açtım, bir anda hepsinin bakışlarını üzerime topladım ve Raja yüksek sesle ağlıyordu. Donka kapının aralığından içeri sızdı, anneme ve kardeşime izin vermedim. Onu kimse bu kadar çaresiz görmemeliydi. Telefon konuşmasını bitiren Doktor Nurten yanıma geldi.

“Uyutun, sakinleştirici bir şeyler verin yoksa kendine de bebeğe de zarar verecek,” dedim, başını sallayarak yanımızdan ayrıldı. Hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım, neye kime üzüleceğimi karıştırmış durumdaydım. Odaya girmeye dermanım yoktu, girmesem gönlüm alev alevdi. Ben bu kadını tahminlerimin ötesinde seviyordum, anlatamadığım, asla anlatamayacağım bir sevgiyi yaşıyordum.

Merdivenlerden koşarak çıkan, soluk soluğa kalan Yeliz’le göz göze geldim. Ağlıyordu, herkes ağlıyordu. Bu nasıl bir gündü? “Ablam?” dedi titrek sesiyle.

“İçeride ama girme şimdi,” dedim, başını salladı. “Barlas abi, Gunnar öldü.”

Omuzlarım bir kez daha kaktı ve indi. Gözyaşları hız kazanmıştı, ona kollarımı açtığımda incecik bedenini göğsüme yasladı. Acı çekiyorduk, öyle böyle değil…

Doktor yanında bir hemşireyle geri döndüğünde odaya girmedim, kısa bir süre sonra ağlama sesi kesildi. Doktor odadan çıktı ama benim odaya girip onun o bitmiş hâlini görmeye cesaretim yoktu.

“Birazdan buradan ayrılıyoruz, diğer hastaneye geçiyoruz. Bebeğin eşyaları hazır olsun, bu gece veya sabaha hazır olalım. Raja kendinde değil ve ne olacağı belli olmaz.”

Ne olacağı belli olmayan bir geceye merhaba diyorduk, ne olacağı belli olmayan…

Dakikalar saatleri peşine takıp götürüyordu, ben öylece bekliyordum. Tüm ailem bekleme salonuna dağılmış sessizce bekliyordu. Yüksek binanın cam duvarlarından aşağıdaki insanları izliyordum ama kimseyi görmüyordum. Aklım gördüklerimden daha keşmekeşti. Işıklar gelip geçiyordu, gece, yeryüzünü kara bir çarşaf misali kapatmıştı.

Raja uyanmıştı, sürekli ağlıyordu ve aynı sözleri tekrar ediyordu. Hiçbirimizi dinlemiyordu, herhangi bir şey olmasa da bir şeyin onu bu şekilde dağıtacağını hayal bile etmezdim. Yanına sadece Donka giriyordu, şimdi gerçekten de kardeş olmuşlardı. Raja’nın bahsettiği o ‘bir eksik var Barlas, bilmiyorum’ sözlerinin doluşunu izliyordum. Bu kara günde et ve tırnak olmuşlardı.

Sancıları artıyordu, doktorlar doğum başlamadığı için ilaçlarla kesmeye çalışıyordu. Bebeğin kalp atışları sürekli dinleniyor, Raja’nın tansiyonu tekrar tekrar ölçülüyordu.

Ayak sesleri duydum, hastanenin içi öyle sessizdi ki dönüp baktım. Emrah abi ve Reyhan abla dağılmış yüz ifadeleriyle bana doğru geliyorlardı, ben de onlara birkaç adım attığımda ortada buluştuk.

“Raja?” dedi Reyhan abla.

“Sürekli ağlıyor, durduramıyoruz. Doğum her an başlayabilir, kontrol altında.”

Emrah abi ve Reyhan abla bir şey bilir gibi birbirlerine baktıklarında daha kötü ne olabilir diye düşünmeden edemedim. “Ne?” dedim.

“Sayıklıyor mu?” diye soran Reyhan ablaya, “Evet,” cevabını verdim.”

“Raja doğasında çok sakin biridir ama bu şekilde yaşadığı acı yıkımlarda şoka giriyor,” dedi Emrah abi.

“Gördüğü yaşadığı şeyler sakin doğasına ters düşüyor. Zihni kabullenmek istemiyor, içinde yaşadığı birikimleri çok sıkı bastırma özelliğine sahip. O üzülse bile sen bunu anlayamazsın, o isterse sana anlatır. Saklamak istediği şeyleri biriktiren yapısı bu tür durumlarda patlama yaşıyor,” dedi Reyhan abla. “Babası öldüğünde de buna benzer bir durum yaşamıştık. O zaman anladık, kendisi daha sonra bir uzmanla görüşmüştü. Ağlamıyor, yemek yemiyordu ve kımıldamadan sürekli sayıklıyordu. Babam soğuktu, üşümüştü bunun gibi şeyler.”

Duyduklarım beni şoktan şoka sokarken aylardır bunu nasıl fark etmediğimi düşündüm. Kahretsin! O kadar sakin ve akıllı bir kadındı ki benim bunu anlamam imkânsızdan bile zordu. Elimle yüzümü sıvazlayıp ensemi sıktım.

“Peki, ne yapacağım şimdi?”

“Çok basitçe de şoktan çıkabiliyor,” dedi Reyhan abla. “Odasına gidelim.”

Başımı salladım, önden yürüdüm. Ailemde dâhil arkamdan geldiler. Kapıyı vurup açtım, Donka elini tutmuştu. Raja hâlâ sayıklıyordu. Buna dayanamıyordum, içim paramparçaydı. Reyhan abla açtığım kapıdan içeri sızdı.

“Abla…” diyerek tekrar hiddetle ağlamaya başladı. “Ratri…” diyordu.

“Geldim, Raja,” diyen Reyhan abla ona yaklaşıp, oturmasına yardım etti. Raja hâlâ transta gibi ağlıyordu, durmaksızın. Herhangi birini duyduğunu sanmıyordum. Reyhan abla karşısına gelecek şekilde yatağa oturdu.

Benim bakmaya doyamadığım, dokunurken içimin titrediği kadınımın güzel yüzüne öyle sert bir tokat attık ki tenin tene çarpma sesi önce odanın daha sonra hepimizin kulaklarında yankılandı. Gözlerimi kapatırken ciğerlerime derin nefes çektim, sakince gözlerimi açtım.

“Abla!” diyen Donka’nın sesi çınladı bu kez. “Ne yapıyorsun?” Reyhan abla ona sessiz ol işareti yaptığında Donka’nın gözleri kocamandı.

Raja’nın suratı yana yatmıştı, sesi kesilmişti ablasına bakıyordu. Donka’yla birbirlerine saniyelerce baktılar ve odaya ölüm sessizliği çöktü. Ne kimse kıpırdıyor ne de çıt çıkartıyordu.

Raja’nın başı hafifçe döndüğünde göz göze geldik. Gözyaşları artık sessizce iniyordu, hayatım boyunca hiç ağlamadım. Ağlamak için tek bir nedenim bile olmadı. Öfkeli olabilirdim ama ağlayan bir adam asla olmadım, şu âna kadar. O, bana öyle bakarken yanağımda hissettiğim sıcaklık bana hem yabancı hem de çok tanıdıktı. Otuz iki yaşındaydım ve sırf o acı çekiyor, karşımda ağlıyor diye ağlıyordum.

Ölüm sessizliği çöken odayı Raja’nın hıçkırığı doldurdu, diğerleri gibi değildi. Reyhan abla ona kollarını açtığında sakince sarıldı, yüzünü ablasının omuzuna gömdü. “Abla…” dedi.

“Kendine gel, Raja! Sen hamilesin! Giden gitti. Başımıza gelecek hiçbir şeye engel olamayız, şimdi akıllı bir anne olacaksın ve bebeğini dünyaya getirmek için direneceksin.”

Gunnar’dan haberi olmamalıydı, ne zaman duyacağının hiç önemi yoktu, olmamalıydı. Reyhan abla onu serbest bırakınca usulca arkasına yaslandı, gözlerini sildi ve derin derin soluk aldı. Tam kendine geldiğini düşünüyordum ki bu kez alt dudağını ısırıp, sırtı gerildi. Aralık dudaklarından boğuk bir inleme kaçtı. “Doktoru çağırın,” diyebildi. Oradan nasıl ayrıldım, o hızın farkına dahi varamadım. Kapının önünden ayrılışımla dönüşüm arasında bir asır vardı, oysa bir dakikayı bile aşmamıştı. Hiç geçmeyen, bitmeyen bir günü yaşıyordum.

Reyhan abla ve Donka içeride, bir saati aşkın bir süre geçmesine rağmen gelişen tek şey on dakika sonra doğumhaneye alınacak olmasıydı. Bacaklarım hissizleşmişti ama dolanıyordum. Yapacak hiçbir şey yoktu. Yanımdan tekerlekli sandalyeyle geçerken durdu, eğildim. Yüzünü avuçlarımın arasına aldım ve alnından öptüm. Hâlâ ağlıyordu ama kendindeydi. Gözlerimin içine bakıp zorla gülümsedi. “İyiyim,” dedi. “İyi olacağız.”

Görevliyle yanımdan geçip gitti. Cam kapılar yüzüme kapandı. Babamla göz göze geldik, bakışlarında neler yoktu ki… Baba olmanın zorluğunu iliklerime kadar yaşıyordum ve babamın bakışlarından yıllarca geçmeyen ergenlik anlarımın dokümanını okur gibiydim. Ne mükemmel bir evlât olmuştum ne de hayırsız ve babam beni her zaman kollamıştı. Babam gibi bir baba olacaktım, onun o sabrı, bitmek bilmeyen sevgisi…

Saate kaçıncı kez baktığımı bilmiyorum, gece biri vurmasıyla bir günü arkamızda bir yeni güne çoktan giriş yaptığımızı kavrıyorum. Bilgi almak için düğmeye basacağım anda cam kapı iki yana ayrıldı. Doktor Nurten ve Donka dışarı çıktı. Donka’nın suratındaki gülümseme zihnimdeki kayıtlara geçti. Bu gülüş bana her şeyi anlatıyordu.

Koluma sarıldığında onu omuzundan sardım, o gülüşü çok başkaydı. Kuzenim bana çok şey vaat ediyordu. “Barlas, o kadar küçük ve güzel ki…” dedi, ona nasıl gülümsüyordum Allah bilir.

“Her şey yolunda,” dedi Doktor Nurten.

“Raja?” dedim, o her şeyden önemliydi.

“Merak etme, birazdan odaya alacaklar. Mir Aslan kontroller için çocuk doktoru muayenesinde.”

“Ama daha bir ay vardı?” dedim. “İyi değil mi?”

“Gayet sağlıklı, ilk doğan sekiz aylık değil. Annesi ona çok iyi bakmış. Gözün aydın, geçmiş olsun.”

“Teşekkür ederim,” dediğimde babam omuzuma hafif bir yumruk attı, ona sıkıca sarıldım. Büyükbabama, anneme, kardeşime, Engin’e ve sonradan gelen Mustafa’ya… Karım çok iyiydi ve ben baba olmuştum…

Recommended Articles

9 Comments

  1. Hem üzülüp Hem mutlu olduğum bölüm oldu emeğine yüreğine sağlık ❤❤

  2. Ayy çok şükür sonu mutlu bitti… Yaktın yıktın ortalığı be yazarım, ciğerlerimiz de dahil… 👏🏻🌸🤍

  3. İ𝒏𝒔𝒍𝒍𝒂𝒉 𝒓𝒂𝒋𝒂 𝒅𝒉𝒂 𝒌𝒐𝒕𝒖 𝒐𝒍𝒎𝒂𝒛 𝒆𝒎𝒆𝒈𝒊𝒏𝒆 𝒔𝒂𝒈𝒍𝒊𝒌 𝒈𝒖𝒛𝒆𝒍 𝒃𝒐𝒍𝒖𝒎𝒅𝒖

  4. Ahhhh be bacım sabah sabah ağlattın
    Ne aşklar var be ölürken bile birbirini bırakmayan birakamyan ratri ve gunnar bu dünyada değil ama mahşerde el ele olacaklar
    Reyhan sana helal olsun o engamede bile raja yi Kendine getirdin
    Yahu hüzünden bebise sevinemedim ama sun bir daha ki bölüme acısını cikaraririz
    Emegine yüreğine sağlık canım benim

  5. Harika ,nefes kesen bir bölümdü.

  6. Güzel bir bölümdü. Ratri ye üzüldüm. Ben konuşur diye düşündüm. Reyhan çözümü çabuk buldu.

  7. mükemmel bir bölümdü emeğine yüreğine sağlık

  8. Bebek geldi uguru ile gelsin bizimkilere.Koca cinarlar asklari ile ahrette kavusacaklar.Emegine ve guzel kalbine saglik canim

  9. Sonunda okuyabildim bölümü çok şükür. Emeğine sağlık canım yazarım

Leave a Reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!