Sabahın beşinde mor salkım sokak uyanmış, yeni günü selamlıyorlardı. Her evin kapısı açıktı, evlere girip çıkan insanlar arabalara eşyaları taşıyordu. Sessiz bir fısıltı gibiydiler, sessiz ve organize. Çocuklar gözlerini ovalıyor, bebekler annelerinin kucaklarında arabaya taşınıyordu.

Şalını başına dolamıştı, gözlerine bir kalem çekmiş başka bir şey sürmemişti. Şalının iki ucunu birleştirip boynuna sıkıca bağladı. Geniş, dizlerinin altına inen yarasa kol bluzunu giymişti. Altına geniş ve rahat kot pantolonunu da ekleyince rahat bir görünüme sahip olmuştu. Siyah sporlarını ayağına geçirip sırt çantasını taktı. Annesinin uzattığı poğaça dolu ağzı kapalı kabı kucakladı. Belli ki annesi mesai yapmıştı.

Suzan da kendisi gibi giyinmişti. İlhan abisi oğlu Ömer’i omuzuna yatırmış iniyorlardı. Arkalarından da İlyas abisi, yengesi ve yeğenleri iniyordu. Sessizce indiklerinde Poyraz’ın açık kapısı önünde Fatma Hanım göründü, selamlaşıp gülümsedi Ahu. Elindeki bırakmak için kapıya çıktığında Poyraz’ı ve Kerim’i araçların başında gördü. Bakışları kısa bir an kendine dönen adama bakamadı, üç abisi de yanındaydı ve direk Kerim’in arabasına yürüyüp elindekini kalan küçük bir alana sıkıştırdı.

“Anne,” dedi Kerim. Naciye Sultan oğluna döndü. “Sen abimlerin arabaya bin, ben Pınar’la annesini alacağım. Ahu benimle gelir.” Kerim, kız kardeşine bakıp göz kırptı. Ahu’nun dudakları öne uzayıp gülüşünü sakladı. Poyraz an an yakaladığı gösteriye sırıttı.

‘Adaletin bu mu dünya?’ diyordu Poyraz içinden. ‘Bunların acısını çıkarmaz mıyım ben!’  Arkasını döndü, annesinin uzattığı halıyı bagaja bıraktı.

“İyi, tamam,” diyen Naciye Sultan Nuran’ın oturacağı ön koltuğa yerleşirken gelinine ters bir bakış attı. Nuran göz devirip ellerini havaya sabır dilercesine açıp arka tarafa kızlarının yanına oturdu.

“Anneciğim.” Poyraz ön kapıyı açmış annesini ön koltuğa davet edince Fatma Hanım usulca yerleşti. Ahu’nun kısık gözleri bunu kaçırmadı. Tek kaşı havada anne oğula bakıyordu. İstediği son şey anneci bir oğul olabilirdi, ama seveli de çok olmuştu. Kendi kendine göz devirip abisinin yanına yerleşirken Poyraz’ın attığı o sabah öpücüğü kıvamındaki göz kırpışı yakaladı.

Kerim, mahalle daha yerleşirken hareket etti, istikameti kalbine sürdü. Birkaç sokak dolanıp Pınar’ı kapıda buldu. Eşyaları kapıya çıkartıyordu. Abi kardeş inip yanına gelince onlara bakıp gülümsedi. “Günaydın.”

“Günaydın canım,” dedi Kerim.

Bir kelimeyle yanakları ısınan Pınar, Ahu’ya döndü. Ahu ağzı kulağında sırıtıyordu ve bu daha çok utanmasına yol açıyordu. Ahu dün gece Kerim’in odasındaki konuşmalarına ışınlandı.

“Ne?” demişti abisine.

“Pınar beni seviyormuş, neden söylemiyorsun? Yolayım mı saçlarını kız.”

“Oldu başka? Ne diye söyleyecektim sana? Hem Pınar benden söz almıştı, diyemezdim. Sen körsen suç benim mi oldu şimdi?”

“Sus!” diyen Kerim kardeşine bakarken yüzünü buruşturmuştu. “Neyse, kendisi artık benimle olup senin de müstakbel yengen olur. Ona göre!”

Ahu’nun ağzı bir karış açılırken abisine şok geçiren bir ifadeyle bakmıştı. “Yavaş abi, Pınar benim çocukluk arkadaşım. Ona göre derken?”

“Ben bilmem! Ona göre işte.” Kerim yatağına zıplamış, elini de başının altına bırakmıştı. “Bunu hanene yazdım Ahu, nasılsa tahsilatı gelir. Kaç senedir saklıyorsunuz?”

“Müstakbel yengeme sorsaydın ya bunu, bana neden soruyorsun?”

“Sordum söylemedi.”

“Akıllı kız, bence sen ayağını denk al abi. Pınar’ı üzersen seni değil onu tutarım.” İki parmağını gözüne uzatıp, Kerim’e çevirmişti. “Gözüm üzerinde!”

“Çık çık.” Kerim eliyle de kovalamıştı Ahu’yu.

Eşyaları araca yükledikleri anda Pınar’ın annesi Zehra Hanım kapıda belirdi. İnce, zayıf bedeniyle kendine yetecek kadar enerjiye sahip olan kadının elini tuttu Kerim. “Gel Zehra Anne, ön koltuğu sana ayırdım.”

“Hah,” diye fısıldadı Ahu, Pınar’a. “Annen de annesi oldu, bize gelin geliyorsun kızım. Annemin dişine göre de değilsin ama yengemler sana öğretir nasıl Naciye gelini olunur.”

“Kız manyak, sabahın beşinde kafan güzel mi? Bin şu arabaya!” Dürtüklediği Ahu’yu araca bindirmeye çalışıyordu. “Ben sana olacakları söylüyorum Pınar. Ama merak etme arkanda ben varım bacım.”

“Ne içtin bacım sen?” Kapıyı çekince sözleri arabayı doldurmuştu. Kerim arkaya dönüp ikisine de göz attı. “Ahu?” diyen abisine göz devirdi. “A… Sen de ama ne hanım köylü çıktın ya. Sür sür, sabahın bu saatinde ikiniz de ayrı çemkiriksiniz.”

Kerim, Pınar’a göz kırparak önüne dönerken Pınar ona aşk dolu bakışlarını gönderiyordu. Zehra Hanım ise bunların hiçbirine anlam veremiyordu.

                                                                           ***

İstanbul bir uçsuz bucaksız bir şehirdi. Sınırlarının oluşu yanıltırdı belki de insanı, git git bitmeyen yolları, uçsuz bucaksız ormanlarıyla var olmuş, vaat edilmiş yalancı bir cenneti. Gelişleri tez olmuştu ama gidişlerini şu an düşünmek dahi istemiyorlardı. Kocaman bir çayırı doldurmuşlardı. Sofralar kurulmuş, tencereler açılmıştı. İçlerinden hamur işleri, yaprak sarmaları, meyveler ve kahvaltılıklar ortaya serilmişti. Kümeler hâlinde oluşan kalabalıkta hem aileler hem de komşular bir arada yiyip içiyor ve sohbetin tadına varıyorlardı. Temiz hava, hiç sönmeyen semaverler gülüşlerle atmosfere karışıyordu.

“Ne?” dedi Cansu. “Gerçekten bunlar oldu mu Pınar?”

“Abla,” derken yüzünü kapattı Pınar. Açarken de gülümsüyordu. “Vallahi billahi oldu. o da beni seviyor.”

Ahu’nun şen kahkahası biraz uzaktaki abilerini ve Poyraz’ı kendine bakmaya yöneltmişti. Tamam Ahu gerçekten güzel gülümsüyordu ama o sesi çok yüksek çıkıyordu ve ne abileri ne de Poyraz bundan hoşlanmıyordu. Daha çok kıskançlık ediyor, kızın dikkat çekici gülüşüne dördü birden göz kısarak bakmışlardı. Ahu kendine bakan adamlara ellerini kaldırıp, “Tamam, pardon,” demiş ama derken bile gülmüştü. Tavla deviren adamlar eğlencelerine geri dönerken Pınar, Ahu’yu çimdikledi.

“Ay, Pınar etim koptu.” Kolunu ovuşturan Ahu yüzünü de buruşturmuştu. “Sizi öyle düşündükçe gülmek istiyorum. Suç mu kanka?”

Cansu kocaman gülümseyip Pınar’ın eline dokundu. “Mutlu olun, güzel şeyler bunlar.”

Pınar gülümsemesiyle yanıt verdi ama Ahu abileriyle zar atan Halil’i görünce rahat duramadı. Birkaç kabuk da Cansu için ayırmıştı. “Abla,” dedi sokulup. Cansu ona soru dolu bakışlar atıyordu. “Efendim.”

“Şu an iyisin, bize gelen mektuplarda ne yazıyor anlatsan ya, olmaz mı?”

Cansu da anlatmak istiyordu, içinden çıkarsa belki daha rahat olurdu. Zaten o günden sonra mektupta gelmemişti ve Cansu o mektupları bekliyordu. Her ne pahasına olursa olsun. “Neler yazmıyordu ki… Beni yıllardır seven birinin acısını okudum. Ben öldüm Cansu, diyordu. Sen geldin ben aldığım nefesin tadını hissettim… Ben bu sevgiyi nasıl göremedim? Kim bu cesur? Neden tekrar gelmiyor, hastanelik olduğumu bilecek kadar yakınımda olması da ayrıca ürkütüyor ama okuduğum şeyler beni ona yaklaştırıyordu.”

“Çok yakın demek ki ve kuaföre girebiliyor. Tanıdığımız da olabilir, tanımadığımız da. Onlarca kadın geliyor, kim bilir kim?” dedi Pınar.

“Abla, sen sevmek istiyorsun. Hiç tanımadan, görmeden,” diyen Ahu yerinde doğruldu.

“Ben, beni bu hâle getiren adamla tanıştım da ne oldu? Tam beş senemi verdim ona sadece tanımak adına, üç sene de evlilik. Bir erkeği tanımak hiçbir zaman mümkün olmuyor. İnan sevdiğine bana yapılanları yapmaz, benim en büyük yanılgım sevildiğimi sanmak olmuş. Şimdi biri çıkıyor ve beni beklentisiz, çaresizce sevdiğini söylüyor. Dikkat edecek olsam da arkamı dönemiyorum. Bir aile kurmak boşanmış bir kadının da hakkı olmalı.”

“Elbette hakkı, olacaksın,” dedi Pınar.

“Sen kalbini açık tut, o gelmesini bilir,” dedi Ahu.

“Ardına kadar açtım, ama sadece onu bekliyorum.” Cansu gülümseyip ayağa kalktı. “Hadi, yakar top oynayalım. Kızları da çağıralım.”

Mor salkım sokak sakinlerinin evlilik çağında birkaç düzine olan kız takımı kendileri gibi gruplara göz attılar. Ahu oflayıp ayağa kalktı.

“Şu Zeliha’yı çağırmayın, o kız beni bet çenesiyle delirtiyor.”

“Mahallenin kızı, Ahu, ne diyeceğiz sen gelme mi?” dedi Pınar, Ahu ona omuz silkti.

“Bir evlenip gidemedi şu sokaktan, küçükken de böyle densizdi,” dedi Ahu.

“O da senin için aynı şeyi söylüyor olabilir, Ahu,” dedi Cansu. “Malum, siz küçükken de anlaşamazdınız.”

“Abla ne anlaşacağım onunla, zengin budalası, görgüsüz. Aldığı bebekleri, giydiği elbiseleri gözüme sokardı. İnsanlar çocuklarına bazı şeyleri öğretmeli, kimin var kimin yok bilmeli. Ama işte annesi de öyle, kızına ne diyeceğim.”

“Doğru,” dedi Pınar. “Her güzele yazması da bir yana. Bir ara Kerim’e de göz kırpıyordu. Kırmızı okul çantasını övdüğü günleri de biliriz. İçimizde yaradır. Hanım okudu mühendis oldu ama hâlâ aynı hava. Ne yani baban bizden biraz çok kazanıyorsa, biz ölelim mi? Allah daha çok versin, gözümüz yok da insan bir ifrit olmuyor değil.”

“Ayaküstü dedikodunun dibine vurdunuz, günah kızım yürüyün. Akıllı uslu oyun oynayacağız.”

“Ben söz vermiyorum,” dedi Ahu. “Top elimde, karşımda o olursa çarparım. Tamam, grupları ben kuruyorum. O mühendisse ben de bugüne bugün mor salkım sokak da modaya yön veren kadınım. Geçti o günler. Yürüyün.”

“Kazamız mübarek olsun,” dedi Pınar. “Yürü be kızım!” biraz yüksek çıkan sesine Kerim ve Poyraz göz ucuyla bakmışlardı.

“Ne oluyor orada?” dedi Kerim.

Pınar cevap veremeyince önlerinden geçen Ahu, “Gelen gelsin, yakar top oynayacağız.”

“Hadi…” dedi Suzan. Kayınvalidesinin ayağında uyuyan Ömer’e göz attı. “Ben de oynayacağım.”

“Sen mi?” dedi İlhan. “Otur kız yerine.”

“Valla sen otur canım, Ömer de uyuyor. Oturmaya mı geldik?” Ayağa kalkınca İlhan da kalktı. “Ben de geleyim madem.”

 “Biz de geliyoruz,” dedi Kerim, Poyraz’ı dürttü. “Kalk devrem. Beyler, hanımlara karşı.”

“Lan!” dedi Halil. “Sizle onlar aynı mı? Kızların bir yerini kırarsınız.”

“Haklı,” dedi Cansu, yanlarına gelip durdu. “O yüzden yazı tura atıp grupları belirleyeceğiz. Bir kadın bir erkek.”

“Kabul,” dedi İlhan.

İlyas onlara bakıp bir ayağını diğerinin üzerine attı. Elinde tespihiyle ağır abi görüntüsüne büründü. “Gidin ileride bir yerde oynayın, tepemi şişirmeyin.”

Kerim bir ıslık çalıp dağınık kalabalığın dikkatini üzerine çekti. “Haydi gençler yakar top oynayan gelsin.”

Poyraz ayağa kalkarken ayaklananlara göz attı. Gözlerini kısıp dikkatle izledi, ayaklananlar arasında genç erkeklerde vardı. Bakışları yandan Ahu’ya kaydı. Genç kız da onun gibi kalkanlara yüzünü buruşturup bakıyordu. “Geberir zaten gelmezse,” diye söylenen kıza bakarken tek kaşı havalandı.

Ahu yanındaki Pınar’a söyleniyordu. “Bak bak, gelişe bak, kırılacak yürürken.”

Poyraz onun baktığı yöne bakıyor ama kimden bahsettiğini anlamıyordu. Birçok kişi ayaklanmıştı.

“Ahu uslu dur,” dedi Cansu.

“On iki yaşında saçlarını yolmuştum, onun kadar uslu dursam yeter mi abla?”

Pınar kıkırdayıp bileğindeki toka ile saçlarını topladı. “Manyak.”

“Ahu,” dedi İlyas abisi. “Ne istiyorsun kızdan? Sorun çıkartma, şuraya eğlenmeye geldik.”

“Sen eğlen abi, ben onu şu geride pataklarım.”

“Ahu!” dedi İlhan.

“Ahu!” dedi Naciye Sultan. “Ele güne mala mat edeceksin bizi. Kocaman kız oldunuz, ayıp!”

Ahu omuz silkerek yengesinin uzattığı topu kucakladı. “Yürüyün gidelim, onu mu bekleyeceğiz?” Bir adım atıp geri döndü. “Bozuk parası olan?”

Poyraz anlamadığı konuyu düşünerek cebinden bir lira çıkartıp Ahu’nun açtığı avucuna bıraktı. “Teşekkür ederim,” derken ki resmiyetine kim derdi ki bu kız bu adamın sevdiceği…

“Önemli değil.” Poyraz gülmemek için dudaklarını sımsıkı kapattı. Ahu bir devrandı ama ne devran. Bayılıyordu, hayır ölebilirdi.

Beş dakika sonra on kişi bir daire oluşturdu. Ailelere uzak bir alana geçmişlerdi, sesleri duyulmazdı ama açık ve net seçiliyorlardı. Mahallenin gençleri de katılmıştı, onlardan biride mahallenin yakışıklıları arasında bulunan Kürşat’tı. Ahu burnunu kıvırdı. Tam karşısında olan Zeliha’ya bakıp göz devirdi.

“Zelihacığım, makyajını silseydin, akacak.”

Pınar kıkırdarken Kerim’in sert bakışlarına maruz kaldı. Poyraz aranan kişinin Zeliha adındaki kişi olduğunu anladı. Dudakları öne uzarken gülme isteği ağır basıyordu. Cansu derinden gelen bir boğaz temizleme sesiyle Ahu’yu uyardı. Halil hemen yanında duran Cansu’ya fısıldadı. “Cansu.”

“Efendim,” diyen Cansu ona dönmüştü.

“Bu oyunun sonunda Ahu bu kızın saçına yapışacak bak diyorum.”

“Ağzını hayır aç be adam!”

Halil gülümseyerek, ben dedim dercesine gülümsedi. Ama Cansu da bundan korkuyordu.

“Canım sen işine bak, akmaz benim makyajım.”

“Güzelliğin gözlerimi alıyor arkadaşım, ondan dedim. Akarsa…” Ahu sırıtırken Zeliha sinsice bakıyordu. Sarı at kuyruğu saçını savururken sözleri umursamıyordu ama şu yeni gelen komşu, taksi şoförü Poyraz’a hayran olmuştu. Ona yandan bir bakış attı, bunu sadece Ahu gördü. Poyraz’ın ruhu bile duymadı.

“Ver şu parayı,” dedi Kerim, kardeşine ne dese boştu. Ne zaman anlaşmıştı ki Zeliha ile şimdi anlaşacaktı.

Kerim parayı alıp etrafına bakındı. “İki grup, beşerli ve kadın hem erkek. Sırayla seçiyorum.” Herkesten onay aldıysa da Pınar’ı kendi grubuna aldı. Kürşat ve Zeliha Poyraz ve Ahu ile aynı gruba düşmüştü. Ahu için tek teselli Poyraz’la aynı grupta olmaktı.

Kendi içlerinde de gruba bölündüler ama bu kez Ahu olaya el koydu ve Poyraz’la eş oldu. Yan yana geçtiklerinde, “Ahu ne oluyor?” diye fısıldadı.

“Ben bu kıza beş yaşından beri uyuzum Poyraz, sana fena bakıyor valla olay çıkacak. Dön önüne, bakma sakın.” Karşısında topu atmaya hazırlanan Zeliha baktı.

“Bakmazsam toptan nasıl kaçacağım Ahu?”

“Topa bak o zaman.”

“Ne oluyor orada fısır fısır?” diyen Kürşat’ın sesi arkalarından gelince ikisi de arkasına dönmüştü. Poyraz kaşlarını çatarak karşısındaki genç adama baktı. “Bu kim?”

Ahu şalının iki ucundan tutup sıkarken fısıldadı. “Mahallenin gençlerinden.”

“Birbirimize taktik veriyoruz Kürşat. Sorun mu var?” dedi Ahu.

Kürşat gülümsedi. “Yok Ahu, ne sorunu?”

Dili dişleri üzerinde hunharca gezen Poyraz, Kürşat’ı ısırmak istiyordu. “Dön önüne!” Ahu hızla önüne döndü. Poyraz’ın, “Mahalle değil, evlilik programı sanki,” sözlerine kıkırdadı. Biraz yaklaşıp, “Kalbimi size kaptırdım, bir çay içsek mi?” diye fısıldadı.

“Hey!” dedi Zeliha, ikisine bakınca hiç iyi şeyler düşünmüyordu. Bu hoşuna gitmemişti. “Atıyorum artık.”

Yanlarındaki takım başlamıştı. Halil ve Cansu kenarda sıralarını bekliyorlardı. Halil yandan bakıp iç çekmekle meşguldü. “Cansu,” dediğinde, genç kadın oyuna başlayan takım arkadaşlarına bakıyordu. “Hım…”

“Poyraz’la Ahu ne güzel oldu değil mi?”

Cansu’nun bakışları oynayan ikiliye iyice odaklandı. Yüzünde bir gülümsemeyle Halil’e döndü. “Çok güzel oldular.”

Onu gülümserken görmenin tadına varırken kendi gülüşü de büyüdü. “Aşk güzel şey,” deyiverdi. Bir anda ne dediğini fark ettiğinde önüne baktı. Kalbi tutuşmuş yanıyordu.

Cansu onun utandığını fark edince daha geniş gülümsedi. “Gerçekten güzel bir şey.” Ahu’nun sözleri aklına gelince devam etmek istedi. “Karşılığı varsa tabii. Yaşanınca güzel, yaşanmalı değil mi?”

Halil’in kalbi göğsüne dar gelirken ona dönebildi. Kadının gözünün içine bakarken nefes alamıyordu. “Yaşamak istiyorum, bilemezsin.”

Halil’in yoğun bakışları altında kanının çekildiği hissine kapıldı ve o kadını kıskandı. Hiç öyle sevilmemişti. Zoraki bir gülümseme kondurdu yüzüne. “Nasıl derler… Seviyorsan git konuş.”

Halil’in kısık bakışlarına aldırmadan önüne döndü. Poyraz ve Ahu hâlâ vurulmamıştı. Havada süzülen en son topu Poyraz yakaladı. Ahu’nun, “Yürü be!” sözüyle bir can hakkı kazanan Poyraz topu Kürşat’a fırlattı.

“Boyunuz çok uzun Poyraz Bey,” diyen Zeliha’nın sesiyle Ahu’nun tüm dikkati dağıldı. Kürşat’tan gelen toptan kaçamadı, topu kucaklarken geliş hızıyla karnına aldığı darbeyle ikiye katlandı. Top kucağında, belinde bir sancı, karnında kasılmayla olduğu yere dizlerini bıraktı. Topu bırakıp elini karnına götürdü.

“Ahu!”

Poyraz’ın sesi yüksek çıkınca yan gruptaki abilerinin de dikkatini çekmişti. Dokunsa dokunamıyor, kaldırsa kaldıramıyordu, ama kendine engel olmayı bırakıp yanına eğildi. “Ahu, ne oldu?”

“İyiyim,” dese de yere oturup belini dikleştirdiği sırada derin nefesler alıyordu. Birden etrafı Ahu diyen abileri ve arkadaşlarıyla doldu. Zeliha kollarını göğsünde birleştirmiş tepeden kibirle bakıyordu.

“Yoktur bir şeyi, küçükken de böyleydi, dikkat çekmeyi seversin sen.”

Karın boşluğuna aldığı darbenin ve belindeki acısı olmasa kalkıp sarı saçlarını eline dolamaz istedi Ahu. “Alın şunu başımdan bak vallahi olay çıkartacağım.” Kimseden çekinmiyor, sözlerini de esirgemiyordu.

“Kes sesini Zeliha!” dedi Cansu. Zeliha omuz silkti.

“Ne oldu?” dedi İlhan.

“Boş bulundum, top sert geldi kaçamadım.”

Poyraz doğrulup Kürşat’a döndü. “Biraz yavaş atsana, gücünü mü test ediyordun?”

Kürşat üzgündü ama Poyraz’ın çıkışıyla gözlerini kıstı. “Ne lakası var? Boş bulundum diyor, duymuyor musun?”

Poyraz dişlerini sıkıp adım atıyordu ki Kerim’in sesiyle durdu. “Tamam, Poyraz.” Abisi İlhan ile gözleri kesişen Kerim Ahu’ya döndüler. “Sen dinlen, diğerleri girsin.”

Abilerinin ellerinden tutuşuyla ayağa kalkıp kenara geçti. Poyraz’a yanıma gelme bakışı atarken dikkat etti. Sırtını bir ağaca verip acılarının geçmesini belerken Pınar yanına gelip oturdu. “Yanmışken dinleneyim. İyi misin?”

Ahu, keskin nişancı gibi Zeliha’yı markajına almış izliyordu. “Boyonoz çok ozon Poyroz Boy.” Zeliha’yı kabaca taklit ederken Pınar ona bakıyordu.

“Zeliha, Poyraz’a öyle demese düşmeyecektim. Boş bulundum. Yolacağım bu kızı, Pınar.”

“Ahu… Ayıp kızım, yolmak falan.”

“Kes!”

“Poyraz’ın çıkışı Kerim’i işkillendirmişse vay hâlinize.”

Alt dudağını ısırıp Pınar’a döndü. “Onu fark edemedim.”

“İnşallah abilerinde fark etmemiştir.”

Başını çevirdiğinde Poyraz’la göz göze geldi. Abilerine dönüp onları buldu, oyuna devam ediyorlardı. İçine bir sıkıntı çöreklendi. Yaşadığı toplum sevgilisiyle gününü gün edecek başlığı taşımıyordu. Kendisi içinde abileri içinde öyleydi. Ama kendisi bir kız kardeşti ve bunlar doğal şeyler değildi.

Önerilen makaleler

6 Yorum

  1. Zeliha poyraza sulanma onun sevdiği ahu saçlarını yolar eline verir ona göre …ellerinize sağlık doyamadım okumaya 😍❤😘

  2. Boş musun zeliha işime bak!😒
    Halil iyi gidiyorsun veren kurban olduğum devam et bitsin bu iş bahara düğün hemde üçlü bak çifte de değil Ahu Poyraz sen cansu ve kerim pınar ah ne kadar açık görüşlüyüm değil mi payelllim 😂😂😘 emeğine sağlık bu poyraz ahunun ailesinden çok çekecek gibi ama.hoş senin işin belli olmaz poyraza değil onlara da çektirebilirsin . Hadi hayırlısı 😘😘😘💙💙💙

  3. Keşke şu zelihanin havası sönseydi gıcık oldum
    Birde cansu artık halili farketsin yazık çok zaman kaybettiler

    1. Ama ya ben Ahunun, zelihayı yolmadonı bekliyordum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!