5.Rose…

Yanındaki arkadaşlarını dinleyerek ilerliyordu, konu onun merak edeceği son şey bile değildi. Yakışıklı erkekler… Siyah deri montunun fermuarı boğazına kadar çekiliydi. Son iki gündür sonbahar kendini göstermiş, rüzgâr ve soğuğu peşinde getirmişti. Mavi kotu bacaklarını sıkıca sarmış, onu rüzgârdan olabildiğince koruyordu.

“Kim?” Başını hemen Derin’e çevirmişti. Derin göz devirip gülümsemişti. “Neyin var Efşan? Günlerdir dalgınsın, sana duygusuz Duygu ve sevimsiz Sevim’den bahsediyordum.”

Efşan kaşlarını kaldırıp indirdi. Ezeli rakipleri olan ama aslında arkadaşları da olan kızlardan hiç hoşlanmıyordu, iki kız da bunu görmezden gelip arada yanlarına takılıyor, dedikodu namına ne varsa konuşuyorlardı. Efşan onları yok sayıyordu, tıpkı arkadaşları gibi.

“İti an çomağı hazırla,” dedi, diğer arkadaşı olan Cemile.

“Selam.” Efşan kendilerine selam veren Duygu’ya başını salladı. Sevgi haince sırıttı. “Ah, kızlar, kapının tam önünde biri var, ama kim?” Gözleri parlıyor, âdeta ağzının suyu akıyordu.

“Çabuk gelin.” Duygu kızları merak içinde bırakmıştı. Derin ve Cemile de merakla hızlı adımlar atmış, Duygu’yla Sevim’in arasında durmuştu. İstanbul Teknik üniversitesinin çıkış kapısı önünde, kısa bir duvara yaslanmış olan adama bakmaya başladıklarında Efşan da hemen arkalarında durmuştu.

“Kim bu?” dedi Derin.

“O, Vedat Çelebi. Türkiye’nin önde gelen zenginlerinden ve bir mafya babası yani ona öyle diyorlar.”

Efşan, Duygu’nun sözleriyle gözlerini yumdu, derin nefes alıp açtı. Onun burada ne işi vardı? Spor giyimi, deri ceketi, kotu ve karışık saçlarıyla göklerde bir karizmaya sahipti. İç geçirdi, onun bir yarısı Yunan’dı ve adamın bedeni bunu açıkça ortaya seriyordu. Karşı konulamaz…

“Çok yakışıklı değil ama o karizmaya bitebilirim,” dedi Sevim. “Onu nasıl tanımazsınız, o meşhur bir adam. Tanımadığı yok, iş ve sanat dünyasının kapılarını vurmadan açan biri, ama burada ne arıyor ben de merak ettim.”

“Neden tanımalıyım ki?” dedi Cemile. “Bana ne, Allah sahibine bağışlasın. Mafya merakım yok. Böyle adamları görünce kaçmalı insan, başa bela olurlar.”

Efşan burnundan sesli bir soluk aldığında kızlar ona dönmüştü, tabii başını çevirip onu arayan bir çift buzlu gözde.

“İyi misin?”

Efşan, Cemile’nin sorusuna başıyla yanıt verdi. Yaslandığı yerden doğrulan Vedat’ın onlara yaklaşıyor olduğunu fark edince yerinde huzursuzca kıpırdandı. Mafya ve başa bela! Bu tür adamlardan kaçın! Bunlar normal bir insan için doğru olsa da eğri bir kader vardı ve bazen nereye kaçarsan kaç peşinden gelirdi.

“Bize mi bakıyor?” dedi Duygu.

“Merhaba.”

Dört kızda etraflarına bakınıp birbirlerine döndüler. Onun gibi birinin yanlarına gelmiş, merhaba diyor oluşuyla Derin ve Cemile gerilmiş, Duygu ve Sevim yumuşamaya başlamıştı. “Merhaba,” dedi Duygu, sevimli, hatta seksi sayılacak bir tonda. Vedat ona bakmadı, bakışları en arkada duran Efşan’la kesişti. Kızlar, Vedat’ın bakışlarını takip edince gözleri merak ve şaşkınlıkla büyüdü.

“Merhaba.” Efşan kızların arasından sıyrılıp hemen yanında durdu, arkadaşlarına açıklama yapması gerekiyordu. Dört kız da şaşkınlıkta dillerini yutacak kıvama çok yakındı.

“Vedat, arkadaşım.” Kısa ve soğuk bir gülüşle açıkladı. Derin ve Cemile’nin büyümüş bakışları Efşan üzerindeydi. Duygu ve Sevim’in kısık bakışlarına aldırmadan Vedat’a döndü ve her zamanki ruhsuz hâline şaşırmadı. “Gidelim mi?”

“Gidelim.” Efşan’ın elini parmakları arasına aldı, Derin ve Cemile nefeslerini tutmuş görünüyordu. Sevim’le Duygu meraklı, soruların oynaştığı bakışlar eller üzerindeydi.

Kendini tanıyan bu kadar çok insanın olmasıyla, şu anda okulu terk eden tüm gözlere sınır çiziyordu genç adam. Bu kadın benim. “Görüşürüz hanımlar.” Vedat ardına dönerken cevap beklememiş, Efşan’ı kendiyle birlikte döndürmüştü. İkisine bakanların öncelikli fikri, fiziksel özellikleriyle birbirine yakışan bir çift oluşlarıydı. Efşan uzun ve boyuna uyan bir kiloya sahipti, Vedat da öyle.

Önlerindeki kısa merdiveni aştılar, Efşan elini tutan adamın ensesini görüyordu. Tam beş koca gün geçmişti ama bir kez bile aranmamıştı. Her ne oynuyorsa Efşan bundan hoşlanmıyordu, beş koca gün hiç düşünmemiş ama okuluna kadar gelmişti. Aniden durdu, elinin tutan Vedat da durdu, elin sahibi gelmek istemiyor gibiydi. Ağır çekimde döndü, mavilerin ton farkına sahiplik ettiği iki çit göz birbirine bakıyordu.

“Bana. Ben. İzin. Vermedikçe dokunma!”

Vedat’ın bakışları ellerine kaydı, onu anlıyordu ama yanlış yaptığını düşünmüyordu. “Benim elimi tutmayı sevmiyor musun?”

“Ben tutarsam sorun yok. Burada ne işin var?”

“Seni almaya geldim.”

“Hayır, sen sınırlarını genişletmeye geldin. Dediğin gibi olsaydı beni beş gün içerisinde arardın, ne oldu? Peşimde birileri mi var?”

Gözlerini kırpıştırıp etrafına bakırken alt dudağını dişleri arasına almıştı. Efşan’ı her hâliyle büyülediğinin farkında değildi. “Aramamı mı bekledin?”

Rüzgârda uçuşan saçlarının bir kısmını kulağının ardına tıktı, yakalanmıştı hem de kendi diliyle. “Sorun bu değil, şimdi burada olman…”

“Yurtdışına çıkmam gerekti, sabah geldim. Aramadım, üzgünüm, sanırım öğrenmem gereken fazla kural var?”

Ona baktıkça özlediğini hissediyordu, daha fazla bakmak daha yakın olmak istiyordu ve bunun kendisi için ne kadar doğru olduğunu bilmiyordu. Kalbindeki duygular, aklıyla çelişiyor olsa da bir gerçek vardı ki o da Efşan son sürat Vedat’a çekiliyordu.  “Vedat?”

“Söyle Rose…”

Soğuk bakışları, hareketsiz yüz hatlarıyla bu sözcüğü nasıl bu kadar güzel söyleyebiliyordu? Sesinde oluşan kuvvetli tonlamayla kalbine bir tekme yediğini hissetti. Soluğunu bırakıp bir adım attı, Vedat’ın elini sıkı tutup yanında sürüklemeye başladı. “İstanbul Teknik Üniversitesi kiminle takıldığımı öğrendiğine göre gidip sakin bir yerde konuşalım, bana neler olduğunu anlatacak dile sahipsin diye düşünüyorum.”

Tek uzun adımda yanında bitti, avuçlarındaki eli sıktı. “Dedeme gideriz diye düşünmüştüm, sakindir orası.”

“Tabii çek beni içe içe, ailenle tanışıyoruz, bakalım ben nerede patlayacağım.”

“Şikâyetçi misin? Seni zorlamıyorum.”

“Ama bir şekilde sürüklüyorsun ve ben buna uyuyorum, yine de bu işime gelmeyen yerde suratına bir tane geçirmeyeceğim anlamına gelmiyor.”

“Her neye sürükleniyorsak bence güzel olacak.”

“Bilemeyiz.”

Deli Seyit’in mekânı ne bir kıraathane ne bir kafeydi. Sanki tüm gününü burada geçirmek için açılıp donatılmış öylesine bir yerdi. Ahşap duvarlar, sohbet mekânları için konuşlanmış sandalye tarzı koltuklar ve yanlarında sabit duran nargileler… Sıcak, samimi insanın kendini rahat hissedeceği bir yerdi. Kulağa uzaklardan gelen Türk sanat müziği ruhu okşuyordu. Efşan burayı sevmişti.

Bakışları hemen önündeki köz üzerindeydi, daha önce közde kahve içip içmediğini düşündü, içmediğine karar verdi. Yetmiş yaşlarının sonunda olduğunu tahmin ettiği Seyit Aras’ın esmer elleri bembeyaz saçları ve pala bir bıyığı vardı. Yüzünde tatlı bir tebessüm, tavrında babacan bir hâlle kahveyi fincanlara boşaltıp uzattı. Teşekkür ederek alıp hemen önündeki sehpaya bıraktı. Dedesinin uzattığı kahveye uzak olan Vedat’ın kahvesini alıp önüne bıraktı.

“Bana getirdiği ilk hanım kız sensin.”

Tabii diğerleri yatak odasına daha yakın dede bey… İç sesini bastırıp gülümsedi, bu sözün üzerine ne diyeceğini kestiremedi. “Dedeciğim,” dediğinde Deli Seyit’in kahve bakışlarındaki parlaklığı gördü. Başka nasıl hitap etse bilememişti, dayı mı, amca mı? En kestirme yol dededen geçmişti. “Vedat’a küçükken beton falan mı yedirdiniz, suratında herhangi bir kas oynamıyor da?”

Deli Seyit naifçe gülümsedi, torununa baktı. Umursamaz Vedat hep aynıydı. “Bazı insanların gülmek için ciddi nedenlere ihtiyacı vardır. Vedat da onlardan biri, belki sen bunu başarabilirsin.”

“Tamam, biraz ipucu istiyorum. Hep böyle miydi, yoksa sonradan mı böyle oldu?”

Dede torunun bakışları kesişti, Efşan bunu yakaladı ve yanlış bir soru sorduğunu hissederek gerildi. Acaba o kadının gidişinden sonra mıydı, gülüşünün sönmesi?

“Gülümsemeyi biliyorum, Efşan.”

“Hiç belli olmuyor, Vedat.”

“Gülümsersem kadınlar peşimden ayrılmıyor, kurtulmak için bu yolu seçtim. İstersen bir deneyelim?”

Tek kaşını kaldırıp, başını eğerek baktı. “Dalga mı geçiyorsun?”

Vedat başını sallarken kahvesi dudaklarıyla buluşmuştu. Efşan hâlâ başı eğik ona bakıyordu ki Deli Seyit’in gülüşüyle toparlandı. Kahvesine uzandı, boğazını temizleyip bir yudum aldı. Kahve çok lezzetliydi. Demek kadınlar gülüşünün peşinden gidiyor… “Eline sağlık dedeciğim, çok lezzetli.”

“Afiyet olsun güzel kızım.”

Nargileyi çok sevdiğini söylemeye çekindi, Vedat’la tek kaldıklarında bunu itiraf ederek içmek isteyecekti. Seyit dedenin hoş sohbetine kendini kaptırmıştı ki yakın bir dostunun gelmesiyle izin isteyerek kalkan adamın ardından hemen döndü. “Vedat, nargile içelim mi?” Kaşları kalkan adama gülümsedi, en azından şaşkınlık belirtisi veriyordu.

“Olur, arkada bir oda var, oraya geçelim.” Birlikte kalkıp arka tarafa giden yola ilerlediler. Mekânın sonunda tahta bir kapıdan geçtiler, Vedat geçmeden önce genç bir çocuğa nargile getirmelerini söylemişti.

Ufak bir koridordan geçip Vedat’ın açtığı kapıdan sızdı. Pencereye yaklaştı Efşan, küçük camlardan ufak ama sevimli bir bahçe gördü. Çeşit çeşit çiçeklerin renk renk açmalarına gülümsedi. “Bunları deden mi yetiştiriyor?”

Pencerenin önüne yerleştirilmiş divan şeklindeki uzun koltuğa oturdu, montunu girişte çıkartmıştı ve kısa kollu tişörtünden kol kasları gergin şekilde belli oluyordu. Kolunu koltuğun sırtına bırakıp bahçeye döndü. “Evet, anneannemin en sevdiği çiçeklermiş, öyle söyler. Benim tanışma fırsatım olmadı, hatta ben doğmadan çok uzun zaman önce vefat etmiş. Çok sevdiği kadının çiçeklerini ona bakar gibi büyütüyor.”

Efşan iç çekerek yan oturdu, bakışları bahçedeydi. Kolunu Vedat gibi koltuğa bırakmıştı, lacivert bakışlarında ışıltılar dolanıyordu. “Ne aşk ama… Deden romantik adammış. Hiç ona benzemiyorsun.”

“Ben büyük dayıma benziyorum, babaannemin erkek kardeşine.”

“Ya ruhun, o kime benziyor? Gördüğüm kadarıyla ailen çok neşeli ve sevimli insanlar, sen onlara asla benzemiyorsun.” Başını koluna yatırıp Vedat’a baktı, buz mavisi bakışlarda onu izliyordu.

“Beni sevimsiz mi buluyorsun?”

Efşan göz devirip sırttı. “Sözlerimi yakaladığın yerlerde büyük sıkıntı var, neden bu kadar alıngansın?”

“Alıngan değilim, tanımaya çalışıyorum.”

“Aynı şeyi ben de yapıyorum, konunun öznesi sevimsiz olduğunu çıkarman değildi.”

Kapı tıklanıp açıldığında ikisi de kıpırdamadı, genç çocuk selam verip, hazır nargileleri bırakıp çıktı. Efşan kendi tarafındakini alıp yerine yerleşti. “Nasıl içildiğini bilmiyorsan öğren zengin çocuğu.” Vedat’a göz kırpıp derin bir nefes alıp keyifle odanın tavanına savurdu.

Gözleri kısılmış, dişleri birbiri üzerinde gezinen Vedat’ın tüm bedeni kasıldı. Kadın olmanın hakkını sonuna kadar kullanan, çekiciliği bir dumanla üzerinde taşıyan bu kadının ateşi olmak istedi. Kendininkine uzandı, derin bir nefesle aynı işlemi gerçekleştirdiğinde Efşan da ona dudak büktü.

“Peki, konumuza dönelim, sevgilim değilsin ama öyleymiş gibi davranıyorsun. Bunu açıklar mısın?”

“Sevgili olmak basit bir eylem, ben sevgili aramıyorum. Sevgilisi olacak birine benziyor muyum?”

“İnsanlar tanışır, birbirlerinden hoşlanır ve sevgili olur. Seni anlamıyorum.”

“Benim gibi adamların sevgilisi olmaz. Hayatındaki kadın olur, buna sevgili denmez. Hayatımdaki kadın demek çok şey demek, ama kimse buna sevgili demez, en azından beni tanıyanlar. Ve… Hayatımda anılan kadın bir daha eski hayatına dönemez. Ya bana bağlı yaşar ya da ölür! O yüzden hayatıma kimseyi almadım. Elbette bunu kabul edecek onlarca kadın bulabilirim, para pek çok kadının gözünü boyar, ben bu tür ilişkilerde hiç olmadım. Beni kaldıracak, yanımda sonsuza kadar kalacak bir kadın zaten hayatımdan çıkmaz.”

Yan dönmüş başı, keskin bakışlarıyla dudaklarını araladı. “Beni bunun içine çektiğini mi söylüyorsun, bana bunları anlatma gereği bile duymadan? Sen ne yaptığının farkında mısın?”

“Bu hayatın içine senden başkası giremez! Sen ölmekten korkmuyorsun, yaşadığın her şey benim için çok değerli, senin hayatımda olman gerekiyordu.”

“Sadece ölümden korkmuyor oluşumla mı etkiledim seni? Her insan ölmekten korkar, bunu sana düşündüren ne?”

“Görebiliyorum, sen cesur bir kadınsın. Kendi mezarları olan bir kadın ölümü soğuk bulmaz! Cesaretinden sual edilmez ve gücü asla hafife alınmaz. Senin gücünü kendi hayatımda istiyorum, sırtımı senden başkasına yaslayamam!”

Düşüncelerine takla attıran sözler duymayı beklemiyordu. Vedat’ın sözleri kalbinde kocaman bir kaos başlatmıştı. Efşan bile kendisini hiç bu kadar güçlü görmemişti. Ama Vedat’ın onu gördüğü yer ruhunu okşamıştı. “Vedat, bunlar senin düşüncelerin, sence de bana biraz fazla misyon yüklemiyor musun? Ben, ailesini bir şekilde kaybetmiş basit biriyim.”

“Sen basit biri değilsin, acıların bile ihtişamlı. Sende ne görüyorsam onu söylüyorum.”

 “Hayatımı emanet edecek kadar tanımıyorum seni, hakkında açılmış kaç dava var, ne iş yaparsın hiçbir şey bilmiyorum.”

Vedat’ın dudakları öne doğru uzadı, bakışları etrafı tarayıp Efşan da durdu. “Örgüt kurma, adam yaralama, cinayete azdırmaya dair iki dava, tehdit davası, bir konuşmam yüzünden bir dava da öyle açıldı. Şu an ünlü olan bir gazeteciyle aramda geçen bir konuşma yüzünden bir davam daha var. Birkaç tecavüzcüye yaptıklarım yüzünden açılan davalar da var. İki sene yurtdışında kaçak yaşadım daha sonra beraat ettim. Ara sıra çıkıyorum mahkemeye, ellerine bir şey geçmiyor, öyle sürüp gidiyor.”

Efşan’ın gözleri kocaman açıldı. “Ne dedin? Ben… Kiminle birlikteyim dedin?”

“Benimle birliktesin, bunlar olması mecburi şeyler Efşan. Sana daha sonra genişçe anlatacağım çünkü sen benim hayatımın kilit noktası olacak tek kadınsın.”

Önüne dönerek nargilesine boş boş baktı. “Bazen seni anlamıyorum, aslında seni hiç anlamıyorum.”

“Anlamayacak bir şey yok. Az önce anlattığım adamın hayatında yer almanın bir önemi var. Sen kötü biri olsan, bana ihanet etsen, düşmanlarımla ortak olsan, hayatıma sızmış bir kadın olsan biterim, bitersin.”

“Ben öyle biri değilim,” diyerek sertçe çıkıştı.

“O yüzden seninleyim, öyle biri olmadığını biliyorum. Bunları sana yardımcı olmak için anlatıyorum. Asla kolay bir hayatımız olmayacak, belki her gün eve sağ gelmemi bekleyeceksin ama ben, buyum.”

Gözleri kapanan kadının başı öne düştü. İstemediği bir hayatın tam içindeydi ve çıkışı gitgide kapanıyordu. Yüreği kaç kez daha yanacaktı, Efşan daha kaç kez ölecekti? Başını kaldırıp, yorgun gözleriyle Vedat’a baktı. “Bana neden bu kadar güveniyorsun? Neden bana saplandın?”

“Saçma denilen gerçeklerim var, sana güveniyorum. Aslında ben her zaman en güvendiğim insanlar tarafından bıçaklandım. Yine de buna sen dâhil değilsin.” Efşan’ın yorgun gözlerine, başını yana yatırıp masumca bakarak devam etti. “Zor bir hayatım var ama ne yapayım Efşan, sevmemeyim mi? Seni istemeyeyim mi? Arkamı dönüp gideyim mi? Hayatımı, son gününe kadar orada burada saçma ilişkiler içinde mi geçireyim? Baba olmayayım mı? Bir ailem olmasın mı? Herkes bir gün ölecek, ben de o güne kadar yaşamayayım mı?”

Elinde nargilesi başını sağa sola sallayıp gülümsedi. Lacivert gözlerinde belirdi gülüşü, Vedat’a döndü. “Tüm bunlar için beni seçmiş olman bana çok saçma geliyor. Benim bir hayatım var, Vedat. Baba da ol, ailen de olsun tamam ama ben bu hayatı isteyip istemediğime emin değilim.”

“Bunları düşünmek için geç bir yerdeyiz, sen, benimlesin Rose…”

Efşan gülüşü büyürken Vedat ona küstahça kaşını kaldırmıştı. “Seni çiğ çiğ yerim Vedat! Ben istersem seninle olurum, istemezsem boğazımı kessen bile bana sahip olamazsın.”

Başını yana yatırdı, bakışlarında yine o yumuşaklık geziniyordu. “İstemiyor musun?”

“Bilmem, düşünmem gerekiyor. Oradan bakınca birkaç sözle bana sahip olacağını düşünüyorsan, bunu senin küstahlığına veririm.”

Nargilesinden bir nefes daha aldı, dumanı Efşan’ın yüzüne üflerken, genç kadının gözleri kapandı ve öylece kaldı. Duman etrafa dağılırken gülümsedi Efşan, gözleri aralandı. Buz mavileri ışıl ışıldı, gülümsemiyordu ama eğlendiği o kadar belliydi ki Efşan bir an o dudakların kıvrılacağına inanmıştı.

“En azından bir demet çiçekle etkilenmeyeceğimi biliyorsun.”

“Bütün kadınlar çiçek sever.” Uzandı, dumanın içinden geçen kadının kokusunu almak istiyordu. Kömür karası saçların çevrelediği beyaz yanağına kendi yanağını usulca sürttü. Gözleri kapalı, elma kokusunun bulaştığı gül kokusunun karmaşasıyla başı dönmüştü. Sesli nefesi, Efşan’ın tüm duyularını ayaklandırmıştı ve o, bu duyguların ilk coşkusunu yaşıyordu. Öpmedi Vedat, aldığı karmaşık ama çekici kokunun etkisinden çıkmak için yavaşça geriye çekildi. Birbirlerine sessizce bakışları, arada asılı binlerce duygu geçişiyle ton atmış ışıkları sunuyordu.

“Tamam, sana ilk hediyem Kimber Ultra Carry II Pistol olsun mu? Etkilemekte yardımcı olur mu?”

Efşan’ın göz bebekleri daha büyük bir ışıltıyla aralandı, dudakları şaşkın bir şekilde açıldı. “Sen… Evet, bunu düşünme bile kesinlikle etkili olacaktır. Sen benim silahım olduğunu biliyorsun?”

“Rose… Benim bilmediğim hiçbir şey olamaz. Sana bir ara koleksiyonumu göstermek isterim. Kesin bana âşık olursun.”

Efşan’ın kahkahası odanın duvarlarında yankılandı. “Küstah, sana değil o bebeklere olabilirim.”

“Bu da bir şeydir, sonuçta o bebekler benim.”

“Sen gerçekten de o saçma kelimenin anlamısın değil mi? Mafya!”

“Bazı insanların dünyaya gelişlerinin belirli nedenleri vardır, bir görev için doğar ve yetiştirilirler. Şimdilik sadece bunu bil…”

Önerilen makaleler

18 Yorum

  1. Yok canım ne iç geçirmesi
    Karahan
    Oğuzhan
    Kartal
    Vedat
    Ne olucak ne aşık olması sen aşık değilsin sadece ilaçlarını icmedin kızım kendine gel 😍😍😍

    1. Bu hikayeyi ayrı seviyorum 💕eline sağlık

  2. Allahım kadın öyle bir yazıyor ki mafyaya bile düşüyoruz.. Püü Payelll bak yine hayallere daldırdın bizi sjjdjdjd şaka bir yana yine çok güzel bri bölüm olmuş yazarım. Emeklerine sağlık 👏🏼👏🏼🌺

  3. Al işte gelde bu biraderi de sevme. İstersen Efsan a düşme. Çok güçlü Ayşem in tornasindan geçtiği belli. Yine mi harikasın bacim ya

  4. Hem her cümleye ayrı düş hem de her cümledeki bilmecenin, bilinmeyenin ardına düş…Yazdıklarinin arasında bana en karmaşık gelen karakterler Gúlefşan ve Vedat galiba yazarcanim.Bõyle kapiyi araliyorsun ama orada kalıyorsun, sadece olmuşlar olacaklar için söylemiyorum bunu duygu dünyaları açısından da öyle.Yasadiklari acılar (Gulefsan’ninkini biraz biliyoruz) ihanetler nedeniyle; derinlerde çok az kişinin gormerine izin verdikleri yaralı,incinmiş õzleri var ama aynı zamanda hem sıcak hem soğuklar. Hem merhametli hem katılar, sevgi duygusuna sahipler ama bazen de insanlardan çok çok uzaktalar.
    Ben bu bölüm kalbimi Vedat’in” Ne yapayım Efşan,sevmeyeyim mi?” diye başlayan konuşmasına bıraktım…
    Birbirlerine meydan okuyan diyaloglarina zaten bayılıyorum.
    Bölüm aralığı konusunda linç yiyebilirim ama bazı kitapları dura dura okumak gerekir.Karakterleri,duygularını,düşüncelerini ozumseyebilmek,iyice anlamak,icin..Bu kitap da öyle.
    Sevimsiz Sevim ve duygusuz Duygu’ya bir de küçükken beton yiyen Vedat’a kahkaha attım🤣
    Kalemine sağlık yazarcanim.

    1. Her karakterin ayrı güzel bacım inkar eden taş olur ama biraz el insaf her hikayede karaktere düşe düşe dizlerde derman kalmadı efsan asaleti laf sokma sanatı harika aysem in suyundan içtiği ne kadar belli ama vedat ta ayrı bir güzel ya bu ikisi olur ama mükemmel olur
      Emegine yüreğine sağlık canım benim yine mest oldum

  5. Bu ikilinin konuşmalarına bayılıyorum. Sanki bir biriyçün yaratılmış gibiler. Yine güzel bir bölüm. Emeyiniə sağlık

  6. Bu ikiliye ayri hayranum 😘😘

  7. Bu ikiliye ayri hayranum 😘😘

  8. Bir kurguyu zeki ve bir parça da ruhunda feministlik barındıran,sağlam karakter yazıp,kişilere cukk oturtan bir hatun yazıyorsa tadına doyum olmuyor 👌Her kurgun ayrı aşkı,ayrı imkansizliklari farklı karakterleri lâkin güçlü kişilikleri yansıtıyor hepsinin ortak paydası ise kendine saygısı olan,güzel seven adam ve kadınlar…Ögreten ne güzelmiş kii yazan da bu kadar güzel yansıtıyor 🤗 AŞK =PAYELLL MUH_TE_ŞEM_SİNNN❤❤❤

  9. Vedat bana ver o silahı ben sana aşık olurum 😁😁😁 kalemine yüreğine sağlık 😍😍😍

  10. Ah Vedat ah 😂😂😂

  11. Bayılıyorum bu hikayeye ❤❤vedat ufaktan çıtlattı bazı insanlar bi amaç için doğar sen mafya değilsin değilmi Vedaaattt🥰🥰🥰

  12. Ben vedatla efşanin yeğeni için evlilik yaptı sanmıştım bayağı birbirlerinden hoslanmislar
    bakalım devamı nasıl olacak sabırsızlikla bekliyorum

  13. Yaa bu bölüm aşırı güzeldi. Bayıldım vedat ve Efşan’ın lafları aşırı havalı ve mükemmeldi tek kelime ile mükemmel 💙💙💙😘

  14. Senin gibi sevecekse bir adam sevsin dibine kadar ne mafyası ya mafya insan değil mi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!