20. Sevgili Hulk

Durağın sağında solunda volta atan Halil, önüne dikilen Poyraz’a baktı. “Neydi senin plan?” 

Gamzesini ortaya seren gülüşüyle, “Ne planı, plan, planın olmamasıydı. Şimdi beni izle.” 

Yolun karşısına geçmek için ayrıldı duraktan. Halil arkasından bakarken ağzı bir karış açık bakıyordu. 

Şakaklarını ovuşturan Cansu, günün sonuna gelmişti. Düşünmekten delirmek üzereydi. O mektupların sahibi olduğu açıktı. O satırların kendisini ne hâle getirdiğini elbette biliyordu. O kadar güzeldi ki sözler bu kadar sevilmenin nasıl bir şey olduğunu zaten merak ediyordu. Poyraz da tuz biber ekmişti. Ne kadar acı çekerse çeksin kadınlık onuru şahlanıyor, o adamı deli gibi merak ediyordu. İçinde bir kıvılcım hiç tanımadığı bir kalbe adım adım ilerliyordu. Sadece birkaç satırla oluyordu tüm bunlar. Etkileniyordu. Bu, bir bakış, bir gülüş etkilenmesi değildi. Bu tam olarak öz bir tutkunun etrafını sarması ve onun bunu hissetmesiydi. 

Artık hava erken kararıyordu, güneş batalı biraz olmuştu. Yanında çalışan kız çoktan çıkmıştı. Ahu’nun gittiğini de görmemişti. Terziye gitmek için ayağa kalktı. Kapıdan çıkağı anda Poyraz’a çarpmamak için geriledi. 

“Nasılsın abla?” 

“Sayende keçileri kaçırmaya ramak kaldım. Düşün düşün tükendim.”

“Aa… Şey…” diyerek yanlarında bitti Ahu. “Ne oluyor burada?” 

“Sen sus, Ahu. Poyraz konuşsun. Bana burada neler döndüğünü söylemek zorunda yoksa geceyi poliklinikte geçirmem an meselesi.”

“Aman abla,” dedi Poyraz. “Sakin ol! Bunda bir şey yok. Mutlu olman gerekiyor, panikatak geçirmen değil.”

Ahu yerinde huzursuzca kıpırdandı. “Poyraz…”

“Sus, Ahu!” diye bağırdı Cansu. Ahu gözlerini yumarak elini yüzüne kapattı. Cansu da Poyraz’ın yüzüne konuşmasını istercesine baktı.

“Abla, o çok seviyor. Sen buradan evlenip giderken de seviyordu, geri döndüğünde de. O, senin onu sevmemenden, şu sokakta yüzüne bile bakamamaktan korkuyor. Seni uzaktan sevmeye o kadar alışmış ki, sabır onun için basit bir duygu hâlini almış. Onu sevip sevmeyeceğini kim bilebilir… Sana bir şey diyemiyorsa seni kaybetmekten korktuğu için. Mektupları sana biz, yani Ahu ulaştırdı. 

“Allah’ım…” dedi Ahu inleyerek. Cansu’nun bakışları Ahu’yu buldu. 

“Bir de Pınar,” dedi Poyraz. “Daha fazla mektup var aslında ama sen kaldıramayınca sana veremedik. İşte o zaman sana bir şey olacak diye de korktu. Mektuplar Ahu da. Bu gece hepsine göz atsan, söz yarın sana kim olduğunu söyleyeceğim.” 

“Neden şimdi söylemiyorsun?” diyen Cansu’nun bakışları bulutlandı. 

“Çünkü şu an onu sevmiyorsun. Kestirip atman çok basit.  Biz o mektuplara hiç bakmadık ama biri bile seni etkilediyse sen hepsini okusan tanımadığın o adamı belki de seversin. En azından bir fikrin olur.”

Cansu kararsızlıkla etrafına bakınınca Ahu suçlu suçlu yaklaştı. “Abla hepsi dükkânda, Pınar’a gidelim mi? tek başına okumana izin veremem.” 

Bir süre düşündü, Ahu ile Poyraz pürdikkat onu izliyordu. Ağzından çıkacak bir tamam sözünü beklediler. 

“Tamam, annemi arayayım.” 

Poyraz gevşeyerek nefesini saldı. Ahu da yerinde zıpladı. “Gidip zulayı patlatayım. İki dakikaya çıkarız.”

“Ahu, size de aşk olsun. Alınmıyorum sanma,” dedi Cansu. 

Tek hamlede Cansu’ya sarıldı. “Öperim ablam, gerçekten her şey senin içinde. Bir gün bizi anlayacaksın.”

Kardeşi gibi seviyordu Ahu’yu da Pınar’ı da. Burukça gülümserken Ahu ondan koparak terziye girdi. Poyraz arkasından iç çekerek baktığında Cansu gülümsedi. 

“Ne güzel bakıyorsun Poyraz. O da senin kadar güzel bakar mı?” 

“Ah abla ah,” dedi nefesini salıp. “Bizimki sevdamı onunkinin yanında.” 

Kalbinin bir tık hızlı atışına engel olamadı Cansu. “Allah Allah. Ben nasıl fark etmedim ve hâlâ edemiyorum.” 

Kerim’in aracı kapının önüne durduğunda Cansu dükkânı kapatmak için içeri girdi. Poyraz da elleri cebinde Kerim’in yanına yürüdü. 

“Ne o? Muhafızlık da mı yapıyorsun?” 

“Yoo. Cansu Abla ile konuşmaya gelmiştim. Ama gerekirse yaparım.” 

Aracın kapısını kapatıp Poyraz’ın karşısında durdu. “Canım arkadaşım, senden kıllanmaya başladım. Kardeşimin etrafında dolanır oldun, hayırdır?” 

Ensesini kaşırken yüzü ciddi bir hâl almıştı. “Biz bir konuşsak mı canım arkadaşım?” 

“Sonunda yine canım arkadaşım olarak kalacak mısın? Ona göre konuşalım, canım arkadaşım.” 

Dudak büktü Poyraz. “Sanırım evet, yarın kahveye gidelim mi? Çalışıyorum.”

“Sebep?” dedi Kerim, sinsice gözlerini kısmıştı. 

“Abinleri özledim.”

Ahu’nun öksürük sesiyle ikisi de ona döndü. Genç kız kapısını çekip kilitledi. İkisi arasındaki gerilimi görmemek mümkün değildi. 

“Seni almaya geldim Ahu,” dedi Kerim. 

“Abi ben Pınar’a gideceğim. Poyraz sana söylemedi mi?” 

“Ne söyleyecekmiş bu bana?” 

“Bu?” dedi Poyraz, yüzünü buruşturup. 

Ahu bir çırpıda abisine olan biteni anlattığında Kerim’in gözleri kocaman aralandı. “Mahallemizin sıpidırmeni mi olacaksın lan? Kafayı mı yedin?” 

“İşe yarayacak, bana güven. Hem benden olsa olsa Hulk olurdu.”  

Ahu’nun kıkırtısına Poyraz gülümsedi. 

“Halil Abinin bundan haberi var mı, Hulk?” 

“Yok,” dedi Poyraz. 

“Boka sararsa çenen ellerine düşecek demektir.” Ahu’ya döndü. “Tamam, hadi bırakayım sizi.” 

Ahu ve Cansu, Kerim’le ayrıldığında Poyraz hâlâ orada duruyordu. Elleri cebinde etrafına bakınıyor, gözleri birilerini arıyordu ki köşe başından başını uzatmış on üç yaşında bir erkek çocuğunu fark etti. Çocuk sokak ışıklarının aydınlattığı alanda el işaretiyle ne yapalım, diyordu. 

Poyraz yavaş adımlarla çocuğun olduğu tarafa yürüdü. Etrafına bakınmayı da ihmâl etmiyordu. Yanına ulaştığı çocuğun karışık saçlarını iyice karıştırdı. “Sen gidebilirsin, ötekilere de söyle.”

“Kavga yok mu Poyraz Abi?” 

“Kavga yok, Barış. Sil şunu aklından.”

“Tamam, abi. Yarın yengeyi nereden takip edelim?” 

Burnunu çeken sevimli çocuğa gülümsedi. “Size Pınar diye birinin evini göstermiştim. Sabah oradan çıkacak. Gözünüzü ayırmayın, benim görmediğim her yerde yengeniz size emanet.” 

“Canımız kurban abi. Hadi görüşürüz.” Elini yumruk yaparak, Poyraz’ın avucuna vurdu. 

“Dikkat et.” 

Çocuk el sallayarak karanlıkta kayboldu. 

                                                                         ***

Saatler geceye varınca Ahu çantasındaki bir deste mektubu çıkartıp ortaya bıraktı. Cansu derin bir soluk alıp ellerini yumruk yapıp açtı. Ufak bir titreme hissediyordu. Cansu mektupları hızla kavradı. Hızlı davranması düşünmesine engel oluyordu. Çok düşünürse içinde kalıyordu. 

Ahu telefonuna uzanıp mesaj bölümünü açtı. “Poyraz, olur ya bir aksilik Cansu Abla fenalaşır falan, bu yakınlarda ol,” yazıp yolladı. Anında mavi tik olan yazısına bakıp sırıttı. 

“Sen apartmanda olmayınca hiç çekilmiyor. İyi ki çalışıyorum. Duraktayım, bir telefonla uçarak gelirim.”

“Gece mi çalışıyorsun?” 

“İki gece Ahmet Abinin yerine bakacağım. Karısı doğum yaptı biliyorsun.” 

“Aa… Tamam, dikkat et.” 

“Ederim, güzelim. Açtı mı mektupları?” 

“Henüz açıyor. Sana sonra dönerim.” 

Telefonu kapatıp yanına bıraktı. “Abla seni yalnız bırakalım mı?” dedi Pınar. 

“Hayır,” derken bir tanesini açmıştı Cansu. “Çok heyecanlıyım, şimdi bu adam beni çok seviyor öyle mi?” 

“Valla biz öyle biliyoruz,” dedi Ahu. 

Kâğıdın katını açıp birkaç satır yazan yazıya göz ucuyla baktı ve satır başına döndü. Derin soluklar alıyordu. Sesli okumak istedi. 

“Öyle güzelsin ki Cansu, her sabah o güzel yüzünü görmek bana hayata tutunmak için amaç. Her insanın dünyada bir amacı vardır. Bir amaç için her günü yeniden yaşarlar. Benim tek amacım senin o güzel yüzünü her gün, başımı her çevirdiğimde görmek. Bazen öylesine, yanındakilere gülümsediğini görüyorum. Bana gülüyormuşsun gibi gülümsüyorum. Keşke bir gün bana da öyle gülsen…” 

Elindeki kâğıda gülümsedi ve bunu içinden gelen bir dürtüyle gerçekleştirdi. Ahu ve Pınar’ın iç çekişlerine başını kaldırdı. 

“Allah’ım… Çok tatlı değil mi?” Kâğıdı katladığında elleri kucağına düştü. “Her gün beni gören kaç kişi var?” 

Pınar’ın gözleri büyüdü. “Aman abla, Ali, Veli, deli kırk dokuz elli. Her gün sokaktan geçmediği ne malum.” 

“Aklımı karıştırma Pınar. Zaten sizden hiç beklemezdim bu kadar sırrı, bana yardımcı olmanız gerekiyor.” 

Pınar ve Ahu elinde telefonları Kerim ve Poyraz ile saatlerce yazıştıkları bir gecenin kör vaktindeydiler. Pınar olduğu yere uyumuştu. Ahu da esneyip duruyordu. Cansu’nun gözlerinde gram uyku yoktu. Günün ilk saatleriymiş gibi apaçıktı. Canlı ve meraklıydı. Okuduğu her satır kalbine nakşolurken bir adamın aşkına böyle şahitlik etmek hem de bu şanslı kadın kendisiyken… Nasıl uyurdu? 

Dikkatinden kaçmayan bir şey varsa o da mektuplarda kendi adından başka bir isim geçmediğiydi. Bir kelime bile isim görmemişti. Cansu, Cansu başka bir isim yoktu. Kimi satırları gözleri nemli kimilerini gülümseyerek okumuştu. Odadaki kızlara göz attı. Ahu da saçlarını savurmuş, koltukta sızmıştı. Telefonuna dokunduğunda saatin sabah altı olduğunu gördü. Son birkaç mektup kalmıştı. Bazılarını çok kez okumuştu. Okudukça hiç tanımadığı birine hayranlık ve sevgi beslemeye başlamıştı. Yaşadığı onca acının ardından bir daha sevmek, evlenmek bir erkeğin herhangi bir şeyi olmak aklının ucundan bile geçmemişti. Ama bu adamı bulursa ne yapacağını biliyordu. Önüne serdiği kâğıtları toplayıp katladı. Son kalanları açmaya hazırlanırken güneş doğuyordu. Topladıklarını çantasına bıraktı. Onlar onundu, ömrü boyunca saklayacağı yegâne kâğıtlardı. Saçlarını arkasına atıp son mektupları açmaya başladı. 

“Gidişinin onuncu günü Cansu, mahalleye gelmişsindir belki ama seni görmemek için gözlerim adeta kapalı gezdim. Hiç başkasının kadınına bakılır mı… Yüreğimde benimsin, gerçekler çok başka.” Tüm kanı çekildi Cansu’nun. Bir anda üşüdüğünü hissetti ama okumaya devam etti. 

“Sen mutlu ol sevdiğim, ben ikimizi içimde de yaşarım. Sen mutlu ol Cansu! Halil seni sensiz de sever.” Tepesinden buz dolu bir kova suyun üzerine boşaltıldığını hissederek buz kesmiş bedeniyle titredi. Küçük kâğıt parçası elinden düştü. Kalan cümleleri okuyamadı. Aklında tek bir isim dönüyordu. Halil… 

“Halil,” diye mırıldandı. Başını kaldırıp uyuyan kızlara uzun uzun baktı. Sanki onlarda bir şeyler arar gibi bakıyordu. Olduğu yerde beş dakika kadar katılaşmışçasına durdu. Kaskatı bedenini arkasına bıraktı. Koltuğa dayanan sırtıyla gevşedi. Elini alnına bırakıp sürekli düşündü. 

Koskoca on sene bunu nasıl anlamamıştı? Gözünün içine bakan adamı nasıl görmemişti. Halil onu o, evlenmeden önceden bu yana nasıl sevebilmişti ve kendisi nasıl bu kadar kör olabilmişti? Ara sıra, yaşı otuz beşe ulaşmış, yakışıklı Halil’in neden evlenmediğini, neden yanında birini görmediğini veya bir kadınla adının hiç yan yana bile geçmediğini düşünürdü. Kendi hazin hikâyesi aklına gelir, hemen unuturdu. Yüz yıl düşünse bile aklına hayaline gelmeyecek tek kişi Halil’di. 

Kaç saat orada öylece kaldı, ne kadar süre kımıldamadı, bunların hiçbirini fark etmedi. Saat sekiz gibi odaya Zehra Hanım girdi. 

“Cansu kızım,” diyen kadına ağır çekimde döndü. Pınar ile Ahu da sese başlarını kaldırdılar. 

“Günaydın anne,” dedi Pınar doğrulurken. 

“Günaydın Zehra Teyze,” diyen Ahu kalkıp bedenini esnetti. 

“Günaydın kızlarım. Ben ocağa çay suyu bırakayım.” 

“Olur, anne. Ben de geliyorum şimdi.” Pınar ayağa kalkarken üzerindeki örtüyü alıp katlamaya başladı. Cansu’ya gözü kaydığında elindeki örtü düştü. “Abla!” 

Ahu da fark etmiş, koltuktan dizleri üzerine hızla düşerek Cansu’nun yanına ulaşmıştı. Cansu öylece, boş boş bakıyordu. 

“Abla,” dedi Ahu. 

“Halil,” sözü çıktı iki dudağı arasından. “Bana nasıl söylemezsiniz!” 

İki kız da donmuşçasına Cansu’ya bakıyordu. Bir kelime edemedikleri gibi ne diyeceklerini de bilmiyorlardı. 

“Hadi o aptal, ya siz?”

“Abla kendisi izin vermedi,” dedi Ahu. “Poyraz da dedi, seni kaybetmekten korkuyordu.”

“Sus Ahu!” Sesi alçak çıksa da sertliği tartışılmazdı. “Bu kadar çok seven kaybetmez. Ben onu sevmesem bile o ikimize de yetecek kadar sevgiyi ruhunda barındırırken bana bunu nasıl söylemezsiniz!”

“Abla, mektuplar için bile zor ikna oldu,” dedi Pınar. “Sizin için sustuk.” 

Ellerini hırsla saçlarına daldırdı Cansu. Tavana bakarken ellerini saçlarından çekti. “Çekilin!” diyerek ayağa kalktı. Etrafa saçılmış eşyalarını, kalan mektupları ve elinden düşeni de alıp çantasına tıkarken gideceğini açık etmişti. Ahu saçını bağlayıp şalını başına hızla sardı. Uçlarını arkasına atarken Cansu salon kapısından çıkıyordu.

“Abla nereye?” diyerek peşinden koştu Pınar. Ev kıyafetiyle dışarı fırladı Pınar. Ahu çantasını kaptığı gibi Cansu’nun peşine düştü. Zehra Hanım anlamadığı hareketliliğe öylece bakmıştı. Ayakkabılarını ayağına geçiren Cansu öfkeden bastığı yeri görmüyordu. 

“Bir delilik yapacak!” dedi Ahu. “Koş Pınar.” 

Hırkasını üzerine nasıl giydiğini bilmeyen Pınar ayağına kapının önündeki terlikleri geçirip peşlerine düştü. “Anne geliyorum şimdi, merak etme bir şey yok.” 

“Abla dur!” diye bağırdı Ahu. Sabahın vaktinde mahalleye malzeme oluyorlardı ama Cansu bunu hiç umursamıyordu.

Cansu tek kelime etmiyor, hızlı adımlarla yürüyordu. Ahu’ya yetişen Pınar nefes nefese kalmıştı. “Nereye gidiyor ya?” 

“Ay ne bileyim Pınar, yürü yürü. Tazı gibi gidiyor, yetişemiyorum. Koşamıyorum da sağdan soldan biri çıkacak, bir şey var siye laf edecek.” 

“Kızım, ablam kuaförün sokağına giriyor.” 

Ağlamaklı bir sesle inledi Ahu. “Sıçtık Pınar.”

Cansu sokağın başına geldiğinde kendi dükkânını es geçip durağa yürüdü. Taksi şoförleri yeni geliyordu. Durağın karşısında durduğunda Poyraz’ı gördü. Yanındaki adamla konuşuyordu. Nefes nefese durdu ve etrafına bakındı. 

“Abla,” diyerek koluna yapıştı Ahu. Cansu kolunu çekip kurtardı. “Kes sesini Ahu!” dedi Yüksek sesle. Poyraz başını sese çevirince şaşkınlıkla doğruldu. Yanındaki adama bir şey demeden kızların yanına yürüdü. 

“Abla hayırdır?” 

“Nerede o?” 

“Kim?” 

“Poyraz çözmüş, Halil Abiyi arıyor.” Ahu’nun yüzü gergin, sıkıntılıydı. 

“Sen var ya Poyraz. Bir seni seviyorum artık.”

“Ama abla,” dedi Pınar.

“Nerede o?” diye bağırdı Cansu. Şoförler başlarını çevirmiş Cansu’ya bakıyordu ama sadece bu da değildi. Karşı dükkânlardan da sabahın erken saatinde sesi duyanlar kapı önlerine çıkmıştı. 

Poyraz çelişkiye düştü, her şeyin berbat olduğunu düşündükçe içi karardı. Hemen kızların arkasından yaklaşan taksiyi görünce iyice korktu. “Geliyor.” 

Cansu arkasını dönünce yaklaşan arabanın önüne yürüdü. Halil bir hamle gaza basıp Cansu’ya çarpmaktan kurtuldu. Gözleri dehşetle açılmış, koltuğundan aracın burnuna bakıyordu. Cansu’nun tekinsiz bakışları kendi korkmuş bakışlarıyla buluştu. 

İki elini de kaputa sertçe vurdu Cansu. “İn lan aşağıya!” 

Seyirciler çoğalmış ve dikkat kesilmişlerdi. Ahu ve Pınar etraflarına bakıp utanmaktan başka bir şey yapamıyorlardı. 

Cansu ellerini bir kez daha kaldırıp kaputa vurdu. “İn!” 

Arabanın kapısını açıp indi ama neler olduğu hakkında en ufak bir düşüncesi daha yoktu. Kapısını kapatıp Cansu’ya bir adım attı. 

“Ne oluyor?” diyebildi. 

Arabanın etrafını dolanan, yanındaki Pınar’ı kenara iten Cansu Halil’in önünde durdu. Kahverengi gözleri alev saçıyordu. Halil yutkundu. “Cansu,” derken sesi varla yok arasıydı. 

“Peygamber misin sen? Bir insana bu kadar sabır yakışmaz Halil Bey.” Cansu’nun sağ avucu Halil’in suratında patladığında tüm sokak nefesini tutmuş gibiydi. Yüzü yana düşen Halil’in ciğerinden kan akıyordu. Bir şey olduğu aşikârdı. 

Ahu ve Pınar ellerini yüzlerine kapatmıştı. Poyraz da arkasını dönmüştü. Bu naif kadına ne olmuştu da bu hâle gelmişti? 

Yüzü hızla Cansu’ya döndü. “Ne yaptım ben sana? Bu tokadı hak edecek ne yaptım?” 

“Aptalsın Halil, sen bunu hak edeli yıllar olmuş.”

Gözleri nemlendi. Bir erkek de olsa içinden taşan duygular gözlerine hücum ediyordu. On senenin, o kadar acının bedeli bu olmamalıydı. 

“Seni sevmek suçsa, vur başımı gitsin.” 

Bir adım geriledi Cansu. Daha ne duyabilirdi ki… “Gel babamdan iste, hep senin gibi bir damat istemişti.” Arkasını döndüğünde karşısında sevda yamaklarına göz kırptı. Poyraz kocaman gülümsedi. Cansu’nun kalkan eline elini vurdu. “Sağ ol Poyraz.” 

“Eyvallah abla.” 

Arkasına bile bakmadan kuaför salonuna yürüdü. Kızlar da arkasından açık ağız bakmışlardı. 

“Ben doğru mu duydum?” Halil, kadının arkasından bakıyordu. Ağzı açılmış, gözleri boş bakıyordu. “Siz de duydunuz mu?” 

“Gel, dedi, iste, dedi. Babamdan dedi.” Pınar kıkırdıyordu Halil’in şaşkın hâline.

Gözleri usulca kapanan Halil dizleri üzerine çöktü. “Allah’ım ben bugünü görecek miydim?” Gözlerinden akan iki damla yaşı silme gereği bile duymadı. Onca sene sonra, uzaktan deli gibi sevdiği kadın ona gel iste beni demişti. 

Poyraz da yanına çöktü. “Şimdi vazgeçtim dersen, ağzını burnunu kırarım. Abi demem yaparım.” 

“Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu lan?” Ayağa fırlayan Halil bir silkelendi. Etrafındaki garip bakışlara aldırmadan gülümsedi. Öne doğru bir adım attı. Cansu karşı sokağa geçiyordu. Ahu ile Pınar’ın arasından geçip koşmaya başladı. “Cansu,” diye bağırıyordu. Cansu durup arkasına döndü. Halil sağına soluna bakıp karşıya geçerken arkasındaki seyirciler mutlulukla gülümsüyordu. 

“Sevgili Hulk, tebrik ederim. Ama ablamın bunu nasıl anladığını anlamadım,” dedi Ahu. 

“Boş ver Ahu Gözlüm, sebepler sonucu değiştirmedi.”

“Ben eve gidiyorum. Pijamayla sokakta Kerim’e yakalanmak ve onun çenesini çekmek istemiyorum.” Hırkasına sarılıp uzaklaştı Pınar. 

“Cansu.” Kadının önünde durduğunda ellerini nereye koyacağını, ne diyeceğini bilemediği gibi Cansu’nun gözlerine de çekinerek bakıyordu. 

“Halil?” Ona bakarken gülümsemesine engel olamıyordu. Karşısında otuz beş yaşında bir adam değil de on yedi yaşında toy bir delikanlı duruyor gibiydi. Elini yumruk yaparak Halil’in omuzuna vurdu. “Davar! İnsan on sene bekler mi?”

Omuzuna bakıp Cansu’ya döndü. Kendisine gülümsüyordu, öyle güzeldi ki kalan ömrü onun yoluna halı olsa hayır demezdi. “Sen… Öyle…” Konuşamıyordu. 

“Tamam, Halil. Şu meşhur çaydan biz de içelim mi? Akşam?” 

Ensesini kaşıyarak sırıttı. “Zehir olsa bile içelim.”

                                                                       ***

Önerilen makaleler

26 Yorum

  1. Ağzım kulaklarımda okudum bölümü. Kocaman bir şükür dedim sonunda ☺

  2. Çok güzel bölümdü be😂😂 Halil de bunca yıl saklamakla çok sevmiş olmadı yani, Cansu en güzelini yaptı, o Tokat hak edildi 👏 ama Halil’e de kıyamıyorum bir yandan😇 mutlu olsunlar

  3. Süper di Allah ım yüreğime sağlık

  4. Oy oy ne bölüm ama emeğine sağlık canım 🥰🥰

  5. Ya rabbimm canım poyraz aferin lan on yıl önce neredeydin. Halil ve Cansın sizi yerim ballar bu gün çok mutsuzdum beni mutlu eden bir tek siz oldunuz ve en büyük teşekkür sizi bana getirene canım ablam iyi ki varsın emeğine sağlık çooooooook öptüm güzel kalbinden. Birbirimizi hiç görmedik ama mutlu edebiliyoruz böylelerini insanlara sahip olmak paha biçilmez inan. Bir tebessümü bile sömüren insanlara rağmen gülücükler konduruyorsun hayatımıza Rabbim mutluluğunu daim etsin huzurun sevgilerin eksik olmasın hep mutlu ol ve bizimle ol seni çok çok seviyorum canımın içi çiçeğim 😘😘😘💙💙💙💙💙💙

  6. Ne desem anlamsız kalacaktır. Öyle güzel denk geldi ki bölüm o kadar dokunduki yüreğe anlatamam kelime yok bende bu hislere dair💜 sanki tüm bölümün her anını bizzat yaşadım gözleri dolu dolu gülmek neymiş sayende tattım iyi ki varsın gönlü ve kalemi güzel Payelll🥰

    1. Ellerine emeğine sağlık harika bir bölümdü

  7. Amanın amanın dugun var ya 😍😍

  8. Harika bir bölüm olmuş. Gülerek okudum. Ellerine sağlık

  9. Abla böyle yazarken lütfen hepsinin başına veya sonuna hayal ürünüdür gerçekle bağdaşamaz filan yaz sonra olan bize oluyor😂😂😍

  10. Davar,dedi yaa…Ama nasıl.tadindan yenmez bölüm olmuş Payelll, helâl kız sana,nede güzel hem sövdürüyon hemm sevdiriyon👌😍

  11. Ya ALLAH ım nasıl bölümdü bu böyle mikemmel🤗😍

  12. Heyt be Halil sonunda cansuyu kavuşacak darısı poyraz ve ahu gozlunun başına….ellerinize emeğinize sağlık muhteşem bir bölüm olmuş ❤❤❤

  13. İnsanı iki ayrı duyguda savaşırken bırakmak bu olsa gerek e poyraz sen bir yuva kurdun Allah da senin yuvanı kurman İçin yolunu açsın Kerim seni inletecek gibi gözüküyor kalemine sağlık Zeynep ciğim

  14. Ay vallahi şükür billahi şükür yani Halil de muradına erdi inşallah 😊😊😊

  15. Bu kadar dondurucu soğukta bile içimi ısıttı ya ne diyeyim

  16. Ayy çok aşk yaaa❤️💙❤️

  17. Harikaydi bolum balim❤🧿😘

  18. 🥰🥰🥰🥰Evettttt…”Payelll, nereden çarpar belli olmaz.” adlı bir bölümün daha sonuna gelmiş bulunmaktayız.
    Dikkat!! 🥰🤣Okurken carpilabilir,gözleriniz dolarken aniden kahkaha atabilir; ya da gözlerinizden kalp çıkarken aniden siritmaya basliyabilirsiniz😁.Duygu dalgalarını arasında ; hüzünden mutluluğa,ne aglattin derken kahkaha atmaya, arada kizarken birden kafanızda minik kırmızı uzantılar belirip, hunharca siritmaya🤣😈 hoplayıp durabilirsiniz.Kahramanlarini öyle benimsersiniz ki siz uzulseniz,mutlu olsaniz ancak bu kadar olur dersiniz,ailenizmis gibi hissedersiniz.Her anlattığından gonlunuzu mutlu eden,ferahlatan,umut veren bir şeyler alabilirsiniz:)
    “Hiç Payelll okumadım” demeyin.Mutlaka okuyun.Siddetle tavsiye olunur😊🥰

  19. Ciğer klamadı halilin aşkına sıra hulk ta

  20. Vicdansız böyle şeyler söylenir mi Cansu-Halil ❤️ Bölümü ağzım kulaklarımda okudum yüreğine sağlık

  21. Ah be poyraz Halil için neler yaptın emeline ulaştın ammaaaaaa esas mevzu sende kerim ve abileri bakalım nasıl olacak bu iş bölümü ağzım kulaklarımda okudum davar kelimesine ise sesli bir kahkaha attım sabah in 5.20 sinde olunca evdekiler bir ziplasada buna değerdi yani
    Emeğine sağlık bacım mükemmeldi

  22. Bu ilk yorumum sevgili yazarım yazan ellerin dert görmesin bu hikayeye aşığım her güzel karakterlerine aşığım bu bölüm beni benden aldı Poyraz on sene önce bu mahallede olsaydın çoktan Halil ve Cansu kavuşmuştu helal olsun sana be Adamsın 🥰😍 resmen Halil gibi gözlerim doldu bir yandan da sırıtıyorum çooook mutlu oldum her bölümü sabırsızlıkla bekliyorum ellerine sağlık sevgili yazarım 🥰😍👏👏

  23. Vuhuu Halil ve Cansu favori çiftlerim arasına girdiler 😍😍😍😍 Nasıl güzel bi kavuşmaydı be. Ağzım açık okudum. Poyrazz adamsın. Sana da boşuna düşmedik be ❣️

  24. Yaaaaaaaaa günes görüp eriyen kar gibiyim. Okurken yüzüm böyle gülüculler saciyor ah payelll yine yapiyorsun yacagini bugun de düştük çok şükür😂😂😂😂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!