İyi geceler… ❤️ Tüm Mor Salkımlı Sokak ailesine mutlu seneler diliyorum. Her şey gönlünüzce olsun. Keyifli okumalar

….

Ağustos sonu, sıcakların kendini son gösterimiydi. Bir ay sonra hırkalar, trençler ortaya çıkacak, ardından da o soğuk kış günleri gelecekti. Ahu ve Poyraz için mevsim hep yaz kalacak gibiydi. Her günü ‘şükür, bugün de kimseye yakalanmadık’ diye kapatıyordu Ahu. 

Bilmiyordu ki aşk asla gizlenemez… 

Onları gören esnaf ikisinin tek bakışı, bir gülüşünden üç sezonluk dizi senaryosu çıkartırdı. Onlarınki bir kenar mahallede yaşanan masum aşktı. Bakanı eskiye götüren, gülümseten ve hey gidi günler dedirten türdendi. Pek çok insanın gördüğünü aileler görmezdi ve eğer ortalığı karıştıracak kadar dedikoducu biri yoksa kimse ağzını açmazdı. 

Nemli saçlarını karıştıra karıştıra kardeşinin yanına gelip oturdu. Yandan annesine bir bakış atıp Ahu’ya eğildi. “Ahu?” 

Televizyona bakıyordu. Aslında ekranda Poyraz’ı gördüğüne yemin edebilirdi fakat ispat edemeyeceği sahneden gözlerini almadan, “Hı?” dedi. 

“Geçende dedim ya hani, öğretmen arkadaşımın kardeşiyle bir çay içecektin.”

Ekran karıncalandı, cızırtıyla karardı. Abisine dönüp boş boş baktı. Ağzını açacaktı ki olur dediğini anımsadı. “Abi ya, yapmasak mı?”

“Hadi be kızım, söz verdim. Yarım saatçik, Cansu Abla ile gidersin.” 

“O neden, Pınar’la giderim?” 

“Pınar olmaz, sana gelen onu beğeniyor. Valla yakarım ortalığı sonra toplamak daha zor olur.” 

‘Asıl Poyraz duyarsa ben yanarım abi, duymasa da yanarım. Yalan söylemek bu, oy anam yanmışım ben.’ Yüzü aniden düştü, içinden geçenler yüzüne hücum etti. Kerim onun yüzündeki yıkımı gördü ama anlam veremedi. 

“Ahu,” diye fısıldadı. “Sen benden bir şey mi saklıyorsun?” 

Yerinde toparlanıp zorla sırıttı. “Yok abi, ne saklayacağım. Hiç içimden gelmiyor, gerildim birden.” 

Kerim’in yüzü yumuşacık oldu. “Hadi bacım, söz senin de bana işin düşünce arkandayım.”

Telefonunu avuçlayıp işaret parmağını abisine salladı. “Bu sözünü unutma! Yarın akşam yedide, bir daha da benim adıma söz verme.” 

Kerim zaferle sırıttı. “Söz!” 

Diziye kapılmış annesine bakıp odasına geçti. Işığına hiç dokunmadan yatağına uzandı. İçi kaynıyordu ve bu yapacağı şey yüzünden kendini berbat hissediyordu. İki arada bir derede kalmanın ölçümünü yapıyordu. Ne ileri ne geri gidebiliyordu. Telefonun titreyişiyle doğrulup yatağın içindeki telefonu buldu. 

“Uyudun mu?” diyordu Poyraz. “Bugün seni göremedim.” 

Bayram sonrası biriken işlerini bitirmek için burnunu bile çıkarmamış, makinanın başında akşam etmişti. Poyraz da gece çalışmış, gün içinde hiç karşı karşıya gelememiş hatta uzaktan bile görüşememişlerdi. 

Yüzündeki gülümseme yüreğine kadar ulaşmıştı. Yastığına uzanıp tuşlara hızla dokunmaya başladı. 

“Uyumadım.” Yazıp yanına kalp emojisi eklemişti. 

“Kumaş almaya gitmiyor musun? Ahu gözlerine yakından baksam?” 

“Özlenmişiz… Ertesi gün gideceğim. Çok iş birikmiş, onları bitirmeye uğraşıyorum.”

“Yarın gitsen?”

Telefona bakıp sırıtırken yerinde kıpırdandı. Birilerini fena hasret sarmışa benziyordu. Hoş kedisi de yanıp tutuşuyordu da Ahu yanı naz ediyordu. Parmakları ekran üzerinde hızla hareket etti. 

“Tamam, yarın öğlen gibi çıkarım. Ama şoförüm sen olacaksın, hızlı gider gelirim.” 

Alt katta elindeki telefonla yatağına uzanan Poyraz’ın gülüşü ancak aşkı yaşayan bir adamın gülüşüydü. Nasılda özlemişti o ahu bakışları, gözlerinde tütüyordu. “Sevgilim… Hız benim işim, yarın alırım seni duraktan.” 

Ahu’yu gördüğünde kalbi kaburgalarına tatlı tatlı baskı yapıyordu. Etrafı toz bulutu kaplıyor ama Ahu ay kadar parlak bir hâl alıyordu. Bir erkek için çok farklı bu duyguları daha önce bir kadına hissetmediği gibi böyle bir ritmin var olduğundan bile habersiz olduğu gerçeğine uyanıyordu. Bir kadın bir erkeğe ne kadar iyi gelebilirdi? Ahu, Poyraz’ın yeni dünya keşfiydi. Poyraz bilmiyordu ama aşk her gün yeniden keşfedilen uçsuz bucaksız bir evrendi. Her hâliyle… Hem acısı hem de tatlısı… 

Gün geldiğinde birbirlerine kalbi düşen insanlar bilmez ki yıllardır birbirlerinin kalp kafesinde nöbetteler. Açılan kapıdan içeri girip hüküm giyerler. Poyraz hükmünü kuşanmıştı, ama Ahu onu duman edecekti. 

                                                                          ***

“Ahu sen ne yaptığının farkında mısın ablam?” dedi Cansu. 

Ahu da farkındaydı ama bir çıkış bulamıyordu. ‘Abi benim sevgilim var hem de Poyraz, duyarsa kötü olur,’diyemiyordu. Daha önce bu tarz bir konuyla -üç abisi de dâhil- en ufak bir alay konusu bile geçmemişti aralarında. Şu an olduğu durum ona çok uzak ve ürkütücü görünüyordu. Daha önce Poyraz’dan başka görüştüğü, kalbinin kapılıp gittiği başka biri de olmadığından ne yapacağı konusu iyice karışık bir duruma sokuyordu onu ve mantıklı düşünemiyordu. Poyraz’a açıklasa ortalığı dağıtacağına da emindi. 

“Abla başka çarem yok. Abime nasıl anlatabilirim? Söz vermiş, hocasını kırmak istemiyor, ben de arada sıkışıp kaldım. Poyraz duyarsa da kötü olacak, sen söyle ne yapabilirim?” 

Omuzları düşen Cansu, koltuğuna oturdu. Etrafına bakınıp düşündü. Ahu da kendi açısından haklıydı ama yanlıştı işte. Yanlış olduğunu söylemişti ve şimdi dostuyla o yanlışa ortak olması gerekiyordu. “Kaçta?” 

“Akşam yedide, birlikte çıkarız. Abim adresi verecek, çarçabuk gider geliriz.” Buruk bir sevinçle hızla Cansu’ya sarıldı. Geriye çekilip ellerini havaya açtı. “Tek dileğim kazasız belasız geri dönmek. Sonra Poyraz’a açıklamak için bir zaman bulacağım söz Allah’ım.” Ellerini yüzüne sürüp kuaförden hızla çıkıp terziye girdi. 

Suçluluk duygusu içindeydi, arada omuriliğinden bir ter damlası boylu boyunca iniyordu. Yalan söylemek, birinin arkasından iş çevirmek onun işi değildi. Bunu da test ederek öğreniyordu. O her zaman açık net ve ağzına ne gelirse sarf eden, içinde bir şeyi çok fazla tutamayan biriydi. 

Öğlene kadar işlerini toparladı. Pınar gelince ona da kısa bir özet geçti. Pınar, Kerim’e sayarken Ahu terziden ayrıldı. Durağa kadar yavaş adımlarla düşünerek yürüdü. Bekleyen insanların arasında yine düşünüyordu. Vicdan teli sızım sızım sızlıyordu ama geriye dönüşü veya atlatması gibi bir çıkış yolu bulamıyordu. 

“Ahu!” sesiyle irkildi. Sesin sahibini kaşları çatık kendine bakarken bulduğunda istemsizce gülümsedi. Arabanın kapısını açıp kendini içeri bıraktı. “Bas gaza, çıkalım şuradan.” 

Başını sallayıp gaza bastı Poyraz. Ana caddeye çıkınca ikisi de sessiz bir nefes bıraktı. Genç kıza döndü. “Sen ne düşünüyordun? Dalmıştın.” 

Yanakları ısındı, yutkundu. “İşler güçler. Nereye gidiyoruz?” 

Kalbinin kanatlarına sonsuz güvenen Poyraz gevşeyip gülümsedi. “Sen söyle, nereye gidiyoruz?” 

“Aa, evet, ben diyecektim. Zeytinburnu, orada güzel kumaş satan yerler var.” 

“Tamam.” Bir kez daha Ahu’ya dönerek kocaman gülümsedi. “Özledim,” dedi, kırmızı ışıkta durmuştu. Ahu yan dönerek Poyraz’ın gülüşüne karşılık verdi. “Özleniyorsun, nasıl oluyor bu?”

“Ne?” 

“Çok yakın oturuyoruz, her gün pek çok kez birbirimizi görüyoruz ama arkamı dönünce özlüyorum.” Kısa bir an Ahu’ya dönmüştü Poyraz. Yüzünde öyle parlak bir gülümseme vardı ki Ahu kalbinin takla attığına emindi. Derin bir soluk almıştı. “Sence ne olabilir?” 

“Bilmem,” dedi Poyraz. “Biraz düşünelim.” 

Gülümseyerek önüne döndü Ahu. “Düşünelim bakalım…” 

Havadan sudan muhabbetlere dönen sözlerle Zeytinburnu’na gelmişlerdi. Kumaşçıların olduğu sokağa biraz mesafeye park edip çıktılar. Her zaman gelip gittiği dükkânın kapısını açıp içeri girdiklerinde tezgâhın arkasındaki erkeklere hiç bakmayan Ahu direk parça kumaşlara yönelmişti. Ama Poyraz adamlarla baş işaretiyle selamlaşmıştı. 

Ahu kendinden geçmişçesine kumaş seçiyor, arkasında dönen bakışmaları görmüyordu. Tezgâhtar adamlar Ahu’ya öyle dikkatli bakıyorlardı ki Poyraz’ın bunu fark etmemesi imkansızdı. Adamlardan biriyle göz göze gelince önüne dönen tezgâhtar boğazını temizlemişti. Seçtiği parça kumaşlarla yaklaşan Ahu, elindekileri cam tezgâha bıraktı. “Sercan için çok güzle bir kumaş buldum. Ona şahane bir tişört dikeceğim.” Poyraz onun heyecanlı hâline başını salladı. “Bitti mi işin?” 

“Birkaç metre daha alacağım, gelmişken Nigâr için de payet bakayım.” Hemen önündeki adama bakmadan raftaki pembe payeti işaret etti. “Şundan bir metre alayım.” Hemen karşısındaki rafa bakındı. “Ona yakın şu pembe şifondan da iki metre alayım.” 

Paketler elinde dışarı çıktıklarında Poyraz, Ahu’yu durdurdu. “Sen buraya her zaman geliyor musun?” 

“Her zaman olmasa da arada geliyorum. Buranın kumaşları da fena değil. Seçenek de çok. Neden sordun?” 

O kadar saftı ki Poyraz dilini ısırmak istiyordu. “Ahu… İçeri de beş tane erkek var ve seni yiyecek gibi bakıyordu.”

Ahu’nun kaşları havalandı. “Ya? Ben fark etmedim.”

“Çünkü hiçbirine bakmadın. Bir daha buraya bensiz gelmeni istemiyorum. Hatta benimle de gelme! Bence sen buraya bir daha gelme!” 

Ağzını açıp kendini savunacaktı ki Poyraz’ın yeşil gözleri, kendi elalarına öyle bir dikilmişti ki kısa bir an öylece bakıştılar. Boğazını temizleyerek gözlerini kaçırdı. Şalının ucunu arkasına attı. “Ben şimdi sana çemkirirdim ama kadınlık işte, hoşuma gitti.”

“Bana neden çemkiriyorsun? Akşam yedi haberleri harcanan ana kuzularıyla dolu. Sakınmak kötü bir şey mi? Bizim bakmaya kıyamadıklarımızı öldürüp gömüyorlar.”

“Poyraz! Sen bana çemkiriyorsun. Kıskandım demiyorsun da bin tane kılıf taktın.” 

Ahu’nun elindeki poşetlere uzanırken kokusunu kızın ciğerlerine gönderdi. “Derim, neden diyemiyormuşum.” Kızın burnunun ucuna girip fısıldadı. “Kıskandım.” 

Eli, çenesinin altındaki şalı tutan iğneye uzandı. Gülümseyişi tutukluydu, oysa içindeki kız halay çekerken mendil sallıyordu. ‘Aheyyy Ahu kız bu çocuğu yeriz biz, bayram şekeri tadında, ye ye bitmez.’ Boğazını temizlerken arkasına döndü. “Ne güzel… Tamam, hadi gidip çay içelim. Aslında bir için yandı, limonata da olur.” 

Gülümseyerek başını sağa sola salladı. “Kıskandım diyorum, limonata içelim diyorsun. Dilinin kilidi ne zaman kırılacak acaba.” Adım adım uzaklaşan ama sözlerini bütünüyle duyan Ahu elini havaya kaldırıp salladı. “Hadi Poyraz.” 

                                                           ***

Dükkânı kapatıp durağa baktı. Poyraz görünmüyordu. Bu iyi mi kötü mü bilemedi ama oflayarak kuaföre girdi. Cansu da dükkânı yanında çalışan kıza teslim edip bir saate döneceğini söyledi. Birlikte kol kola yürüyerek sokağı terk ettiler. 

Poyraz durakta değildi ama Halil onları uzaklaşırken dikkatle izlemişti. Cansu’ya olan sevdası yüreğine sığmıyor, artık en ufak bir deprem bekliyordu. O depremde hat kırılacak ve ortalığı yıkacaktı. Sürekli iç çekiyor, düşüncelerinin altında ezilip bükülüyordu. Kızların arkasından dakikalarca bakmıştı. Yanına duran arabanın içinden Kerim ve Poyraz inip yanına gelip aracın burnuna yaslanmışlardı. O an fark edebildi onları Halil. 

“Hayırdır abi?” dedi Poyraz. “Yine dalmışsın.” 

“Ahu ile Cansu az önce kol kola gittiler. Onları izliyordum.” 

Poyraz hızla terziye döndü. Kolundaki saate bakıp tekrar terziye döndü. “Erken kapatmış, bir işleri mi vardı acaba?” 

Poyraz’ın bu açık yorumuna Kerim aldırmadı. Alelade bir yorum gibi geliyordu ona. “Ben bir yere gönderdim. Cansu Abla ile gidecekti. Çok sürmez dönerler.” 

Poyraz kaşlarını çatıp Kerim’e eğdi başını. Sorsa dert sormasa dertti. Halil ondan önce davrandı. 

“Nereye gönderdin lan kızları?” 

Kerim ensesini kaşıdı. “Okulda bir hoca arkadaşım var. Onu da bir erkek kardeşi, geldi anlattı kıramadım.” 

Poyraz’la Halil’in ciğerine tek bir kıvılcım düştü ve yakıp yıkmaya başladı. “Sonra?” dedi Poyraz. 

“Senin kız kardeşin, benim erkek kardeşimle bir çay içsin dedi, kıramadım. Ahu da kabul etti. Bir şey olacağından değil. Sözün yerini bulsun diye zorladım aslında. Mırın kırın etti ama gitmiş. Bir saate dönerler.”

Ahu. Onun sevgilisi, kalbini kaptırdığı kadın başka biriyle çay içmeye gitmişti. Onun kız arkadaşı, daha bugün gülüp eğlendiği kadın, kalbinin yarısı, gözünü boyayan, kendinden başka birine baktırmayan, en ufak bir şey hissettirmeyen kadın! Başka bir erkekle karşılıklı çay içmeye hem de tanışma çayı! 

Yeşil gözerlerinden çıkan alevler, kararan yüz ifadesi içine akan zehir kalbini durduracak öfke damarlarına yayılırken ağzını bile açamadı. Birkaç saniye doğal afet gibi esti içinde, sen kimsin ki benim sevgilimi gönderiyorsun diyemedi. Ahu! Ahu bunu nasıl kabul etmişti? Ahu kendisine yalan söylemişti. 

“Ulan Kerim!” diyen Halil Kerim’in üzerine yürüdü. “Pınar’ı niye katmadın yanlarına? Senin sevdiğin kıymetli de bizimki ne lan?” 

Kerim geriledi. “Abi dur ya, öyle deme!”

“Ne diyeyim peki? Elin herifinin yanına bacını göndermeye nasıl yüreğin el verdi Kerim?”

“Abi ayıp mı? Bu işler böyle olmuyor mu?” Doğru, bu işler böyle başlıyordu ama bilmiyordu ki zorladığı kız kardeşinin sevdiği adam tam karşısında. “Ne oldu ki!” 

Halil, arkasında köpüren ama sesini çıkartamayan Poyraz’ın adına sayıp sövüyordu. “Ulan Kerim, ulan yıkıl karşımdan. Sen dua et Cansu’ya göz dikmesin vallahi doğrarım seni!” 

Poyraz arkasını dönerek sessizce uzaklaştı. Kerim bastığı yerden ateş çıkartan adama bakıp kaşlarını çattı. “Buna ne oldu şimdi.” 

“Kendisi de abi, senin yaptığın iş değil Kerim. Git kalbini kıracağım yoksa.”

Gözlerini kısan Kerim, Halil’den aldığı bakışlarını öfkeyle esip giden Poyraz’a dikti. Dikti ve dikti. “Sonra görüşürüz abi.” Halil’e bakmadan arkasını dönerek uzaklaştı. 

Durağın arka tarafına geçen Poyraz telefonunu çıkartıp Ahu’nun numarası üzerine bastı. Çaldı, çaldı ve çaldı ama açan olmadı. Dişlerini sıkarak telefonu cebine tıktı. 

“Poyraz!”

Elini havaya kaldırıp konuşmadan susturdu Halil’i. “Abi sus! Bana savunacak sözler etme!”

Çenesini sıvazlayan Halil ne diyeceğini bilemiyordu. “Kızı zorlamış kendisi söyledi. Ahu’ya kızma!” 

“Abi… Benim sevgilim şu an başka bir adamla evliliğe atılan ilk adım adı altında çay içiyor. Bunu nasıl sindirebilirim? Bana tek kelime bile etmedi, bana yalan söylüyor şu dakika her an her saniye. Kerim söylemese asla bilmeyecektim ve arkamdan çevrilen işe bak abi.”

“Tamam, haklısın ama konuşursunuz. Mutlaka bir açıklaması vardır.” Halil üzgün, iki ara bir derede arabuluculuk yapmak istiyordu ama Poyraz hiç sakin görünmüyordu. 

“Ben çıkacağım, beni idare eder misin?” 

“Nereye? Ederim tabii.”

“Görüşürüz abi, sağ ol.” 

Beden hızının rüzgârı Halil’i bile ürkütürken umutsuzca başını iki yana salladı. “İmtihan…” 

                                                                ***

Akşam güneşi son kez geriye göz kırparken Ahu elinde telefon, yanında Cansu ile sokağa girmişti. “Açmıyor, neden aradı acaba?” İçindeki sıkıntı ikiye katlanmış, boğazına el gibi sarılmıştı. Yarım saat süren çay faslında aslında iki tarafta dostane bir yaklaşımla kalkmışlardı. Karşısındaki adamın da pek evlenmeye niyeti olmadığını ilk dakika da anlamıştı Ahu. O da kendi abisini kırmamak için gelmiş gibiydi. Ama tek fark onun sevgilisi olmadığı aşikârdı. Ahu’nun şimdi ciğeri en derinden sızlıyordu. Vicdanı tüm hücrelerinde damar gibi atıyordu. 

“Belki trafiktedir.”

“Olabilir. Abla ben ölmek üzereyim. Bir daha Poyraz’dan gizli adım atarsam kafama sık.” 

Cansu gülümsedi. “Çimdiklerim, olur mu? Hadi gevşe biraz.” 

Omuzları çöken Ahu’nun yüzü beyaza kesmişti. “Yapamıyorum. Abla ben eve gitmeyeceğim, seninle ayrılalım mı burada?” 

Cansu merakla durup ona döndü. “Nereye gideceksin?” 

“Pınar’a gideceğim. İçimde bu sıkıntıyla eve gidemem. Bugün için teşekkür ederim.” Cansu, kızı kollarına alıp abla gibi sarıldı. “Rica ederim bebeğim. Hadi git sen.” 

Derin soluk alıp yolunu değiştirdi Ahu. Cansu ardından öylece bakıyordu. İçi sızlamıştı kızın hâline. Adım atacağı sırada fısıltıyı andıran bir ses duydu. “Cansu!” diyordu ses. Arkasını dönerken ürkmüştü. 

“Halil, korkuttun.” 

Halil onu yaslandığı binanın duvar kısmına çağırdı. Cansu etrafına bakınıp yaklaştı, ama bu gizemi anlamış da değildi. “Ne oldu?” 

“Siz nereden geliyorsunuz?” 

“Sana ne!” derken başını geriye çekmiş Halil’e bakıyordu. “Ne oluyoruz?” 

“Kadınlar ve sırları…” Göz devirdi Halil. “Kerim bize anlattı.”

“Siz kim?” Cansu’nun gözleri kocaman olmuştu. 

“Poyraz öğrendi. Delirmiş gibi ayrıldı duraktan.”

“Yapma! Eyvah eyvah. Ahu da içimde bir sıkıntı var diye eve değil, Pınar’a gitti. Çok fena oldu bu.” Üzüntüsü sesinden, yüzünden beden dilinden okunuyordu. 

“Ona bunu yapmamasını söylemeliydin.”

“Denemedim mi sanıyorsun. Ne desin kız, abi benim sevgilim var gidemem mi?” 

“Poyraz bunu anlamayacaktır.” 

“O zaman yolu açık olsun!” 

Halil’in ağzı açıldı. “Bu kadar basit mi?” 

“Ne yapalım, önünde diz mi çökeceğiz? Seviyorsa bir şekilde halledilir ama kusura bakmasın kızımızı yedirmeyiz. Hem sen kimin tarafındasın?” 

“Ne tarafı Cansu? Ahu benim bacım.” Halil’in gözleri şaşkınlıkla aralanmış, yeni bir Cansu ile tanışıyordu.

“İyi o zaman bacının arkasında dur! Gidiyorum ben, bir şey olursa ara beni.” 

Saçını savurup giden kadının arkasından bakıp kalan Halil omuzunu duvara verip Cansu’ya olan aşkının üzerine bir tuğla daha bıraktı. “Sevdi mi seviyor zalimane. Öleceğim kızım, kör müsün…”

                                                                ***

Gecekondunun önündeki bahçeye bakıyordu. Hava çoktan kararmıştı, içindeki sıkıntı artık boyut atlamıştı. Annesini aramış, bu gece Pınar da kalacağını söylemişti. Pınar’ın annesi Zehra Hanım ilaçlarını alıp odasına çekilmişti. Elindeki kahve kupasını pencere önündeki mermere bıraktı Pınar.

“Ne sıktın kızım kendini, sal biraz.”

“Şu saat oldu ses çıkmadı, Pınar. Var bir şey, hissediyorum. Kesin öğrendi, gördü mi acaba? Bittim ben! Nasıl açıklayacağım?” 

Karşısına oturdu Pınar. “Eğer öğrenmişse Kerim’i kıtır kıtır keseceğim. Onun yüzünden, sana mı sormuş söz verirken?”

“Bunları geçiyorum. Olana çarem bile yok. İyi giden bir ilişkiyi elimle yıktım gibiyim. Biri bana bunu yapsa… Bu hiç basit değil, şu an daha net anlıyorum. Direnip, yapmamalıydım.” 

Aralarında duran telefon en sonunda acı acı çaldı. Poyraz’ın aradığını görünce sevinse mi üzülse mi bilemedi. Eli titreyerek açtı. “Efendim?” dedi kuru bir sesle. 

“Neredesin Ahu?” Sesi katı çıkmıştı. 

Ahu gözlerini yumdu. “Pınar’a geldim, bu gece burada kalacağım.” 

“Geliyorum.” 

Önerilen makaleler

14 Yorum

  1. Saçmaladın cansu bir daha ki bölüm sus ve kenarda otur olur mu lütfen! Ah ahu sen olsan adamı oyar üstüne süründürür üstünde ayağına sererdin zavallı asıl poyraz ne yapsın ki şimdi sana kıyamaz ama istemeden kıracak gibi e hakettin bacım başa gelen çekilir ve kerimi pınar, poyraz ve sen aranıza alıp hali gibi çiğneyin bence sevgilin olsun olmasın bu yapılmaz kardeşim yani neysem emeğine sağlık canım yazarım öptüm çooooooook 😘😘😘💙💙💙

    1. Ahu kendi de diyor direnip yapmamaliydi.Aynisini Poyraz yapsa Ahu onu Mor Salkımlı Sokak’a biz de buraya gomerdik.Ama bazen basireti baglaniyor işte insanın ve bir daha aslalar böyle öğreniliyor.Poyraz’a anlatacağını söylüyor ama kendisine asla söylemeyeceğini düşünen Poyraz var şimdi de.Yine de şunu söylemeden geçemeyeceğim.Eğer Poyraz Ahu’nun niyetini yanlış yorumlarsa o vakit Cansu gibi düşünüyorum.Soylememesine ,gitmesine kizmakta haklı ama yeter ki Ahu’yu yanlış yorumlamasin.Kalemine sağlık yazarcanim.

    2. Kotu oldu artık solesınler kurdulsunlar sımdı ahu poyrazın besınden koşsun bıraz 🥰🥰🤣

  2. Ah be ahu ne yapıp edip gitmeseydin, Poyraz a deseydin bir yol bulunur du be kızım şimdi iyi mi oldu, kerimin yüzünden küseceniz şimdi oy oy

  3. Muhteşem bir bölüm daha….ellerinize sağlık 😘❤😍

  4. Geliyor gelmekte olan gerisini Ahu düşünsün ahh Poyraz seviyorum seni 😍❤️❤️

  5. Olmadı Ahu aşkının arkasında durmalıydın ve gitmemeliydin.
    2022 çok güzel bir yıl olur inşallah. Tüm Payell hikayeleri kitap olsun yayınevleri. Amin.

  6. Ahh Kerim yaktın kızın başını,Ahu direnecektin,hiçbişey düşünmesen bile empati yapıp hakkından gelecektin abinin,adam sana söyleyelim diyor birde….Bence bu patlama noktasıydı,Poyraz herkese açıklama şartıyla affedecek gibime geliyor🤔

  7. Yorumları okuyunca herkes hislerime tercüman olmuş resmen. Ama yanlış da olsa yapılan yanlışın telafisi muhakkak vardır. Ama en büyük sorun şu ki güven problemi oluşması. Sürekli bir acaba yaşanması insanı yıpratıyor. Insallah güven sıkıntısı yaşanmaz yaşananlar unutulur.

  8. Kerim kara krdi gibi bozdun aralarini

  9. Oy nasıl toparlanır bu

  10. Eyvah eyvah

  11. Ulan kerim ulan kerim seni 40 satırla kesmek farz Ke di sevdiğine kıyamayan sen ahu yu ellerimle bilmeden de olsa ateşe attın hemde annen bunu yaparken kardeşini savunmana rağmen
    Ağu kuzum ya yalan in büyüğü küçüğü olmaz en başından poyraz a anlatsan ki fırsatin vardı bunlar olmayacak sende kendini yiyip bitirmeyecektin
    Olanla ölene çare yok sonuçta bakalım neler olacak
    Emegine yüreğine sağlık canım benim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!