11.Adın Dilimi Yakıyor

Kapının önüne kadar koşarak gelmişçesine nefes nefeseydi, ama kapıyı çalacak gücü bir an kendinde bulamadı. Durup nefesini kontrol altına aldı, o zile basardı, sorun kapının açılması değildi. Sorun karşısında ne bulacağıydı. Elini saçlarına saldırıp, karıştırdı. Kravatı gevşemiş, boynunda duruyordu. Dağılmışa yakın hâlini göremiyordu. İçi titreyerek baştı zile. Saat gecenin on ikisine yaklaşıyordu, uyumuş olmaması gerekiyordu ki olanlardan sonra Efşan’ın gözüne uyku girmeyeceğine emindi.

Kapının kilidi sessizce üç kez döndü, dürbünden bakmış olmalıydı. Vedat’ın kalbi böyle delicesine hiç atmamıştı. Her kilit sesi kalbinde tıkırdıyor, anlık heyecanlar oluşturuyordu ve Vedat hayatında ilk kez tanıştığı duygulara selam veriyordu.

Kapı aralandı, Efşan’ın mavi gözlerini gördü ilk. Koyu maviler ton atmış, öfkenin ona verdiği güçle renk değiştirmişti. Ellerindeki siyah boks eldivenine kaydı bakışları. Siyah bant itinayla sarılmıştı. Sporcu atleti, açık göbeği ve dizlerinde biten siyah taytı giymişti. Bedeninde ter damlaları parlıyordu. Ne kadar zamandır kum torbasının canına okuduğunu merak etti.

Efşan bu gece ona gidecekti, karar vermiş uygulamaya hazırken tüm düşünceleri ötelenmişti. Cengiz’e olan kızgınlığını kum torbasından çıkartıyordu ve ne zamandır peşinde olduğu düşüncesi öfkeden delirmesine neden oluyordu. Belki de yıllardır peşindeydi ve Efşan bunu asla fark etmemişti.

Saçları dağılmış, kravatı yamuk duran adamı bilmese bir kadının yatağından kalkıp, koşarak gelmiş derdi. Ona bu kadar güvenmesinin bir nedeni varsa da Efşan çözemiyordu. Buz mavisi gözlerle buluştuğunda yüreğindeki özlem ikiye katlandı. Gelmesini gerektiren duruma küfüler etmek istedi. Başına bir şey gelmeden gelmeyecek miydi? Onu özlemişti, âşık bir kadın, onu içeri alır dudaklarına yapışır ve tüm detayları bir kenara iterdi ama hem âşık hem de hem de öfkeli bir kadın yanından geçip giderdi. Az sonra patlayacağını bile bile.

Ne düşüneceğini kestiremeyen Vedat içeri girip ayakkabılarını çıkarttı. Salona girdiğinde Efşan torbaya yumruklarını indirmeye başladı. Torba darbelerle sağa sola sallanırken Vedat sabrının sonuna geldi. Torbanın diğer tarafına geçip tuttu.

“Bırak şunu!”

“Olur, sen geç, sana vurayım yoksa bu öfkem dinmeyecek.” Vedat’ın tutuşuna aldırmadan yumruklarını sıralamaya başladığında, Vedat torbayı geriye itip önünde durdu. “Sana iyi gelecekse…”

Efşan elleri havada Vedat’ın gözlerine bakıyor, ona vurmaya kıyamıyordu. Onun ne suçu vardı ki? İki konuyu birbirine karıştırdığını fark etse de geri adım atmadı. “Neden geldin?” derken ellerini indirdi. “Ben sana geleceğimi söylemiştim.”

“Gelmedin, merak ettim, geldim. Sen gelmeyi düşünseydin, gelirdin. Düşünmüyorsun Efşan, beni asla düşünmüyorsun.”

İşaret parmağını kendi göğsüne bastırdı. “Ben mi düşünmüyorum?”

“Senden başka birini mi bekliyorum?”

Sağ elini Vedat’a çevirip adamın göğsüne vurdu. Vedat birkaç santim geriye çıktı ve torbaya çarptı. “Tam yirmi yedi gün oldu ve ben düşünmekten aklımı kaçırdım. Ama arada şunu da düşünmedim değil. ‘Vedat beni bu kadar zaman görmek, sesimi duymak bile istemedi yoksa bir şey yapar ulaşırdı bana,’ da dedim.”

Vedat’ın gözleri şaşkınlıkla aralandı, sessiz kalışına daha da öfkelenen Efşan hafifçe tekrar vurdu, Vedat biraz daha geriledi. Kum torbası aralarına girdi, Vedat sola kayarak torbayı aralarından çıkardı. “Sen ne saçmalıyorsun?” Sesi de şaşkınlığına ortaktı.

Efşan içinde bulunduğu gerginlikle sesini yükseltip kocaman eldiveni havaya savurdu. “Ben saçmalıyorum, yirmi yedi gün ve sen bir kez bile aramadın. Karşıma çıkmadın tamam, ama insan bir kez aramaz mı, mesaj atmaz mı?”

Çaresizlikle saçma bir gülüş adamın dudaklarından fırladı. “Sen değil miydin ‘Ben geleceğim’ diyen? Şimdi suçlu ben mi oldum?” Bunca zaman aklına gelmeyen şey dedesinin sözleriyle çark etti ve beyninde yankılandı. ‘Kadınlar ne istediğini iyi bilir, ama aşkta hep daha fazlasını isterken kafası karışır ve sen onu anlayamazsın, erkeklerde o meziyet yok. İşte o zaman küser, suçlusu sen olursun.’ Yüzünü sıvazlarken Efşan konuşuyordu.

“Bir erkek bu kadar sabırlı olmamalı, ben sana git desem ve sen gidersen bizi kim kurtaracak? Adam dediğin biraz çaba harcar, sevgisini gösterir, ama sen arkana bakmadan gittin. Ben gelmiyorum diye sen gelmiyorsan senin sevginden şüphe ederim. Hadi gittin, yirmi yedi gün gidilir mi? Hiç mi özlemedin zalim!”

Efşan’ın bağıra bağıra sarf ettiği sözlerle öfkesi gün yüzüne çıktı. Ellerini havaya kaldırıp açtı. “Yeter!”

Efşan nefes alıp geriye çekildi. Ellerinde hâlâ eldiveni duruyordu, Vedat’ın çıkışına aldırmıyordu ve devam edecekti ama ne dediğini çok da biliyor denemezdi. İçinden geldiği gibi konuşuyordu. Ağzını açamadan Vedat’ın kendine yaklaşıp sağ bileğini tutmasına izin verdi. Vedat gözlerinin içine baka baka eldivenin bandını çekti, sargıyı çözmek için bakışları banda indi.

“Kadınlar ne istediğini bilmiyor, sen de bir kadınsın ve ben bunu düşünemedim.”  Efşan gözlerini kırpıştırıp, dudaklarını kımıldattı ama ne diyeceğini kestiremedi. Vedat diğer eline uzanıp eldivenden bandı açıp, şeridi kadının elinden kurtarıp, lastiği baş parmağından çıkartıp yere attı. Efşan’ın laciverti andıran gözlerine baktı. “Çok özledim, aklımı kaçırmama çok az kalmıştı ki bu gece kaçtı ve ben buradaydım.”

Vedat’ın itirafı yüreğinin ortasında kocaman bir yangın başlatmıştı, buruk bir sevinç kalbini esir aldı ama bunca zaman içinde birikmiş duyguların üzerine abanmasıyla çenesi titredi. Belki duymayı beklediği sözleri duymak, belki de yaşadığı tüm duyguların bu gece üst üste gelmesiyle gözleri doldu. Yüzünü soluna çevirdiğinde gözlerini kapatmak gibi bir hata etti. Bir damla gözyaşı yanağında göğsüne düştü.

Vedat düşen damlayı takip etti, kıyafetinin kenarında kaybolan damladan Efşan’ın yan duruşuna baktı. Anlaşılması imkânsız canlılardı kadınlar tamam, ama bu gözyaşını anlayabilmesi için çok şeye ihtiyacı yoktu. Efşan’ın kalbi kedininkinden daha yorgundu. Ne yaşamış olursa olsun, Efşan yirmi iki yaşında küçük bir kadındı.

Omuzuna doladığı koluyla kadını kendine yasladı. Efşan’ın yüzü Vedat’ın göğsünde kendine yer buldu. Daha çok ağlama isteğiyle doldu, ama sertçe yutkundu. Vedat’ın kolları iki yanından sıkıca sarılmıştı. Sırtındaki eli saçlarına ulaştı, Efşan’ın gül kokan saçlarına dudaklarını bastırıp, öptü, kokladı ve bu ânın hiç gelmeyecek olmasından yana çektiği tüm sıkıntıları unuttu.

Teslim oluşuna yenilerini ekleyerek kollarını Vedat’ın bedenine sarmakta gecikmedi. Kendi sarıldıkça, Vedat daha sıkı sarıldı ve yerinin tam da bu adamın yanı olduğundan artık asla şüphesi yoktu. Vedat, benliğinde sağlam bir zemine demir atmıştı, Efşan onu kaldıracak güçtü değildi, kimsenin gücünün yeteceğini de sanmıyordu. Ne yaşayacağını bilmiyor, zamanla bunları çözerek üstesinden geleceğini biliyordu çünkü Vedat ona bu güveni veriyordu.

Efşan’ı çözmek zordu evet, Vedat buna hazırdı ve onu daha fazla zorlamak istemedi. Bir gün gül gibi açılacak bu kadını izleyerek, toprağına su verecekti. Karşılığında da onu çok sevecek bir kadını olacaktı, Vedat ondan başka bir şey beklemiyordu.

Göğsündeki kadının başını iki elinin arasına alıp kendine bakmasını sağladı. Islak mavi gözlerine birer öpücük kondurdu. “Artık burada kalamazsın, benim evime gelmeni istiyorum.”

“Yapamam, bunu aileme açıklayamam. Şu an hepsinin başı beni almayacak kadar sorunun içinde. Bir de kendimi bunun içine katamam.”

“Hepsi de senin iyi olmanı isteyecektir. Şu durumu bilseler sana aksini yapmanı söylemezler. Senin için yapacakları hiçbir şey yok, Efşan. Seni oraya alıp koruyamazlar, hiçbiri Cengiz’i senden uzak tutamaz.”

Vedat’ın haklı olduğunu bilmek Efşan’ın omuzlarını indirmesine neden oldu. Tahsin babası ona babalık yapmıştı, her şeyini önüne sermişti, babasının da bu şekilde düşünecek olmasını biliyordu ama Vedat’ın isteği farklıydı. Cengiz’den korkmuyordu ama başına bir şey gelebileceği de açıktı. Ölmek bir sorun değilse de önce ölen Cengiz olmalıydı. Kalbinde zerre kadar kardeş hissi uyanmıyordu Efşan’ın. Karşısına Vedat çıkmıştı, çıkmasa bile bir gün, o günün geleceğini biliyor, abisini öldürmenin hayaliyle yaşıyordu, ama bunun yanında son nefesine kadar karşısına çıkmamasını da istiyordu. Bu olmadı, Cengiz kendi cenazesine selam vermişti.

“Ailen? Bu çok saçma olur, öylece ben geldim artık burada yaşayacağım denmez. Dense bile ben o yapıda biri değilim.”

Ruhunun asaletine iç geçirip, Efşan’ın yüzünü başparmaklarıyla okşadı. “Efşan… Ben bu yola çıkarken herkesin önümde eğildiği biri olacaktım, oldum. Ailem de buna dâhil. Ben Vedat Çelebi’yim, senden başka herkes önümde eğilmeye mahkûm. Ben kimsenin önünde eğilmem! Sadece aşka, sadece sana… Benim olduğum her yerde ben neysem sen osun.”

Efşan başını sağa sola sallayıp itiraz etti. “Ben neysem oyum, bunlar benim kendimi iyi hissetmeme yetmez.”

Geri çekilip ceketinden kurtuldu, gelişigüzel bir yere fırlatınca Efşan gözlerini devirdi. Dağınıklıktan nefret ediyordu. Koltuğa fırlatılan ceket ruhuna saplanan sıkıntı gibiydi. Ceketi izlerken Vedat elini tutup, karşılarında duran büyük koltuğa çekiştirip oturdu, Efşan’ı da yanına oturttu. Dizini büküp ona dönünce aynısını da Efşan yaptı. Birbirlerine dolanan masum bakışlarından çok fazla şey geçse de gerekli konuşmaları yapacak oldukları aşikârdı.

“Sen küçük bir kadınsın, içinde daha küçük bir kadın var. Korkuyorsun, haklısın ama hiçbir şey umduğun gibi olmayacak. Bana kimse bir şey yapamaz, sana da öyle. Hem neden biri veya birileri bana bir şey yapsın ki? Ben bir düzenin ayrılmaz eş parçasıyım.”

Efşan onu anlamaz gözlerle izliyordu. “Bunu anlamadım.”

“Anlatacağım ama şimdi değil.” Mavi gözleri kadının koyu mavilerine bakarken arada birbirlerine geçirdikleri duygu akımları ikisini de etkiliyordu. “Benimle olacaksın, doğru mu?”

Burnundan aldığı derin solukla omuzları indi, bakışlarını eline indirdi. “Başka bir şansım olduğunu düşünmüyorum. Beni soktuğun çıkmaz sokakta mahsur kalmış, kalbi sıkışmış gibiyim. Gidemiyorum, ne ileri ne geri.”  

Kaşları birleşen Vedat başını yana eğdi. “Beni çaresizlik olarak mı görüyorsun?”

Kendini ifade edemiyor oluşuna içerlendi, oysa az önce teslim bayrağını çektiğini düşünmüştü. “Vedat, ben… Hayır, öyle değil. Kendimi ifade edemiyorum. Daha önce bu konuları aşabileceğim bir şey yaşamadım.” Adamın yumuşayan bakışlarına içinden gelerek gülümsedi. “Kısaca özetlemem gerekirse ben sende tutuklu kaldım.” Vedat’ın suratında daha önce böyle güzel bir gülümseme görmediğine emindi. Kar gibi dişlerini meydana çıkartan, gamzelerini göz alıcı yapan ve o buz gibi bakışlarındaki sıcaklık. Efşan kalbine söz geçirebilse atmayı kes, hiç mi gamzeli adam görmedin, derdi. Söz geçmiyor, Efşan gitgide aşkın sağlam pençelerine tutuluyordu.

“Kısaca bir şey diyebilir miyim?”

Vedat’a başını salladı, ne diyeceğini merak ederken yerinde kıpırdanıp ona yaklaştı. “Seni dinliyorum.”

Vedat gülümseyerek yaklaşırken başını sağa eğmişti. Bakışları akıl çıkmazı, aşk dolu mavileri kuşatıyordu. “Kaderimizde ne varsa onu yaşarız. Kim kaçmış kaderden de biz kaçacağız.” Biraz daha yaklaştı, çok yakındı ama bir o kadar da uzak. Kadının dudaklarına fısıldadı. “Gel yârim ol Efşan.”

Kalbinin sertçe kaburgasına çarpması, nefesinin kesilmesi, o fısıltının ruhuna işlemesi… Hiç böylesi kuvvetli bir anda yaşamamıştı, bir duygu onu bu denli sarsmamıştı.

İki elinde sıkı sıkı tutan adama bakıyordu. “Bu yoldan dönüşüm olmayacak.”

Vedat iki kaşını da kaldırıp dişleri arasında, “Cık,” dedi.

Ellerinin altındaki saçlarda gezen parmaklar hareket ediyor, ileri geri hareketler bırakıyordu. Bakışları ya Vedat’ın gözlerinde ya da saçlarındaydı. “Sen kaşındın. Benden günah gitti, uyarmadı demezsin.”

Vedat’ın tek kaşı kalkarken dudakları büküldü. “Bunu anlamadım.”

“Anlarsın zamanla.” Ayağa kalkıp tepeden baktı, Vedat’a, can çekişiyordu. “Evleneceksin benimle! Ben evine başka şartla gitmem. Sen söyledin, sen neysen ben o olacaktım. Gücünün yarısını bana vereceksin, açamayacağım kapı, bükemeyeceğim bilek olmayacak.”

Derin bir solukla doğrulup ayağa kalktı. Tam karşısına geçip tepeden baktı. “Ne yapmak istiyorsun?”

“Âlemin kralının karısı olarak başlamayı planlıyorum. Sonrasına bakarız.”

“Var var, dilinin altında bir şeyler çıkacak.”

“Peki. Ben süslü hediyelerle kandırılmak istemem. Beni evine kapatıp, sana yarım düzine çocuk da doğurtamazsın. Hayatım boyunca camianın derneklerinde bağış dağıtmamı da isteyemezsin. Yanında süs diye de taşıyamazsın! Evliyim, çocuklarım var deyip otur evinde, işlerime karışma da diyemezsin. Bana baktıklarında sadece Vedat Çelebi’nin karısı diyemezler.”

Tüm sözlerini dikkatle dinlemişti, bakışları kısılmıştı. “Sana ne demelerini istiyorsun?”

“Karısı da Vedat kadar manyak desinler. Bakmaya korksunlar, konuşmaya çekinsinler. Yanımdan geçerken sana nasıl davranıyorlarsa bana da öyle davransınlar. Benden hiçbir şey saklamayacaksın, tek bir sır bile! Dostunu da bileceğim dost görünen düşmanını da. Sen yürüyeceksin, ben yürüyeceğim.”

Efşan’ı sarsan gülüşüyle bir adım atarken, ellerini cebine bıraktı. Bunlar zaten Vedat’ın istediği şeylerdi. Hiç konuşmamış olabilirlerdi ama Vedat tam da böyle bir kadın istiyordu. “Sonra?”

Efşan aralarındaki mesafeyi kapattı. Elleri Vedat’ın yüzüne yerleşip, yeni çıkan sakalları hissetti. Son derece çekici bu adamı istiyordu. Kalbiyle, oluşuyla ve her şeyiyle. Sıktığı duygularını serbest bırakıyordu. “Sonra deli gibi âşık olacağız.”

Vedat’ın elleri de Efşan’ın başını kavrayıp çekti. Burun buruna geldiklerinde alnını kadının alnına dayadı. “Olmadık mı Efşan, olmadık mı Gülefşan…”

İçini sımsıcak eden kendi adıydı. Vedat’ın sesinden dökülen güllerdi. “Bana ilk kez Gülefşan dedin.”

İkisin de gözleri kapalı, sesleri fısıltılıydı. Kalpleri birbirine çarpıyordu. İkisin de göğüsleri aşkla kabarıyordu. 

“Çünkü artık gülümsün. Adın dilimi yakıyor, içimi parçalıyor. Kalbimde bir sancı gibi adın, geçmek bilmeyen.”

Başını kaldırıp Vedat’a baktı, mavi gözleri hem kocaman bir ışıltı hem de hüzün taşıyordu. Un ufak oldu kalbi, dağıttı Efşan’ı karmakarışık bakışlar. Bu adam kendisini nasıl seviyordu? Her an daha farklı bir sarmalın içinde geziniyordu bakışları. Kendi hislerinden kaçıp ona sığınmak istedi. Vedat ona bir kadının aklının almayacağı aşkı sunuyordu.

“Geberene kadar âşık olalım, Vedat!” Başını arkaya atınca saçları dalga dalga sırtına salındı. Vedat’ın eli yüzünü sıyırıp saçlarına geçti. Sertçe saç diplerinden tutup sıktı. Efşan’ın çenesi havaya kalktı. Vedat ona bakarken içini çekti. “Geberiyorum zaten. Benim aklımı aldığını bilmiyorsun, günlerdir arayacağın, geleceğin ânı bekliyorum.”

“Bu gece sana gelecektim,” diyerek itiraf etti. “Anladım, bildim. Geçen zaman öğretti ki seni istiyorum. Yapamıyorum, olmadı. Bir an bile çıkmadın aklımdan. Ama gelemedim.”

“Olsun, düşünmüşsün ya.” Parmak uçlarıyla tenini usulca okşuyor, bakışlarıyla Efşan’ın her ifadesini her bakışını ezberliyordu. En son ne zaman bakışları bu denli yumuşak, içli ve hislerle dolmuştu, bilinmezdi. “Sen bana gelmenin hayalini kur, ben senin yollarına serilirim. Bir adım gel, bin adım gelirim. Senden istediğim tek şey yanımda olman, bana huzuru ve aşkı getirmen. Bu ikisinden başka her şeye sahibim.”

“İnsan her şeye sahip olamaz, bir eksiğimiz hep olacaktır.”

Efşan’ın yüz hatlarında gezindi bakışları, nefesi öyle derindi ki göğsü dolup boşaldı. “Birlikte olup, birbirimizi sevdikçe eksikleri görmek âşığın ruhuna yakışmaz. O, o zaman âşık olmaz.”

Efşan onun sözleriyle eriyor, dizlerinin titrediğini hissediyordu. Gelecekte başına ne gelirdi, ne yaşardı bilemezdi ama Vedat Çelebi’ye âşıktı. Aklının alamadığı bir ayrıntıyla bağlanıyordu. Ne yaşarsa yaşasın bu aşkı tadacaktı ya bu, ona yeterdi. “Mutlaka eksiğimiz olacak, ama ben o zaman da seni seveceğim.”

“Sen eksik olma, gerisi boş gerisi yalan.” Dudaklarını Efşan’ın alnına sıkıca bastırdığında, gözlerini yumdu. Benliğini saran gül kokusuyla kadının başını göğsüne bastırdı. Efşan’ın kolları sırtına dolandı, sıkıca, sevgi ve merhametle. Sadakat ve teslimiyetle, aşk ve tutkuyla.

Alnına aldığı dokunuş ona anlatıyordu. Sen bu adamın her şeyisin, en çok sevdiğisin. Başını geriye çekip gülümsedi, ona bakan buz mavisi gözler artık sıcak mavilerdi. Soğukluk her an uzaklaşıyordu, yerini değişik, Efşan’ın anlatmaya kelimelerinin yetmeyeceği güzelliklere bırakıyordu.

“Sıcak bir şeyler içelim mi? sonra sana şu koltuğa,” derken az önce kalktıkları koltuğu işaret etmişti. “Yatak yaparım.”

Gamzelerini ortaya çıkartan gülüşüyle başını salladı. “İçelim. Benim yatağım senin kalbine serildi, taş olsa yatarım.”

Sıcacık olan kalbiyle kocaman gülümseyince gözleri kısıldı. Hızlı bir hareketle uzanıp sol yanağındaki gamzeden öptü. Vedat onun kollarını tuttuğunda aynı hızla koparak arkasını dönüp mutfak tarafına ilerledi. “Sahlep?”

Gülümseyerek kravatına asıldı, aşağı çekerken, “Olur,” dedi.

Önerilen makaleler

13 Yorum

  1. Allah ım hastayım bulların aşklarına

  2. Uuuuu alev aldı buralar yazarım neler yazdın öyleeee😂😍

  3. Ben de içerim kız Efşan bir sahlep,nasılda asi aşıklarımız var beee👌🏻❤

  4. Efsane bir aşk muhteşem bölüm olmuş ellerinize emeğinize sağlık ❤❤❤

  5. Bayıldım şuan çok mutluyum ya.
    Ellerine sağlık güzel bir bölüm olmuş devamını merakla bekliyorum 🥰🥰🥰🥰

  6. ❤❤❤🥰🤍🤍

  7. Çok kral oldunuz be kız efşan atarına giderine hasta ettin koskoca Vedat Çelebi yi helal sana

  8. Ne ask 6aa ❤️❤️

  9. bu ne ask yığidim gülefsan orada ben burada eridim böyle seven erkekler bir tek payel den cıkar zaten assağısı kurtarmazdı bizi gulefsan aslı ile yakınlığın suan appacık ortada ucundan kıyısından manyaklık bulaşmış bu aşikar bakalım vedat ile bir araya gelince neler olacak
    Emeğine yüreğine sağlık mükemmel ötesi bir bölüm olmus

  10. Ay sonunda bakalım neler olacak

  11. Sen ona su getir anca harareti söner😄

  12. Valla beni benden aldı bende istiyom bu vedattan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!