22. Yüz Yılın Buluşması.

Taksisinin kapısını açtığında adını fısıldayan birini fark etti Poyraz. Etrafına bakındı, fısıltı bir kez daha duyuldu. Durağa ait bodur ağaçların arasından Barış’ın başını gördü. Kapıyı kapatıp ağaçların arkasındaki çocuğa yürüdü, önünde durup kaşlarını çattı. “Neden gizleniyorsun?” 

“Abi ben sokak çocuğuyum, unuttun mu? Hırsızlığa geldiğimi zannederler.” 

Nefesle gözlerini kapatıp açtı Poyraz. “Sen hırsız değilsin, bana geliyorsun. Bir daha saklanma!”

“Tamam, abi. Yenge nasıl diye soracaktım. Çocuklarla merak ettik.”

“Yengeniz iyi, evde dinleniyor.” Çocuğa gülümseyip saçlarını karıştırdı. “Teşekkür ederiz, ne kadar incesiniz Barış Bey.” 

Barış kıkırdayıp aniden toparlandı. Sanki gülmek onlara yasakmış gibi, çekinir gibiydi. Annesi ve babası olmayan Barış ve kardeşi Hakan kendilerine bakan -aslında bakmayan- amcası ve yengesinin evinden kaçtıklarına dışardaki hayatla tanışmışlardı. Aranmış olsalar bulunup amcasına teslim edilebilirlerdi ama onları arayan bir akrabaları yoktu. Gözlerinde buruk gülüşler sallanıyordu çocukların. Poyraz’ın yüreği sıkışıyordu o masum gözlere baktıkça. 

“Evdekilere söyle bir ara uğrayacağım. Hadi fırla şimdi. Dikkatli ol.” 

Barış yerinden ok gibi fırladı. Koşarken,” Tamam abi,” diyordu uzaklaşırken.

Akşama kadar aklında düşünceler dolandı durdu. Ahu terziyi açamamıştı. Açmamalıydı da. Parmağı iyileşene kadar dinlenebilirdi ama bu kez de onu göremiyordu. 

“Boynun kırılacak!” diyen Halil’e döndü. Turkuaz mavisi, jilet gibi ütülenmiş gömleği, koyu renk kotuyla tanıdığı Halil’in dışında birine bakıyor gibiydi. “Abi,” dedi ardından bir ıslık çaldı. 

Halil yakasını düzeltir gibi bir hava kattı kendine. “Dün buluşamadık. Ömrümün en güzel çayını içmeye gidiyorum, Poyraz.” 

Poyraz gülümseyerek elini yumruk yaptığında Halil de aynısını yaptı. Yumrukları dostane şekilde yavaşça çarpıştı. “Nerede içeceksiniz o çayı? Şöyle güzel bir yer olsun. Ahu ile ilk çay içtiğimiz bir yer vardı. Enfes bir yerdi, mutlaka oraya gidin.” 

“Öyle mi… Gidelim. Adresi ver sen.” Halil yerinden duramıyordu. Biri ona savaşa gidiyoruz hadi dese Allah Allah diye koşacak gibi görünüyordu. 

Poyraz adresi verdi, Halil zaten biliyormuş. “Canına yandığım az mı geçtim önünden.” 

“Şimdi hayatının sevdasıyla buluşmaya gidiyorsun.” 

Halil derin bir soluk alıp gökyüzüne bakıp iç geçirdi. Rahatlamış bir tavırla Poyraz’a döndü. “Sayende, bir gün oğlum olursa adını Poyraz takacağım.” 

Poyraz kocaman sırıttı. “Annesine de sorsaydın.” 

“Annesi Cansu olacağına göre benimle aynı fikirde olacağına eminim. Tutma beni,” derken aracına yürüdü. “Gidiyorum. Cansu’yu ileriden alacağım. İlk günden dillere düşmeyelim. Gerçi düşeceğim kadar düşmüşüm. Mahalle çalkalanıyor, yeni trend biz ve siz.”

“Öyle mi?” Poyraz ona yaklaştı. “Nereden biliyorsun?” 

“Akşam eve girmeden yengem anlattı. Sordu da tabii. Çok sevindi. Anamı babamı kaybettiğimden beri yengem anam oldu zaten. Bir sürü şey de anlattı.” Ciddi bir ifade takınıp bakıyordu Halil. “Ahu’yu yerden yere vuruyorlarmış.”

“Neden?” Poyraz biraz daha yaklaştı, kaşları en derinden birleşmişti. 

“Ahu bu sokağın kızı, sen de onların kiracısı ve alt katında oturuyorsun. İçi içe geçmiş mahalleler konuşmayı çok sever. Bir an önce yüzükleri takmalısınız. Gerçi her zaman konuşacak bir şeyleri vardır yine iyi olur.”

Muhtemelen bunlardan Ahu’nun da haberi vardı, ama ona tek söz etmemişti. Bir genç kız için ağır olmalıydı. Sıkıntılı bir soluk alıp verdi. Başını sallayıp arkasını döndü. Halil uzaklaşırken o da kendi aracına bindi. Paydos zamanıydı ve günlerdir yarım uykuyla yaşıyordu. Yine de yapması gereken bir muzırlık vardı. Kerim’i arayıp kapının önüne çağırdı. On beş dakika sonra Pınar da gelmişti. Ahu da hazırlanmış aşağı inmişti. 

Abisi ve Poyraz’a yaklaşırken etrafına göz attı. Anten Züleyha iş başında bekliyordu. Kaçamak bir bakış atıp abisine yaklaştı. Poyraz onu dünden bu yana görmemişti. Bakmak, bakarken doymak istiyordu ama gözlerini çekti. 

“Parmağın nasıl?” 

Ahu, Poyraz’a bakıp hafifçe tebessüm etti. “Daha iyi.” Abisine döndü. “Ne oldu?” diye soran Ahu’ya pınar cevap verdi. “Hafiyeliğe gidiyoruz bebeğim.” 

Ahu anlamadığı için abisine döndü. “O da ne demek?” 

“Yüz yılın buluşması var Ahu. Evde mi bekleyelim?” Kerim bir kahkaha atarak Poyraz’ın arabasının arka kapısını kardeşi için açtı. Züleyha’ya da ters bir bakış atmayı ihmal etmemişti. “Hadi bacım, gidelim gezelim. Çatlasın el âlem.” 

Kerim’in yüksek sesi sokakta çınladı. Züleyha evin için süzülürken Pınar kıkırdadı. “Kerim… İyi ettin. Bana da ne dese beğenirsiniz? Evlerine gire çıka evin oğlunu ayarttı.”

“Estafurullah,” dedi Poyraz, göz devirirken. 

“Ulan var ya sokağı ateşe verdirecekler.” Sokağa şöyle bir bakarken Anten Züleyha’yı perdenin arkasından izlerken yakaladı. Sesini bir tık daha yükseltti. “Hadi sevgilim, gezmek farz oldu.” 

Pınar başı yukarıda gülümsedi. “Gidelim aşkım.” 

Ahu da gülümsedi. Dünyaya abi olarak gelmek gerekirmiş diye düşünüp başını sağa sola salladı. Pınar kadar cesur olamıyordu. Olamazdı da. Abi konumu pek çok şeydi. Gülen gözleri Poyraz’la çakıştığında yüreğine sıcacık bir sıvının aktığını hissetti. 

“Buraya geldiğini nereden biliyorsun?” 

Kerim’e dönmeden aracı durdurdu. “Burası iyidir dedim, şık ve ilk buluşma için çok uygun diye de ekledim.” 

“Eee…” 

Ahu öksürerek arabadan indi. Pınar da onu takip ederken Poyraz arkadaşına döndü. “Hadi in, in.” 

“Arkamızdan dönen dolaplar… Daha neler duyacağım acaba?” 

Poyraz Kerim’in önündeki torpidoyu açıp siyah kadife bir kutu çıkarttı. Kerim’in şaşkın bakışları arasında parmağıyla sus işareti yaptı. Avucuna sıkıştırıp çıkınca cebine sokuşturdu. Aracı kapatıp içeri dikkatlice süzüldüler. Henüz gelmemişlerdi. Arka masalardan bir yer seçip, kolunun arkasına gizlendiler. 

Çaylar ve tatlılar sipariş verildiğinde Poyraz’ın masanın üzerinde duran telefonu titremeye başladı. Erkandaki isme bakıp telefonu avuçlarına aldı Poyraz. Ayağa kalkıp, “Birazdan geliyorum,” diyerek uzaklaşırken üçü de ardından bakıyordu. 

“Kiminle konuşmak için kalktı ki?” diyen Pınar oldu. Ahu dudağını bükerek merakla başka bir köşeye geçen Poyraz’ı izlemeye başladı. 

Poyraz uzaktan Ahu’ya göz kırparak telefondaki adama döndü. “Kaç dedin?” 

“Bugün akşamüzeri yükselen kurda yatırdığınız paranın iki mislini kazandınız Poyraz Bey. Tam olarak iki yüz elli bin Türk Lirası.”

Poyraz asla yanılmazdı. O bir ekonomist olsa da ön sezileri, tahlil yeteneğiyle kaybetmişliği çok azdı. Babasından kalan evi satmış, parasını borsada kazanacağına emin olduğu birkaç hisseye yatırmıştı. “Güzel…” dedi keyifle. 

“Size kaybeden ve yükselen hisselerin bir listesini gönderiyorum. Pazartesi günü görüşmek üzere.” 

“Tamam, görüşürüz.” 

Telefonu kapatıp masaya geri döndüğünde Cansu ve Halil de kafeye girmişlerdi. Kalkıp gitmesi, gizli telefon görüşmesinin üzeri kapanmıştı. 

Ahu ile Pınar birbirine sokuldu. Kerim arkasını dönerek Poyraz’ı gizledi. Ama Poyraz şahin bakışlarıyla onları izliyordu. 

“Ne yapıyor?” dedi Ahu.

“Yeni oturdular,” diye yanıtladı Poyraz. 

Öte yandan elini nereye koyacağını, nereye bakacağını bilemeyen Halil’e bakıp gülmemek için direnen bir Cansu vardı. Bir an çekinmesi gerekenin kendi olması gerektiğini düşündü ama Halil’i on senedir tanıyordu ve çekinmek içinden gelmiyordu. Ona baktıkça yanılma paylarını tek tek eliyordu. Halil çok farklı bir erkekti. Cansu’nun hayallerinin bile ötesinde, Pınar’ın ona verdiği kitaplardaki sevgi dolu adamdı. 

Yanlarına gelen genç kız onlara gülümseyip elindeki menüleri ikisinin önüne sürdü. “Ne alırdınız?” diye sordu. Cansu hiç açmadan, “Çay,” dedi ve gülümsedi. Tanışma çayı, görücü usulü çay, evliliğe atılan ilk çay, aşkın ilk çayı. Bu o meşhur çaydı. Başka ne alırdı? 

“Ben de çay istiyorum,” diyen Halil’e bakıp yine gülümsedi. Halil ile ilk çay. Cansu ile ilk o çaydan. Halil de ona gülümsedi. Yanında meyveli pasta istediklerinde garson kız ortadan kayboldu. Halil gergin, Cansu keyifliydi. 

“Halil,” dedi yumuşacık bir sesle. Halil içinin eridiğini hissetti. “Efendim,” dedi gözlerinden kalpler çıkartarak. 

“İlk tanışmamız değil. Biraz rahatlasan mı?” 

“Haklısın.” Derin soluk alıp arkasına yaslandı. Cansu ona bakarken o da ona bakıyordu. Seneler senesi bu bir bakış için acının alasını yaşamıştı. Beklentinin ve sabrın canlı heykeli gibi gezmiş durmuştu. Şimdi Cansu karşısında ona öyle güzel bakarken kendini rüyada gibi hissediyordu. “Rüya gibisin, uyanmaktan korkuyorum.” 

“Ne gördüğünü tam bilmiyorum ama gerçek olduğu kesin. Uyanmaktan korkma, ben buradayım. Aslında sana kızmam gerekiyor, ama kıyamıyorum.”

Kıyamıyordu! Cansu ona kıyamıyordu. Halil ona ölürdü. “O tokadı hak ettim.” 

“Etmemişte olabilirsin. O an aklıma bir başka bir şey gelmemişti. Tüm gece mektupları okudum. Aklımın ucundan bile geçmezdin. Aslında o tokadı kendime atmış sayılmalıyım. Bu kadar kör olmamalıydım. Söylesene, ben mi kördüm yoksa sen mi iyi saklanıyordun?” 

Başını sağa sola salladı. “Çok iyi saklanıyor olsaydım Poyraz geldiğinde anlamazdı. Yine de bu senin körü olduğun anlamına gelmez. Çok fazla şey yaşadın, bir erkeği -gözünün önünde bile olsa- görmemen senin suçun değildi. Kendini tamamen kapatmıştın.” 

Meyveli pastaları ve çayları önüne bırakılırken sessizliklerini korudular. Garson gittiğinde bile ağır bir hava masaya konuşlanmıştı. Halil devam etti. 

“Öyle farklıydın ki. Yirmi iki yaşına yeni basmıştın. Gülüşün Mor Salkım Sokağı aydınlatıyordu. Hayatımda senin kadar güzel gülen, güzel bakan ve etrafına ışık saçan bir kadın daha görmemiştim. Geçtiğin yerlere gül niyetine gülüşlerini serpiyordun, ben de onları topluyordum. Cıvıl cıvıldın. Kabına dar gelen, kozasını parçalayan kelebek gibiydin. Üzerinde her rengi ahenkle taşıyordun ve başkasına âşıktın.”

Cansu’nun gözleri doldu. Halil’in sesiyle on sene önceye gitmişti. İlk gençlik çağlarına, o güzel dertsiz tasasız mutlu günlerine. 

“Bir kadına aşkın bu kadar yakışacağını asla düşünmezdim.” Gözlerini Cansu’nun dolu bakışlarına dikti. “Bir kadının ömrüme nakış nakış işleneceğini asla düşünmezdim. Hep dedim, bu kadın bana ne yaptı ki bu kadar güzel görünüyordu bana? Ne dedi ki bana sesinden cennetleri vaat eden şerbetler dökülüyordu? Cevap kocaman bir hiçti. İnsanların birbirini neden sevdiğini ve neden sevmekten vazgeçemediğini ben asla çözemedim Cansu. Sonunda düşünmekten vazgeçtim. İlahiden gelen bir duyguydu. Kimse Yaradan’dan gelene isyan etmemeliydi. Edemezdi. Yaradan bahşetti bu duyguyu, alırsa o alırdı. Sonra alışmaya başladım. Başka bir yerde de olsan benimle gibiydin. Sonra… Geri döndün ama artık o gülüşüyle sokakları boyayan kadın yoktu. Her yeri gözyaşların ıslatmıştı.” 

Cansu’nun dolan gözleri yanaklarını ıslattı. Sakin görünüyordu, Halil gözlerinin içine bakıyordu. Başlamıştı ve devamını getirmek istiyordu. 

“Yürüyüşün, bakışın, konuşman değişmişti. Hayat enerjin bitmiş, zorla yaşıyor gibiydin. Ama ben bu kadını daha çok sevdim. Sen bir yerde ağladın ben bir yerde. Gel zaman git zaman sen kendine geldin, karşımda hayata yumruk kaldıran bir kadın gördüm, daha çok sevdim. Cansu… Ben seni daha nasıl sevebilirim?” 

Gözyaşlarını elleriyle silerek başını sağa sola salladı. İstemsiz bir gülümsemeyle etrafına bakınıp Halil’e döndü. “Kadınlar sevgi konusunda arsızdır. Her gün bir neden bulman gerekebilir.” 

Halil kocaman gülümsedi. “Söz! Mutlaka bulacağım.” Pastayı ve çayı işaret etti. “Hadi, çay soğuyor.” 

“Aaa… Evet, çay! O soğumasın.” Küçük bir kahkaha attı. Halil ona başını sallayarak ne olduğunu sorarken göz kırpmıştı. O kırpılan göz Cansu’nun göğüs kafesini daralttı. 

“Şey…” dedi nefesini tazelerken, kendini on sekiz yaşında genç bir kız gibi, ilk aşkı, ilk heyecanı hissetti. “Ya bizim sokakta meşhurdur çay içmeler bilirsin.”

“Bilirim, en iyi Ahu bilir.”

Cansu bir kahkaha daha attı. “Canım Ahu.” 

Birden ışıklar kapandı. Apliklerin loş ortamı etrafı aydınlattığında herkes birbirine bakıyordu. Az önceki garson kız elinde uzun beyaz bir tabakla çıkageldi. Halil ve Cansu kızın bıraktığı tabağa bakıyordu. Kırmızı kalpli küçük bir pasta vardı tabakta. Etrafı çikolatayla süslenmişti. Tabağın bir ucunda yüzük kutusu duruyordu. 

“Halil!” dedi gözleri kocaman olmuş Cansu. 

Halil kilitlenmiş gibi yüzüğe bakıyordu. Bu yüzüğü Cansu’ya kim göndermişse canına susamıştı ve az sonra ölecekti. 

“Efendim, bu tabak şu masadan gönderildi. Galiba gecikmiş bir evlenme teklifi varmış, daha fazla gecikmemesi gerekiyormuş. Tabak iade kabul etmiyormuş.”

Cansu ile Halil başlarını geriye atarak garsonun işaret ettiği masaya istemsizce baktıklarında kendilerine loş ışık altında gülümseyen dostlarını gördüler. Dördü de gülümsüyordu. 

“Onları elime geçirdiğimde neler olacak ben bile kestiremiyorum, Cansu.” Halil’in sessiz mırıldanmasına Cansu kaşlarını çatarak baktı. “Ne o, sen bana evlenme teklifi etmeyecektin herhalde?” 

Halil gözlerini kırpıştırdı. Öyle bir şey mümkün müydü ama Halil böyle bir ortamda nasıl teklif edileceğini bilemiyordu. Tabiatına tersti. “O nasıl söz!” 

Cansu omuz silkti. “Bilmem. Çocuklar jest yapmış,” diyerek tırnaklarını incelemeye başladı. “Bekliyorum.” 

Ne yapacaktı Halil? Diz mi çökecekti? Cansu’nun elini tutup gözlerinin içine baka baka benimle evlenir misin mi diyecekti? Yapardı yapmasına da kanındaki maçoluk buna engel oluyordu. Keşke yalnız olsalardı. İçinden Poyraz’a küfürler savururken Cansu’ya bakıp iç geçirdi. Kaç maçoluk bir Cansu ederdi? Hiçbir şey Cansu’dan kıymetli değildi. Öyle yapamıyorsa böyle yapardı. 

Arkasına yaslanıp çarpıkça gülümsedi. “Sevgili kafe sakinleri, verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.” Sesi gürdü ve herkes onları duyuyordu. Gülüşler, kısık sesli fısıltılar kulaklara çarpıyordu. Cansu gülmemek için dudaklarını sağa sola kıvırıp duruyordu. 

“Ben karşımda oturan kadını on senedir seviyorum. Kimse onu benim kadar sevemez! Canımı istese verebilirim. Bence Cansu benimle evlenmeli, siz ne diyorsunuz?” 

Yandaki masadan genç bir kadın onlara dönerek gülümsedi. “On senedir seviyormuş, Cansu. Evlenmelisin.” 

Cansu ona bakarak dudaklarını iyice sıktı. Çok hoşuna gitmişti. Uzun uzun yıllardır bu kadar onore olduğunu hatırlamıyordu. Kadınlık gururu ayaklanmıştı, ama tepki vermedi. 

Başka bir masadan genç bir adam seslendi. “Tüm erkeklerin ayaklarınıza kapanmasını bekleyemezsiniz Cansu Hanım. Evet deyin, on sene de az değilmiş.”

Cansu ile göz göze gelen Halil genç adamı işaret etti. “Bence biz evlenmeliyiz Cansu! Sen benimle evlenmelisin!” 

 Uzaktan Kerim’in sesi duyuldu. “Cansu Hanım, bir on yıl daha mı bekleyeceğiz?” 

Ahu’nun kıkırtısını duydu Cansu. “Seni de göreceğiz Kerim Bey. Hem o kadar sözün içinde doğru cümleyi duyamadım. Bir daha teklif almayı düşünmüyorum, yerli yerinde olursa sevinirim.” 

“Yürü be ablam,” dedi Pınar. 

Halil başını tam tur döndürdü. Derin nefes alarak ayağa kalktı. “Ben bir on sene daha bekleyemem.” Kutuyu eline alıp açtı. Tek taşı kutusundan çıkartıp eline aldı. “Evlen kızım benimle! Gel birlikte olalım. Kalan senin ömrüm senin olsun, ben seninkiyle nefes alırım.” 

“O,” sesleri kafeyi delip geçerken Halil, elini Cansu’ya uzattı. Elini adamın avuçlarına bırakıp ayağa kalktı. “Tamam ulan! Senden daha davarını nerde bulacağım. Evlenelim!” 

Halil öyle güzel gülümsüyordu ki Cansu onun parlaklarında kendini görebiliyordu. Islık kıyamet, onları izleyen insanlara aşktan küçük bir kuple sunmuşlardı. Anın ona verdiği güçle uzanıp Cansu’nun alnına dudaklarını bastırdı. Dokunduğu yerde ölebilirdi. Bir ömrü sevdiği kadınla geçirecek olması hayal gibiydi. 

Yanlarına gelen dostlarıyla atışarak aynı masaya oturdular. Halil alnındaki teri siliyordu. Poyraz Halil’in hâline bakıp kahkaha attı. “Savaştan çıkmış gibisin abi, geçmiş olsun.”

“Oğlum sizin burada ne işiniz var?” dedi Halil. 

“Yüz yılın buluşmasını kaçırmayalım dedik abi,” dedi Kerim. 

“Yüzük kimin fikriydi?” dedi Cansu. Parmağındaki yüzüğe dikkatle bakıyordu. 

“Poyraz’ın fikriydi,” dedi Ahu. “Biz de sonra öğrendik.” 

“Poyraz?” Cansu ışıldayan taşı izliyordu. “Poyraz bu taş gerçek!” Gözleri kocaman olmuştu. Dudakları aralanıp, Poyraz’a döndü. Sadece Cansu da değil, hepsinin bakışları Poyraz üzerinde toplandı. Köşeye sıkışmıştı zorla gülümsedi. “Düğün hediyem olsun.” 

Ahu’nun keskin bakışları Poyraz üzerinde gidip geliyordu. Vardı bu adamda bir gariplik. Bunu artık soracaktı. 

“Ben bunu kabul edemem!” Cansu yüzüğü parmağından çıkartmaya yeltenince Halil de ona destek oldu. “Bence de etme, ben alırım sana.” 

“Sakın!” dedi Poyraz. “Darılırım. Düğünde de hediye alacaktım nasılsa, hem güzel şeye vesile oldu. Anısı kalsın.”

Cansu’nun eli parmağında kaldı. Gözleri Halil’i buldu. Halil de çelişiyordu, usulca elini indirdi. “Tamam, bizim de hediye alacağımız bir an gelecektir.”

Poyraz rahatlayıp arkasına yaslandı. “Ona ne şüphe…” 

“Şimdi sıraya dizelim düğünleri,” dedi Pınar. “Gerçi ben hâlâ evlenme teklifi almadım ama neyse…” Yandan Kerim’e ters bir bakış attı. 

“Bu teklif işini kim çıkartmış?” Kerim göz devirip Pınar’a döndü. “Size canımızı versek yaranamıyoruz. Hep bir şey eksik.” 

Ahu da almamıştı ama sesini çıkartamıyor, abisi ve Pınar’a bakıyordu. Halil’in küstah sesi yankılandı. “Kusura bakmayın beyler ve hanımlar, önce biz.”

“Ay abla,” dedi Ahu sevinçle. “Kınan da çok eğleneceğiz.” 

“Ne kınası?” dedi Cansu. Tüm bu ritüelleri yeniden, boşanmış bir kadın olarak yaşamak istediğine emin değildi. “Hayır, öyle şeyler istemiyorum.” 

“Olmaz abla, tabii ki yapacağız.”

“Hayır,” dedi Cansu. 

“Evet, dedi Halil. 

“Arkadaşlar ben ilk kez evlenmiyorum.”

“Benimle ilk kez evleniyorsun. Neden çekiniyorsun?” 

Omuz silkip kollarını göğsünde bağladı. “Arkamdan dedikodumu yaptırmak istemiyorum.” 

“Aaa…” Sesleriyle bir kez daha omuz silkti. 

“İnsanlar her zaman konuşacak bir şey bulurlar abla,” dedi Poyraz. “Kına yapmazsan da yapmadı vah vah diyecekler. Yapsan da diyecekler, yapmasan da. O yüzden güzel şeyler yaşamak için insanlara aldırmamak gerekiyor.” 

“Öyle de be oğlum burası cadı kazanından beter.”

“Poyraz haklı, onlar hep konuşur,” dedi Halil. “Boş ver Cansu, bir daha evlenmeyeceğiz. Her şey gönlümüzce olsun. Hatta biz önce nişan yapalım.” 

“Hemen yarın kumaş almaya gidiyorum.” Ahu’nun sözleriyle Poyraz tek kaşını havaya kaldırdı. Bu kumaşlar ne kadar mübarekti. 

“Sana çok güzel bir elbise dikeceğim abla. Çok güzel olacaksın.” 

Cansu etrafındaki insanların mutluluğuna bakıp yüreğinin tatlı bir ritimle atışını uzun, çok uzun bir süre sonra tekrar hissetti. “Tamam. Sen dikeceksen olur.” 

Ahu yerinden kalkıp kollarını Cansu’nun boynuna doladı. Birbirlerini seven insanlar için bulaşıcıydı mutluluk. Tam bir kalple bağlıydılar birbirlerine. Ölümüne sevgiler vardı hayatta, onlar gerçek dostlardı. 

Önerilen makaleler

23 Yorum

  1. Çok güzel bir bölümdü. Poyrazın dostluğunu mu insanlığınımı aşkını mı övsem bilemedim. Halil ve Cansu da müthiş oldu. Bu zamana kadar Cansu’nun fark etmemiş olması o kadar doğal ki.. bayıldım her bir karaktere bu bölüm.

  2. Yaaaa çok güzeldi doyamadım okumaya bitmesin istedim…..ellerinize emeğinize sağlık ❤❤❤❤❤😍😍😍😘😜😘

  3. Olum Poyraz ya senden çok güzel şeyler çıkıyor ama bir sonunu göstermedin ki tam anlayalım 😍😂😇
    Eline emeğine sağlık yazar hanım ❤️💕💞

  4. Ya rabbi şükür yani bu gün kaçıncı kez kalbim tekledi saymayı unuttum eriemkten hiç bahsetmiyorum bile 😁💙💙💙

  5. İlk defa böyle evlilik teklifi okudum çok güzel di halille cansuyada böylesi yakışırdı

  6. Evlilik teklifi superdi.Ayrica Halil cok guzel seviyorsun.Herkese Poyraz gibi dost lazim😘❤

  7. Evet Poyraz ve Kerim den bir evlilik teklifi bekliyoruz en orjinalaninden😂😍😍😍😍

    1. İyi iyi bir on sene daha beklemedi hiç değilse 😁

  8. Bende anlayamadım be Halil abi insanların kimi neden nasıl sevdiğini ve bunu yıllarca sürdürebilmelerini anlayamadım .

  9. Bende anlayamadım be Halil abi insanlar kimi nasıl ve neden sevdiklerini ve neden vazgeçemediklerini bende anlayamadımmm

  10. Evet poyraz ile Kerim den çıtayı yükseltecek evlilik teklifi bekliyoruz😍😂

  11. Ya okudukca sırıtdım:)) çox güzeldi bölüm. Ellerine emeyine sağlık yazarcım

  12. İçinde aşk olduktan sonra hayat daha bir yaşanası mahallenin 3 çifti sıraya girer inşallah şimdi yüreğine sağlık Zeynep çok güzel detaylar çok güzel bakan ve seven aşıklar

  13. Yatın yeni bir bölüm daha gelebilirmi .. harikaydı ahu ve poyrazı dört gözle bekliyorum

  14. “Ben ilk defa evleniyorum.” değil, “Benimle ilk kez evleniyorsun.”diyen Halil’in güzel ruhu derim.😍.Halil’in gözünden kalpler çıkararak Cansu’ya bakıyor; ben nerelere kalp fiskirtayim derim😍😍Poyraz’in insanligina, merhametine mi,dostluğuna mi?😍😍Halil’in Cansu’nun her halini seven teslimiyetine, koca yüreğine mi? Kerim’in aşkına,kardeşine,arkadaşına sahip çıkışına mi?😍
    Aşkın,şimdiye kadar okuduğum en güzel tanimlarindan biri olan ” İlahiden gelen bir duyduydu.Yaradan bahşetti bu duyguyu…”cümlelerine mi?😍…
    Bize “bizi” hatırlatan,unutulan değerleri anlatan yazarcanim, Öyle güzel yazıyorsun ki…🥰

  15. Kız Cansu ne kadar da haklısın böyle bir davari nerde bulacaksın bak diğer davarlara hala tık yok bari sen tadını çıkar
    Yüzümde tebessüm kafamda deli sorular
    Ne kadar güzel bir noktaya deginmissin bacım sen
    Yaşamak nefes almak doğmak büyümek gibi yaradagin bahsettiği bir şey evlenmek ve ayrılmak
    Her insanin başına gelebilecek bir durum ayrılan insanlar için de hayatın sonu değil ki neden yeniden sevmesin yine hayaller kurmasın yaşamını neden kim ne der diye düşünerek geçirsin insanlar için laf söylemek hüküm vermek kınamak hatta yukarıdan bakmak ne kadar kolay ama aynı durum canlarına yada Ke dizlerine olunca farklı bu yaşıma kadar anlayamadım bundan sonrada anlayamam
    Cansu ya öyle güzel bir evlilik seremonisi yap ki sığ düşüncelere ibret olsun hayatta herkes ikinci bir şansı hak eder bence
    Darısı diğer davarlara onlarda icraate geçsin artık
    Emegine yüreğine sağlık canım benim yine mest oldum

    1. Çok güzel olmuş ellerinize yüreğinize sağlık

  16. Ee poyrazla keremde yapsın guzel bir evlilik teklifi kizlar mutlu olsun

  17. Ay Halil sonunda erdi muradına çok seviyorum Halili . Poyrazdan değişik ve unutulmaz bir teklif bekliyorum 💙

  18. Yüzüğü Ahu ya vereceğini sanan ben büyük şok 🤣 ama çok güzel oldu be. Bu aşkın mimarı kesinlikle Poyraz. Yürü be. Senden de tabi güzel bi evlenöe teklifi bekliyoruz ❣️❣️❣️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!