25. Bölüm

Raja…

Akşam olmuştu ama Barlas beni almaya gelmemişti. Arıyordum ama açmıyordu, kendi arabamla gelmediğime hayıflanmam bir yana içimde gergin bir tele biri dokunup kalbimi tekletiyordu. Bir şeyler oluyordu. Aslan’ı doyururken kucağımda uykuya dalmıştı. Oğlumun güzel yüzüne parmağımı dokundurdum. Onu öyle çok seviyordum ki bu sevgim kelimelere dökülmeyecek kadar farklıydı. Anneliği yaşıyordum, annemi anıyordum. Oğlum kucağımdayken aklıma annem geliyordu. O da beni böyle sevmiş miydi? Beni doyurmuş muydu? Kızım diyerek bağrına basmış mıydı? Yirmi sekiz yaşındayım ve ilk kez annemi anarken burnumun ucunda sızlama hissediyordum. Artık annemin beni nasıl sevdiğini biliyordum, bu sevgi aşılmaz ve anlaşılmazdı.

“Raja!” Başımı kaldırdığımda Reyhan Ablanın çatık kaşlarıyla karşılaştım. “Kızım gelir birazdan, burası yabancı yer mi? Ne surat astın.”

“Yok abla, olur mu? Burası benim de evim. Sadece…” Oğluma bakmaya devam ettim. “Anne olduğumdan beridir annemi anar oldum. Onu düşünüyordum. Ratri yaşıyor olsaydı bana bir şeyler anlatırdı.”

Reyhan yaklaşıp anne oğulun yanına oturdu. Bebeğin başına narin bir buse kondurdu. “Yapma, üzme kendini bak sütün çekilir. Birinin bir şeyler anlatmasına gerek yok kuzum, sen oğlunu nasıl seviyorsan annen de seni öyle sevdi. Takdiri İlahi ablam, kader.”

“Öyle abla.” Bebeğim beni bırakınca gömleğimi kapatıp koltuğa yatırdım. Telefonumu alıp Berrin’i aradım, açmadı. Donka’yı aradım, açtı.

“Donka?”

“Bacım, ne oldu?”

Bana bacım demesine bayılıyordum, kardeşimi çok seviyordum. “Barlas’ı arıyorum ama açmıyor. Ben Reyhan Abladayım. Acaba annesine mi gitti diye aradım ama Berrin de açmadı. Barlas benim telefonumu açmamazlık etmezdi.”

“E sende bir şey mi var sandın? Bitir kızım şu lohusalığı, uyuya falan kalmıştır. Evdedir, telefon sessizdedir.”

Başımı sağa sola salladım. “Bunlar bana Barlas’ı anlatmıyor Donka. Neredesin, beni gelip alır mısın?”

“Engin ile birlikteyim, hemen geliyorum. On beş dakika.”

Telefonu kapattım, eşyalarımı toparlamaya başladım. Barlas’ı aramaya devam ediyordum ama açılmıyordu ve her açılmayan arama kalbime saplanan bir sancıydı. Dediğinden daha erken geldi Donka, yanında Engin de vardı. Arabasını Engin kullanıyordu. Reyhan Ablamı öperek kızlara öpücük attım. Donka, oğlumla birlikte arka koltuğa oturduğunda çantamı araca bırakıyordum ki Barlas’ın arabası, kardeşimin arabasının hemen karşısında durdu. Aracın iç ışığından kocama bakıyordum. İnmeden bana öylece bakıyordu. Yüzünde anlamsız bir keder, yıkılmışlığın resmi duruyordu. Benimle birlikte herkes görüyordu.

“Ne oluyor Raja?” Donka artık sakin değildi. Kuzenini benden iyi tanıyordu ve sesindeki titreşim tedirgindi.

“Bilmiyorum.”

Barlas ağır hâlde inerken adımlarımı ona çevirdim. Donka’nın aracının farları üzerimize dönmüştü. “Barlas! Neredeydin? Kaç kez aradım, merak ettim. Gelmeyince Donka’yı aradım.”

Elini saçlarına sokup karıştırdı ama bunu buraya gelene kadar en az yüz kez yapmışa benziyordu. Perişan görünüyordu. “Şey… Eve uğramıştım. Telefonum evde kalmış, sonra fark ettim. Özür dilerim.”

Yaklaşıp koluna dokundum. “Barlas birine bir şey mi oldu? Ne bu hâlin?”

Başını kaldırınca bakışlarımız buluştu. Kara gözleri yorgun, üzgün ve ölesiye mutsuzdu. “Oğlumuzun yanına bin Raja. Babamlara gideceğiz. Engin’e söyle oraya sürsün.”

Arabaya bindi, öylece, binlerce cevapsız soruyla beni orada bıraktı. Aracını çalıştırıp bizi bekledi. Donka’nın yanına oturdum, Engin’e ve Donka’ya birkaç cümle kurdum. Teyzesinin kollarında uyuyan oğlumu almadım. Hayatımda bu kadar gerildiğim bir an daha olmamıştı.

Peş peşe büyük villanın önünde durduk. Donka’dan önce inerek oğlumu kucakladım. Hizmetçinin açtığı kapından kocama göz atarak geçtim. Bu evde bir odamız vardı ve çıkarak oğlumu yatağına yatırıp telsizi alıp aşağı indim. Büyük salona girdiğimde ev ahalinin hepsini bir köşede sessizce otururken buldum. İnanılmaz bir rahatlama çöktü üzerime. Herkes sağ, sağlıklı oturuyordu ama bu yetmedi. Hepsinin yüzünden keder akıyordu.

Aslan Dede bile gözlerini kaçırdı, Eylül Hanım gözyaşlarını siliyordu. Türker Baba bana bakıp başını eğdi. Berrin kollarını göğsünde bağlamış cam kenarında ayakta duruyordu. Engin neyin içine düştüğünü anlamaya çalışır gibiydi. Donka ile birbirimize bakıp bir şeyler anlamaya çalıştık ama beyhude bir çabaydı. Barlas ayakta ve arkamda duruyordu. Ona döndüm.

“Hemen! Şimdi! Burada ne olduğunu bana anlatıyorsun!” Ailesinin yanında ilk kez bu şekilde konuşuyordum. Sesim hadsizdi, tavrım saygısız. İçimde bir volkan patlamaya hazır bekliyordu.

“Sana bir kez yalan söyledim, Raja. Bir daha söylememeye yemin ettim.”

Sustu. Kalbim çok hızlı atıyordu. Anlamıyordum ve kimse konuşmuyordu. “Konuşsana Barlas! Ne yalanı? Ben unuttum onu, sen neden bahsediyorsun.” Kollarımı ika yana açıp bir adım geri çıktım. “Ne var ne?”

Arka cebinden bir zarf çıkarttı. Önünde tuttu, zarfa bakıyordum. Kalbim şimdi daha hızlı atıyordu. Her an kilitlenebilirdim ama Barlas bana eziyet ediyordu.

“Seni bıraktıktan sonra eve geçtim. Niyetim sözleşmemizi bulamaktı ama senin hiç görmediğin bir mektup buldum. Fotoğraf kutusunun içinde, kızıma diye yazıyordu. Özür dilerim, açtım ve okudum.”

Kaşlarımı öyle derinden çatıyordum ki tenimde acı hissettim. Kocam onu sevdiğimi, asla gitmeyeceğimi anlamamıştı. Bir kâğıt parçasının peşine düşmüştü. O lanet olası zarfta ne olduğunu delicesine merak ediyordum. Zarfı bana uzattığında elim titredi. Alıp arkasına baktım. Babamın el yazısıydı. İçim acıdı, babama olan özlemim katlandı. Onu orada, tüm karmaşaya rağmen yanımda istedim. Gözlerim dolarken açık zarfın içindeki kâğıdı çıkarttım.

Donka ayağa kalkıp yanıma geldi. Benim babam onun da babasıydı. Ona sen okuyamazsın mı diyecektim? Kaldı ki kardeşime bunu asla yapmazdım. Barlas koltuğa otururken odayı bir sessizlik kapladı. Yanımda duran kardeşim kâğıdın bir tarafını tutuyor, ben diğer tarafını.

Yüzlerce harfin yan yana gelip oluşturduğu cümleler beynimize sonsuza kadar yer ediyordu. Kardeşimin kâğıdı tutan eli titremeye başladığında yutkundum. Birilerini kaybediyordum. İnanılmaz acılar sırtlanıyorduk. Ruhumuz parçalanıyordu. Geçmişin zanlıları üzerimize kara bir örtü çekiyordu. Bacaklarımızın bizi taşıyor olması ilginçti. Gözyaşım kâğıda düştü. Kâğıt titriyor, akan gözlerimin bıraktığı görüş açısıyla son sözleri okuyabildim ve kardeşim elini ateşten çekercesine geriledi.

Donka gerileyince ayağa kalkan Engin kardeşimin kolunu tutup kendine çevirdi. “Hayır!” diyordu Donka. “Bunu bize yapmış olmasınlar! Yalan değil mi?” Donka odanın içindeki ailemize bakıyor, birinin yalanlamasını bekliyordu ama kimseden tek söz gelmiyordu.

Değildi. Babamın inci gibi el yazısıydı. Her zaman hikâyenin o kadar olmadığını düşünmüştüm. Ama keşke yanılsaydım. Bu çok ağırdı. Annemi öldüren bir adamın torununu sevmiş, ondan bir evlât sahibi olmuştum. Kardeşimle aramda kocaman bir uçurum açılmıştı. Annelerimiz babamız için kendilerini feda etmişti ve ölen benimki olmuştu. Başımı kaldırdığımda Barlas’ın ölüme yakın duran bakışlarıyla karşılaştım. Bir anda gözlerimdeki yaş kurudu. Kilitleniyordum. Kocamın gözlerine boş boş bakıyordum.

Donka’nın hıçkırıklarla dolu sesi kulaklarımdan kalbime iniyordu ama tepki veremiyordum. Kolumdan tutunca kâğıt elimden düştü.

“Raja!” dedi Donka. Yeşil gözleri acıyla çığlık atıyordu. Onu seviyordum. Kocamı seviyordum. Geçmişten tiksiniyordum. Geçmişten bugüne gelen ve bize bu ânı yaşatan herkesten nefret ediyordum ama bunu anlatamıyordum.

“Raja beni bırakma!” dedi Donka. “Özür dilerim, hepsi adına, herkes adına özür dilerim. Seni seviyorum Raja.”

Ben de seni seviyorum, diyemiyordum. İçim acıyordu ama konuşamıyordum. Gözlerim bir taş misali sertti. Kardeşim bunu yanlış anlıyordu. Kollarımdan tutup beni kendine çekti. Bana sarıldı ve ona karşılık veremedim.

“Benim tek kanım sensin, Raja. Sakın gitme!”

Beni suçlayabilirdi, ben de onu. Onun dedesi annemi öldürmüştü. Benim annem onun annesinden bir aşk çalmıştı. Hiçbirini yapmıyorduk, birbirimizi seviyorduk. Bacaklarımın gücü azaldı, zemin beni kendine çekiyordu ve Barlas öylece gözlerimin içine bakıyordu. Utanç! Sadece utanç okunuyordu.

Oturduğum koltukta yanımda Donka vardı. Elimi tutuyor, sürekli ağlıyordu. Önümde uzanan salona, geniş camlara bakıyordum. Kimse konuşmuyor, bir ara oğlumun ağlama sesi telsizden odayı doldurunca Eylül Hanım hızla salondan ayrıldı. Oğlumun yanına gitmek, ona sarılmak ve saatlerce ağlamak istiyordum. Kolumu kaldıramıyordum.

“Vur ona,” dedi Barlas. Kardeşim acıyla hıçkırdı. “O benim kardeşim ona vuramam!” dedi Donka.

“Benim de karım, yapamam! Sen onun kardeşisin, sen yapacaksın.”

Barlas’ın sesi itiraz kabul etmez tonda yankılanıyordu kulaklarımda. Elimi bırakan eli titriyordu Donka’nın. Önümde diz çökerken yüzünde yeni bir acı peyda olmuştu. Elleri yumruk oluyor açılıyor ve yeniden kapanıyordu. Gözleri açılıp kapandıkça yaşlar peşi sıra iniyordu. Nefesinden acı küçük bir çığlık indi. Eli kalktı ve suratıma şiddetli bir şekilde indi. Başım yana döndü. Yüzüm ısındı, acıdı ve yüreğime kan damladı. Görüş açımda Aslan Dede vardı. Gözlerimin içine bakarken yaşlı adamın ağladığını fark ettim. Onun ıslak gözleri benim akmayan yaşlarıma yol verdi.

Göğsümden bir hıçkırık koparak salona dağıldı. Kalbim acıyordu, ruhum sancılar içinde gözlerimin önünde can çekişiyordu. Yüzüm ıslandı. Bir sıcaklık, hem yakıcı hem sarsıcı bir sıcaklık tüm bedenimi kapladı.

Kardeşime çevirdim başımı, yeşil gözleri umutla parlıyordu. “Raja,” diyordu.

Yüzüm ağlamakla buruştu. Gözlerim perişanlıkla küçüldü. “Herkesten, nefret ediyorum Donka. Annemden, annenden, babamdan ve dedenden. Tüm bunların içindeki en güzel şey sensin.”

Kardeşimin gergin omuzları indi. Ağlamakla gülmek arasında bocaladı. Kollarını boynuma dolarken kollarım benden bağımsız kardeşime dolandı.

                                                                 ***

Barlas…

“Tüm bunların içindeki en güzel şey sensin,” dedi kardeşine. Kendimi ölesiye yalnız hissettim. Karımı kaybediyordum. Bu kez gitme kal diyecek yüzüm bile yoktu. Ben onsuz nefes alamazdım, eski manyak adama dönüşürdüm ve kimse toplayamazdı. Oğlumdan ayrılamazdım, karımı bırakamazdım ama son çıkışlar kapanıyordu. Levent Korkmaz gibi boş bir ömür yaşar, acılar içinde ölürdüm. Raja haklıydı. Geçmişteki herkesten nefret ediyordum. Yaşadıkları aşktan bile midem bulanıyordu. Bizi bu hâle getiren her şeyden tiksiniyordum. Donka saatler önce kardeşini odamıza çıkartmış, yatağına girip iyi hissedene kadar da yanından ayrılmamıştı. Evden Engin ile ayrılırken enkaz gibiydi. Gözlerimin içine bakıp, “Saçma sapan şeyler düşünme Barlas, seni seviyor ve o akıllı bir kadın,” demişti.

Benim kadınım çok akıllıydı, hiç inkâr etmemiştim. Korkuyordum, bir zavallı gibi hissediyordum. Ondan gelecek bencilce bir anlayış, sevgi kırıntısı bekliyordum.  Hem de kıvranarak, can vererek. Ben boşanmak istiyorum derse bile onu durduracak güce de konuma da sahip değildim. Bir kalemde beni terk edebilirdi, onu suçlayamazdım. Bencildim. Bencil piçin tekiydim. Âşıktım, gözlerim kördü. Raja olmazsa yok olurdum. Ama onu durduramazdım. Suratıma dedemin günahıyla bakarsa ölürdüm. Yine de bencildim ve gerekirse ayaklarına kapanırdım. Sağlıklı düşünemiyor olsam da Raja’yı istediğimi biliyordum.

Kapı kolunu usulca indirdim. Gece lambasının loş ışığı odayı aydınlatıyordu. Beni görmek istediğini sanmıyordum ama onu görmek istiyordum. Kardeşine sarılan kollarını kendi bedenimde hissetmek istiyordum hem de çaresizce.

Yatağın kendi tarafına yüzü bana dönük, gözleri kapalı ve nefesler düzenliydi. Uyuyordu. Beşikteki oğluma döndüm. Başını yana çevirmiş, geçmişin kirlerinden en az annesi ve teyzesi kadar masum bir şekilde uyuyordu. Küçük kolunu yüzüne götürüp kımıldandığında uyanacak olduğunu anladım. Annesini de uyandıracak, aramızdaki uçurumu gözler önüne serecekti. Küçük bedenine yakışmayan yüksek sesi bir anda yükseldi. Raja hızla doğrulurken gözlerimiz kesişti. Güzel gözleri ağlamaktan perişandı.

“Kalkma, alırım ben.” Oğlumu alıp tepesinden öperek annesinin kucağına bıraktım. Sessiz bir senfoni vardı aramızda. Aslan’ı doyururken başını yatak başlığına yasladı. Topladığı bacaklarının dibine oturdum. Başımı kaldırdığımda gözlerimin içine bakıyordu.

“Teşekkür ederim,” dedi.

“Neden?” dedim.

“İsteseydin mektubu yok eder ve bana asla söylemeyebilirdin. Bana verdiğin sözü tuttun.”

Sözümü tuttum ve gidecek miydi? Cevap vermedim. Aklımdan çok fazla şey geçse de konuşamıyordum, ama benden konuşmamı bekliyordu. “Sözümü tutmam seni yanımda tutmama yetecek mi?”

“Eğer yetmezse bunun suçlusu geçmiştekiler olmayacak, Barlas.”

Bir anda karışan düşüncelerim bakışlarıma sirayet etmiş olacak ki o konuştu.

“Aylardır sana gitmeyecek, boşanmayacak olmamı anlatmaya çalıştım. Sana bir gün seni istemediğimi hissettirecek bir şey mi yaptım?”

“Yapmadın.”

“Neden sözleşmeyi aradın? Bulunca ne yapacaktın?”

“Yırtıp olduğu yere bırakacaktım.”

“Beni garantiye mi almış olacaktın?”

“Belki evet belki hayır.” Başımı sallayıp yüzümü sıvazladım. “Mantıklı biri olmadığımı biliyorsun, senin yarın kadar bile düşünceli sayılmam. Bulmak istiyordum ama… Pişmanım.”

“Önce yapıyor sonra pişman oluyorsun, Barlas. Anlaşma öylesine uydurmuş olduğum bir şeydi. Evlenirken asla boşanmamayı diliyordum. Tek isteğim bir ailemin olmasıydı. Şimdi bir de geçmişin tozları var.”

Güzel gözlerine bakarken içim titriyordu. Benim gibi bir deliye diz çöktüren kadındı Raja. “Bırakma beni! Biz bir aileyiz. Minicik bir bebeğimiz var, Raja… Olan hiçbir şeyi değiştiremem, hatalarımı toplarım, ama geçmişi değiştiremem.”

Öyle derin bakıyordu ki konuşmuyor, bakışlarından aklından binlerce şey geçtiğini anlıyordum. Ama ne geçiyor seçemiyordum. Göğsünü kapatıp mızıldanan bebeğimizi yatağa yatırdı. “Beşik çekmecesinden bez, krem ve mendil verir misin?” dedi.

Kalkıp dediklerini verdim, gözleri açılan oğlumuzun değişen bezi onu rahatlatmış olacak ki sesi kesildi. Minicik elleri sağa sola sallanıyordu. Küçük başını bana çevirip babasını anlar gibi baktı. Baba olmak farklıydı. Babamın benim için verdiği çabayı yeni yeni anlıyordum. Ayrılmaz bir bütünün parçasıydı evlât. Elini tutup ona gülümsedim. Raja ellerini yıkamak için gittiği banyodan döndüğünde geri çekildim. Sırtını başlığa verip oğlumuzu omuzuna yatırdı. Sırtını sıvazlayarak uyuması için rahatlatıyordu. Onları izlemek bile bana yaşam enerjisi verirken kaybetme düşüncesi aklımla oynuyordu.

Bir süre sonra annesinin omuzunda uyuyan bebeğin boş bıraktığı diğer omuza başımı bıraktım. Raja kımıldamadı. Başımı yerleştirdim karımın omuzuna. Gözlerimi kapatıp kokusunu içime çektim.

“Bırakma beni, Raja.”

Önerilen makaleler

2 Yorum

  1. Oy oy payellcım mutlu olsun bu asıklar 🥰

  2. Allahım şuan sabah ve ben şimdi okudum ama ne hüzünlü idi yaaa çok duygulandım ağladım sen nasıl bir şeysin
    Kadın hastayım sana yazına kalemine sen yaz ben okuyum. Hiç bıkmadan . Bölüm harika neler olucak çok
    Merak ediyorum. Ama kardeşine sahip çıkması harika bir duygu yoğunluğu oluşturdu. Seviliyorsun….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!