“Dışardayım, seni bekliyorum.”

Telefonun ekranındaki bir cümle hayatının özeti gibiydi. Kalbine bir hançer saplandı. Bir şekilde öğrendiği apaçık ortadaydı. Cevap yazmadan telefonu koltuğun üzerine bıraktı. Pınar’ın bakışları hüsran doluydu ama arkadaşına güç vermek adına tebessüm etti. “Hadi git.” 

Şalını başına dolayıp evin kapısından çıktı. Taksi ortalarda görünmüyordu. Bahçe kapısını aşıp dışarı çıktı. Sağına soluna bakındı ve uzaktaki bir ağacın altında bir gölge gördü. Kalbinin onu çektiği yöne ağır ağır adımladı. Elleri cebinde karşısında dimdik duran adama kaçamak bir bakış attı. 

“Üzgünüm,” dedi. 

“Benim kadar üzgün olamazsın Ahu. Abin gelip bana ne dedi biliyor musun? Kız kardeşim bir adamla çay içiyor dedi.”

Kollarını kendine sardı Ahu. Gözlerini sıkıca yumdu. “Poyraz!” 

“Ahu, bana dedi. Benim sevgilim bugün bir adamla’ BAŞKA BİR ADAMLA buluştu. Sen! Sen benim sevgilim değil misin? Sen nasıl gidersin, nasıl başka birinin sana bakmasına izin verirsin Ahu?” 

“Ne diyebilirdim? Abi benim sevgilim var, hem de Poyraz. Gidemem mi? Diyemedim ve kabul etmek daha kolaydı. Beğenilmek veya beğenmek için gitmedim.”

“Bana anlatabilirdin.” Sesinden taşlar dökülüyordu Poyraz’ın. Her biri Ahu’nun da kendisinin de canına kast edercesine can yakıyordu. “Birlikte bir çare bulabilirdik. Hiçbir şey yapamasak bile abine gider anlatırdım. Bunu yapmak zorunda değildin.”

Elini alnına bıraktı Ahu. İçi paramparçaydı. “Düşünemedim.”

Poyraz ona tepeden bakıyor, yüzü bir yıkımın tozlarını barındırıyordu. “Ahu sen yaptın! Ahu sen bize yalan söyledin! Sen ikimizin arasındaki güven duvarını yıktın.” Ellerini saçlarına daldırdı. 

“Yapmak istemedim, Poyraz. Mecbur kaldım.” Sesi titriyor, gözlerinin içi yanıyordu. 

“Bunun bahanesi olamaz! Nasıl acı içindeyim, tahmin bile edemezsin.” 

“Üzgünüm, çok fazla.” Bitti demesini bekliyordu. Haklıydı. Hakkıydı. Kalbinin tüm direkleri bir bir yıkılıyor, Ahu o yıkıntıların altında kalıyordu. Arkasını dönüp gidebilirdi, kendisi de bitirebilirdi. 

Aralarında uzayan sessizliği Poyraz bozdu. “Eve gir Ahu. Dua edelim, aramızdaki tüm duygular bu imtihandan daha büyük olsun.” 

Cümleyi zihninde çevirip bakışlarını Poyraz’ın karanlıkta parlayan yeşil gözlerine çevirdi. “Âmin,” diye mırıldandı. Arkasını dönerek hızlı adımlarla evin bahçe kapısından geçip gözden kayboldu. O eve girince yorgun adımlarla taksisine binip uzaklaştı. Artık uykular haramdı. 

Uzaktan adım adım yaklaşan Kerim’in de elleri cebindeydi. Yüksek sesleri duymuştu ama seçememişti. Bir giden taksiye bir de Pınar’ın evine bakıyordu. Yolun ortasında durup başını gökyüzüne kaldırdı. Gözlerini yumarak sıkıntılı bir soluk bıraktı. 

“Ne bok yedin be oğlum!” Elini alnına vurup az önce kardeşiyle Poyraz’ın durduğu ağacın altına çöktü. Arkasından dönen gönül meselesine mi yansa yoksa kardeşini düşürdüğü duruma mı kederlense seçemeyip hepsine dertli bir of çekti. 

                                                         ***

Günler geçiyor, sonbahar kendini belirgin bir hâlde göstermeye başlamıştı. O gecenin üzerinden tam on gün geçmişti. Ne Ahu uyuyordu geceleri ne Poyraz. Aralarında tek bir mesaj ya da telefon konuşması geçmiyordu. Poyraz unutamıyor, Ahu duyguların imtihandan büyük olmadığına kanaat etmeye başlıyordu. 

Sabah balkondan bakıp Poyraz’ın gidişini bekliyor, ardından çıkıyordu. Birbirlerini iş yerlerinden görseler bile bakmamak için direniyorlardı. Biri pişman ama mağrur, diğeri kırık ve gururluydu. 

Kerim, evde ölü gibi gezen kıza bakıp diş biliyor, gelip ona anlatmasını bekliyordu ama nafile bir bekleyişti. Ahu’nun ağzını on gündür bıçak açmıyordu. Annesi Naciye bile konuşmayı kesmiş, hoş geldim kızım moduna girmişti. Abileri dahi farkındaydı. Yengeleri bir ara sıkıştırmış ama tek laf alamamışlardı. Ahu can çekişiyordu. Yemek boğazını yakıyor, yutmakta zorlanıyordu. Uyku düzeni altüst olmuş, odak sorunu yaşamaya başlamıştı. Makinanın başında yanlış hareketlerle iğne üzerine iğne kırıyordu. Bir adamın ruhuna bu kadar hükmetmesine ne ara izin verdiğini kendine sorup duruyordu. Cevap çok netti. Kimse ondan izin istememişti. Aşk tüm izinleri yırtarak yerleşke yapan tek duyguydu. Mağrur duygularına ket vuramıyordu. 

Poyraz’ın kalbi kabına dar geliyordu. Kısa bir zaman içinde Ahu’ya bu şekilde bağlanmasına hayret ediyordu çünkü kızın bir gülüşü gözlerinin önünde hayalet gibi beliriyordu. Ellerini bile tam tutamadığı bir kadın için canının bu kadar yanması nasıl bir duyguydu? Terzinin önünde gördüğünde kaçamak bakışlar atıyor, özlemi dehşetle katlanıyordu. Ama adım atmak istemiyordu. Sevgisi ne kadar büyükse kırılmışlığı da o kadar büyüktü. 

Oturduğu anda gözleri boşluğa dalan Poyraz’ın omuzuna elini bıraktı Halil. “Bu işe bir çare lâzım Poyraz.” 

Poyraz, başını sağa sola salladı. Halil de yanına oturup terziye baktığında istemsizce o yöne döndü Poyraz. İçi sızlıyordu. “Abi,” dedi yorgun bir sesle. Halil ona döndü. 

“Abi sen nasıl dayanıyorsun? Bunca sene, bunca acıya nasıl dayanıyorsun?” 

Halil burukça gülümseyip kuaföre bakındı. “Yaradan yükü kaldıracak adama verir. O kimseye kaldıramayacağı yükü bahşetmez. Bunun dışında benim olayım sizden farklı. Ben beni sevmeyen birini seviyorum. Siz birbirinizi seviyorsunuz.” 

Bu kez Poyraz burukça güldü. “Bu nasıl sevmek?”

“Canı acıyan zanneder ki bir onun canı yanıyor. Nereden biliyorsun Ahu’nun da senin kadar acı içinde olmadığını?”

“Hiç belli olmuyor,” derken ayakucuna bakındı. 

“Sen daha tam olmadın Poyraz. Bu savaşta galip yok. Sadece kendine bakarsan siz olamazsınız. Aşkta aynanın kara yüzü yoktur. Ne yönüne baksan kendini görürsün fakat ayna sevdiğindir. O seni ifade eder. Hem…” dedi üstten bakış attı Poyraz’a. Poyraz başını kaldırıp Halil’e baktı. 

“Hem?” 

“Cansu diyor ki, yemekten içmekten kesilmiş. Abileri bile telaşa düşmüş. Evde sesini duyan yokmuş. Ahu! Ahu sürekli konuşan hatta bağıra bağıra konuşan biridir. Kimseyle fazla konuşmuyormuş. O da senin kadar üzgün. Bu kadar kör olma!” 

“Kör değilim,” dese de kalbindeki sızı kalp değiştirip Ahu’ya yol aldı. Bakışları terziye kaydığında Meltem’i içeri girerken gördü. 

“Bir şeyler oldu, uzatmayın veya bitirin.” 

Poyraz’ın ruhu şaha kalktı. Nereye bitiyordu? Otuz yaşında bulduğu safkan aşkı bitirmek öyle kolay mıydı? 

“Rahmetli babam,” dedi Halil. “Kalp yarası başka bir duyguya benzemez derdi.” Halil kalkıp durağa girerken Poyraz terziye bakıyordu. O saniye Meltem ile Ahu kapıda belirdi. Ahu terzinin kapısını kilitleyip kardeşinin koluna girdi. Ters yöne yürümeye başladılar. “Nereye gidiyor bunlar?” Arka cebinde düştü düşecek gibi duran telefonunu çekip aldı. Kardeşinin numarası üzerine basıp giden ikiliyi izlemeye devam etti. Telefonunu açan kardeşini görebiliyordu. 

“Efendim abi?”

“Nereye gidiyorsunuz Meltem?” 

“Senin ufaklıklara gidiyoruz abi, Sercanlara. Neden?” 

“Yok bir şey, tamam.” Telefonu kapatıp arkasına tıktı tekrar. “Yaktın kül ettin beni zalimin kızı…” Tam önünden geçen araca gözü çarpan Poyraz’ın kaşları tümüyle birleşmişti. “Bu itin burada ne işi var,” derken ayaklanmış, kızların ardından baktı. Caner özel aracını usul usul kullanarak ve terziye bakarak ilerliyordu. Kızlar gözden kaybolmuştu ama Caner aracını durdurmuştu. Görmemişti çıktıklarını, adımlarına hız verip duran aracı tam hareket edecekken yakaladı. Aracın burnuna elini koyduğunda Caner ile ilk kez göz göze geldi. İki adam da birbirine bakarken aktı saniyeler. Başını açık camdan uzattı Caner. “Ne istiyorsun?” 

“Mümkünse gebermeni.” Poyraz elini araçtan çekip yana, şoför tarafına geçti. 

“Sen kimsin bilader, manyak mısın?” 

“Poyraz!” Can havliyle kuaförden fırlayan Cansu Poyraz’ın önüne geçti. 

“Abla bir şey yok, sakin ol.” 

“Bu buraya ne zaman gelse bir şey çıkıyor,” dedi Cansu. Caner’e döndü. “Caner sen akıllanmıyor musun?”

Aracın içinden göz devirdi Caner. “Abla, bir müsaade etmiyorsunuz ki Ahu ile iki laf edelim.”

Poyraz sakindi şu ana kadar, ama sözler damarlarında tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Bir adım attığında Cansu’ya çarptı. “Defol git yoksa seni elimden kimse alamaz!” Sesi etrafta yankılanmıştı. Halil durağın içinden çıktığında nefesini tutarak koşmuştu. Etraftaki esnaf kapıya çıkmıştı. 

“Poyraz dur oğlum, uyma ona.” 

“Sen kimsin lan!” diyen Caner araçtan çıktı. 

“Abla ben bunu gebertirim. Sen kimsin asıl Ahu ile konuşacaksın hadsiz!” 

Halil, Cansu’yu aradan çekerken iki adam da soluğu birbirlerinin yakasında almıştı. “Ben onun eski nişanlısıyım, sen ne ayaksın?” 

Birbirlerine nefes kadar yakın olan iki adam da ölümcül bakışlar atıyordu. Poyraz fısıldadı. “Adam gibi gitmesini bilmiyorsan ben sana öğretirim. Ben kim miyim? Ahu’nun gelecekti kocası! Nasıl beğendin mi?” Midesine inen yumrukla gözlerini yumdu Poyraz. “Güzel ilk yumruğu yediğime göre…” İki yakasını da sıkıca tutup kafasıyla bir darbe indirdi. Sonrası o kadar feciydi ki Halil değil, pek çok kişi araya da girse Caner’i Poyraz’ın elinden kimse alamadı. Caner bayılmaya yakın polis sirenleri ötüyordu. 

                                                                           ***

Meltem telefonunu çantasına bırakırken Ahu’ya yandan baktı. “Abim görmüş, nereye diye sordu.” Ahu’nun koluna girip devam ettiler. 

“Ya, öyle mi?” dedi Ahu. 

“Abla, siz kavga etmişsiniz çok belli. Abime sordum ama tek laf etmedi. Tamam etmiş olabilirsiniz ama barışmak diye bir şey var. İkinizin de bunu bildiğine eminim. Abim evde ruh gibi geziyor, geceleri evin içinde dolanıp duruyor. Sabahları gergin oluyor ki abimin hiç huyu olmayan şeyler bunlar.” 

“Boş ver Meltem.” Önüne bakıp konuyu kapattığını ifade etti. Meltem de üstelemedi. Havadan sudan konuşmalarla evin önüne gelmişlerdi. 

Kapıyı Sercan açmıştı. Kara gözleri bir anda parlamış, Ahu’nun kucağına atlamıştı. Arkasından gelen abisi Ercan da mahcup bir ifadeyle gülümsemişti. 

İçeri geçip onun için diktiği tişörtü giydirdi. Ercan içinde diktiklerini ona verdi ve o içeri de giyinip gelmişti. Ercan on yaşındaydı ve çok olgun bir yapıya sahipti. Evin haşarı çocuğu Sercan’dı. 

“Abileriniz nerede?” 

Meltem’e Ercan cevap verdi. “Abilerim çalışıyor.” 

“Tamam,” dedi Ahu. “Onlar gelinceye kadar yemek ve temizlik bizden sorulur.” 

İki çocukta evin bir köşesinde sessizce oynarken Meltem ve Ahu evi baştan aşağı süpürüp silmişti. Dakikalar su gibi akmıştı. Akşam için evde ne varsa hazırlamışlardı. Ev çok kirli olmadığı gibi düzenliydi de. Büyük kardeşlerin boş vermediği bir durumdu bu, kızlar buna şaşırıyor ama maşallah demekten de geri duramıyorlardı. 

Çantasında deli gibi sürekli çalan telefonu aldı Ahu. “Abim arıyor,” diyerek açtı. “Efendim abi?”

Kerim’in anlattıklarıyla başından bir kazan kaynar su döküldüğünü hissetti. Dizlerinin bağı çözüldü. Göz ucuyla Meltem’e baktı. Kız gözlerinin içine bakıyordu. O esnada Meltem’in de telefonu çaldı. “Annem arıyor,” diyerek açan kızın o dakika rengi atmıştı. 

Telefonlar kapanmış ve alelacele evden ayrılmışlardı. İkisi de tek söz edemiyordu, pek çok şey merak konusuydu. On dakikalık mesafeyi beşe indirdiler. Beş dakika da karakol sürmüştü. Nefes nefese girdiler odaya. Odadan içeri girince etrafına bakındı. Üç abisi, Caner’in abileri ve Caner. Gözleri yuvalarına dar gelecek kadar aralanmıştı. Tanınmayacak kadar dağılmıştı yüzü. Poyraz’a kaydı gözleri. Günlerdir ilk kez göz göze bir karakolda mı geleceklerdi? Onun yüzünde birkaç çizik vardı ve yakası ortada yoktu. 

“Gel bakalım Ahu Hanım,” dedi genç kadın komiser. Caner’e bakıp konuştu. “Bu adam seni rahatsız ediyormuş doğru mu?” 

“Doğru komiserim, kendisi benim eski sözlüm olur. Aylar önce ayrıldık, ama o henüz bunu kavrayamadı.” 

“Bu ilk gelişi değil komiserim, bir önce de ben benzettim ama anlamadı hırt!” dedi Halil. 

Komiser göz devirip Ahu’ya baktı. “Caner, Poyraz’dan şikayetçi belki sen yardım edersin diye seni çağırttım.” 

“Ne hakla şikâyetçi?” derken Caner’e döndü. “Ben de ondan şikâyetçiyim, beni taciz ediyor. Uzaklaştırma istiyorum. Can güvenliğim yok. Evimden işime yanımda abilerimle gidiyorum.” 

Caner’in abisi usulca Caner’i dürttü. Caner dilini dişleri arasında hırsla gezdirdi. “Ahu, ben sana bir şey yapmadım.” 

“Ahu deme kırarım ağzını!” dedi Poyraz. 

“Kırmışsın ya,” dedi Caner’in diğer abisi. 

“Hak etmiş,” dedi Kerim. Ortam tekrar alev alacakken komiserin masaya vuruşuyla sessizlik sağlandı. 

“Sen bana bir şey yapamıyorsun çünkü beni koruyan onlarca insan var Caner,” dedi Ahu. “Olmadığım yerde bile koruyorlar beni. Yalnız bir kadın olsam kim bilir başıma neler gelirdi.”

Komiser başıyla onayladığı Ahu’dan Caner’e döndü. “Hâlâ şikâyetçi misin?” 

Derin bir soluk bıraktı Caner. Bunu yanlarına koyacak değildi. Yüzünün geldiği hâli Poyraz’a ödetecekti veya Ahu’ya. Bu adam belli ki Ahu’nun sevgilisi falandı. Ama bunu abileri biliyor gibi değildi. Aklında kırk tilki dolanıyor, hiçbirinin kuyruğu birbirine çarpmıyordu. “Değilim komiserim. Gitmek istiyorum.” 

“Kalkın gidin, bir daha da olursa halkın huzurunu bozmaktan içeri tıkarım sizi. Eşkıyalık yapmaya gerek yok.” Caner’e döndü.  “Sen de bu kızın üzerine bir soğuk su iç! Adam gibi vazgeçmesini bil. Bu kızın nesinden yar olur sana?” 

“Peki komiserim,” dedi Caner. 

“Grup grup çıkın, kapıda kavga falan çıkmasın vallahi içeride alırsınız soluğu.”

Abiler arasında artık dostluk kalmamıştı, iki tarafında abileri birbirlerine kötü bakışlar atıyordu. İlk önce Caner ve abiler çıktı ilk. Ardından da diğerleri. Ahu, Poyraz’a bakamıyordu. Abilerinden deli gibi utanıyordu ve bunu sadece komşuluk olarak düşünmeleri için dua ediyordu. 

Akşam güneşi batarken kapıya çıkmışlardı. Meltem kapıda bekliyordu ve abisini görünce gözleri nemli sarıldı. “İyi misin?” 

“İyiyim abim, bir şeyim yok.” 

 Kimsenin yüzüne bakamıyordu Ahu. İlyas abisinin sözüyle başını kaldırdı. 

“Bu it başımıza bela olacak, birimizden birinin elinde kalacak. Sonra bunu adam yerine koyacaklar, biz katil olacağız.” 

“Sağ ol, Poyraz,” dedi İlhan. 

Poyraz başını salladı. Teşekkür edecek tek bir şey bile yoktu ama anlatamıyordu derdini. 

“Evlenmen lâzım Ahu, bu adam başka türlü vazgeçmeyecek” dedi Kerim. Amacı çok farklı olsa da konu bambaşka bir yere gitmişti. 

Poyraz’ın sah damarı tık diye attı. Şimdi şurada patlayacaktı ve bu hiç iyi olmayacaktı. Onun yerine Ahu patladı. Elindeki telefonu abilerine salladı. 

“Olur abi! Yoldan geçen davulcu zurnacı kim varsa verin beni. Sonra siz sağ ben selamet! Cesedimi oradan buradan toplarsınız. Kimse bana sitem etmeye kalkmasın. Bu belayı başıma siz sardınız ama ceremesini ben çekiyorum. Sizin yüzünüzden başıma gelmeyen kalmadı. Rahat bırakın beni! Beklemeyin beni eve gelmeyeceğim.” Arkasına bile bakmadan uzaklaştı. Poyraz’ın kalbi hiç bu kadar sızlamamıştı. Evet, Kerim haklıydı. Ahu’nun evlenmesi gerekiyordu, yoksa sevdiği kadın sinir hastası olacaktı. Bunda biraz da kendi payı olduğu gerçeği de bir Osmanlı tokadı misali çarpmıştı. 

“Çok güzel benzetti,” dedi İlyas. “Resmen kızı delirttik.”

İlhan elini alnına vurdu. “Caner’i bulduğum güne lanet edeceğim de Yaradan’dan korkuyorum.”

Kerim sinsi bir yılan gibi Poyraz’a bakıyordu. Ağzını bile açmıyor, ben, benim, ben seviyorum demiyordu. En sonunda Kerim, Poyraz’ın çenesini dağıtacaktı. “Vardır bu deliyi çekecek bir ahmak,” dedi önüne dönerek. 

Poyraz’ın gözleri büyüyerek küçüldü. “Hadi, Meltem gidelim,” dedi kardeşine. 

                                                           ***

Önerilen makaleler

16 Yorum

  1. Desene be adam ben varım diye oooo ne bekliyorsun acaba bu kızı kaçırsın sende kurtarmaya gittikten sonra veya bu uğurda hastanelik olduktan sonramı seviyorum diyeceksin acaba

  2. Ahu gibi bende amin diyeyim aminn🖐🖑
    Çok güzel bölümdü yine
    poyraz ile ahu nasıl barisacak aileler nasıl karşılayacak çok merak ediyorum

  3. Halil abim yine aşk üzerine güzel bir konusma yaptı poyraz üzerinden bizde üzerimize düşeni alalım aşk senle ben değil biz olmaktan geçiyor 🌸

  4. Yaa bunlar hala nasıl anlamadı yuh yani. Kerim bir zahmet anlasın artık da gerisi kör mü bunlar ne ya Rabbi ya . Hepiniz kendinize göre haklısınız ama Ahu Kerim’e sevdiğim var demesini beklerdim. Utanıyor olabilir ama dişli bir kız sonuçta Kerim’le de arkadaş gibiler zaten. Poyraz’ın verdiği tepkinin bin katını ahu da verirdi. Bir de hemen affetmez süründürür du ama şuan yine sürünecek poyraz gibi ah payelll sen bu oğullarına hiç aramıyorsun haksızsa tak çekmeyi sıkıntı yok ama senin adamlar haklıyken bile sürüne biliyor. Girl power de zirveyi aşmış durumdasın bebeğim. Azıcık sakin 😂😂😂😂😘😘😘😘💙💙💙💙

    1. 😂😂😂 Benim oglum ve kızım olma farkı buna denir

  5. Ahu’ya kıyamadım ya biraz da başka bir çare gelmedi aklına çok kızamiyorum ona Poyraz da haklı iki arada bir derede kaldim be Payelll🥺 Ey Halil nasıl bir adasin sen ve nasıl kavuşacaksınız Cansuyla çok merak ediyorum ❤️

  6. Kerim işi çözmüş anlaşılan ama adım poyraz in atmasını Bekliyor gibi
    Yazık be ahu ya ne geliyorsa bu abileri yüzünden geliyor kızın başına
    Bakalım ilk patlayan kim olacak
    Emegine yüreğine sağlık canım benim yine harika

  7. Poyraz’ın acısını anliyorum.Gittigi için kırılmasını,anlatamadığı için kızmasıní.Hak da veriyorum.Ayni şeyi Poyraz yapsa Ahu’nun da aynı tepkiyi vereceğini de …Ama Poyraz öyle bir laf etti ki “Sen bize yalan söyledin,aramizdaki güven duvarını yıktın”diye.Bu Ahu’nun niyetini aşan bir cümle oldu. “Dua edelim de aramizdaki duygular bu imtahandan büyük olsun”diyerek de Ahu’nun önünü zaten tıkadı.Ahu kendini gitme konusunda haksız gördüğü için Poyraz’in imtahanini bekliyor.
    Aşkta aynanın kara yüzü yoksa ve ayna sevdiğinse; o aynada kendine bakarken, karşısında Poyraz’i gören Ahu’dur o zaman.Pisman,cesurca nedeniyle dürüstçe kabul ediyor ve kendini Poyraz’in yerine koyabiliyor.Bu yüzden suskunluğu ama magrurluğu da Poyraz’in kendini Ahu’nun yerine koymayıp hemen güvenini sorgulamasından.Ahu aynaya doğru bakıyor da Poyraz Ahu’yu geç gordu yazık ki.
    Kerim senin hakkından Pınar gelsin ne diyeyim.
    Kalemine sağlık yazarcanim.Haftayi büyük bir heyecanla bekliyorum.Yine yine harika yazmışsın.

  8. Eh be poyraz tam yeri söylesene ahu’yu seviyorum evlenmek istiyorum diye…
    Ellerinize emeğinize sağlık muhteşem bir bölüm olmuş yine yeniden ❤😘😍

  9. Poyraz ne bekliyon acepp,ikin8z de severken ,ötesi yok ki bu işin, ya bu deveyi gidersiniz yada bu diyardan gidersiniz🤷🏼‍♀️

  10. Halil 👏👏
    Poyraz eline saglik.Ama ben baciniza talibim diyemedin😔

  11. 😂😂😂süper bir bölümdü abla. Bir dahaki bölüm Kerim’in Poyraz’ın aklıyla oynayacağı bölümler olacak sanırım. Ama artık Poyraz da akıllansın yani. Öyle mahalle kavgasında gelecekteki evleneceği kocası olacağım demek kolay. Git abilerine söyle koçum. El birliğiyle Ahucuğumu da delirttiler zaten. Birazda sen delir Poyraz efendi😂😂😂

  12. Ya kerım sen cok fenasın 🤣🤣

  13. Bir mahalle kültüründe üstelik dost bir ağabey varsa öyle şıp diye ben kardeşini seviyorum diyecek babayiğit olamaz ancak okurken bile biz Kerim bildiği için söylesene diyebiliyoruz tebrikler Zeynep süper bir akide ile dile geliyor unutulan mahalle kuralları ve kültürü ikisi de geç kalmadan ağabeylere açılmalı ancak zor gözüküyor sevmek böyle naif olunca kalpler de daha çabuk kırılıyor yüreğine sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!