24.Gidelim Ateşim

Sabahın erken saatiydi. Ahu hazırlanmış işe gitmek için evden çıkıyordu. Hafta başıydı ve bitirmesi gereken nişan elbisesine daha başlamamıştı bile. Aklında öyle güzel şeyler vardı ki… Ama önce kumaş almaya gitmesi gerekiyordu. Telefonun ekranına hızla dokunurken annesi yanından geçiyordu.

“Sana da günaydın anne.” Adımları hız kesmeden kapı önüne ulaştı. Naciye Hanım günlerdir kızına surat yapmakla meşguldü. Oğullarından kesin bir veto yemişti ama bu kızına surat yapamayacağı anlamına gelmiyordu.

“Güle güle,” diyerek odasına giren annesine aldırmadı. Üzülmüyordu Ahu, mutlu olacağına inanıyordu ve annesi de bunu görecekti. Alt kata inince Poyraz’ın onu beklediğini görünce gülümseyerek telefonu çantasına bıraktı.

“Günaydın.”

Omuzunu duvara vermiş adamın yakışıklı suratına bakıp iç geçirdi. ‘Rabbim ben senin sevgili kulunum, kesin. Bu şahane surat beni seviyor. Âmin.’ İç sesi yine atakta ve aşk doluydu. “Günaydın canım.”

“Nereye gideceksin?”

“Hafta sonu nişanlanıyoruz ya, kumaş almaya gideceğim.”

“Nişan elbiseni mi dikeceksin?” Gözleri sevgiyle parlarken Ahu’yu süzdü. Nasıl güzel bir kadındı. ‘Sen beni neyle sınıyorsun Allah’ım…’

“Evet.”

“Güzel, ne renk düşündün. Merak ediyorum, sana mavi de çok yakışır ve seninle geleceğim.”

Kollarını göğüs hizasında bağlayıp adama yaklaşıp gözlerinin içine derin derin baktı. “Gözlerinin yeşilinden.”

Poyraz gülümseyince gözleri kısıldı. “O zaman beni kesin yanında götür. Gözlerime bakarsın.”

Ahu bir adım daha yaklaştı. Adamın dibine girdi, başını uzatınca Poyraz’ın bakışları değişti. “Arka fonda bir şarkı çalıyor Poyraz, duyuyor musun?”

“Sanrım ölüyorum, ölüm marşı mı?”

Ahu gülmemek için dudaklarını sıktı. “Değil, senin uğruna ölürüm, ölürüm.”

Derin soluk alan Poyraz omuzunu duvardan alıp bir adım geriye çıktı. “Burası biraz ısındı mı ne? Elleri saçlarına ulaşınca Ahu da geriye çekildi. “Yoo… Hava serin aslında, seni sıcak mı bastı?”

“Geç dalganı.” Poyraz başını aşağı yukarı usulca salladı. “Nasılsa alacağım seni, o zaman görürüsün sıcak neymiş.”

Boğazını temizledi Ahu. Şalının ucunu arkasına atarak kapıya ilerledi. “Gidelim mi, müstakbelim?”

“Gidelim ateşim, gidelim.” Derin soluklar alarak düştü kızın peşine.

                                                  ***

Göz açıp kapayana kadar geçen zaman isteme ve nişan gününe getirmişti ikisini de. Ahu gece geç saatlere kadar terzide çalışıp elbisesini bitmişti. Koyu yeşil, üzeri kalın kumaşla kaplanmıştı. Zarif yeşil bir tül sırtını ve göğüslerini kaplamıştı. Eteği ne dar ne genişti. Aynı yeşil dantel eteğini de süslemişti. Poyraz’ın severek seçtiği krem rengi topuklu ayakkabısı elbisesine uymuştu. Şu an Cansu şalının son dokunuşlarını yapıyordu. Elbisesinin kumaşından olan uzun kuyruklu şalı itinayla bağlamıştı Cansu.

Ahu aynada kendine bakıyordu. Soft makyajı aşırı yakışmıştı. Yeşil hareli bakışlarının etrafı kalemle belirgin hale gelmişti. “Kahretsin, nasıl da güzelim.”

Saçına maşa attıran Pınar sarı, eteği uçuşan uzun elbisesini savurup konuştu. “Valla öylesin. Tü tü maşallah görümceme.”

“Çok güzel olmak nedir abla,” dedi Meltem. Kırmızı, dizlerinin altında biten şık bir elbise giymişti. Saçlarını at kuyruğu yaptırmıştı. “Mükemmel oldun.”

Cansu genç kıza kısa bir bakış atıp işine döndü. “Sen de az değilsin Meltem. On sekiz için fazla gösterişli ve göz alıcısın.”

Meltem kızararak ellerini yüzüne yasladı. “Abla ya, o ne demek?”

Pınar kıkırdayınca Meltem daha kızardı. “Kızarma hemen, iltifat da edilmiyor sana.”

“Tamamdır,” diyerek geriye çekildi Cansu. Bir saattir oturduğu yerden kalktı Ahu. Son kez kendine bakıp kızara döndü. “Şoförüm nerede, çağırında gelsin.”

“Ben bir bakayım.” Meltem kabanını giyerek kuaförden çıkıp durağa yürüdü. Çok yaklaşmadı, belki abisi kızardı. Uzaktan bakındığında abisini Sinan’la konuşurken gördü. “Abi,” diye seslendi.

“Geliyorum,” diyen Poyraz durağın içine girip gözden kayboldu. Usul adımlarla yanına gelen Sinan’a kaçamak bakışlar attı Meltem. Genç çocuk da en az onun kadar utangaçtı ama doğası gereği erkekti ve dili çözülmüştü.

“Çok güzel olmuşsun.” Tebessüm eden kızın yüzünü basan sıcaklık kasım ayı için fazlaydı. Karşısındaki genç adam onun utangaçlığına şahitlik ediyordu ve buna içten içe seviniyordu.

“Teşekkür ederim Sinan,” dedi güç bela. “Sen de çok şıksın.”

Bir şey diyemedi Sinan. Gülümsedi. “Pazartesi günü okuldan sonra seni almaya gelsem, olur mu?”

“Neden?” Meltem’in saf sorusu havayı daha da ısıttı.

“Birlikte dönerdik, istemez misin?”

Kalbi tekleyen Meltem ne diyeceğini bilemedi, sesi çıkmıyordu aslında. Başını usulca sallayıp gülümsediğinde Sinan da derin bir soluk bırakmıştı.

“Gidelim,” diyen Poyraz’ın yanlarına ne zaman geldiğini fark edemedikleri için ikisi de bir telaşla kıpırdandı. “Ben eve gideyim abi, çocukları alır gelirim tam saatinde.”

“Tamam aslanım, sen eve git bak hazırlanmışlar mı, beni ara gelir alırım sizi. Hava soğuk üşümesinler.”

“Tamam abi, çok sağ ol.” Sinan hızlı adımlarla uzaklaşırken Poyraz kardeşine döndü. “Nasıl oldu?”

“Şahane bir gelin adayı oldu abi, gözlerin parlayacak.”

“Kızım benim yüreğim parlıyor, gözlerim parlasa ne olur.”

Meltem küçük bir kahkaha atıp aracın ön koltuğuna geçti. “Seni bekliyor, hadi.”

Poyraz aracını karşı sokağa geçirip kuaförün önüne park etti. Halil de elleri cebinde ıslık çalarak yanlarına gelmişti. Keyfi hiç olmadığı kadar yerindeydi. Cansu da Cansu diye yaşıyordu. Ama hâlâ Cansu’yu iki ay sonraya ikna edebilmiş değildi. Yine de bu mutluluğuna engel değildi.

Cansu başını uzatıp, “İçeri girebilirsiniz, kimse yok,” dedi. Halil ve Poyraz içeri adım attıklarında Ahu’nun önünü kapatan Meltem ve Pınar’a bakıyordu Poyraz.

“Bedavaya kız yok, Poyraz Bey,” dedi Pınar. “Bahşiş alayım.” Ahu’nun kıkırtısını işitti Poyraz.

Halil, kolunu Cansu’ya dolamıştı, onları gülümseyerek izliyorlardı.

“Ben de isterim abi,” dedi Meltem.

Poyraz sırıtarak elini cebine atıp iki tane iki yüz lira çıkartıp kızlara uzattı. “Bonkör enişte,” diyen Pınar parayı çenesine sürdü.

“Öyledir abim,” diyen Meltem parayı kapıp Ahu’nun önünden çekildi. Pınar da yana kaydığında yeşiller içinde gözleri parlayan Ahu’ya bakarken zaman durmuştu. Kızın gözlerinden eteklerine kadar usulca indi ve çıktı. Ela gözleri aşkla parlıyor, Poyraz’a sonsuz bir mutluluk vaat ediyordu.

Eteğini tutup kaldıran Ahu öne çıktı. “Seni soydular canım, bahşiş gelin olurken alınıyordu.”

“Çakala bak ya,” dedi Pınar.

“Boş ver Ahu, şu güzelliğe az bile vermişim. Bence onlar kayıpta çabuk ikna oldular.”

Omuzları inerek daha büyük gülümseyen kıza elini uzattı Poyraz. Parmaklarına dolanan eli sıkıca tuttu. “Hadi gidelim de ben de prens olayım.”

Kızı kapıdan çıkartınca esnaf da kapılarına çıkmıştı. “Hayırlı olsun,” diyen mahalleliye teşekkür ederek araca bindiler. Meltem ve Pınar çantaları almak için içeriye girmişlerdi ve hâlâ yanlarına gelmemişlerdi.

“Sen… Çok güzelsin. Bu kadar güzel bir elbise hayal bile etmemiştim. Çok yakışmış.”

“Teşekkür ederim. Kabullen canım, bir yetenekle evleniyorsun, pardon nişanlanıyorsun.”

“Martta nikâh, son kararım.”

“Hadi ya, o kadar uzak mı?”

“Bak ya,” diyen Poyraz başını gülümseyerek salladı. “Ahu! Evi bekleyeceğiz diye anlaşmadık mı?”

Kahkaha attı Ahu, öyle mutluydu ki eteklerini toplayıp koşmak, koşarken su birinkintilerine basıp çocuklar gibi eğlenmek istiyordu. “Şaka, anlaştık. Ancak toplanırız.”

Kapılar açılıp içeri kızlar girince istikamet üst sokaktı. Kapının önünde durduklarında Poyraz dolanıp Ahu’nun kapısını açtı. Elini tuttuğu kızı dışarı çıkarttı. Ahu şöyle bir göz attı sokağa. Anten Züleyha camdaydı. Bedenini dışarı çıkartmış sırıtıyordu.

“Pek güzel olmuşsun Ahu, maşallah kızım. Aman nazar değmesin.”

“Sen değme kimse değmez,” diye mırıldanınca Poyraz gülüşünü gizledi.

“Teşekkür ederim Züleyha Teyze.” Gözü az ileriye kaydığında balkondan bakan Zeliha’yı gördü. Şalının ucunu Zeliha’ya savurup Poyraz’a döndü. “Tut elimi basamağı çıkayım.”

Başını sağa sola sallayan Poyraz elini tuttu. Binanın içine geçip üst kata çıkmasına kadar yardım etti. Evin içinden yüksek sesler geliyordu. Ahu’nun amca, dayı ve kuzenleri toplaşıp gelmişlerdi. Ev bu gece onlara dar gelecekti ama olsundu. Hepsi de bu mutluluğuna şahit olacaktı.

“Giyinmeye gidiyorum, iki saate görüşürüz,” diyerek uzaklaştı Poyraz. Ahu evin içine adım atınca ilk salona girdi. Köşedeki nişan masasına bakıp iç çekti Ahu. Ahu ile Poyraz yazısı kalbini çalıyordu. Yeni gelen amcasına sarıldı. Amcasının gözleri yaşlı yeğenine sarıldı. Babasının yokluğunu hissetmesin diye bu geceki tüm görevler onundu.

“Altın kızım, ne güzel olmuşsun.”

“Sağ ol amcam.” Ahu amcasının nemli gözlerine fazla bakamadı. Bu gece babasının eksikliğini hissediyor ama içine atıyordu. Kaderdi. Üzülmek istemiyordu. Kuzenlerinin sesine dönerken salondan çıkıyordu ki annesiyle burun buruna geldi. Annesi kızını baştan ayağa süzüp burun kıvırdı. Ahu göz devirip aldırmadan kuzenlerine sarıldı.

                                                                      ***

Dün gece gelen amcası ve yengesi salonda annesiyle oturuyordu. Amcası Kemal bu göreve layık görüldüğü için mutluydu, keyifle oturup kahvesini yudumluyordu. Yengesi Senem de Fatma Hanım’la eş dost akraba sohbetine gireli bir saat oluyordu. Meltem gelip amcasının kıyısına oturdu. Kemal Bey kolunu yeğenine dolayıp kendine çekti. “Benim kızım doktor mu olacakmış…”

Gülümseyen ve baba sevgisini arayan Meltem amcasına sokuldu. “Daha çok var amca ama olacağım inşallah.”

“Zaman öyle hızlı geçer ki Meltem sen bile şaşırırsın. Bir bakmışsın okul bitmiş,” dedi Senem Hanım. “Bak bizimkilere kimse kalmadı yanımızda, okula başlayan gitti bir daha da gelmedi. Amcanla baş başa geçiyor ömrümüz. Allah’tan sen annenin yanında okuyorsun.”

“Burası olmasa da ben peşinden giderdim Senem,” dedi Fatma Hanım, iç geçirip kızını süzdü. “Evlatlarımızın yanımızdaki zamanı kısıtlı, elimden geldiği kadar onlarla olmak istiyorum. Poyraz kanatlarını açtı bile, kendi yuvasına uçacak.” Sesinde biri annenin haklı gururu ve hüznü vardı.

“Üzgünüm ama benim de anam bir tane. Bir yere göndermem,” diyerek içeri giren Poyraz’ın takım elbiseli haline bakıp ıslık çaldı amcası.

Siyah takım elbise hem kaliteli hem de bedenine tam oturmuştu. “Oğlum bu ne yakışıklılık?”

“Sağ ol amca!” Annesinin yanına oturdu Poyraz. “Ne dertleniyorsun sen?”

“Ne derdi oğlum, duygulandım azıcık. Bir yere gitmem merak etme! Daha torun torba büyüteceğim. Ahu çalışır, bırakmaz işini. Ben bakarım çocuklara.”

Annesine bakarken gözleri ışıl ışıldı. Annesinin ne de güzel hayalleri vardı öyle. “Bakarsın tabii.”

“Gelin hanım ne der bu konuya?” dedi Senem Hanım.

Fatma hanım omuz silkti. “Bilmem ama iyidir Ahu, bir saygısızlığını görmedim. Annesi azıcık fena falan ama terbiyeli çocuklar yetiştirmiş. Dört çocuğun hepsi efendi.”

“Aaa…” dedi Poyraz. “Aşk olsun anne, müstakbel annem hakkında öyle konuşma.”

Annesi elini kaldırıp oğlunun dizine vurdu. “Laf da ettirmez, iyi bir şey demedik.” Annesinin elini tutup sıktı Poyraz.

Kapının zil sesine Poyraz kalktı. Cansu ile Halil ellerinde çiçek ve çikolatayla kapıda gülümsüyorlardı. “Biz hazırız damat, gidip alalım kızı,” dedi Cansu.

Hep birlikte üst katın kapısını çaldılar. Ellerinde bohçalar, çiçek, çikolata ve tatlılarla beklerken kapı aralandı ve yeşiller içindeki Ahu’sunu gördü. Abileri kapıda bekliyor olsa da onun gözü sadece Ahu’yu görüyordu. Çiçeği Ahu’ya uzatırken gözleri kesişti. Ahirete kadar birlikte ve mutlu olacakları su götürmez bir gerçekti. Aşkları onları bir ömür besleyecek, saygıları huzur örtüsü olacaktı.

Ahu’nun amcası, Poyraz’ın amcasını dinliyordu. Odadaki tüm kulaklar ve gözler onların üzerindeydi. Arada Poyraz ve Ahu göz göze geliyor sonra amcalarına dönüyordu.

Bir “Verdim gitti” sözü yürekleri tekletirken salon ayaklandı. Yüzü gülmeyen tek bir kişi vardı o da Naciye Hanımdı. Kızını bir taksi şoförüne verdiğine inanamıyordu. Tamam, Poyraz iyi biriydi ama tatmin olamıyordu kalbi. Nişan masasının arkasına geçtiler, Poyraz’ın amcası da aralarına girdi. Tepsiyi kucaklayan Pınar hemen Kemal Bey’in yanında duruyordu.

“Kesmiyor Kemal Amca,” dedi Pınar. Kıkırtılar sardı odayı. Kemal Bey elini cebine atıp beş yüz lirayı tepsiye bıraktı. “Bir daha bak kızım.”

“Jilet gibi oldu Kemal Amca,” dedi Pınar. Kıkırtılar kahkahaya dönüştü. Makas kurdeleyi ikiye ayırsa da ebediyete kadar birleştirme özelliğini yine saklı tuttu.

Ahu annesi ve Fatma annesini yan yana görüyordu, hemen uzanıp annesinin elini öptü. Ardından da Fatma annesinin elini öptü. Kolundaki çantaya uzanan kadın, “Dur kızım,” dedi. Fatma hanım büyük bir kırmızı bir kese çıkarttı. Naciye Hanım’ın gözleri büyüdü. Kesenin ağzı bir açıldı uzun süre kapanmadı. İçinden kalın ve nakışlı bilezik çıktı. Ahu elini uzattı. Fatma Hanım takmaktan, Ahu elini uzatmaktan, Poyraz da izlemekten yoruldu ama bilezikler beş olunca nefesini saldı Ahu. Naciye Hanım daha yok mu dercesine bakıyor, tabiri caizse ağzının suyu akıyordu ve bir taksi şoförü teorisi kaçarak uzaklaşıyordu.

Kesenin içinden bir madalyon çıktı, Poyraz alıp Ahu’nun boynuna taktı. Bir saat çıktı onu da Fatma Hanım taktı. Bir çiftte küpe ama onu kutusuyla masaya bıraktı Fatma Hanım. Ahu bunlardan haberdar olsa da bu kadar çok şeyin yapılması utanmasına sebepti. Annesine göz attığında kadının parlayan göz bebeklerine başını bilmiş bilmiş salladı.

“Damat zengin çıktı,” diyen Kerim’in sesi gülüşmelere neden olurken Poyraz son golünü atarcasına elini cebine attı. Bir zarf çıkartıp Ahu’nun ela gözlerine baka baka uzattı. “Bu da benim sana nişan hediyem.”

Ahu bunu bilmiyordu, kaşları çatık adama bakarak aldı zarfı. Tüm gözler onları izliyordu. “Bu nedir?” derken zarf açıldı. İçinden çıkan kâğıdı açıp okudu. Omuzları inerken şefkatli bakışları Poyraz’ı buldu.

“O neymiş?” diye soran Naciye Hanım’ın sesi de değişmişti. Ahu sesini çıkartamazken Poyraz artık anne diyeceği kadına döndü.

“Üç sokak aşağıda bir ev aldım, Ahu’nun üzerine geçirdim.”

Kadının gözleriyle birlikte ağzı da bir karış açılınca Poyraz sonunda hedefe giden yolu jet hızıyla geçtiğine emindi. Naciye bir eski toprak, ben çektim kızım çekmesin diyen insanlardan bir tanesiydi. Poyraz ona kızmıyordu, her ne olursa olsun bir anneydi ve kızını dokuz ay karnında taşımak, dünyaya ve bu yaşa getirmek için kendinden feragat etmişti Naciye Hanım. O da böyle biriydi ve saygı duyuyordu.

“Aman oğlum ne zahmet ettin, zaten sizin olmuyor muydu?” diyen Naciye Hanım’a gülmek istiyordu ama tebessüm etti. “Öpeyim annecim,” diyerek kadının uzattığı eli öpüp başına yerleştirdi Poyraz.

“Hayırlı uğurlu olsun Poyraz oğlum,” diyen Naciye Hanım artık yelkenleri indirmek değil, toplayıp bağlamıştı.

“Ah anne ah,” diyen Ahu’yu duyan Poyraz dudaklarını birbirine bastırdı. “Şişt sessiz ol, annemle arama girme!” derken amcalarının elini öpmek için Ahu’nun yanından ayrıldı.

Uzun, yorucu ama güzel gecenin bir arasında annesini Poyraz’a hizmet ederken gördü Ahu. “Ye oğlum afiyet olsun. Maşallah benim damadıma,” diyordu annesi. Yanından geçerken de kolundaki altınlara bakıp göz parlatıyordu. Annesine gelen neşe Ahu’nun dramıydı ama Poyraz verdiği sözü tutmuştu. ‘Annen öyle istiyorsa ona istediğini vereceğim. Sırf sen mutlu ol diye.’ Evet annesi çok mutlu görünüyordu ama Ahu ezildiğini hissediyordu ve tek suçlu annesiydi. Annesi artık ona surat yapmayacak, aksi bir söz etmeyecekti. Ama Ahu da annesini bu yaptığını unutmayacaktı. Annesine evliliği üzerinde tek bir söz hakkı bile sunmamaya kararlıydı. Onun tanıdığı Naciye Sultan’ın çenesi asla durmayacaktı. Anneler de yerini bilmeliydi ve Ahu annesini evliliğinin dışında tutmak için gerekirse onun gibi davranmaya hazırdı.

Misafirler evi boşaltırken amcası, dayıları, kuzenlerine yetmeyen yataklarla yengelerine çıkmışlardı ama ev hâlâ dolu sayılırdı. Odasına serilmek için bekleyen yataklara bakıp, yatağının ucuna oturdu. Yorgun ama mutluydu. Henüz bir iğne bile çıkarmamıştı.

“Senin neyin var?” dedi Pınar. Yanlarında kuzeni Aliye de vardı. “Evet abla, arada somurtup durdun, ne oldu? Damadı mı beğenmedin diyeceğim ama o da değil.”

Omuzları inen kız yatağında çalan telefonuna bakıp açıp kulağına götürdü. “Efendim?” dedi. Saat gece birdi ve herkes odasına çekilmiş, yorgunluktan da sızmış olmalılardı.

“Bahçede bekliyorum, kaç gel.”

“Geliyorum,” diyerek kapattı telefonu. Kendine bakan iki kıza dönüp, “Ben bahçeye ineceğim, Poyraz çağırıyor. Gözcülük size kaldı, göreyim sizi.”

“Herkes sızdı zaten. Abin çıkarsa oyalarım,” diyen Pınar sessizce kıkırdadı. Aliye de ona eşlik etti. Ahu da gülümsemişti. Evin anahtarını avuçlarına sıkıştırıp hayalet sessizliğinde evden çıktı. Pınar da onunla çıktı, Aliye evde gözcülük edecek, uyanan olursa haber verecekti.

Bahçe kapısı aralıktı, Ahu dışarı süzülürken Pınar apartman girişinde konuşlandı. Işıkları kapalı bahçe zifiri karanlıktı. “Buradayım,” diyen fısıltıya dönünce gecenin içindeki aydınlıkla Poyraz’ı gördü. Elini tutan adama yaklaştı.

“Gözlerini göremiyor olabilirim ama ışığını fark edecek kadar tanıyorum seni. Tüm gece de parlayıp söndü. Ne oldu Ahu?”

“Aslında hiçbir şey olmadı. Her şey harikaydı da annem biraz daha mutluluğumu düşünen biri olsaydı.”

Başını kaldıran Poyraz sorunun ne olduğunu anlamıştı. “Yaptıklarım seni üzdü mü?”

Başını salladı Ahu. “Seninle bir ilgisi yok. Sen beni büyük bir dertten kurtardın. Annem artık başımın etini yemeyecek, bana ters ters bakıp yokmuşum gibi davranmayacak. Sana da kötü bakmayacak. Sadece onun böyle biri olması beni üzdü. Bileziklerim annemi mutlu etti, ev ile gözleri parladı ama annem hiç düşünmüyor, altınların beni sonsuz bir mutluluğa boğacağına inanıyor. Sen kötü biri olsan bile gözü kapalı verirmiş beni sana. Bu duygu çok acımasız. Benim annem neden böyle?” Sözlerinin sonunda titreyen sesi, adamın içine oturmuştu. Öyle ya Ahu’nun çerçevesinden bakmak böyle bir şeydi. 

Elinden tuttuğu kızı kendine çekip göğsüne sardı. Ellerini kızın sırtına ve başörtüsüne yerleştirdi. Ahu’nun kolları da Poyraz’ı bulmuştu. “Annene kendimi sevdireyim derken seni mi harcadım? Özür dilerim, bunu düşünmemiştim.”

“Sen kendin ve benim içinde doğru olanı yaptın.”

“Annen kötü biri değil, ona kızma. O da öyle biri, bunun başka açıklaması yok, Ahu. Kendini neden üzüyorsun? Bu gece üzülmemen gerekiyor, geriye dönüp baktığımızda bu üzüntünü hatırlamanı istemem.”

Derin bir soluk alıp geriye çekildi Ahu. “Haklısın.” Ellerini yüzüne götürürken kolundaki bilezikler gecenin sessizliğinde şıngırdadı. Ellerini yüzünden çekerken de ses çıkarttı ve inledi. “Gidip üzerimi değiştireyim, şunlardan da kurtulayım. Takamam ben bu kadar altını ama annem yarın tüm sokağa ilan eder.”

Poyraz gülümseyince ona eşlik etti. Üzerindeki gerilim azalırken alnına aldığı sıcacık dokunuşla durdu. Adamın elleri başını nazikçe tutuyordu. Bileziklerinin sesi eşliğinde elleriyle adamın bileğine asıldı. “Her şey için teşekkür ederim. Beni büyük bir dertten kurtardın.”

“Ben teşekkür ederim, Ahu. Annen öyle güzel bir kız yetiştirmiş ki… Ben teşekkür ederim Ahu Gözlüm.”

Önerilen makaleler

8 Yorum

  1. Ahu annesi konusunda haklı, kötü biri olsaydı poyraz yine bu şekilde mi olacaktı. Bu düşünde benim de yüreğime oturdu. Umarım o da hatasını anlar. Tamam kızının iyiliği düşünmek rahatını düşünmek güzel de huzurunu en başta düşünmeli. Poyraz iyi bir adam, bunu kendine yük etmedi şovunu yaptı ama böyle de olmayabilirdi. O zaman bu adamı harcayacak mıydı. Çok zor kadın Naciye çok zor

  2. Neden insanlar böyle o altınlar o ev o maddiyat bu kadar mı önemli bu kadar mı mutluluğu buna bağlıyorlar anlayamıyorum bir türlü……
    Yaa siz nasıl içimizi ısıtan aşıklarsınız öyle sakin sessiz böyle saf bir mutluluk akıyor üzerinizden yemin ediyorum eridim bittim.Eline emeğine yüreğine sağlık. Kalemine hayran olduğum kadın…

  3. Ah hem Naciye hanımı bir anne olarak ve Ahu yu bir genç kız olarak yazmıssın ki içten hissedip yaşadım Ahu nunda dediği gibi keşke anneler evi arabası altını maddiyata bakmasalar tamam gerekli ama adam gibi adam olduktan sonra seni aç bırakmaz zaten o adam bilmiyorum belkide yanlış düşünüyorum

  4. Ellerinize emeğinize sağlık muhteşemdi ❤❤❤

  5. Neden parayla mutlukuk olcana inaniyo bir suru parasi altini olsa evinde huzursuz mutsuz olsa nolcak inşallah annaesi yapti yanlisi anlar bolum harikaydı emeğine saglik canim🥰

  6. Naciye sultan için araftayım
    ahu nun tarafından bakılınca haklı ama onun yasadıkları tarafından bakılınca. her anne gibi evladının rahat bir yasam suresi için haraket etmesi çokta yamliş degil sadece biraz asırı okuduğum yorumda açgözlü demisler ne kadar sıg geldi bana anlatamam
    dusunsenixe yokluk içinde evlatlarını büyütüyorsunuz her sıkıntıya gögüs geriyorsun bir yasa getiriyorsun sonrada aynı yoklugu onun yasaması evet diyorsun empati kurmak bu kadar zor olmamalı ama bu altınları görünce gözlerinin parlamasını damadı el üstünde tutmak için bahane olmasını acıklamıyor tabi ki
    bizim asıklar kavuştu be sonunda ohhhhh diyemiyorum bu demeli tehlike yani final zilleri calmaya basladı
    keyifle okudum emeğine sağlık

  7. Ahhh ne güzel bölümdü yüreğime sağlık sanki nişan da okurlar olarak bizde oradaydık

  8. Malesef tüm anneler aynı, iki alyın az olsun ama evladım mutlu olsun demezler, diyenlere saygıö sonsuz ama, illa altın diyenlere sinir oluyorum

Ümran için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!