26. Hem de Her Bir Telini

Aylar sonrası…

Evini teslim alan, eşyalarını özenle yerleştiren Ahu, bir saat kadar önce de çeyizini yerleştirip baba ocağına geri dönmüştü. Tabanları sızlıyor, saç dipleri sancıyordu. “Anam ne zormuş evlenmek, bir daha tövbe.” 

Kıkırdayan Pınar ayak ucunda oturuyordu. “Manyak!” 

“Sus, bu işler sırayla. Seni de göreceğim.” 

“Ama çok güzel oldu evin, mutlulukla bir ömür otur.” 

“Ya… Değil mi? Şahane oldu. Seninki de öyle olacak az kaldı.” 

“Halil Abi ve Cansu Abla gibi yapacaktık aslında. Bas nikahı al kocayı.” 

Halil ile Cansu iki ay önce dünya evine girmişti. Halil’in evini baştan düzenleyip, Cansu’nun çeyizlerini hep bir elden sermişlerdi. Bekleyecek neleri vardı ki? Geçen onca yıldan sonra Halil için bir gün bile fazlaydı ve sonunda muradına ermişti. Halil dünya evine girmişti ama dünya üzerinde uçarak dolaşıyordu. 

Ahu kahkaha attı. “Onlar çok bekledi, bu hız az bile onlara. Halil Abi Haydi gibi ayakları birbirine vura vura geziyor iki aydır. Bir sokak da haralaydi diye narası eksik.”

Pınar kahkaha atarken iki büklüm olunca Ahu da kendi sözlerinin komedisiyle ona eşlik etti. Kapı aralanınca Kerim odaya başını uzattı. “Ne oluyor, gidiyorum diye mi bu gülüşler?” 

“Yok aşkım, başka bir şey için.” 

Ahu bir süredir duygusal anların içinde dolaşıp duruyordu ve Kerim onun evlenip yuvadan uçacak olmasıyla alay ediyordu ve bu Ahu’yu derinden bir kederle sarsıyordu. Kime gidersen git, baba ocağı başkaydı. 

Dudaklarını büzüp yüzünü döndü. “Mutlusunuz işte, gidiyorum.” 

“Bak bak laflara bak! Kalsaydın Ahu, bir yirmi beş yıl daha otur bacım. Senden yüksünmüşlüğümüz mü var?” 

“Gideceğim, sizi eşlerinize havale ediyorum. Ama bilin ki ben bu evin tek kızı ve hatunlarınızın da görümcesiyim. Benim bir ağırlığım var.”

Kerim kahkaha atarak odaya dalıp kardeşinin saçlarını karman çorman etti. Ahu onu itmekle Kerim de daha çok karıştırmakla uğraşıyordu. “Kız senin her tarafın ağırlık olsa ne olur? Çöpten kızsın sen. Senden görümce olmayacağını Beyoğlu bile biliyor. Almış gelini karşısına kıkırdıyor.”

“Abi ya…” diye cıyaklıyordu Ahu. Pınar da onlara bakıp gülümsüyordu. “Mahvettin saçlarımı, zaten kıvırcık şimdi açılmayacak.”

Ahu’nun telefonu odayı doldurunca Kerim kardeşini bıraktı. Saçlarını geriye atıp nefesini saldı Ahu. Yatağın üzerindeki telefona kaptı. “Poyraz arıyor, nereye kayboldu hem o birden?” Telefonu açıp kulağına çekti. “Efendim?” 

“Balkona çık, bekliyorum.” Kapanan telefona bakıp kaşlarını çattı. 

“Ne oldu?” diye sordu Kerim. 

“Balkona çık dedi ve kapattı.” Bacaklarını yataktan indirip saçlarını topladı. Ondan önce Kerim ve Pınar çoktan çıkmışlardı. Şalını başına dolayıp uzun koridoru aştı. Annesi, abisi ve Pınar sarkmış bakıyorlardı. Merakı iyice kabardığında korkuluğun önüne gelip aşağı baktı. 

Poyraz’ın gülümseyen suratını gördü ilk, elleri cebinde zümrüt yeşili arabaya yaslanmıştı. Gözleri açıldı, ağzı aralandı. “Bu ne?” diye fısıldadı. 

“Poyraz Oğlum sana araba almış,” dedi annesi. “Aslan damadım,” diyen Naciye Sultan doğrulurken sesi etrafına duyulur yükseklikteydi. Omuzları kalkmıştı kadının. “Maşallah.” 

“Bana mı?” diyen Ahu, boş bakıyordu. Elini kaldırıp gel işareti yapan adama gülümsedi. Heyecanı yeni yeni geliyor, durumu kavrıyordu. Ehliyetini almaya bile gidememişti ki koşturmacadan. Koşar adım evden çıktı. Ayağına geçirdiği babetleriyle pat pat indi. Demir kapıyı açıp Poyraz’ın önünde durdu. 

“Poyraz bu ne?” derken çarpıcı yeşil araca bakıyordu. 

“Hyundai İ10.” 

Ahu ne anlardı i den j den. “Güzelmiş.” 

Poyraz bir cebinden anahtarı çıkarıp Ahu’ya uzattı. “Senin, düğün hediyen.” 

Yüreğine kadar gülümsüyordu. Ela gözlerini içi kıvılcım çıkarıyordu. Sağına soluna bakındı, bir mart güneşini fırsat bilen komşular ya camda ya da kapı önlerine serilmişlerdi. Omuz silkerek Poyraz’ın boynuna asıldı. “Sen… Sen ne kadar güzel adamsın!” 

Sokak ortasında ne yapacağını bilemeyen Poyraz, bir hafta sonra resmi nikâhla eşi olacak kadının sırtına elini koyarken gülümsediği sırada üst kattan bir öh hö sesi duydu. Kerim yine yapacağını yapıyordu. 

Asıldığı hızla koptu Poyraz’dan. “Ama ehliyetimi almadım ki daha,” derken anahtarı almıştı. Abisi umurunda bile değildi. 

Poyraz elini arka cebine atarken Ahu onu izliyordu. Ehliyetini Poyraz’ın elinde görünce gözleri heyecanla aralandı. “Vur kalbime zalimin evladı. Hiç düşünme bu Ahu nefes alır mı?” 

“Kazasız belasız olsun, zalimin kızı. Güle güle kullan!” 

Ahu ehliyetini alıp avucuna sıkıştırdığı sırada annesi, abisi ve Pınar da aşağıya inmişti. “Hayırlı olsun,” dedi Naciye Sultan. “Maşallah oğluma, hiçbir şey de esirgemez kızımdan.” Kadın göğsünü kabarta kabarta duyuruyordu tüm sokağa. 

“E hadi,” dedi Ahu. “Atlayın bir acemi turu yapalım.” 

Kerim kahkaha attı. “Kızım, acemi kadının arabasına ancak kocası biner. Yürü bakalım bir seni izliyoruz.” 

“Bak gör şimdi nasıl götürüyorum, atla Poyraz.” Şalının ucunu arkasına savurdu ve cool bir edayla aracının kapısını açıp oturdu. “Allah’ım ölüyorum, bu nasıl endam bu nasıl şıklık.” Aracına ettiği sözler hepsini gülümsetmişti. Yanına oturan Poyraz ile kapısını çekip aracı çalıştırdı. Ustası çok iyiydi ve o arabayı usulca kaldırdı. Sokaktan çıkarken, “Nasıl hocam, iyi miyim?” 

“Senden daha iyisini görmedim.” 

Poyraz’a kısa bir an dönerek göz kırptı. “Ben de senden daha iyisini görmedim, her konuda.” 

“Hım,” dedi Poyraz. “Her zaman anlayışlı olmaya çalışacağım ama sanırım olamam. Kavgasız evliliklerin tuzsuz olduğu söyleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsun?” 

Terzinin olduğu sokaktan düz devam eden Ahu’nun gözü yoldaydı. “Sanırım ben de her zaman sakin bir eş olmayacağım, annem zaten belli. Naciye Sultan. Bir atar damar var bende, sen de fark ediyor musun?” 

“Etmez miyim, zamanında az savurmadın o şalı. Ama çabuk sönüyorsun, inat yok sende. Bu iyi bir şey.” 

“Fakat sen çok inatçısın, ama sakinsin de. Demek istediğin ara sıra tartışacak olmamız mı?” 

“Pek tabii. Sanırım aksi olsa sorun teşkil eder diye düşünüyorum. Aşkın en verimli çağını yaşıyoruz, bir zaman gelecek ki biz hayatın içinde kavrulacağız. Belki işlerimiz, belki de çocuklarımızla ilgili itilafa düşeceğiz. Hayat bizi yoracak ve bazen birbirimize isteklerimiz de karşılık verirken sıkıntılı bir hâl takınacağız.”

“Aile faktörünü unutma,” dedi Ahu. “Onlarda bizden ilgi bekleyecek, vermezsek bize yüklenecek. Geçenlerde bir yazı okudum. Boşanan çiftlerin bir kısmı çocuk sahibi olduktan sonra aralarının bozulduğunu söylüyormuş. Bu konuya ne diyorsun?” 

“Bakamayacağımız çocuğu yapmayız diyorum. Ama yaparsak da sevimli bir şey olurdu değil mi?” 

Ahu direksiyonun hakimiyetini bir an kaybedince, Poyraz direksiyonu kavradı. “Dikkat!” 

“Öyle konuşup dikkatimi dağıtıyorsun sonra da dikkat diyorsun, Poyraz.” Sesi korkmuş çıkıyordu ya da fazla eğlenceli. Poyraz’ın kahkahası kulaklarını yakıp geçerken nefesini saldı.

“Nasıl konuşurken?” derken eli hâlâ direksiyondaydı. 

Evin sokağına dönen Ahu yandan bakış atarken yüzündeki pembelikten haberi vardı. Yanıyordu teni, karışıyordu aklı. “Tamam Poyraz, sus.” 

Poyraz elini çekip arkasına yaslandı. “Susayım madem, nasılsa konuşacak zamanımız olacak. Balayı için çok iyi bir yer buldum. Sana da göstereyim, kararı sen verirsin. Ona göre yer ayırtacağım.” Telefonunu açıp ilçenin fotoğraflarını bulurken Ahu, kapının önüne park etmişti. 

“Bak burası.” 

Ahu başını uzatıp fotoğraflara bakmaya başladı. Küçük bir sahil kasabası gibi duruyordu, evler o kadar şirindi ki Ahu bayılmıştı. “Neresi burası? Çok güzelmiş.” 

“İzmir, Foça.”

“Şurada bir çay içer miyiz?” derken başını telefona uzatmıştı, Poyraz başını kaldırıp gülümsedi. Ahu’nun gülen gözleri neler vaat etmiyordu ki… “İçeriz. Gidiyoruz o hâlde.” 

“Gidelim o hâlde.” Ahu geri çekilip mesafeyi açtı. Abisi ve Pınar kapının önünde oturuyordu. Onlara göz atıp Poyraz’a döndü. “Sonra hatırlat sana bir teşekkür öpücüğü vereyim.” 

“Ne zaman hatırlatayım?” Poyraz daha o zevke erişememişti, ruhunu saran heyecanla parlıyordu gözleri. 

“Bir hafta sonra.” Ahu gülümseyerek aracın kapısını açtı. Bedeniyle geri dönüp, yeşil gözlere kalbindeki tüm sevgiyle baktı. “Teşekkür ederim güzel adam.” 

Mütevazi bir gülüşle başını yana yatırdı Poyraz. “Ben teşekkür ederim güzel kadın.” 

                                                                          ***

Taksinin kapısını kapatıp kapının önünde beklemeye başladı. Siyah takım elbise içinde tazecik bir damat adayıydı ve düğüne bir gün kalmıştı. Fotoğraf çekimi için hazırlanmıştı, Ahu da Cansu’nun yanında son hazırlıklarını yapıyordu. Dün gece kınası yakılmış ellerinde birbirlerinin baş harflerini taşıyorlardı. Poyraz elinin için bakıp heyecanlı bir soluk bıraktı. Gelinliğini elleriyle diken Ahu’yu uğradıkça görmüştü ama üzerinde ilk kez görecekti. Nasipse günün akşamına da imam nikâhları kıyılacaktı. Bir sonun, sonsuz başlangıcına bir gündü.  

İçeri girmektense Ahu’yu aradı. Kapıda beklemesini bir dakika sonra çıkıyor olduğunu söyleyen Ahu telefonu kapatmıştı. Yerinde sağa sola adımlayıp etraftaki esnaflardan gelen sözlere gülümseyerek cevap veriyordu. Kuaförün kapısı açılınca adımlarını kesip döndü, ama Ahu’nun üzerinde siyah başlıklı bir pelerin vardı. Önünü tamamen kapatmıştı Ahu, ama gülen gözleri ve güzel yüzü adama dönüktü. 

Gelinliği tam göremiyordu ama Ahu’nun ela gözleri ışıl ışıldı. Gelin makyajını fazla bulsa da kadını da ayrı güzeldi. Şevkle gülümsedi. Aracın ön kapısını açıp eliyle buyur etti. “Kara başlıklı kız mı olsun sen?”

Cansu, Pınar ve Meltem’in kıkırtılarıyla Ahu da küçük bir kahkaha attı. “Bir taksi mi çevirsem, kurtlara yem olmak istemiyorum.”

“Senin gözlerinin neden bu kadar güzel?” dedi Poyraz, masala ayak uydururcasına. 

“O senin yansıman, eskiden bu kadar güzel değildi. Peki ya senin bu hâlin ne?” dedi Ahu, pelerinine sıkıca sarılırken. 

Poyraz sırıtarak etrafına bakındı ama her yerde Ahu’nun ela gözleri vardı adeta. Ahu’ya dönüp yeşil gözleri kısılana kadar gülümsedi. “Senin yanına yakışabilmek için.” 

“Yanına yakışanı herkes bulur, sen benim gönlüme yakıştın.” Adama göz kırparak açık kapıdan rahatça araca bindi. 

“Ah…” diyerek iç geçirdi Meltem. “Aşka bak ya, dünyada şu kadar nasibimiz olsa yeter.” 

Pınar, Meltem’i itekledi. “Yürü kız, daha on sekiz yaşında nasip diyor.” 

“Ya… Ne dedim ki?” derken Pınar da Meltem de aracın arka koltuklarına kurulmuştu. Onları kolları göğsünde bağlı, başı kapıya yaslı izleyen Cansu da mutluluk dolu bakışlarını giden aracın arkasına sabitlemişti. Kapının önüne duran sarı taksiye iki adım atıp yaklaştı. Canının içi kocası caddeden geçerken durmazsa arabası hararet yapardı. “Hayırdır gülüm, ne bu bakış?” Halil, karısının leylalı bakışlarını asla kaçırmazdı. Hayat Halil için aylar önce başlamıştı. Doğduğundan o güne sanki hiç yaşamamış gibi nefes alıyordu artık. Çünkü Cansu onundu ve evlerinde dolaşırken, mutfakta yemek hazırlarken, akşamları içtikleri birer fincan kahveler, geceyi bitiren o Cansu’nun ışığa dokunan eli… Halil dünyadaki cefasını tamamlamış, sefasını kana kana içiyordu. 

“Ne olsun beyim, az önce Ahu ile Poyraz seremonisi izledim de aşka geldim.”

“Çekime gideceklerdi değil mi?”

“Evet, gittiler şimdi.”

“Söylemedin değil mi?”

Cansu’nun yanakları al al oldu, gözlerindeki kıvılcımlar arttı. “Şimdi onların mutluluk zamanları, gündem değişmesin. Düğünden sonra söyleriz.” 

“Tamam, haklısın. Canın bir şey istiyor mu?” derken Halil sırıtıyor, Cansu da düşünüyordu. Nasıl bir duaya denk gelmişti de Allah ona Halil’i göndermişti… “Yok, canım. Olursa söylerim.”

Halil camdan elini uzatıp Cansu’nun yanağından makas aldı. “Evde görüşürüz.”

“Görüşelim kocam, istediğin bir yemek var mı?” 

“Sen ne seviyorsan onu yap, ben de severim.” 

Durağa dönen aracın arkasından daha büyük bir aşkla bakarken Ahu ile Poyraz’ı unutmuş, kendi duygularının müzikalinde dans ediyordu. 

                                                              ***

Çekim için geldikleri saray tarzı evin içine girince pelerinini çıkartıp Pınar’a uzattı. Eli gelin başörtüsüne gitmiş, hafifçe dokunmuştu. Bir kolona asılmış boydan aynayı fark edince hemen önüne yürüdü. Bozulan bir yeri var mı diye bakmaya başladığında az ilerisinde ağzı bir karış açık bakan Poyraz’ı fark etmedi. 

Poyraz siyah pelerinden arınan kadının gelinliğini tam anlamıyla ilk kez görüyor, bakışlarıyla da bunun hakkını veriyordu. Dar olmayan ama çok da kabarık durmayan gelinliğin dantel eteklerine, eteklerini süsleyen küçük parlak taşlara, kemer tarzında daha farklı bir dantelin süslediği ince beli taşlarla bezeliydi. Kolları ve göğüs kısmı kalın parlak tülle sarmalanmıştı. Başörtüsü topuz yerine düz bir bağlama şeklinde ama yere kadar uzun bir kuyruğu alan gelinlik kumaşıydı. 

Aynanın karşısında kendini süzen kadının arkasında durdu. Aynada göz göze geldiklerinde Ahu kocaman gülümsemişti. “Nasıl olmuş?” 

“Nefesim kesildi. Tamam, görmüştüm ama üzerinde çok başka duruyor. Gelinlik, gelinine yakışıyormuş Ahu…”

Ahu tam tur dönerek kendini gösterdi. “Yetenekliyim, değil mi?” 

“Onu geçiyorum Ahu, sen çok güzelsin,” derken başını sağa sola içli bir şekilde sallıyordu. Bu kadın yarın gece hayat arkadaşı olacaktı. Nefesini alıp bir adım geri çıktı. “Sabır sabır,” dedi. 

“Bırak şimdi sabrı. Gelinlik işine girmeye karar verdim. İşleri büyütürüm belki, ne diyorsun?”

“Yaparsın sen.” Kızın ellerini tutup etrafına bakındı. Işıklar ayarlanıyordu, kız kardeşi ve Pınar köşeye kamp kurmuştu. Ahu’ya dönerek kızın meraklı bakışlarına yaklaştı. “Ne istersen yap ama beni ihmal etme! Tek isteğim bu! Başarmaya odaklanıp evliliğimizi es geçmeni istemiyorum.” 

Ellerini tutan adamın ellerini sıktı. “Her zaman önceliğim ailem olacak! Hiç merak etme! Ama olur da şaşarsam beni uyarmaktan kaçınma!”

“Aynı şeyi sen de yap! Hayatın içine kapılıp gidersek beni uyar!” 

Ahu gözlerini kısarak dudaklarını büktü. “Çenem bir açılırsa zor kapanır, biliyorsun.” Doğrulup gülümsedi. “Merak etme yiğidim, ben Beyoğlu kızıyım, paranın huzur getirmeyeceğini bilen saf mutluluklardan geldim.” 

Poyraz gülümserken, Ahu da ona eşlik etti. Fotoğrafçının, “Biz hazırız,” demesiyle saatler sürecek serüvene yürüdüler. 

                                                             ***

“Sağ ayak.”

Başını kaldırıp kocasına baktı. “Sen de.” 

Poyraz’ın cebinden çıkan anahtara bakıp, gözlerine döndü. Kocasının uzattığı anahtarı avucuna aldı. Üç anahtarın takılı olduğu, ucunda ev minyatürünün salladığı anahtara bakmak için başını eğdi. Bildiği anahtarı tutup kilide takıp çevirdi. “Ömrüme hoş geldin sevgili eşim.” 

Poyraz, karısının kilidi tutan elin üzerine kendi elini bıraktı. “Hoş geldik Ahu Gözlüm.” Kapıyı iterek karanlığa adım attılar. Poyraz kapının önündeki ayakkabılarını alıp kapıyı kapattı. Işıkları açan karısına bakıp dolaba kaldırdı. Sade döşenmiş salonun da ışığını açıp evine şöyle bir göz attı Ahu. Dün gece ısıtması açılmış ev sıcacıktı. Ayaklarının altındaki yün halıya basarken yorgunluğu azalıyordu. Fransız penceresinin önündeki berjerleri es geçip büyük koltuğun tam ortasına oturdu. 

Kendini mutlu ama garip hissediyordu. Ev yabancı gelmiyordu belki ama tuhaftı işte. Ahu sözcüklere dökemiyordu. Çocukluğunun, giden ömrünün geçtiği evden başka bir eve geçmek… Ve bir adamla… Sevdiği adamla… Bu kadar da olsa biraz tuhaf hissetmesi doğal olmalıydı. Orta sehpanın üzerindeki mumlara bakıyordu. Parmağı dudakları arasındaydı ve Poyraz’a annesinden koparılmış ana okulu çocuğu gibi görünüyordu. Gelip Ahu’nun yanına oturdu. 

“Annem çok ağladı hâlâ ağlıyor mudur?” 

“Birkaç gün sancısı sürer diye düşünüyorum,” dedi Poyraz. “Bunlar normal değil mi?” 

“Bilmiyorum ki, normaldir sanırım. Onca sene evleneyim diye bana etmediğini bırakan kadın olduğuna inanmak güç.”

Poyraz kıkırdayınca Ahu ona döndü. “Neden gülüyorsun?” 

Poyraz da bedeniyle karısına döndü. “Benim annem de ağlıyordu.” 

Poyraz’ın eğlenceli bakışlarıyla o da gülümsedi. “Ya siz erkekler…” Elini yüzüne kapatıp güldü. “Annem kadar ağlıyordu Poyraz. Gören de benim annem sanacak kadar hem de. Ben dert ediniyorum ama sen gülüyorsun.” 

“Ne yapayım,” derken kahkaha attı Poyraz. “Kız erkek fark etmiyor demek ki. Anne, annedir.”

“Öyle sanırım, ama benim annem yengelerimi eve getirirken ağlamamıştı. Hatta böyle omuzları dik dolaşıyordu.”

“Mutlaka üzülmüştür. Sonuçta onunla yaşayan biri ki bu evladı, yatağını boş gürünce bir hüzün sarar. Ama annen duygularını gizlemekte usta biri. Ben aslında…” Poyraz susunca Ahu üsteledi. 

“Söyle söyle.” 

Ahu’nun elini avuçlarına alıp parmaklarıyla oynamaya başladı. “Abilerin çok hüzünlüydü, tabii bu her abinin hissedeceği o tatlı hüzünden.” 

“Kerim Abimle arkadaş gibi büyük ama İlhan ve İlyas Abim baba yerine geçti.” Ahu başını sağa sola sallayıp silkelendi. “Neyse… Bunlar zamanla geçen duygular, doğanın kanunu bu.” Ayağa kalkıp Poyraz’ın elini çekti. “Makas pense bir şeyler bul hadi.” 

Poyraz karısının karşısına geçip, kaşları çatık baktı. “Makas? Pense? Ne yapacağız onları?”

Ahu dudaklarını sıktı, her an kahkaha atmamak için direniyordu. “Bizde adettir, önce sana işkence edeceğim.” 

Poyraz gözlerini kırpıştırırken uzun siyah kirpikleri hızlı hızlı hareket ediyordu. Karışık düşünceler ve Ahu’nun kahkaha atan göz bebekleri ona ortada eğlenilen adam olduğunu açıklıyordu. “Ben sana lazımım güzelim, insan kocasına işkence eder mi?” 

Ahu ellerini havaya açtı. “Valla kocacığım, tüm suç Cansu Abla’nın. Özene bezene hazırladı bu işkenceyi. Hatta birkaç zımba fazladan bastı, basarken de güldü. ‘Poyraz uğraşsın, beni alakadar etmez’ dedi.

Birkaç saniye boş boş bakan Poyraz aydınlanmayla başını kaldırıp dudaklarını bükerek sırıttı. “Anladım şimdi. Bana sökmez kızım bunlar, dişlerimle sökerim gerekiyorsa.” 

“Göreceğiz,” diyen Ahu arkasını dönerek salondan çıkarken, “Mutfakta bir şeyler olmalı. Bak da gel, bekliyorum. Boyunluk takmış gibiyim Poyraz. Kafam sağa sola dönmüyor, kurtar beni bu eziyetten.” 

Ahu yatağın üzerinde, karşısındaki aynadan kendine bakarken Poyraz elinde mutfak makasıyla içeri girdi. “Sadece bunu bulabildim.” 

Kocasına dönerek başını kaldırdı. Gerdanı görünmesin diye iki kumaşı birleştiren zımbaları gösterdi. “Yukarı bile kalkmıyor başım, hadi çabuk ol.” 

Elinde makas, karısının boğazına yapışan koca gibi görünen Poyraz gülümsedi. “Bu hiç romantik değil. Elimde makasla karımın boğazlayacak gibi duruyorum.” 

Başı yukarıda kıkırdayan kadına aldırmadan işe başladı. Bir zımba iki zımba üç zımba derken saymayı bıraktı. Sonra devreye iğneler girdi. İğneler bitmiyor Poyraz yoruluyordu. Uzun ve büyük kumaş Ahu’nun başından kayıp yere düşünce Poyraz kollarını indirip soluğunu bıraktı. “Alacağın olsun Cansu Abla,” deren ciddi anlamda yorulmuştu. 

Ahu acıyan saç dipleriyle inleyerek boneyi başından çekip attı. Omuzları inen kadının, “Oh be,” demesi çok doğaldı ama kocasının gözleri saçlarına kilitlenmişti ve Ahu bunu aynada yansımadan görüyordu. Tepesinde büyük bir topuz şeklinde duran saçlarını izliyordu Poyraz. Kocasına döndü. Saçındaki kıskaç tokayı açıp kızıl kestane saçlarını omuzlarından aşağı döktü. Kıvırcık tutamlar hâlinde sırtına döküldü saç telleri. Eliyle havalandırıp sakinliği bozdu, saçları artık dalga dalga yayılıyordu etrafına. Saçlarından etrafa yayılan çiçek kokusu kocasının burun deliklerinden ciğerlerine akıyordu. 

İlk kez görüyordu Poyraz, nasıl olduğunu hep merak etmişti ama görmek istediğini elbette dile getirmemişti. Ahu’nun ince çizgilerini hiç geçmemişti. Ama şu gördüğü güzellik hayallerinin ötesindeydi. Ahu’nun küçük suratı, kalkık burnu ve gülümseyen ela gözleriyle saçları bir bütünlük kazanmıştı. Öyle ki göz alıcı güzellikte görünüyordu ona. Hayatı boyunca, hayatımda şu tarz bir kadın olmasını istiyorum diye düşünmemişti. Ahu’nun ilk kurallarından biri başörtüsüydü ve Poyraz buna tüm içtenliğiyle saygı duymuştu. Karısı öyle güzeldi ki kabinde kesif bir kıskançlık duygusunu hissetti. Bu gizli güzellik sadece ona hastı, kimse Ahu’yu onun gözünden göremez, onun gibi hissedemezdi. 

Ahu elini kaldırıp kocasının göz hizasında salladı. “Poyraz.” 

Gözlerini kırpıştıran Poyraz gülümseyerek ayıldı. “Tamam, tahmin ediyordum ama bu güzellik fazla geldi.”

Ahu’nun elleri yeninden saçlarına girdi. “Ya… Sevdin mi saçlarımı?” Gözleri parlak, saf bir mutlulukla parlıyordu ve Poyraz o yeşil hareli ela gözlerde kaybolmak istiyordu. Karısını kendine çekerek Ahu’nun alnına dudaklarını bastırdı. Geri çekilip alnını karısının alnına yasladı. “Hem de her bir telini…”

                                                                          ***

Saat sabahın dokuzu olmuştu, büyükçe bir valiz kapı önünde bekliyordu. Poyraz’ın elindeki kutuya tüm altınlarını tıkmakla meşguldü Ahu. Yirmi tane bilezik, on tanesi kocasından gerisi anne, abileri, amca, dayı gibi akrabalar tarafından takılmıştı. Gerdanlıkları, yüzükleri ve çeyrek altınlarıyla şu an Beyoğlu’nun en zengin geliniydi Ahu. 

“Hiç bu kadar param olmamıştı, ne bereketli kocaymışsın.” İçi para dolu keseyi de kutuya bırakınca Poyraz kutunun kapağını kapattı. Günlerden Pazar olduğu için banla kasasına bırakamayacaklardı. Onun yerine annesine bırakacaklardı. 

“İnan ki karıcım, seninle tanıştığımdan bu yana aldığım hisseler bana hep yüklü döndü. Bunlar senin bereketin.” 

Ahu’nun uzattığı karton torbanın içine bıraktı Poyraz kutuyu. Kol çantasına uzandı Ahu. İçine ufak tefek eşyalarını atıyordu. Cüzdanını açıp kontrol etmeye başladı. “Öyle diyorsan hiç de reddedemem yârim. Ama benim kimliğim yok.” Cüzdanı döküp aradı ama bulamadı. “Annemlerde kaldı sanırım.” 

“E tamam,” dedi Poyraz. “Altınları bırakırken alırız. Çıkalım artık.”

Ahu’nun aracının arkasına yerleştirdiği valizle bagaj kapağını kapattı. Poyraz taksisini durağa bırakmıştı, o yokken başka bir şoför çalıştıracaktı. Evlerinin önünden ayırılıp dakikalar sonra ailelerinin evlerinin önünde durdular. Ahu inmeden önce binaya bakış attı. “Dün ayrıldım ama yıllar geçmiş gibi.”

Poyraz, karısına bakıp tatlı bir göz devirme yaşadı. Geçecek diyordu içinden, alışacak. He kadının başına gelir. “Anneni görünce ağlamazsın değil mi?” 

“Bilemiyorum.” 

Önceliği değişen Ahu, gireceği ilk kapının önünde durdu. Yetiştiği kültürü biliyordu ve annesi de böyle olmasını isterdi. Yengeleri de bu şekilde hareket ediyordu. Birinci evi, kocasının annesiydi artık. Neyse ki buna değecek bir adamla evliydi. Kapıyı açan Meltem’in yanağından makas alan Poyraz içeri geçip annesini bulmak için salona girdi. 

“Hoş geldin Ahu Abla.” 

“Hoş buldum canım.” Salona girdiğinde Fatma Annesini hâlâ ağlar hâlde bulunca gözleri kocasını buldu. Kadın gözlerini siliyordu. “Gel kızım,” diyen kadın gelinine yanındaki boş alanı gösteriyordu. Kayınvalidesinin elini öperek yanına oturdu. 

“Ben kahve yapayım,” diyen Meltem mutfağa girip gözden kayboldu. 

Elindeki torbayı annesine uzattı Poyraz. “Biz gelinceye kadar bunlar sende kalsın anne, gelince banka kasasına bırakacağım.” 

“Tamam, oğlum.” Oğlunu başka bir hayata gönderen kadının, tatlı kederi her hâlinden belli oluyordu. “Siz gelene kadar evden çıkmam. Ne olur ne olmaz.”

Kahvelerini içerken nikâh kritiği yaptılar. Kim geldi, kim gitti, nasıl geçmişti. Yarım saatin sonunda üst kata çıkmak için ayrıldılar. Çıkarken gidiyoruz diyeceklerdi. 

Kapıya anahtarını taktı Ahu. Evden çıkmadan uğrayıp kimliğini alacağını söylemişti. Kapı tıkırtısına koşan Naciye Sultan iki gözü iki çeşme karşısında belirince Ahu da annesine eşlik edecekti çünkü gözleri doluyordu. Annesinin arkasında duran Kerim’in göz devirmesine baktı ama aldırmadı. 

“Hoş geldin kızım,” dedi annesi. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdiklerinde Naciye Sultan kızına sarılıp ağlamasını sürdürürken sonunda Ahu’yu da ağlattı. 

“Anne!” dedi Kerim. Poyraz iç çekip izliyordu. Kerim, Poyraz’a yaklaştı. “Kız evden gitsin diye ortalığı birbirine katıyordu, şu hâle bak. Ahu evin vıcırtısı, Ahu evin gıcırtısı diye dün geceden beri beni yedi bitirdi.” 

“Üzgünüm dostum, geri vermem. Alışırlar.” Kerim’in de pek uyumadığı anlaşılıyordu. Ahu evin neşesiydi bunu kim inkâr edebilirdi ki? “Alışırsınız.” Kızı almış, nikâhları basmış olarak sevinçle kaşları yukarı kalkmıştı. Kerim ilk kez onu yumruklamak istedi. 

“Zamanında ağzını burnunu kırmalıydım.” 

“Yaptın da niye mi dedik bilader?” 

Annesiyle yan yana oturan Ahu, gözlerini sildi. “Anne sen değil miydin evlen de git diyen? Ne diye ağlıyorsun şimdi? Beni de üzüyorsun.” 

Kadın gözlerini başörtüsünün ucuyla kuruladı. “Sen beni anlayamazsın, sizi de görürüz belki. O işler öyle olmuyor.”

Demek ki öyleydi, sesini çıkartmadı Ahu. “Kimliğimi alıp çıkmamız gerekiyor, yol uzun ancak gideriz.” Abisine döndü. “Şey abi ya, odama girip şimdi hiç duygusala bağlamak istemiyorum da kimliğimi sen getirir misin?”

“Allah’ını seversen bağlama, neresinde?” 

“Aynalı en üst çekmeceye bak, oralarda olması gerekiyordur. Ben aslında cüzdanımda sanıyordum ama değilmiş.”

Naciye Sultan yeleğinin caninden küçük mavi kartı çıkartıp uzattı. “Ben bulmuştum, al.” 

Bir annesine bir de karta bakıp gülümsemek için dudaklarını sıktı. Kerim başını bilmiş bilmiş sallarken sessiz kaldı. Poyraz kadının derdini anlamıştı, hepsi anlamıştı. Ahu’yu düğün sabahı yanına getirmek için kimliğe el koymuştu Naciye Sultan. Bu nasıl bir zekaydı? 

“Naciye Anneciğim,” dedi Poyraz. “İzmir’den bir arzunuz var mı?” 

“Bilmem ki oğlum, canınızın sağlığı ne olacak.” 

“Tamam, biz Ahu ile dolaşırken mutlaka size uygun bir hediye buluruz.” 

Ahu kimliği alıp cüzdanına yerleştirdi. Annesi, abisi, Meltem ve Fatma Hanım ikisini yolcu edip arkalarından su döktüler ve yolculuk yeni evliler için resmen başlamıştı. 

Önerilen makaleler

22 Yorum

  1. Cansu hamile miiii
    Kerim ile Pınar ne zaman evlenecek
    Bunlar sorularım zeynep aplaaa😁

  2. Ah bu anneler aahhh😂 birde bizim evde var ben üniversite de yurta yerleştirdikten sonra eve dönene kadar yol boyu ağlamış. Evliliği inşaAllah görürüm😅😅

  3. Allahim çok güzeldi her kes erdi muradına biz çıkalım kerevetine emeğine sağlık ablacım çok güzel bölümdü💙💙💙😘😘😘

  4. Harika olmuş gülümsemek okudum yüreğine sağlık

    1. Ah gözlerinin renginde araba hedilen etti darısı bizim başımıza 😍

  5. Ayyy cansu hamile sanırım en çok ona sevindim ben ya 😊 tabi ahu ile poyrazin evlenmesi de güzel halilin baba olcagi hemde annesi cansu olamasi ayyy çok sevindim yaaa 😂😂

  6. Yaaa ama bitiyor bu diye isyan etmek istiyorum şuan… Ama sevgili payelim yenilerini yazıyor onları da heyecanla bekliyorum o ayrı tabi emeğine yüreğine sağlık…

  7. Cansu hamilere yaa ne güzell, her eve lâzım bir Naciye Sultan hee…Ne fena hatun,hoş yazan az degilki,karakteri az olsun dimi PAYELLL sultan😍Ayy buna da mı veda ediyoz bee,neyse yoldakiler de heyecanla bekleniyor🤗🤗

  8. Çok güzel bir bölümdü. Naciyeyi iki bölümdür seviyorum yalnız 😇

  9. Çok güzeldi. Ellerine sağlık 😊

  10. Ellerinize emeğinize sağlık muhteşemdi

  11. Harika bölümdü emeği sağlık canım 🥰🥰

  12. yiaaaaaaa guzel yurekli yazarım
    ahu ile poyraz erdiler muratlarına Cansu kız hak ettiğiniz ama gec kavustugunuz mutluluğu taclanmıs olarak görmek sevindirdi simdi birde kerim i everdik mi demeyin payelll in keyfine
    ama demez hic bilirim ben bu hikayeyi bitirdikten sonra bu okur anlar ne yapacak diye ahhhhh be bacım basına ekşiyeceğimiz kesin Allah tan gül sarmalı var ama bu hızda oda kesmez bizi simdiden söylemesi
    Emeğine yüreğine sağlık mükemmel ötesi bir bölüm olmus

  13. Tek kelime ile harikaydi bolum.Biz kiz anneleri annelerimizi anliyoruz simdi😔Naciye sultan evlendirmek icin cok mucadele ettin ama sonunda aglayan sen oldun😄Emegine saglik canim❤😘

  14. Sabah sabah attığım kahkahadan ev uyanmasın diye mutfağın kapisini kapattım🤣🤣Bütün bölümü,arka fonda haralaydi diye nara atarak, ayakları birbirine vuran Halil gözümün önunden gitmeden okudum🤣🤣🤣🤣E Cansu’su da hamile basar mi ayakları yere 🙂 Halil’in kahkahaları bitti ,pense makas isteyen işkenceci🤣 Ahu’ya başladım.Poyraz’in Ahu’nun saçlarını ilk gördüğü anı da gözlerden kalp 😍fırlatarak okuyup,bir baktım ki bir solukta birivermis.Kalemine sağlık yazarcanim

  15. Şahanee ellerine sağlık bir günde mükemmel olan kitabı bitirdim yeni bölümü heyrcanla bekliyorum yazarım ✅💖

  16. Cansu güzelim mutluluğu buldu sonunda

  17. Naciye sultan çok fenasın

  18. Ben finale geldim sultanim yolla gelsin @payelll
    😉😉😉😉😉😍😍😍😘

  19. Payeel ‘imin bi hikayesinin daha sonuna geldik ,herzamanki gibi bittiği için üzgün ,böyle bi hikaye okuduğum için mutlu amaaan işte karışık duygular içndeyim 😊canımcım güzel yazarım bitane yazarım harikasın ❤❤❤bence çok naif aşk dolu tam mahalle kültürünün yansıtıldığı harika bi hikayeydi 👏👏başarın daim ilhamın bol olsun canım 😘😘okadar çok ilham gelsin ki el işi yapmaya fırsatın olmasın hep yazmak istersin inşaAllah😏neyse duamızıda ettik ben kaçar baştan sindire sindire okumaya gider 😊çok seviliyosun canım 😘😘😘

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!