Raja… 

Günler akıp geçiyor, ama Barlas’ın dili çözülmüyordu. Ne kadar da köşeye sıkıştırsam susmalar ve sesimi kesen öpücüklerden başka bir şey alamıyordum. O, konuşmayınca ona yarımcı olamıyordum. Bu kez rolleri değişmiş gibiydik. Ben ona sevgi gösteren, o, mutlu olan taraftık. Değişen bir şey yok gibi dursa da ortada bir sözleşme asılıydı. Son çare kitabı okumasını sağlayacaktım ama bekliyordum. 

Oğlum tam bir aylıktı, haftanın bazı günleri ailesine gidiyorduk. Orada iki gün kalıyorduk ve cidden iyi geliyordu. Zeliha abla haftanın üç günü bizdeydi ve bebek bakmak zordu, zevkliydi ama zordu. Eylül anne gittiğimden dönünceye kadar bana iş vermiyordu. Yakınlarda bir ev arayışına girmiştik, annesi bize birkaç seçenek sunmuştu. Evlerden birini çok sevmiştim, Barla da beğenmişti, ama son kararı bana bırakmıştı. O evi seçtiğimi söyleyecektim, buna en çok Aslan dede seviniyordu, adaşı ikinci Aslan Hanya’dan ayrılmaktan hiç hoşlanmıyordu. 

Bir cuma akşamındaydık, kardeşimin bir ay önce hayalini kurduğu o geceyi gerçekleştirme çabasına girmiştik. Engin de hâlâ tık yoktu. Donka saçlarını yolacak dereceye geliyor, ona olan aşkıyla tekrar sakinleşiyordu. Konu üzerinde biraz düşündüm, Engin hiç çapkın biri olmamıştı veya onu eski eşi hariç bir kadının peşinde görmemiştim. Hayatına giren kadınlara saygı duyuyordu.

Levent kapıdan koşarak içeri geçti. “Dayı,” diye bağırıyordu, ardından bakıp sırttım. Yeğenim benden çok dayısını seviyordu. Enişte olan dayısın veya dayı olan eniştesini. Ey kader beni nerelere getirmiştin…

“Bu gece bu iş bitecek!” dedi kısık sesle. 

“Bitir bacım! Göster tüm hünerlerini, yak onu!” Kahkaha atmamak için direniyordum. 

“Ben gidiyorum, silahlarımı giyindim,” derken rahatsızca kıpırdandı. “Raja ya hiç rahat değil.” 

Kendimi tutmayı bıraktım, kahkaham girişte çınladı. Üzerinde boydan rahat bir elbise vardı, boğazına kadar kapalıydı hem de temmuz sıcağında. “Çıkarmasını düşün kardeşim, bu çektiğine değecek.” Bana bir böcekmişim gibi baktı. 

“Sıra sana da gelecek, gül sen!” 

Yüz ifademi topladım, sıranın bana gelmesini dört gözle bekliyordum. “Tamam, sustum. Ayrıntıları dinlemek istiyorum.” 

“Kardeşimle seks anılarımı paylaşmasam da olur diye düşünüyorum,” dedi, bir kahkaha daha bıraktım. 

“Yok artık! Onu mu dedim ben?” Karnımı tutarak güldüm. “Neden uzak durduğundan bahsetmiştim,” derin nefeslerimin arasından. Kabarttığı, bukle bukle sırtına saldığı saçlarını karıştırdı. “Ha… Tamam, ilk fırsatta sana mesaj atacağım.” 

Ben az sonra gülmekten yere yapışacaktım ki Barlas’ın elini sırtımda hissettim. “Ne oluyor burada?” derken o da gülüyordu. 

Donka saçını savurup, arkasını döndü. “Karın seni özlemiş Barlas, ilgilen biraz,” dedi arabasına yürüyüp bindi. Kaşları birleşen Barlas bana soru dolu gözlerle bakıyordu. “Ne demek istedi?” dedi. 

Anlat şimdi… Elimi yüzüme vurup somurtmak istiyordum. Beni bıraktığı duruma bakınız. “Ya hava yapıyor, Engin’le gezip tozacak ya, biz evde çocuk falan bakıyoruz.” 

“Ya?” dedi, düşündü. “İstersen çıkarız, bebeğe annem ya da Reyhan abla bakardı.” 

“Bu gece çıkmayalım, ama sonra hayır demem. Hem Levent bu gece bizimle biliyorsun.” 

Başını salladı. “Haklısın, iki çocuk nasıl bakılıyor test edelim bu gece.” Salona geri dönerken derin bir nefes bıraktım, Donka asla bana benzemiyordu. Asla! 

Saat gecenin on biriydi, Mir Aslan yanımızdaki beşikte genellikle yaptığı gibi uyuyordu. Bir ay da beni sömürerek aldığı bir buçuk kiloyla kendini toplamaya başlamıştı. Levent bir saat önce ona masal okurken uykuya dalmıştı. İki çocuk o kadar da zor değildi, sevmiştim. Hemen olmasa da birkaç çocuk sahibi daha olmak istiyordum. Kardeş güzel şeydi…

Barlas elinde kitabı, yanında kahvesiyle kendi hâlinde takılıyordu. Bakışlarım Aşk ve Gurur’a kaydı, onu okumasını sağlamam şarttı. Evet, şarttı çünkü ben öyle istiyordum. Bir şeyler düşünüyordum ki telefonuma gelen mesaj sesiyle tüm düşüncelerim dağıldı. Uzanıp telefonu aldım, ekranda kardeşim yazıyordu. Aniden bir gülümseme oturdu yüzüme. Ekranı kaydırırken yerimde heyecanla kıpırdandım, bacaklarımı bağdaş hâline getirdim. 

Kardeşim; İşlem tamam merkez. 

Ben; Ooo! Nasıl geçti?

Kardeşim; O bir alfa bacım, başka bir şey demiyorum.

Kıkırdamaya başladım, omuzlarım sallanıyordu. 

Ben; O kadar iyiydi, yarasın bacıma. Peki derdi neymiş, anlattı mı?”

Kardeşim; Bayağı zorlandım, az daha evi başına yıkıp gidecektim ama bırakmadı. Engin evlenmediği kadına dokunmuyormuş.”

“Oha!” diye bağırdım, Barlas’ın kahvesi göğsüne döküldü, çok kaynar olduğunu sanmıyordum. Kocamı boş verip başımı oğluma uzattım, Barlas bana bakıyordu ama ben hikâyenin kalanıyla ilgileniyordum.

Ben; Vay canına!

Kardeşim; Engin’in namusunu temizlemem lazım Raja, nikâhıma alacağım. 

Telefonu bırakıp yüzümü koltuk yastığa gömdüm, anıra anıra gülmek istiyordum ama gerçekler bebek vardı. Şiddetle güldüm ve yastıkta boğularak kayboldu. Telefonu elime aldım, tuşlara dokundum. 

Ben; Berrin eseriyle övünse iyi olur. Evlendiren gecelikmiş, ay sen evleniyorsun hem de benim en yakın arkadaşımla…”

Kardeşim; Berrin duymasın bacım, geceliğin taşlarını topluyorum, zincirler Allah’a emanet hiç sorma.

Kendimi sıkıyordum ve gözümden yaşlar iniyordu. Bedenim sürekli kıpır kıpırdı. Donka son mesajında Engin’in yaklaşıyor olduğunu söyleyip kapattı. Kim bilir nasıl bir yaklaşımdı… 

Küçük bir kahkaha attım, telefonu koltuğa bıraktım. Yüzümde saçma sapan gülüşümle Barlas’la göz göze geldim. Bana kısık gözlerle bakıyordu, tişörtünde kahve lekesi vardı. 

“Canım?” dedim. 

“Cananım,” dedi. “Ne dönüyor?” 

Alt dudağımı dişlerimin arasına alıp yüzünde bakışlarımı dolaştırdım. “Hiç canım, ne dönsün? Kızlar komik bir şeyler yazmış ona gülüyordum.” 

“Bana pek öyle gelmedi.” 

“A, Barlas! Kızlar arasında bir şey bu, sana anlatmamı nasıl beklersin?” 

Gözleri daha fazla kısıldı. “Konu regliniz değilse… Berrin! Ne yaptı?”

“Hiçbir şey yapmadı.” 

“Yaptı yaptı! Çabuk söyle! Ne halt yiyor?” 

“Evdedir, Barlas,” dedim ama kızın nerede olduğunu bile bilmiyordum. Tamam, unutturma ve üzerini kapatma politikası diye bir şey vardı. Var mıydı? Varsa bile ben bunu hiç uygulamış mıydım? Az kardeşinden bir şey kap kızım, adamı yatağa attı, sen alt tarafı kocanı susturacaksın. İç sesim boğazını temizleyip sırttı. Gülümsedim ve yaklaştım. 

“Ne Berrin’i sevgilim, kız evinde oturmuş tasarım yapıyor. İki espride mi yapmayalım?” Kirlenmiş tişörtünün eteklerini tuttum, yukarı doğru çekerken kollarını kaldırdı. Tişört elimde öylece kaldım, şimdi de beni bir sıcak basıyordu. Mekik ve şınav çekerek yaptığı o güzelim kasları seyirlikti. Ben de seyrediyordum, benim değil miydi? Benimdi! Her şeyiyle hem de. Bana biraz daha sıcak bastı sanki. Barlas’ın suratındaki o piç gülüşle toplandım. Lohusaydım ben, ne acı… 

“Ne oldu bebeğim?” diyen sesinden şehvet akıyordu, al beni içine Raja, diyordu. Yukarıda bir çocuk, aşağıda bir bebek… Tişörtü kaldırıp yüzüme yelledim. “Yanıyorum, ne olsun. Üzerine bir şey mi giysen?”

Bastırdığı gülüşüyle alt dudağını ısırdı, hiç iyi bir şey yapmadı. Tişörtü havaya fırlatıp ölüp geberdiğim dudaklarına yapıştım. Çıplak omuzları ellerimin altında kaynıyordu. Sırtımda, beni kendine bastırdığı elleriyle daha da sokulup sırtını kolçağa yaslamasını sağladım. Birazcık eğlenebilirdik, ne çıkardı? Çaresiz, boğuk iniltisi nefesimden bedenime yayıldığında vızıltı gibi bir ses duyduk. İkimiz de durduk, gözlerimizi aralayıp birbirimize bakıp gülümsedik. 

“Şehzade acıkmış,” dedim. 

“Babasının açlığı Everest’te…” derken kollarını açtı. 

“İndireceğim, sevgilim; sabır.” Gözlerinden çaresiz bir fırtına daha geçti, başını arkasına bırakıp derin nefes alıp verdi. İç çekerek doğruldum. “Kap oğlunu üst katta buluşalım.” 

Oğlumuzu nazikçe kavrayıp omuzuna yatırdı. İkisinin bu görüntüsü bana hayat enerjisi veriyordu. Onlara tatlı tatlı bakarken öpüldüm. Bu adama deli diyeni yüz seneye, bin seneye mahkûm ederdim. O, benim aklımı alıyordu, zeki piç.

                                                            ***

Barlas… 

Raja’yı ve oğlumu Reyhan ablaya bırakmıştım, kısa süre sonra döneceğim diyerek eve geri döndüm. Şu anki işim o lanet sözleşmeyi aramaktı, bulmalıydım. İçimin rahat etmesini sağlamak için bunu yapmak zorunda hissediyordum. Bir şey yapmayacaktım, paramparça edip olduğu yere geri bırakacaktım. Ben ona iyi saklamasını söylemiştim. Şimdiye kadar asla aramamıştım, yerini merak da etmemiştim. İçimde önü alınmaz bir dürtü beni o kâğıdı bulmaya zorluyordu. 

Benden boşanmayacağını bildiğim hâlde bunu istiyordum. Bugüne kadar tek kelime etmese de beni sevdiğini biliyor, ona şartsız güveniyordum. Ama o kâğıdı bulacaktım ve ortadan sonsuza dek kaldıracaktım. Boşanmayacağım demiyordu, seni seviyorum da demiyordu ama geleceğe hayal kuruyorduk. Kendimi berbat hissediyordum. 

Onu, ele avuca sığmaz bir aşkla seviyordum. 

Hastane odasına onun o çaresiz bakışlarını gördüğümde onu zorlamamaya karar vermiştim. İstiyorsa her türlü isteğine uyardım, ama o beni seviyordu; elimde tutabildiğim yegâne şey buydu. Sözleşmeyi aramak ona ihanet gibi gelebilirdi ama benim iç huzurum bundan geçiyordu. O bir gün paramparça kâğıdı bulduğunda o açılan ağzından öperdim onu. 

Ben onun kölesi bile olabilirdim. Bana sevmeyi Raja öğretmişti, ne isterse o olurdum. Ama içimde bir his hınzırca bana sırıtıyor, aramam ve bulmam için beni tetikliyordu, akıllı olduğumu hiç iddia etmemiştim, Raja da bunu yapabileceğimi pekâlâ tahmin ediyordu. 

Salonun ortasında durdum, etrafımda tam tur döndüm. Konsollar ve çekmeceleri. Hayır, orada olsa daha önce mutlaka görürdüm. Kitaplık ve kitaplar. Bin tane kitabın hangisine bırakmış olabilir ki? Hem kitabın içine bırakması basit olurdu. Bulmamı istese oraya bırakırdı ve asıl soru bu hangi kitap olurdu? 

Salonu ve bin kitabı es geçerek üst kata çıktım. Küçük odalardan biri oğlumuza aitti, onu da es geçtim ve diğer iki odada boş denecek eşya mevcuttu, onları da eledim. Yatak odamıza girdim, çekmeceleri açtım. İç çamaşırları, takılar, makyaj malzemeleri… Devam et Barlas, bulduğumda başıma bela olan o saçma şeyden kurtulacaksın oğlum. 

İlk yatak odasına girdim, kadınların özel eşyaları hep burada olurdu. Komodinleri geçtim, her gün içinde ne olduğunu görüyordum. Makyaj masasına yaklaştım, çekmeceleri açıp, takıları şalları, geceliklerini dağıtmadan aradım ama yoktu. Gardırobu açıp içlerindeki kutuları tek tek açıp baktım. Ayakkabı veya çanta vardı kutularda. En üst raftan büyük bir kutu alıp kucağımda kapağını açıp baktım. Belki de burada olabilirdi. Kutunun içinde fotoğraflar, bazı kağıtlar duruyordu. Yatağın üzerine oturup kutuyu yatağa devirdim. Sonra da inceleyerek tekrar kutuya atmaya başladım. Raja’nın bebekliğine, çocukluğuna ait fotoğraflar vardı. Annesi olduğunu düşündüğüm kadının kucağında duruyordu. Daha önce annesini görmemiştim, göstermemişti. Genç ve güzel bir kadındı ama Raja ile hiçbir benzerliğe sahip değildi. Ratri’ye, Gunnar, Reyhan Abla, Emrah Abiye ait fotoğraflarda vardı. Eski oldukları her hallerinden belli oluyordu. Hem yıpranmıştı hem de hepsi genç görünüyordu. Raja’nın ilk okul, lise ve üniversitede çekilmiş birçok fotoğrafını tek tek yerleştirdi. 

Fotoğraflar arasında krem rengi bir zarf geçti eline. Üzerinde ‘Kızıma… Raja’ya…” yazıyordu. Mektup kapalıydı demek ki Raja ya okumamıştı ya da böyle bir mektup olduğundan haberi yoktu. İçindeki geçmek bilmeyen dürtüler zarfı açmasını istiyordu. Bir dakika kadar zarfa öylece baktı. Ne olabilirdi ki içinde? Bir babanın kızına olan sevgisi veya en çok Donka itirafı. Ani bir kararla açıp bir A4 boyunca dolu olan el yazınını okumaya başladı. 

Baban Levent Korkmaz.

Akıllı ve güzel kızım Raja, baba olmayı seninle tattım ama baba olmayı beceremedim. Kaderin gülmediği insanlar vardı, onlardan biriyim. Kaderin arkasına saklanan bir korkağım. İstediğin hiçbir şey olmadığında elinde olanların kıymeti azalıyor, sana hak ettiğin kıymeti veremedim. Sana beni affet bile diyemiyorum. Belki inanmayacaksın ama seni çok seviyorum. Canımdan bir parçasın sen, seni hak etmeyen benim. Sen hep hayırlı bir evlat oldun. Sana baktıkça ne bana ne annene benzemediğini gördükçe öyle mutlu oluyorum ki, sadece Allah biliyor. Benden hiç kimseye bir fayda gelmedi, annen de bir kadının ahını alıp gitti bu dünyadan. 

Bilge, annen bir erkeğin başına gelebilecek en kötü tercihti. Hataydı, her şey bir hatadan ibaretti. Tek güzel yanı sendin. Melek gibi bir kız vermişti Bilge bana. Bunu söylediğim için beni affet ama ben anneni de kendimi de hiç affetmedim. Çok özür dilerim Raja. 

Yıllar önce, bir kadın tanıdım, öyle güzel, öyle sevgi doluydu ki ona âşık oldum. Kim olduğumu umursamadı, roman demedi, fakir demedi o da beni sevdi. Aramızda yaşananlar bir erkeğin başını döndüren türden güzellikler getirmişti bana. O kadın annen değildi. Birini sevememek ayıp değil ve bunu söylerken utanmıyorum. Ben yaşadığım her an sadece ve sadece Nisa’yı sevdim ama onu kaybettim. Annen, Bilge Nisa’nın en yakın arkadaşıydı. Bilemedim bize imrendiğini, bilemedim kıskandığını, bilemedim annen sayesinde Nisa’yı sonsuza kadar kaybedeceğimi… 

Nisa’nın ailesi birlikte olmamıza izin vermedi ama kaçıp bana geldiğinde yanımda annen vardı. Nisa bunu ne affetti ne dinledi. O gün gitti, hayatımdan bir daha girmemesiye çıkıp gitti. Annenle evlendim çünkü sana hamileydi. Bilemezdim Nisa’nın da benim bebeğimi taşıdığını. Bir kızım daha olduğunu yıllar sonra öğrendim. Öyle çok sana benziyordu ki… İkiniz de bana öyle çok benziyordunuz ki ben bir köşede aptallığıma, çaresizliğime ağlıyordum. 

Nisa bir başkasıyla evlenmişti. Bir gün boşanacağını, benden başka kimseyle olmadığını, olmayacağını söyledi. Evet, sen o zaman üç yaşındaydın ve annenden ayrılmak istiyordum. Ama Bilge buna asla yanaşmıyordu. Nisa’nın da babası, eşinden boşanmak istediğini öğrenmişti. Ortalığı ateşe verecek güçte bir adamdı ve vermişti de. 

Annen ne derse desin ben boşanıp Nisa ile olacaktım, ama olmadı. Nisa’nın babası o gece, seni doktordan getirdiğimiz gece beni öldürmek isterken annenin canını aldı. Kaza süsü verildi, ben de öyle sanıyordum ta ki Nisa gelip, “Yaşamanı istiyorum, iki tane kızın var, ölme!” diyerek sonsuza kadar gitmişti. O günden sonra bir daha toplanmayasıya dağıldım. Kızlarım bencilce aklıma bile gelmiyordu. Nisa’ya olan sevgim gözlerimin önünü kalın bir perdeyle kapatmıştı. Benim için artık bir insan olmak bile zordu. İçtim! İçtim ve içtim! Ratri seni büyütürken içtim, sen büyürken de içtim hasta olana kadar içtim. Yıllar geçti, kızlarım büyüdü hatta bir torunum bile oldu ama ben yine de içtim. 

Sen zekânla ve kocaman yüreğinle kardeşini bulup kabul edecek kadar olgun bir kadın oldun ama ben sana bunları anlatmaya utanan zayıf bir adamım. Yüzüne bakamıyorum, hiç içimden geldiği kadar bakamadım. Annen benim yüzümden ölmüştü. Seni annesiz bıraktım. Annesizliği yaşattım, babasızlığı da gözlerimin önünde yaşattım. Beyhude geçen bir ömrün son nefeslerindeyim Raja. Sen bunları okurken de yaşamıyor olacağım. 

Ben iki kadının en büyük hatası, iki kız çocuğun hiç var olmayan babası oldum. Beceremedim. Oyunda Nisa yoktu, ben de sürekli kaybettim. Affetme beni! Utanırım! 

Ratri der ki; Ölen insanların ruhu mezarlarına gelir, yakınlarının ziyaretinde onları izlermiş. Bana kız, affetme ama mezarıma gel! Kardeşini de getir. Kızlarımı dünyada yan yana göremedim, Ratri belki haklıdır. İkinizi de yan yana görebilirim. Seni seviyorum…. 

Alt satırda teyzemin ve Donka’nın adresleri yazıyordu. O kısımlara göz atıp kâğıdın parmaklarım arasından kayıp yatağa düşmesine izin verdim. Bildiği tüm ezberler bozulmuştu. Ne Bilge ne Levent ne Nisa ne de dedesi artık hayatta değildi ve tüm geçmiş bir anda omuzlarıma binmişti. 

Teyzem, Raja’nın annesinin felaketi olmuştu. Dedem, Raja’nın annesini öldürtmüştü. Babası Raja’nın annesinden nefret etmişti sorumlusu teyzemdi. Sevilen, uğruna bir ömür feda edilen kadın Donka’nın annesiydi. İstenmeyen, teyzemle Levent’i sonsuza kadar ayıran Bilge, Raja’nın annesiydi. 

Raja’nın annesini dedem öldürtmüştü. 

Dedem, Raja’nın annesini öldürmüştü. 

Ellerimi yüzüme kapatıp bir erkeğe yakışmayacak şekilde ağlamaya başladım. Artık hiç şansım yoktu. Raja benden gidecekti. İki kız kardeşin arası açılacak ve belki de aralarında bir nefret doğacaktı. Karımın yüzüne her baktığımda dedemin, annesinin katili olduğunu düşünecekti. Annesinin katiline bir torun vermişti Raja. Midem kasılıyor, düğüm düğümdü. Raja’yı kaybediyordum.

Ellerimi yüzümden çekip kâğıdı katladım. Arka cebime atıp yatağın üzerini öylece bıraktım. Bir kez yalan söylemiştim ve Raja’yı kaybetmeme az kalmıştı. Bir daha aynı hataya düşmeyecek ve gerçeğin getireceği her şeye de razı olacağım. Geldiğimin aksine yorgun adımlarla evi terk ettim. 

Recommended Articles

11 Comments

  1. Ooooo ben yeni bölümü nasıl bekleyeceğim şimdi ama ya

  2. Kalbim dayanmayacak galiba. Öyle bir his geçiyor içimden. En iyisi finali bekleyeyim. Öyle okurum. ❤🌹😥

  3. Resmen titreyerek bölüm okudum heyecandan. Diğer bölüm için sabırsızlanıyorum. Emeğinize sağlık

    1. ⭐⭐⭐⭐⭐

  4. Çiğdem turanlı

    Yaaa tük yaşlı karin bunları şakıyacak diye öldü. Üzüldüm simdi ne olacak neler olacak. Ay adam ne umdu ne buldu.

  5. 👍👍👍👍👍

  6. Heyacan yaptim .Gelecek bolum Raja gercekleri ogrenecekmi? Poyraz ,Raja ve Donka sucsuzlar gecmisin bedellerini odemesinler. Emegine ve guzel kalbine saglik balim❤😘

  7. Ama ya Barlas aşkıma kıyılır mı ve yazarcim çok üzüldüm şuan ağlıyorum bende 😭

  8. Oy oy hersey normle donsun benmde kalpim kaldirmicak

  9. Ağzım açık olarak bölüm bitirdim helal olsun
    Yanlız Barlas kuşum sen bu mektubu ortaya çıkarırsan ratri boşa ölmüş olamayacak mı Onakr mutlu mesut yaşasın gerçeği ogrenmesinler diye harcadığı çaba boşa gitmeyecek mi
    Hiçbir sır sonsuza kadar sürmez gerçeği var karşımızda bakalım neler olacak merakla bekliyorum
    Emegine yüreğine sağlık canım benim yine mest oldum 💖💖💖💖💋

  10. Ah be hayattayken söylemedin ölürken neden mektup bıraktın

Leave a Reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!