21. Yeşil Gözlü Dev’im

Saat dört gibi Naciye Sultan terzi dükkânın kapısından içeri girdi. Annesini gören gözlerine inanamayan Ahu şaşkınlıkla ayağa kalktı. Annesi hiç ama hiç gelmezdi. Ahu ona dikeceklerinin ölçüsünü bile evde alırdı. 

“Anne!” Acil bir durum, birine bir şey olduğunu düşündü Ahu. 

Eşarbının çevrelediği yüzünden öfke akıyordu. “Eve geldiğin yok! Geleyim dedim.” Dikiş masasının önündeki sandalyeye oturan annesini izleyerek yerine oturdu. 

“Hayırdır? İşlerim vardı, eve geliyorum anne.”

“O her neyse Ahu, adın herkesin dilinde.”

“Anlamadım?” dese de biraz da olsa anlıyordu. Yüreği ağzında annesinin konuşmasını bekledi. 

“Bir kız iki erkeği birbirine düşürdü, diyorlar. Ahu herkese mavi boncuk dağıtıp erkeklerin başını belaya sokuyor, diyorlarmış. Ahu taksiciyle kıyı da köşede buluşuyor, diyorlarmış. Utanmadın mı adımızı yere düşürürken? Sen! Benim kızım, Naciye’nin kızı mahallenin diline düştün! Bunlardan haberin var mı? O kıçı ayrık Zeliha ne diyormuş biliyor musun? Zaten onu alsa alsa taksici alırdı, diyormuş. Kendini ne hâle getirdiğinden haberin var mı Ahu?” 

Kalbi deli gibi atarken bayılacağını hissetti. Kime kızmalıydı? El’e mi? Annesine mi? “Sen ne dedin anne?” 

“Kızımın bir boklar yediğini tahmin ettiğim için bir şey diyemedim.” İki elini göbeğinde bağlayıp suratını astı Naciye Hanım. 

“Konuşurken mangalda kül bırakmıyorsun, benim kızım da benim kızım, demeyi biliyorsun. Ama kalkıp benim kızım yapmaz demiyorsun.” 

“Neyine diyeceğim? Zurnacı dediğin taksiciydi değil mi?”

“Beğenmedin mi?” 

“Beğenmedim!” 

“Senin için yapabilecek bir şeyim yok anne!” derken sesini alçak tutmaya özen gösteriyordu. Burası evi değildi ve etraftan kimsenin onları duymasını istemiyordu. “İsterse dilenci olsun, ben seçtim.”

“Sen aklını mı yedin Ahu? Bir taksi maaşıyla nasıl geçinirsin? Poyraz aynı zamanda annesi ve kardeşine de bakıyor? Sen mi bakacaksın onlara da? Ben seni bu yaşa bunun için mi getirdim? Bunun için mi okudun, burayı açtın? Elin oğluna yedirmek için.” 

Dişleri birbirine geçerken dilini sıkıca tuttu. Eğer ağzı açılırsa hem annesinin kalbini kıracak hem de yedi sokağa rezil olacaklardı. Dişleri acıyınca dudaklarını araladı. Annesine çok şey demek istiyordu ama o hiçbirini anlamayacak kadar uçuk düşünceler içindeydi. 

“İşlerim var anne, evde görüşürüz.” Annesi karşısında otururken dikiş makinasına döndü. Makinanın sesi konuşsalar bile kimse kimseyi duymayacak kadar yüksekti. Naciye Hanım hırsla kalkıp çıktı. Annesi kapıdan çıkar çıkmaz makinayı durdurdu. Gözlerinden akanlara izin verdi.  İnsanı en sevdikleri yıkardı. 

Çalan telefonuna bakıp nefesini tazeledi. Boğazını temizleyip açtı. “Efendim canım?” 

“Ahu, annen az önce çıktı. Bana da hiç hoş bakmıyordu. Bir şey mi oldu?” 

“Yok, bir şey olmadı. Eve gelmiyorum diye sitem edip gitti. Bugün eve gideyim.” 

“Ahu senin sesin de titriyor. Bir şey olmuş, saklama!” 

“Önemli bir şey değil, Poyraz. Sen Caner’le tartışınca biraz dedikodu çıkmış. Ona da söylendi.”

“Anladım. Tamam, sen üzülme. Ben şimdi abilerinin yanına gidiyorum. Dedikoduları gerçeğe çevirelim. Kimse yorulmasın.” 

Bunlar olacak işlerdi ve gitme demeye de zaten ihtiyacı yoktu. “Kazamız mübarek olsun.” 

Poyraz telefonu kapatıp terziye baktı. Telefonunu avucuna vururken düşünüyordu. Annesinin neler dediğini tahmin ediyordu. Kesinlikle taksi şoförü istemediğine emindi. Kızının kalbini kırdığından habersiz anneye neler yapacağını düşündükçe içi kaynıyordu. Arabasını bırakıp alt sokağa, elleri cebinde usul adımlarla ilerledi. 

Günsüz saati olduğundan birkaç kişinin olduğunu gördü. Hava hâlâ orta sıcaklıktaydı. Dışarıdaki masada oturanları es geçip içeri geçti. Kerim, İlhan ve İlyas’ı bir masada buldu. Selam verip, selamlarını aldı. Gösterilen yere oturup adamların gözlerine tek tek baktı. Önüne bırakılan çaydan bir yudum aldı. 

“Babam olsaydı bu görev onun olurdu ama takdiri ilahi.”

İlhan başını salladı. “Biz bir şeyler duyduk, Poyraz. Seni daha önce beklerdik.”

“Kusura bakma abi, öyle mi olur böyle mi olur derken zaman geçti. İşler de biraz karıştı malum, kötü bir niyetim yoktu. Kız kardeşinize talibim.” 

İlyas öne eğildi. “Kız kardeşimiz de sana talip mi, bize bir şey diyen olmadı? Bir daha zorlamaya ne yüzümüz ne isteğimiz var.” 

“Ya ne soruyorsun abi,” dedi Kerim. “Bizim deliyi bundan başkası çekmez!” 

“Ne biçim konuşuyorsun lan?” dedi İlyas. “Bacımız o bizim, neden başkası çekmiyormuş, hem neden çekiyormuş? Aslanlar gibi aile kızı, bir yanlışını mı gördük?” 

Dişlerini bileyen Poyraz, Kerim’e ‘gördün mü?’ dercesine baktı. Kerim omuz silkti. 

“İç çayını Poyraz. Biz bacımıza sorar sana haber ederiz,” dedi İlhan. 

Keyifle yudumladı çayını, bir süre sonra sohbet normal bir havaya karıştı. Ahu da onu istediğine göre bu iş bitmişti. 

“İlhan Abi, İlyas Abi,” diye çığlık atıyordu bir çocuk. 

Ardan biri “Poyraz Abi,” diyordu. 

“Hakan!” dedi Poyraz. Bedeni korkuyla ayaklanmıştı. “Ne oldu?” 

İlhan ve İlyas korkmuş çocuğa bakıyordu. 

“Abi, yengenin dükkânının camını indirdiler,” dedi Hakan. “Barış kimmiş bulmaya gitti.”

“Ahu!” dedi Poyraz. Abilerinin dilinde bir Ahu, korkuyla kahveden çıkıp koşmaya başladılar. Kalabalık terzinin önünü kapatmıştı. Kalbi deli gibi atan Poyraz, bu kalabalığın asla hayır olmadığını iliklerine kadar hissettiği sırada ambulans sesini işitti. İnsanları yarıp kapıdan geçtiğinde ayaklarının altında cam parçaları gıcırdıyordu. 

Gözlerine inanamadı. Canı öyle fena yanıyordu ki karşısında acı çeken kadının çektiği beden acısını tüm hücrelerinde hissetti. 

“Poyraz,” derken gözlerinden inen yaşların haddi hesabı yoktu. Yanına ulaşıp diğer elini tutu. “Tamam, güzelim sakin ol,” diyordu ama öylesine bir sözdü. Nasıl sakin kalınacağı hakkında bir fikri yoktu. Poyraz makinanın iğnesine bakıyordu. Ahu’nun parmağı iğnenin tam ortasında duruyordu. 

“Dikkatim dağıldı, iğne parmağıma girdi.” Ağlayarak anlatıyordu. Şok dalgasının içinde olduğunu fark edemiyordu. 

“Ahu!” Bağıran Kerim’i kimse durduramıyordu. Paramediklere yol açmak için boşaltıldı terzi. İğneyi ve ipliği kestiler. Ahu’yu parmağında iğneyle ambulansa bindirdikleri sırada polisler sokağa giriyordu. 

                                                                      ***

Annesi suçlu konumunda oturuyor, arada gözlerini kuruluyordu. Abileri koridorda volta atıyordu. Kerim’i zapt eden Pınar için oldukça zor bir işti. Kerim’i bıraksalar Beyoğlu’n da taş üstünde taş bırakmayacaktı. Caner’in başını almak için an sayıyor gibiydi. Ailesine ifşa olduğunu dahi gözü görmüyordu. 

Poyraz doktorun odasından dışarı çıktığında gözlerinin feri sönmüştü. Sureti acı içindeydi. “Çıkarttılar iğneyi, kemiğe gelmemiş. Şimdi parmağı sargıya alınıyor. Benim çıkmam gerekiyor.”

“Ben de geliyorum,” dedi Kerim. Nereye gittiğini tahmin etmek hiç zor değildi. 

“Kimse bir yere gitmiyor,” dedi İlyas. “O bize biz ona derken altından kalkamayacağımız bir iş gelecek başımıza. Şikâyetimizi yaparız, yeter.” 

Poyraz pek öyle düşünmüyordu ama aksi bir taşkınlık da yapamadı. Başka bir çaresini bulacaktı nasılsa. Kendine bakan İlyas’la göz göze geldi. 

“Soracak bir şeyimiz kalmadı. Gel iste, takalım yüzükleri.” 

Bakışları yere indi. Naciye Hanım’a bakmak istemiyordu.  Yüzündeki o memnuniyetsiz bakışlara maruz kaldığına emindi. Az sonra kapıdan Ahu çıktı. Acı çekmekten yorgun düşmüştü. Kerim gelip kolunun altına aldı. 

“İyi misin Ahu?” dedi İlhan. İlyas da gözünün içine bakıyordu. 

“İyim abi, eve gidip dinlenmek istiyorum. Başka bir şeyim yok.”

Naciye Hanım ayağa kalktı. Burnu havada önüne baktı. “Yürüyün gidelim.” 

Oğulları burnundan soluyor, annelerinin tavırlarına inanamıyordu. “Fesuphanallah,” dedi İlyas. “Önce karakola gidiyoruz. Şikâyetçi olacaksın Ahu.” 

“Ben de terziye bakayım,” dedi Poyraz. Aileye giriş biletini en büyük abiden alınca, geri adım atmanın anlamı olmadığına kanaat getirmişti. 

Hastaneden birlikte çıkıp ayrı yönlere doğru ayrıldılar. Poyraz terzinin önüne geldiğinde kilitli kapıya, kırılan büyük cama ve içerisinin dağınık hâline baktı. Cansu’ya abla diye seslendi. Kapalı jaluzilerden ve kadın kuaförü olmasından dolayı sadece seslendi. 

Cansu hızla çıktı. “Kilitledim Poyraz, getireyim mi anahtarı?” 

“Getir abla, ben de bir camcı bulayım.” Cansu’nun getirdiği anahtarla kapıyı açıp içeri girdi. Cansu kırılan camları temizlemişti. Masa üzerindeki önemli eşyaları başka bir masaya aktarmıştı. Ahu’nun kırılmış telefonunu eline alıp arka cebine sıkıştırdı. Kan lekesinin olduğu makinaya bakarken içi titredi. 

“Seni bulacağım, bir kan akıtmak farz oldu.” 

“Ahu iyiymiş, haberini aldım,” diyen Halil içeri girdi. Poyraz ona dönerek, “İyi abi, karakola gitti. Abileri yanında şikâyetçi olacak. Tanıdığın bir camcı var mı?”

“Var koçum, hemen arıyorum.” 

Yarım saat sonra dükkânın dışında takılan cama bakıyorlardı. “Cansu Abla’yı arasana dışarı çıksın,” dedi Poyraz. 

Halil ikiletmeden aradı ve Cansu birkaç saniye sonra yanlarına geldi. Elindeki anahtarı Cansu’ya uzattı. “Sen verirsin abla, benim bir işim var.” 

“Tamam, canım. Ben de evlerine gideceğim şimdi. Yeni geçmişler, Pınar aradı.” 

“Sağ ol abla.” Durağa, taksisinin yanına doğru yürüdü. Patronuyla beş dakika konuştuktan sonra arabasına binerek uzaklaşırken hava kararıyordu. 

                                                           ***

Pınar, eline plastik eldiveni özenle taktı. Sargının ıslanmasını istemediği gibi hâlâ da ağrıyordu. Saçındaki tokayı da çıkarttı Pınar. “Gelmemi ister misin?” 

“Hayır, yapabilirim.” Banyoya girip kapısını kapatan kızın ardından Ahu’nun odasına girdi. Çıkardığı şalı ve kıyafetlerini toplamaya başladı. 

“Aman da aman, evin gelini görümcesine de bakarmış.” Kerim kapı önünden pişkin pişkin sırıtıyordu. 

“Hadi oradan, o benim dostum. Senden önce de vardı. Girme içeri, annen evde.” 

“Değil. Annem şimdi İlyas Abime çıktı. Abim gıdığından bir alacak sanırım.”

Ahu’nun yatağına oturdu. “Annen abartıyor, Poyraz bulacağı en iyi damat. En çözümünden Ahu’yu seviyor.” 

“Bak sen…” derken odaya girdi Kerim. “Eee… Benden sakladığını unutmuyorum Pınar Hanım.”

“Sen biliyor muydun?” Yanına zıplayarak oturan Kerim’e döndü. 

“Biliyordum. Şu görüşmeyi ayarladığımda Poyraz çok öfkelendi. O zaman fark ettim. Sana geliyor diye kapıda buluşturuyorsun.” Başını bilmiş bilmiş salladı. 

“Ben de seninle görüşüyorum. Buluşuyor olabilir, bu kötü bir şey yaptığı anlamına gelmez. Burası Mor Salkım Sokak. Burada aşklar bile masumdur. Görmeden, konuşmadan nasıl olacaktı? Birbirlerinin yüzlerine bakmadan evlenilen çağları geçtik. Çünkü artık erkeklerin içinden canavar çıkıyor. Hoş tanımak sevmek de kâr etmiyor ama olsun.” 

Kolunu Pınar’ın omuzuna atıp kendine çekti. “Bir şey demedim, atarlanma hemen. Öyle tabii.” 

“Aaa… Kerim! Ben sana Halil Abi ile Cansu Ablayı anlatmadım.” 

“Ne oldu ki?” 

Pınar gözlerinden kalpler çıkararak olanları anlatırken Kerim kaşları havada onu dinliyordu. Ahu odaya girene kadar Pınar hiç susmadı. 

“Pınar, şunu çıkartsana,” dedi Ahu. Islak saçları havluya sarılıydı. Uçlarından damlalar halıya düşüyordu. 

“Ağrın var mı?” diye soran abisine başını salladı. “Çok az, abi.”

Çalan zil sesine Kerim, “Ben bakarım,” diyerek odadan çıktığında Ahu da yatağına uzanıyordu. 

“Sana yiyecek bir şeyler getireyim, Ahu. Ağrı kesici alır, uyursun.” 

“Aç değilim.” Arkasına yaslanıp sargılı parmağına baktı. “Pınar, hâlâ inanamıyorum. Bunca senelik terziyim, iğne nasıl girdi…” 

“Kuzum, ben daha önce böyle bir şey bile duymamıştım. Kemiğe gelmediği için şanslıyız. Ama nasıl oldu?” 

“Taş. Kocaman bir taş camı parçaladı. Nereden nasıl geldiğini bile göremedim. Ne olduğunu anlamadan elini iğneye sapladım. Polis kamera kayıtlarına baktı. Caner demek için delilim yoktu ama onun arabasıydı. Aranıyorlar sanırım. Uzaklaştırma için mahkemeye başvuracağım.”

“Selam,” diyen Cansu odaya gülümseyerek girdi. Yaklaşıp Ahu’yu alnından öptü. “Nasılsın bebeğim?” 

“İyiyim abla, dükkân ne durumda?” Doğrulup oturdu Ahu. Cansu da yatağın kıyısına oturdu. 

“Ben bir şeyler getireyim,” diyen Pınar mutfağa gitmek için yanlarından ayrıldığında Cansu, Ahu’nun ellerini tuttu. “Poyraz camı taktırdı. Ben de kırık camları temizledim.” Çantasından anahtarı çıkartıp komodinin üzerine bıraktı. “Bu da anahtarın.”

“Ya…” dedi Ahu. Aklına telefonu geldi. “Telefonum orada kaldı.”

“Sen onu unut ablam, camı paramparçaydı. Masanın üzerine bıraktım. Yarın bakarız.” 

“Kırılmış mı? Gitti telefonum. Daha senesi dolmadı. Son taksitini geçen ay ödedim.” Üzgün bir ifadeyle gözlerini kapatıp açtı. “Allah cezanı versin Caner. Her şeyime zararsın.”

“Üzme tatlı canını, sen iyi ol, telefon nasılsa olur.” 

Pınar elinde tepsiyle odaya girdiğinde Naciye Sultan da arkasından girdi. “İyi misin anneciğim?” diyen kadına Ahu kaşları havada baktı. Ayar yediği nasılda belliydi. “İyiyim anne.”

“Çorbanı iç hadi,” diyen annesi de ayakucuna oturdu. Kapı zili susmuyordu ama Kerim gönüllü açıcı olmuştu. Fatma Hanım ile Meltem odaya girince Cansu ayağa kalktı. Ahu, Fatma Hanım’dan içinde olduğu durum dolasıyla utanıyordu. Oğlunun istediği kızın eski sözlüsü durmadan ortalığı karıştırıyordu. Cansu’nun kalktığı yer Fatma Hanım oturdu. 

“Nasılsın Ahu kızım?” 

“İyiyim, Fatma Teyze. Parmağıma iğne battı sadece.” Biraz daha doğrulup bacaklarını topladı. Naciye Hanım, yandan Fatma Hanım’ı kesip duruyordu. 

“Geçmiş olsun Ahu Abla,” diyen Meltem, elindeki beyaz, elma logolu torbayı Ahu’ya uzattı. “Bunu abim senin için gönderdi.” 

Ahu’nun gözleri yuvalarına dar gelirken annesine göz ucuyla baktı. Annesi de meraklı gözlerle torbaya bakıyordu. Torba aralarında kalınca Ahu mecburen aldı. “Nedir bu?” demekten kendini alamadı. 

“Telefonun kırılmış sanırım, abim öyle dedi. Sana yenisini almış. Güle güle kullan.” 

“Ama…” 

“Al kızım al,” dedi Fatma Hanım. “Güle güle kullan.” 

Yanakları al al olurken, “Teşekkür ettiğimi söylersiniz,” den başka bir şey diyemedi. Torbayı yanına bırakırken Naciye Hanım tek kaşı havada torbaya bakıyordu. 

“Gel Fatma biz bir kahve içelim,” diyerek ayaklandı. 

“Olur içelim Naciye. Konuşuruz hem.” 

Anneler kapıda çıkınca Pınar kapıyı kapattı. “Kız, apple mı o? Açsana Ahu.” 

“Evet, abla. Kendi telefonunun ayısından almış,” diyen Meltem yatağın ucuna ilişti. “Açsana abla.” 

“Çok utandım.” Elleriyle yüzüne hava verip torbanın içindeki beyaz kutuyu çıkarttı. “Şimdi ben bunu kabul etmezdim ama müstakbelimi kırmak olur bu.” Parmağından dolayı açamayınca Cansu kutuyu açıp telefonu ortaya çıkartı. 

Beyaz kılıfa takılı telefonu eline aldığında açıldı. “Açılmış,” dedi Ahu. 

“Abim açtı. Bir şeyler yapıyordu. Kılıfını taktı, kurulumunu falan yaptı.”

“Ama ben bunu kullanmayı bilmiyorum.” 

Meltem yerinden kalkıp yanına oturdu. “Çok basit abla, ben sana göstereyim. Hemen kaparsın zaten, sanıldığı kadar zor değil.”

Yarım saat sonunda çorbasını içmiş, telefonu az çok çözmüştü. Kerim, Pınar’ı evine götürmek için kapıda bekliyordu. “Kerim, Poyraz Ahu’ya telefon almış,” dedi Naciye Hanım’a bakmadan.

“Öyle mi, neden?” 

“Onunki kırılmış bugün. Ama ne telefon…” 

“Aman!” dedi Naciye Sultan. “Telefon işte, herkeste var.” 

“Öyle değil, Naciye Teyze. Bu telefon on beş binin üzerinde. Bizim için servet değerinde.” 

Kadının rengi attı. “On beş bin ne?” 

“TL anne.” Kerim, Pınar’a döndü. “Neden o kadar pahalı…” Soruyu daha çok kendine sorar gibiydi. 

“Ya? On beş bin liraya telefon almış demek…” Naciye Hanım konuşarak salona ilerliyordu. 

Kapanan kapı sesi, sönen ışıklarla evin içini kaplayan derin sessizliği iliklerine kadar hissetti. Başı yastığa düşerken tüm gün olanların ruhani yorgunluğu üzerini gece gibi örtmeye hazırlanıyordu. Sabah Cansu, öğlen annesi akşamüstü Caner ve meslek hayatının en büyük kazası… Hâlâ nasıl olduğunu düşünüyor ama bir açıklama getiremiyordu. İğne parmağına geçmiş, iplikle adeta kendini makinaya dikmişti. Olduğu yerde titrerken telefonun dın sesiyle yerinden sıçradı. 

Başucundaki telefona uzandı. Bu saatte zil sesi açık ve erkek arkadaşı olan genç bir kızın dramını yaşıyordu. Nasıl sessize alacağını Meltem göstermişti ama aklında pek yok gibiydi. Yüzünü görünce açılan telefona bakıp mesajı açtı. 

“Birileri uyuyor sanki?” Yazıyordu ve gönderen Yeşil Gözlü Dev değil, Dev’imdi. 

“Bu şeyi nasıl sessize alıyorum?” Yazıp gönderirken yeni gelen mesaj sesi odada çınladı. 

“Sol yanındaki çıkıntıyı tırnağınla aşağı çek.” 

Sağına solunu göremiyordu. Kalkıp ışığı açtı. Telefonun solundaki küçük ayrıntıyı bulup çekti. Sağ işaret parmağı havada ve sargılıydı. Işığı kapatıp yatağına süzüldü. 

“Tamam yaptım. Poyraz… Teşekkür ederim ama bu kadar pahalı olması gerekmiyordu.” 

“Senden kıymetli değil Ahu Gözlüm. Acıyor mu parmağın?” 

Zonkluyordu ama bunu söylemek istemiyordu. “Hayır, ilaç aldım. İyiyim merak etme, yarına daha iyi olurum. Şey… Eski telefonum sen de mi? Bu içindeki numara benim mi?” 

“Neden sordun?” 

“Telefonumun arkasında özel bilgilerim vardı da. Abilerimin eline falan geçmemesi gerekiyor.” Kendi kendine gülümsedi. Ne özel bilgilerdi ama… 

“İçindeki hat senin, aynı numara ve özel bilgilerin olması gerektiği yerde.” Telefonu ters çevirip tek eliyle beyaz kılıfı kolayca çıkarttı. Aylar önce camdan atılan notlar eskisi gibi yerli yerinde duruyordu. Kocaman gülümsedi. ‘Bir adam bu kadar mükemmel olamaz. Kimin duasını aldım ben?’ İç sesiyle sırıtarak kılıfı tekrar taktı. 

“Buldum. Hazinem yerli yerinde.”

Eliyle yüzüne hava verdi. Kendi kendine mırıldandı. “Ben de kalpten gitmemek için bir çare bulsam ne iyi olurdu.” Yatağına gömüldü, gözleri sönünceye, telefon yatağın içinde kayboluncaya kadar yazıştılar. En sonunda Ahu’nun daldığını anlayan Poyraz, aracının içinde, kollarını bağlayıp, başını arkaya bıraktı. 

Önerilen makaleler

19 Yorum

  1. Bunların aşkına hastayım ben. Naciye Sultan da amma maddiyatçıymış arkadaş

  2. Allah’ım böyle masum ama içten sevgiler kalmadı böyle yazanda bir elin parmaklarını geçmez yani nasıl keyifle okyyorum nasıl içime işliyor anlatamam sanki daha çocuğum ve kendi mahallemde komşularımızlaymış gibi hissediyorum.Öyle bir zamana geldik ki bırakın mahalleyi karşı dairemizde kimler oturuyor bilmiyoruz.Küçükken mahallede tanımadığımız kimse olmazdı herkes birbirini tanır arkadaş olurduk öyle samimiydi çocukluğumuz. Mor salkımlı sokak beni hep çocukluğumun saf mutluluğuna samimiyetine götürüyor özlem duymamı sağlıyor. Kalemine yüreğine emeğine sağlık #payelll….

  3. Ne güzel seviyorlar ya ❤❤

  4. Naciye hanım telefonun fiyatını duyunca nasıl şok oldu morardı, şu gizli mesleğide öğrenirse daha şok olacak, Poyraz sadece mütevazi yaşamayı şeçmiş

  5. Ne aşk beee❤️😍😍

  6. Çok ama çok güzeller😍Poyraz’in Ahu ile acı çekmesi,Ahu’nun o notlara hazinem demesi.O kadar naif o kadar durular ki 🙂 insanın içi sıcacık oluyor.
    Abilerin kardeşlerini sarmalari 🙂
    Naciye’ye sadece offfff Naciye offf diyorum.Kizinin mutluluğunun değil egosunu tatmin etmenin peşinde.
    Yine elim yüzümde , yüzümde gülümseme:):)
    Kalemine sağlık yazarcanim .

  7. Bu Naciye Sultan a bir ders farz oldu bence,makina da çok çalıştım bilirim nasip canı yanar insanın yaa…Kıyamam Ahu maa…

  8. Naciye hanim 15 bini duyunca nasıl oldu birde gecek mesleğini öğrenince ne yapacak bakalım

  9. Sevdiğine ıphone alan poyraz ile sevdiğine 5 kg yağ alan bir erkek aynı çağda yaşayamazsınız siz🤣🤣🤣🤣🤣🤣

  10. Bu Naciye hanım ileride cok sevecek damadını da ama bakalım ozamana kadar neler olacak

  11. Naciye sultana ders olsun ummadığın taş baş yarar….ellerinize emeğinize sağlık muhteşem bir bölüm olmuş ❤❤❤❤❤

  12. Ruhuna sağlık canım. Yine harika bir bölüm. En kısa zamanda tüm hikayeyi en baştan tekrar okuyup tadını çıkaracağım.☺

  13. Ah Naciye ah tam bur klasik Türk annesisin vesselam. Canım poyraz ne tatlısın. Allahim benim poyrazimi da tez zamanda bana yolla böyle ahlaklı düşünceli olsun çok amin 😍🙈🌸

  14. Bu satırlari yazan yazarcanima sadece kalbimi buraya bırakıyorum der ve hulyalara dalarak giderim
    Tabiki diğer bölüme kadar
    Emegine yüreğine sağlık canım benim

  15. Çok güzeldi gözlerinden öperim

  16. poyrazdan bende istiyorum bir tane yaaa çok güzeller

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!