Önlerinden geçtikleri evlere başlarını kaldırıp bakıyor, mimarisine hayran aklıyorlardı. İki katlı taş evlerin pembe ve mavi panjurlu evlerden gözlerini alamıyordu Ahu. İzmir’in Foça’ya dün gelmişlerdi ve her anlarını el ele dolaşarak değerlendiriyorlardı. Hayatında hiç tatil yapmamış iki insan için balayı gezisi hiç unutulmayacaktı. Evler genelde iki katlı ve taştı. Tahta ahşap panjurlar her evde farklılık gösterse de örüntü asla bozulmuyordu. Küçük dar bir sokaktan geçtiler. Bu sokak, daha evlenmeden önce Ahu’nun “Şurada bir çay içer miyiz?” dediği sokaktı. Poyraz verdiği sözü tutmuş, orada, o masada çay içmişlerdi.

Eski sandalların kumlar üzerine yan yana dizildiği, yenilerinin ise sahilde durduğu alanda akşam güneşini batırmışlardı. Aylardan mart sonlarıydı, tatilcilerin akın etmediği, sakin sahilde suyun sesini dinliyor, sohbet ediyorlardı. Hava kararmıştı, eski bir sandala sırtını vermişti Poyraz. Ahu bacaklarının arasında, sırtını kocasına yaslamıştı. Başı Poyraz’ın boyun çukurunda duruyordu. Poyraz kollarını karısına dolamış, ona eski bir anısını anlatıyordu.

“Şey yok mu ya,” dedi Ahu. “Meşhurdur hani, bir taksi şoförü hamile bir kadını hastaneye yetiştirirken kadın arabada doğum yapar. Olmadı mı hiç?”

“Olanları biliyorum ama bana hiç olmadı. Umarım kendi çocuğumda başıma gelmez.”

Ahu kocasının göğsünde kıkırdadı. “Yakın hastane var, ama kader.”

Poyraz’ın telefonu Ahu’nun çantasından yükselen sesiyle kendini belli edince Ahu uzanıp aldı. “Halil Abi arıyor.”

“Efendim,” diyerek açtı Poyraz.

“Ne haber?”

“İyi, sahilde oturuyoruz, hava çok güzel.”

“Güzel…” diyen Halil’in kıvranan sesiyle kaşlarını çattı Poyraz. “Hayırdır abi, bir sorun yok ya?”

“Yok be oğlum, sorun denemez ama bir şey var tabii. Görüntülü arasak olur mu? Cansu, Ahu’yu görecekmiş.”

Poyraz telefonu adamın suratına kapatıp, “Cansu Ablayı görüntülü arasana, bir şey var ama anlamadım.”

Ahu doğrulup Poyraz’ın alanından biraz çıkarak aradı. Poyraz kendi telefonunun ışığını açıp aralarına bırakmıştı. Ekranda Cansu’nun sureti belirdi. Elleri yüzüne kapalıydı ve söyleniyordu. Halil’in de gülüş sesleri geliyordu.

“Abla? Hayırdır?”

“Alacağın olsun Halil,” diyen Cansu kocasının elinden telefonunu almıştı. Cansu nefes alıp gülümsedi. Ufal bir ışıkla görüyordu Ahu ile Poyraz’ı. Ekranın diğer tarafında gergin görünüyorlardı.

“Of,” dedi Cansu. “Çocuklar bizim bebeğimiz olacak, çatladı bu adam, gelmenizi bekleyemedi.”

“Ne!” dedi Ahu, kocaman gülümserken. “Teyze oluyorum Poyraz. Ya ablam çok sevindim. İyi ki dedin, çok sevindim çok.”

Poyraz karısının cıvıl cıvıl sesine mi, oluşan mutluluğa mı kapılsa bilemedi. “Hayırlı olsun abla.”

“Sağ olasın kardeşim,” dedi Cansu ve arkasından Halil’in, “Baba oluyorum oğlum, baba!” diyen gür sesiyle gülümsediler. Cansu elini alnına vurmuş, başını sağa sola sallıyordu. Halil’in gür nidaları arasında kapattılar telefonu. Eski yerini alan Ahu başını kocasına yaslayıp mutlulukla soluk aldı. “Nerden nereye geldiler Poyraz. Çok sevindim.”

“Ben de. Halil Abinin sesi…” kahkaha attı Poyraz.

Gecenin sessizliğine tekrar dalıp gittiklerinde yaklaşan seslerle birbirlerine baktılar. “Sessiz ol, sarhoş falan olabilir,” derken biraz daha geriye kayan Poyraz karısını da kendiyle birlikte çekip görünmez yaptı. Sesler yükselerek yaklaşıyordu. Bir kadın ve bir erkeğe aitti. Sandalın bir yanında Ahu ile Poyraz diğer yanında da sesin sahipleri duruyordu şimdi.

“Seni Allah kahretsin,” dedi kadın. “Ne diye geldin?”

“Beni Allah kahretti diye döndüm ama görüyorum ki hatun bizi unutalı çok olmuş.” Adam bağırıyor, kadın da ona eşlik ediyordu.

“Sana ne! Sana ne! Seni mi bekleyecektim? Yirmi dokuz yaşına geldim oğlum ben, anne olmak istiyorum. Ayrıca seni ne diye bekleyeceğim, sen değil miydin arkanı dönüp giden?”

Adam sinirle ellerini saçlarına daldırdı. “Sanem! Bir de en sevdiğim elbiseyi giymişsin, hem de başka biriyle görüşmek için.”

Sanem üzerine bakıp adama döndü. “Seni var ya! Seni… Seni öldürsem yeri var! Adamın başına masayı geçirdin, kimsin sen be? O adam benim son şansımdı, tam yola girmek üzereydi.” Sanem uzun sarı saçlarını çekiştirip arkasını döndü. “Defol, geldiğin yere git!”

“Ne demek seni mi bekleyecektim kızım? Dua et ölmedi, bir daha etrafında göreyim de gör bak neler oluyor.”

Sanem önüne dönerken bağırdı. “Sen manyak mısın Kadir? Sen değil miydin beni piç gibi ortada bırakıp giden, sen gittin ben nelerle baş ettim burada. Şimdi gelmiş bana hesap soruyorsun. Siktir git.”

“Gitmeyeceğim! Sen de bir daha başkasıyla görüşmeyeceksin! Bak vallahi yakarım Foça’yı! Delirtme kızım beni!”

Sanem, Kadir’e yaklaşıp bağırdı. “Bir yıldır nerede ne bok yiyorsan, kimlerle düşüp kalktıysan yine oraya dön! Benden de uzak dur!”

“Ne bok yiyeceğim kızım, çalışmaya gittim. Kimseyle düşüp kalkmadım. Sen hele bir daha kalkış bak ben nasıl uzağım göstereceğim. Düş önüme, gidiyoruz. Bu kılıkta bu saatte.”

“Hiçbir yere gelmiyorum, kendim giderim. Gözüm seni görmesin!”

“Yürü Sanem, yürü!”

Arkada sessizce dinleyen Ahu ile Poyraz birbirine bakıp burada bir şey yapmaları taraftarı olduklarını düşündüler. Poyraz boğazını temizleyen o sert öksürüğüyle Sanem’i yerinden sıçratıp çığlık attırdı.

Karı koca sandalın arkasından çıkınca gördükleri manzara Sanem’in, Kadir’in arkasına saklanmış olmasıydı.

“Adama yapışacaktın da ne diye iki saattir yiğitlik yapıyorsun, Sanem?” dedi Ahu, üzerindeki kumları dökerken.

“Siz kimsiniz?” dedi Kadir, Sanem’i arkasına almış, tek eliyle kızın öne geçmesini engelliyordu.

“Allah’ın iki kulu,” dedi Poyraz. “Burada oturuyorduk ve siz geldiniz. İstemeden kulak misafiri olduk.”

Sanem azalan korkusuyla Kadir’in arkasından çıktı ama hâlâ yakındı. Utanç yüzünü ala boyarken Kadir’e kötü kötü bakıyordu. Tanımadıkları insanların yanında neler neler demişti.

Kadir yerinde sallanıp, Poyraz’a baktı. “Görmedik sizi.”

“Onu biliyoruz,” dedi Poyraz. “Hanımefendi sizi rahatsız mı ediyor? Eğer öyleyse evinize kadar eşlik ederiz.”

“Saçmalama bilader, sevgilisiyim ben.”

“Eski!” dedi Sanem.

“Ama terk etmişsin,” dedi Ahu. “Siz artık sevgili değilsiniz, hem sevgiliden zarar gelmiyor mu?”

“Ağzına sağlık kardeş,” dedi Sanem.

“Öyle bir şey yok!” dedi Kadir can havliyle. “Ben ona zarar vermem.”

“Biz sizi tanımıyoruz, zor durumda bir kadın görüyoruz,” dedi Poyraz.

“Hasbinallah,” dedi Kadir. “Sanem bir şey söylesene! Sapık konumuna düşmediğim kalmıştı.”

“Şey…” dedi Sanem. “Onun zararı fiziksel değil, ruhsal oluyor genelde.”

Poyraz kolunu karısının omuzuna dolayıp kendine çekti. Emin değildi, inanmak istiyordu ama kadının korkuyor olabileceği fikrine kapılıyordu. “Oturalım mı biraz?” diyerek zaman ve alan kazanmak istedi. “Buralı değiliz, tatile geldik. Madem karşılaştık, sohbet ederiz. Bir aşk hikâyesi mevzu bahis sanırım.”

Ahu kıkırdayınca üç çift göz ona döndü. “Kocam çok iyi anlar âşıkların dilinden, içinde bir Güzin Abla yatıyor da.”

“Aşk olsun karıcım, harcadın beni.”

Karşılarında evli ve mutlu bir çift gören, evlenememiş, mutluluğu tadamamış ve hâlâ birbirini seven Sanem ve Kadir içleri burkularak başlarını öne düşürdü.

Sahile yakın, kumların üzerine karşılıklı oturdular. Ahu omuzunu Poyraz’a vermişti ama diğer çiftin arasından bir kişi geçerdi.

“Sanem ile ben yan yana evlerde büyük, aynı okullara gittik. Sonra sevgili olduk, tabii bu lise zamanlarımıza kadar uzanıyor. Daha öncesi de var da… İşte öyle. Annesiyle annem ezeli düşman. Yıllardır ikisi de önce kim evi satıp gidecek diye bekleyip duruyorlar. Ama kimse evini satmaz. Bir nedeni yok, sevmezler birbirlerini. Bizim durum ortaya çıkınca yer yerinden oynadı, iki tarafta ret verdi. Biz takmadık tabii ama gel zaman git zaman anneler hiç susmadı.”

“Yıprandınız,” dedi Ahu. Üzülmüştü.

“Çok,” dedi Sanem. “Direniyorduk ama nasıl… Annemle her gün kavga gürültü ama yine de…”

“Seviyordunuz,” dedi Poyraz.

“Öyle,” dedi Kadir, ellerine bakıyordu. “En son mahalleyi birbirine kattılar, insanlar annelerimizi zor ayırdı. Biri almam diyor diğeri vermem.”

“Sonrada basıp gittin Kadir, beni annenin diline düşürdün hatta tüm mahallenin diline. Bir gidiyorum bile demedi, Ahu,” derken dert yanıyordu Sanem. “Aradım açmadı, aradı açmadım. Orada bitti ve bir yıl oldu. Benim günahım neydi? Annem bana etmediğini bırakmadı. Al, dedi, bunu mu seviyordun? Arkasına bakmadan kaçıp gitti.”

Sanem’in titreyen sesi, bir süre sessizlik oluşturdu. “Neden gittin, insan sevdiğini bırakıp gider mi?” dedi Poyraz.

“Çok bunalmıştım, her gün kavga, olay. Aklımı kaçırmama az kalmıştı, iyiye giden hiçbir şey yoktu. Gitmek çözüm gibi göründü o zaman. Aslında bir kısım için öyle de oldu. Ben gittim kavgaları bitti.”

“Senin için bitmiş,” dedi Ahu. “Sanem’i ateşin ortasına atıp gitmişsin. Pek çok insanın gözünde de küçük düşürmüşsün.” Ahu kocasına döndü. “Bu iş olmaz, ben diyorum sana. Bu kız bunu sevse ne olur? Ya yine giderse?”

“Ahu bacı, ben buradayım,” dedi Kadir.

“Doğru söylüyor Ahu,” dedi Sanem. “Geldiğin yere dön, Kadir. Bizden bir olmaz.”

 “Bir dakika,” dedi Poyraz, ilgiyi üzerine topladı. “Böyle bir yargıya varmamalısın Ahu. Biz, ikimiz bunun binde birini yaşadık, hatırla.”

Ahu durup başını salladı. “Orası öyle. Sanırım benimki kadınsı bir yargı oldu. Annelerle baş etmek zor tabii.”

“Sizin de mi anneleriniz istemedi?” dedi Sanem.

“Sadece benim annem, ama sizinki gibi bir sorun değildi. Annemin aklında ben okumuş meslek sahibi bir memurla evlenecektim ama taksi şoförüyle evlendim. Annem bunu kaldıramadı. Sonradan Poyraz’ı çok sevdi orası başka.”

“Durum böyle olunca karşımızdakini yargılamak için tepeden bakmamız gerekiyor karıcım.”

“Çok bilmiş kocacığım, tamam, pardon sen devam et.”

Poyraz karısını kendine sararken gülümsedi. “İkiniz içinde hata yapmışsınız yargısına varmak bize düşmez. Lakin Ahu’nun doğru söylediği de bir konu var. Dara düşünce ya yine gidersen? Bu kez gidişin öncekinden daha sert olur. Sen, Sanem’in kaderi olmak mı yoksa en büyük hatası olmak mı istiyorsun? Önce ona karar vermelisin.”

“Gitmek için gelmedim, Sanem’i almak için geldim. Ama hanımefendi lavuğun tekiyle çay içiyordu. Daha saatler önce geldim İzmir’e, derdimi anlatamadım ki.”

Kadir’in öfkeli sesindeki sitem Sanem’in kalbine yapışıyordu. “Yavaş gel! Senin bana kızmaya hakkın yok. Hem nereye geliyorum ben seninle? Kendi kendine kararlar almışsın. Bu yaştan sonra evden mi kaçacağım?”

“Evet,” dedi Ahu ile Poyraz aynı anda.

“Bak ne kadar mantıklılar,” dedi Kadir. “Ne senin annen ne benim annem bizi ölene kadar bir araya getirmez. Başka çaremiz yok.”

“Manyak mısın sen Kadir? Gelmem ben seninle bir yere. Bir kere sana güvenmiyorum.”

Kadir kumun üzerinde kayarak Sanem’e döndü. “Neden?”

“Ne neden? Beni bırakıp gittin, neyine güveneceğim?”

“Aradığımda açsaydın sana anlatırdım. Numaranı da değiştirmişsin, kimse vermedi yeni numaranı. Ben miyim suçlu?”

“Evet,” dedi Ahu ile Poyraz.

Kadir ve Poyraz kısa bir an onlara dönüp yine birbirlerinin ışıldayan gözlerine bakmaya devam ettiler.

“Tamam, biraz suçluyum. Tamam, çok suçluyum ama vallahi billahi bizim için gittim. Bir an öfkeyle gittim ama sana değildi ki öfkem. Antalya’ya gittim. Bir yıldır çalışıyorum, olan paramın üzerine bir şeyler kattım. Ev tuttum, biraz döşedim. Seni almaya geldim.”

Sanem ona bakarken inanmak istiyor, her sözün doğru olmasını diliyordu. Ama bir kez üzülmüştü, öyle basit olmamalıydı. “Yalan söylemiyorsun, söylesen anlardım. Ama bu değil ki seninle geleceğim. Bu saatten sonra ya ikna olurlar ya da olurlar. Kaçmam ben!”

“E haklı,” dedi Ahu.

“Nasıl olacak peki?” dedi Ahu’ya, Poyraz.

Sanem ve Kadir de onları izliyordu. Poyraz da karısına bakıp, tek kaşını kaldırmıştı. “Ne bileyim Poyraz, bu konu senin uzmanlık alanın.”

Poyraz, karşılarında onlara bakan ikiliye döndü. “Kumar oynayıp kazanırsan iki şeyi iyi yapıyorsun demektir. Ya çok zeki olur hamleleri takip edersin ya da hile yaparsın. Her ikisinde de sen kazanırsın. Seçim sizin.”

                                                                ***

Ahu tırnağını dişine takmış, önündeki apartmana bakıyordu. Öyle heyecanlıydı ki tırnak yemese ayıp olurdu. Kırk yıl düşünse balayında böyle bir şey yaşayacağını akıl edemezdi. Arada kıkırdıyor, başını sallıyor yine izliyordu. Az sonra buralar darmaduman olacaktı.

Çatıya çıkmış Kadir’e bakıyorlardı. Onların kumar oyununda hamleler işe yaramayacaktı, hile kaçınılmaz olmuştu. Sanem ikna olmamıştı dün gece, ama Poyraz ile Ahu onları kısa süreliğine yalnız bırakıp döndüklerinde Kadir ne yaptıysa onu ikna etmişti. Su gibiydi sevgi, gülümsersen akar yolunu bulurdu. Aşk, sevdanın yatağıydı, su ise alıp götüren. Âşık olan âşığının kalbini çelmesini bilirdi.

Poyraz telefonunu kapatıp cebine attı. “Az sonra başlıyor Ahu, videoya almak ister misin?”

“Hayır, az sonra bir sürü meraklı alır zaten. Ben canlı gözlerle izlemek istiyorum.”

“Tamam, beni burada bekle!” Poyraz koşar adım karşıya geçip Kadir’in annesinin evine doğru yürüdü. İki katlı evin önünde durup bağırdı. “Kimse var mı?” diye bağırdı apartmanın önünde. Açık camlardan sesin ulaşmasını diliyordu Poyraz. Saçlarını tepesinde sıkıca bağlamış, önlerine aklar düşmüş ince yapılı bir kadın cama çıktı.

“Buyurun,” dedi.

“Buradan geçiyorduk da siz tanıyor musunuzdur diye söylemek istedim. Şurada biri çatıya çıkmış, atlayacak gibiler.”

“Bismillahirrahmanirrahim,” diyen kadın camın önünden koşarak ayrılınca Poyraz da Ahu’nun yanına geri döndü. Yan evin penceresinde onlara göz atan Senem tedirgindi ama yapacaktı. Kadir’in annesini ayağı çıplak evden çıkarken görünce dudaklarını sıktı. Gülmemeliydi, gülmemeliydi. Bir dakika geçmeden kadının çığlığı sardı sokağı.

“Oğlum, delirdin mi in aşağı.”

“Atlayacağım anne! Bıktım hepinizden. Sanem ile evlenmiyorsam öleyim daha iyi.”

Beş dakika içinde ortalık mahşer yeri, çığlıklar arşa çıkmıştı. Kadir’in annesi kendini yerden yere atıyor, komşular onu sakinleştirmeye çalışıyor ama başarılı olamıyordu. Kurtarma ekibi siren sesiyle sokağa girdiğinde iş daha da ciddiyet kazanmıştı ama Kadir o kadar usta oynuyordu ki etraftan gerçekten de kendini atacağı izlenimi veriyordu.

“Almam o kızı!” sesleri Kadir’i caydırmaya yetmiyordu. Çatının korkuluğuna ayağını koydu. “O zaman bende atlarım. Ölümü öpersin anne!”

Sanem’in annesi de korkmuş bir suratla biraz geride izliyordu. Bazı komşuları da onun yanındaydı. Fısırdaşıp duruyorlardı. Kapının önünde komşu kızların arasında durup ağlayan Sanem aslında gelmiş geçmiş acıları düşünüyordu yoksa kahkahayla gülecekti.

“Sanem’i getirin bana!” diye bağırdı Kadir.

“Allah cezasını versin, getirin şu kızı!” diyen annesi dizlerini dövüyordu. Komşuların koluna girdiği Sanem kalabalığı yarıp öne çıktı.

“Atlıyorum anne! Son sözün mü?”

“Atlama!” diye bağırdı kadın. “Tamam, in izin veriyorum.”

Kalabalıktan sevinç sesleri yükselirken Sanem’in annesi de bir şey diyemedi. Kadir kendini atarsa kızı da sonsuza kadar onu suçlardı. Vicdan azabı da yakasını ölene dek bırakmazdı. O da sessizce teslim olmuştu.

“Çok gerçekçiydi,” dedi Ahu. “Bilmesem üzülürdüm.”

Aşağı inen Kadir’e sarılan annesine bakıyorlardı. Ardından da Sanem’e sarılmıştı Kadir. Poyraz kocaman gülümsemişti iki adam birbirine göz kırpmıştı. Poyraz karısının kulağına eğilip fısıldadı.

“Her şey yalan olsa bile aşk gerçek.”

                                                                     ***

İki yıl sonra…

Yemek masasının etrafını saran arkadaşları ve aile üyelerinin keyfi yerindeydi. Ahu ile Poyraz’ın evinde akşam yemeğindeydiler. Yemek bitmiş, tatlı ve çay faslına başlamışlardı. Sinan tatlısını bitirip abilerinin konuşmalarını dinliyordu. Arada gözü Meltem’e kayıyor, yüreği aşkla kaynıyor, utanıp tekrar abilerine dönüyordu.

Poyraz, Sinan ve Meltem arasındaki aşk iplerini her zaman görmüş ama ikisine de bir şey dememişti. Ta ki bir gün Sinan karşısına geçip, “Affet abi, ekmeğini yedim yüzüm yere yakın kaldı. Ben kardeşine… Meltem’e…” demiş ama Poyraz sözünü bitirmesine izin vermemişti.

“Biliyorum, sana güveniyorum. Gerisini dert etme,” demişti. O gün bugün Meltem ve Sinan bir anılır olmuş, aralarındaki masum duygular onaylanmıştı. Ama Poyraz okullar bitene kadar evlilik olmayacağını net bir dille anlatmıştı. Yakında nişanlanacaklardı, bu onlara önlerindeki zamanlarda yetecek bir resmiyetti.

Meltem yere oturmuş, yeğenini mıncıklıyordu. Dokuz aylık esmer bebek tam bir sevgi yumağıydı. Sevildikçe gülümsemeyi artıran, insanı mutlu eden tatlılıkta usluydu. “Abi bunu ısırsam,” diyerek dişleriyle bebeğin beyaz kolunu kavradı ama öperek bıraktı. Poyraz gülümseyip çayından bir yudum almıştı.

Kızıyla ilgilenen Cansu’ya bakıp ayağa kalktı Halil. “Ben tatlımı yedim, ben bakayım sen ye.”

“Olur,” diyen Cansu kızını babasına verip masaya geçti. Bakışları kucağındaki kızıyla oynayan Halil’e dönmüştü. Bir baba ve kızının birbirine bu kadar âşık olması ilginçti. Anne yerine baba diye ağlıyordu Hilal. Cansu, Halil’in ismine yakın olan Hilal adını kızına layık görmüştü ve Halil ona bir kez daha âşık olmuştu.

“Zaten anası olarak babasını görüyor,” diyerek baklavasından bir lokma aldı.

Oğlu Can’ı uyutup gelen Pınar, kocasının yanına oturdu. “Kızlar babaya düşkün olur hemşirem, bilmez misin? Bak bizim sıpaya, anamda anam diye deli oluyor. Baba kim ki. Keşke babaya düşkün olsaydı. Ağlasa bile babasına gitmiyor.”

“Kız çocuğu şart hatun,” dedi Kerim. “Ben bakarım.”

Pınar göz devirip soğumuş çayından bir yudum alıp yüzünü ekşitti. Kalkıp mutfağa yollandı. Ahu arkasından gülümsüyordu.

“Sorun Can da, Araz babasına düşkün. Can anneci çıktı. Pınar’dan ne kayınvalide olur… Annemi de geçer.” Küçük bir kahkaha atarken Pınar içeri girdi. “Bir kere benim kayınvalidem bir melek,” dedi Pınar. “Seviyor beni, tüm hırsı oğullarına.”

Kerim, başını yana yatırıp karısına baktı. “Sen bizim evde büyüdün. Ahu da gidince onun yerini aldın. Annem seni Ahu’nun yerine koyunca tacını kapan gelin oldun yoksa yengemler çok çekti.”

Omuz silkti Pınar. “Öyle veya böyle, sorun var mı, yok!”

Emekleyerek babasının bacaklarına vuran bebeğe bakmak için başını eğdi Poyraz. Yeşil gözleri birer zümrüt gibi parlayan bebeğin, kar beyaz teni, yanağındaki derin gamzesine bakıp eğilip bebeği aldı. Babasının kucağına tırmanan Araz babasının yüzüne ellerini bıraktı.

“Oğlum babasını özlemiş, benim oğlum her ikimize de çok düşkün, değil mi Ahu?”

Ahu kıkırdadı. “He tabii tabii. Erkek çocukları dünyaya ehliyet sahibi olarak geliyor diye düşünüyorum. Arabanın rengine vurgun Poyraz, seninle ilgisi yok. Benim arabamı beğenmiyor, sarı dikkat çekici ve ben onu kucağıma almıyorum. Sen rüşvet veriyorsun.”

“A! Şuradan şuraya alıyorum Ahu. Otobanda mı gidiyoruz. Kıskanıyorsun.”

“Kim ben mi? Kimi?”

Babasının kucağında hareketlenen Araz, kollarını annesine açtı. Ahu uzanıp oğlunu kucakladı. “Sıpa! Bak baban ne diyor.” Araz annesinin omuzuna başını bırakınca hepsi birden ‘ya’ demişti. Sevimli bebeğin uykusu gelmişti. Ahu’nun en büyük şansı oğlunun çok uykucu ve uslu bir bebek olmasıydı. Naciye Sultan, Ahu’nun dehşet bir bebek olduğunu, sürekli ağladığını söylemişti. Fatma Hanım ise Poyraz’ın ağlamadan büyüdüğünü söylediğinde bebeğin babasına benzediği netlik kazanmıştı. Olduğu yerde uyuya kalan Araz, yine annesinin omuzunda elini ağzına sokmuş, gözlerini kapatıyordu. Babasının küçük minyatürü gibi olan oğlundan aldığı bakışlarını kocasının yeşil gözlerine çevirdi. O bakışlarındaki ahenk hiç değişmemişti. Gülüşündeki asalet, bakışındaki aşk Ahu’nun tüm dünyasıydı.

Sevdiği kadının omuzunda uyuyan oğlu başka bir hayat, sevdiği kadın başka bir dünyaydı. Poyraz her güne şükürle uyanıyor, gözlerini şükürle kapatıyordu. Arada ufak atışmalar yaşanıyor, tuz biber ekip geçiyordu. Kusursuz insan yoktu, kusurlu sevenler vardı. İnsan ne ararsa onu buluyordu.

Taksi şoförü olarak doğmamıştı ama emekli olacağını garantilemişti. Başka iş bilse de umurunda olmuyordu, mutluydu. Borsa da oynamaya devam ediyordu ve zekâsı yettikçe de edecekti. Kazandığı her kuruşu ailesi için harcıyordu. Elinin yettiği herkese yardımcı oluyordu. Poyraz Sinan ve beş kardeşine, beş yetime yuva olmuş, ekmek, su olmuştu ve Allah ona verdikçe veriyordu. Poyraz da kazandığı tüm paraları yine aynı yolda harcıyordu.

“Gülüm gitsek mi?” dedi Halil. “Hilal’in de uykusu geldi.”

“Gidelim canım,” diyerek ayaklandı Cansu. Cansu için de hayat hiç olmadığı kadar cömertti. Halil gibi biriyle evlenmek, çocuk sahibi olmak ve ona âşık olmak gibi nimetlerle ödüllendirilmişti. Halil, karısının gözlerinin içine bakıyor, onu üzecek tek bir söz bile etmiyordu. Arada Cansu evde söylenip dolaşırken, ona atar yaparken Halil, gülümser bir suratla onu izliyordu.

Bir gün Cansu bir şeye kızmıştı ve Halil ondan çay isteme gafletine düşmüştü. Cansu kalkıp çayı getirip şak diye sehpaya bırakmıştı. Halil kahkahasını bastırmış, “Hatun, bitiyorum bu hâllerine,” demişti.  Gözlerini kırpıştırarak bakan Cansu’yu gülümsetmişti.

“Davar,” diyen Cansu başını sağa sola sallamıştı.

“Baba,” diyen Hilal, annesine gitmek yerine yine babasının omuzuna yaslanmıştı. Babacı olsa da annesinin kopyasıydı. Halil karısı ve kızı için dünyayı yerinden oynatacak kadar kuvvetli hissediyordu. Aşk başka bir şeydi ve Halil o başka dünyada Bir Başka Harikalar Diyarı hikayeleri yazıyordu.

Kerim de oğlunu kucaklamıştı. Kapıda uzun uzun sarılmalar ardı ardına sıralanmıştı. Oysa her gün birbirlerini görüyorlardı. Onlarındaki eşsiz birer dostluktu. Aransa bulanmayacak türden, yaşandıkça güçlenen…

Sinan da ayakkabısını giymek için eğildiğinde Meltem onu bekliyordu. Geçen yaz aynı apartmanda bir daire daha almış Poyraz. Annesi ve kız kardeşi alt katlarından oturuyordu. Sinan doğrulup gülümsedi. “Eline sağlık abla, her şey çok güzeldi.”

“Afiyet olsun ablam, çocuklarla gel bir gün, ben haber ederim.”

“Olur ablam, geliriz.” Poyraz’a döndü Sinan. Yaş olmuştu yirmi, Sinan gittikçe genç ve yakışıklı bir adama dönüşüyordu. “Görüşürüz abim.”

“İyi geceler abi,” dedi Meltem de.

“İyi geceler,” dedi Poyraz. Kapıyı kapatınca bir yarım saat muhabbet edeceklerine emin olan Poyraz aşağı inen kardeşine ve müstakbel damadına bakıp sırıtarak kapıyı kapattı.

“Apartmandan çıkması yarım saat alacak bak gör,” dedi Poyraz.

“Yirmi dakika, var mısın iddiaya?”

“Varım nesine?” dedi Poyraz.

Ahu biraz düşündü. Her şeyine sahip olduğu bir adamdan da ne istenirdi ki. Başındaki tülbentini çıkarırken salona girdi. “Kaybedersem öperim.”

“Tamam, kaybettim, öp beni.”

Alçak sesle kahkaha atıp masayı toplamaya başladı. “Nankör! Görende öpmüyoruz sanacak.”

Karısının şakağına dudaklarını bastırıp balkona yürüdü. “Ben bilmem, izliyorum şimdi.” Balkona geçip aşağıyı izlemeye başladı Poyraz. Camla kapatılmış balkonun şu an tüm kanatları açıktı. Burası Ahu’nun hobi bahçesini andırıyordu. Çiçekleri, küçük bir masa, sandalye ve masasını süsleyen mumlarla Ahu burada çizimlerini yapıyordu. Gelinlik işine girmişti ama sadece özel tasarım çalışıyor, ayda bir tane dikebiliyordu. Talep çok olsa da Ahu geri kalan işlerini ve ailesini ihmal etmemek için reddediyordu. Araz’a babaannesi bakıyor olsa da Ahu eve beşte geliyor, bebeğine bakıyor ve tüm işlerini yoluna sokuyordu. Yanına usta birini almıştı, o çıkınca veya kumaş almaya gittiğinde yerine bakacak biri her daim oluyordu.

Masayı toplama işini bitirip, başını kapatarak balkona geçtiğinde kaç dakika geçtiğine bakmak için telefonun saatine bakıyordu. “Çıktı mı? Tam yirmi dakika olmuş.”

“Çıkmadı. Alırım öpücüğünü.”

“Alçak Sinan. Hayır ne buluyorlar konuşacak bu kadar çok konuyu. Her gün de birlikteler.”

“Mızıkçılık yapma karıcığım.”

“Balkondayız Poyraz. İçeride ödeşiriz.” Telefonun ekranın açtı. “Sana ne diyeceğim.”

“Hamile misin?”

Ahu’nun başı Poyraz’a kalktı. “El insaf be adam, Araz daha dokuz aylık. Biri hamile ama ben değilim.”

“Ama yaparız bir ara değil mi?” Karısının gözlerine bakarken yağmurda ıslanmış kedi yavrusu gibiydi. Ahu gülümsemekten kendini alamıyordu. “Kıyamam sana, sen Halil Abiye mi özeniyorsun?”

“Ama özenmeyelim mi? Tüm gün kızım da kızım diye nara atıyor.” Kollarını göğsünde bağlayıp karısına baktı. “Benden kız babası olur mu, Ahu?”

“Sen zaten kız babasısın sayılır. Senden daha iyi kız babası olur mu diye soracaktın? Meltem çok şanslı.”

“Tamam hadi o zaman, kızı bulmamız lazım.”

Ahu kahkaha atarken Poyraz da gülümsedi. “Şaka yapıyorum Ahu Gözlüm, dünyaya getirecek olan sensin. Ne zaman hazır olursan o zaman.”

Şefkatle gülümsedi Ahu. Herhangi bir söz etmesine gerek yoktu. Bakışarak da anlaşıyorlardı.

“E… Kim hamile?”

Ahu’nun gülüşü biraz daha büyüdü ve renk değiştirdi. “Sanem.”

“Ne! Ama kızları daha… E bak oluyormuş Ahu.”

Ahu ellerini iki yana açıp bilmem dercesine dudak büktü. “Doğacak olana mâni mi olduk Poyraz?”

Ellerini duaya açan Poyraz’a bakıp sırıtıyordu. Birkaç cümle içinden mırıldanan Poyraz âmin diyerek ellerini yüzüne sürdü. “Dua kısmı tamam.”

                                                                      ***

Bahar akşamının o güzel esintisiyle Ahu balkondaki masasına kurulmuştu. Araz bir saat önce uyumuştu ve en az üç saat daha uyurdu. Poyraz gececiydi, bu gece yalnızdı. Çizim dosyasını önüne çekti. Kara kalemini eline aldı. Çizdiği gelinlik iki ay sonra düğünü olacak birine aitti. Genç kız ona hayalini anlatmıştı o da yeteneğiyle ortaya bir şaheser çıkarmaya çalışıyordu.

Balkonun camlarını ardına kadar açmıştı. Masa lambasının ışığında çizime dalmıştı. Birden bir vızıltı duydu. Başını kaldırıp baktığında balkonun ortasında, havada bir drone duruyordu. Gözleri dehşetle açılırken eli kalbine gitti. “Bismillah,” diye inledi.

Dronenin üzerine bantlanmış mor küçük bir zarf görünce gözlerini yumarak nefes aldı. Bunu yapan kocası değilse bu küçük makinayı gönderenin kafasında kıracaktı. Draoneyi alıp üzerindeki zarfı çekip aldı.

“Aşağıda bekliyorum Ahu Gözlü Güzel kadın.”

Kalbi sıcacık olurken kâğıdı kalbine bastırdı. Aşağıya bakıp kocasını elinde bir kumandayla gördü. Telefonu titreyince alıp açtı.

“Ödümü koparttın Poyraz.”

“Öpersem geçer mi?”

“Şansını denemelisin.”

“Annem birazdan yukarı çıkar. Bekliyorum.”

Telefonunu çantasına atıp, dronu kucakladı. Fatma Annesi kapıyı tıklatıyordu ki hemen açtı. “Uyuyor muydun anne?”

“Yok kızım, dizi izliyordum. Ben paşama bakarım, hadi siz gezin.”

“Sağ ol anne, görüşürüz,” diyerek aceleyle bağladığı şalın ucunu arkasına attı. Merdivenleri ışık hızıyla inip kendini bekleyen adamın dibinde durdu.

“Neydi bu?”

“Üçünü kata taş atamadım.”

Gülümseyen kadın elinin tersiyle adamın göğsüne vurdu. “Deli. Hem sen çalışmıyor muydun?”

“Yerimi Halil Abiye bıraktım. Cansu Ablanın annesinin tansiyonu çıkmış, bu gece annesinde kalacakmış. Halil Abi de eve sığamamış. Ben de sana koştum. Ahu…”

Bir şey geliyordu. Ahu yine bir tarihi unutmuştu. “Hı?” dedi usulca.

“Bugün bizim tanışma yıl dönümümüz. Üç sene önce bugün… Kepenge yaslandım. Sen yoluma yağmurda çıktın.”

“Yapma ya,” derken kadının omuzları düşmüştü. “Ben yine mi unuttum.”

“Evet.” Poyraz kahkaha attı. “Ama birinin unutması güzel, sürpriz yapması keyifli oluyor.”

Karısının elindeki makinayı alıp taksinin içine bıraktı. Ahu’nun elini tutup ara sokaklara daldılar. “İstanbul’a gelirken aklımda biriyle tanışmak, evlenmek ve baba olmak yoktu. Ama ne kadar şanslıyım ki seni buldum.” Karısının elini bırakıp omuzuna doladı kolunu.

“Yeşil Gözlü Dev, çaldın kalbimi.” Kocasına sokulurken kıkırdadı. “Seninle tanıştığımızda tuzlu kahve içeceğini anlamıştım.”

“İçmedim ki, benden bir tuzlu kahveyi çok gördün Ahu.”

“Bak ya… Seni düşünmem suç mu oldu?”

“Bana sorsaydın içmek isterdim.”

“Eve dönünce ben sana tuzlu kahve yaparım.”

“Geçti o tren güzelim.”

“Sen bilirsin canım.” Burnundan kesik nefesler alan Ahu etrafına bakındı. “Bu koku?”

Poyraz da havayı kokladı. O kadar güzel bir koku etrafı misk bahçelerine çeviriyordu. Etraflarına bakınıp ikisi de aynı yere bakarken durdu. Birbirlerine dönerek gülümsediler.

“Mor salkım.”

“Mor salkım.”

Gecenin karanlığı etraflarını sarmıştı ve sokak lambaları dışında ortada kimsecikler yoktu. Müstehcen bir dokunuşla öptü karısını. Sardıkça seviyor, sevdikçe sarılası geliyordu Poyraz’ın.

 İç çekti Ahu, aşkı nefesinden dökercesine. “İyi ki geldin Poyraz. Sen ne güzel bir kadersin.”

Karsını alnından öperek gülümsedi. “İyi ki gelmişim Ahu, sen çok güzel bir kadersin.”

          Son

Önerilen makaleler

24 Yorum

  1. Sondan gelip Finalin ilk yorumu benden😉😉😉 Yine harika bir serüvenin sonuna geldik. Her zaman oldugu gibi okumaktan hiç pişmanlık duymadımm. Harika bir kurgu ve yine şahane tatli karakterler. Ellerine sağlık canim benim. Akasya mahallesinde buluşmak dileğiyle… #morsalkımısokağıkitapolsun😍😍😍😍😍

  2. İçim buruldu vedalar çok zor. Severek okuduğum bir serüvendi. Hayal dünyanıza sağlık 😇 ben şimdi biraz daha vedanın verdiği hüzünle ve yüzümdeki gülümseme ile onları düşünmeye devam edeceğim.

  3. her başlangıcın bir sonu var ve güzel sonlara hasretliğimizi senin kitapların ve yazıların ile dindiriyoruz ablacım . Sen hep yaz biz hep okuyalım ve umut etmekten hiç vazgeçmeyelim🎈🎈🎈

  4. İçimizi okurken sımsıcak yapan bir hikaye daha bitti. Ellerinize sağlık. Artık dönüp dönüp okuyacağımız bir hikayemiz daha var. Bu arada finali beklerken ben yine Aslı ve Yiğit’i okuyordum. Tam da Aslı’nın Aras’la tanışma anında finali görünce direkt buraya damladım 😁

  5. Şuan aşırı duygusalim. Ne yazacağım duygularımı nasıl anlatacağım bilmiyorum. Ama ne kadar anlatırsam anlatayım tanem ifade etmiş olmayacağım güzel duygularımı. Kitaba ilk heyecanla başladığım zaman hala aklımda. Her hafta heyecanla beklediğim bölümler. Kendimi Ahunun yerine koymalarim büyük istekle kendi Poyrazimi hayal etmem bunlar basit gelir belki ama hani insan çok güzel bir tatlı yada yemek yediğinde o güzel tat o güzel hatıra damağında kalır ya Bu kitabın tadı benim gönlüm de kaldı. Her bir karakter o kadar içten ve o kadar güzel insanlar ki her birinin karakterine ayrı ayrı sevgi duymak çok güzel. Entrikadan uzak, samimi, romantik, bizden ve sıcak bir hikayeydi. Halil ile başlayacağım adam sevmek için yaratılmış resmen he bir de abi olmak için. Hayatımın içinde öyle bir insan isterdim gerçekten. Hele son bölümde ki mutlu hali adam hak etti ya dedim içimden coşkuyla. Cansu da çok iyi bir kadındı gerçekten hani Allah her şeyin cezasını da mükafatını da verir ya gerçekten cansu çektiği büyük acıların ömürlük en güzel mükafatını buldu. E Halil abi de tabii. Allah bizim yaşadıklarımızı da böyle güzel mukafatlar versin ömürlük hatta ahiretlik. Ahu karakteri her zaman sahip olmak istediğim bir karakter. Bir ahu olmak isterdim valla. Tam benim sevdiğim kalemde bir kadın. Biraz da yazarımizin kaleminden zaten ben her kadın karakterde bir payelll buluyorum. Poyrazi tek kelime ile anlayabilirim Hayalim. 💙 naciye hanım tam Türk annesi valla bazen sinir olsakta hiç yadırgamadim yani. Teyzemiz annemiz gibi bir kadın. Ben onu da çok sevdim Kerim, Pinar, ilyas, ilhan, ve eşleri şimdi isimlelri gelmedi aklıma çok😂🙈 Fatma hanım meltem Sinan hepsini tanımak öyle güzeldi ki sanki ben aylardır onlarla yaşıyorum da şimdi tanışıyorlar uzağa gidiyorlar bir daha ne zaman görürüm bilmiyorum gibi bir burukluk var içimde. Böyle hisler bize yatmam ne güzel canım payelllim her zaman bıkmadan söyleyeceğim iyi ki 💙 hayatımızda ki güzel insanlar ömrümüzün rızkıdir. Sen ve kitapların benim en güzel rızkılarimdansınız. Hiç eksik olmayın. Sen artık hayatımda bir abla , bir kardeş, bir arkadaş, bir anne gibi parça oldun. Kitapların da aile oldu sanki. Her biri bitince çok duygusal her biri başlayınca bir o kadar heyecanlı oluyorum. Ne mutlu bana bize. Hoşçakal Ahu gözlü güzel kadın. Hoşçakal yeşil gözlü dev adam. Hayalim Poyraz. Hoşçakal güzel ve geniş ailemin özel insanları Hoşçakal Halil abim Hoşçakal mor salkımlı sokak. Bir gün kitaplığımda tekrar buluşalım. Ve sen hep hoşgeldin payelllim bize güzel aşklar ve ailelerle hep hoş gel. Onlar ile gelemesen bile sen hep hoş geldim ablamm💙💙💙💙😘😘😘😘

  6. Her başlangıcında bir bitisi var cok guzeldi her karesi satırı emeğine yüreğine sağlık canım 🥰😘

  7. Yine çok güzel bir kitap yazmışsın bitmesini hem dört gözle bekleyip hem de bitti diye üzülmekte ayrı bir şey ama ellerine yüreğine sağlık yazarcım 🥰❤️ yeni kitaplarını dört gözle bekliyorum ☺️ bu arada Rabbim bana da böyle güzel bir kader nasip eder inşallah kusurları ile seveceğim ve sevileceğim biri 🤲

  8. Muhteşem bir mahalle hikayesi sonuda muhteşemdi…ellerinize emeğinize sağlık
    ❤❤❤❤❤

  9. Yine bir hikaye sonu ve buruk kalan ben. Tüm kitaplarını okumuşumdur abla. Sanki hepsiyle yaşamış, sonrada gitmişler gibi hissediyorum her hikayenin bitişinde. Ama sanırım bu da hiç unutmayacaklarım arasına girecek. O kadar yalın, entrika, yalan dolanın olmadığı bir hikaye oldu ki insan gerçekten de böyle bir hayata özlem duyuyor. Her hikayende “bu kadın bu kadar güzel seven erkekleri ve kadınları nasıl buluyor? Çıtayı daha ne kadar yükseltecek?” diyorum, daha da yükseliyor😂😂 Eline, emeğine en önemlisi de yüreğine sağlık abla. Yeni hikayelerini de dört gözle bekliyorum.💜💜💜

  10. iyi ki yazmışsın sen ne güzel bir yazarsın payelll
    bir ruya gibi geldi ve kalbimizde derinden bir iz bıraktı mor salkımlı sokak
    hala böyle degeeler varmıs görmesek bile okuyarak yasattıgın için tesekkürler. güzel kalpli insan umarım bu hikayeyi de elimize alıp kokusunu ceke ceke okumak nasip olur

  11. Emeğine yüreğine sağlık,çok severek okudum.

  12. Kalbimi bıraktım sımsıcak bu hikayeye. Hiç bitsin istemezdim mesela🥰🥰🥰

  13. Bir hikayenin daha sonuna geldik çok güzeldi 😍
    Yeni kitaplarda yeni karakterlerle buluşmak üzere 🙋

  14. Bitmeseydi keşke, desiğm nir kitap daha. Eline emeğine sağlık, canım

  15. Eline emeğine yüreğine sağlık yazarım yine harika bir hikaye idi,her bölümde insan kendinden bir parça buluyor. İnşallah kitap olarakta saklarım en kıymetli köşemde ♥️

  16. Emeğinize yüreğinize sağlık. Tekrar tekrar okumak. Ve her okumada daha farklı hissetmek

  17. Siz ne güzel bir yazarın karakterisiniz öyle… İyi ki kaleme gelmişsiniz…
    Ömür boyu mutlukuk yakanızı bırakmasın; aşkınızla çoğalın, evlatlarınızla yaşayın ve sevgiyi herkese bulaştırarak yaşatın… 💜🤍

  18. Çok güzel di kalemine yüreğine sağlık 😍😍😍

  19. Yaa çok üzüldüm bitmesine ellerine sağlık çokgüzeldi

  20. çok güzeldi tadı damakta kalan tekrar tekrar okunacaklardan teşekkürler emekleriniz için

  21. ❤❤❤❤😘😘😘

  22. Çok güzel bir bölüm olmuş. Kalemine sağlık yazarcım 🥰🥰🥰🥰
    Arada özel bölümlerle bize hatırlat mor salkımlı sokağı😘😘😘

  23. Bir kitabı, okuycuya en çok sevdiren nedir?Yazım dili,konusu,karakterleri…
    Hepsi bir kitap çok önemlidir. ama sevdiren kitabın ruhudur bence.Yazarın, kelimelerin sesleri ile fısıldadığıdır.O ruhu oluşturan duygular, kitabın karakterleri gibi ete kemiğe dönúşür. Mesela merhamet…Mor Salkımlı Sokak’ta Poyraz ile ete kemiğe bürünen merhamet duygusu.Kimsesiz çocuklar için yaptıkları,onlara kendi içindeki yaklaşımı,düşünceleri.Masal diyen olabilir,gerçek hayatta zor diyen olabilir. Klişe diyen olabilir; hayatın zaten klişe olduğunu, onu farklilastiranin insanların davranışlarının olduğunun ayrımında olmadan.Oysa yazarımız bize fısıldıyor. “O kadar zor değil.Sahip olduklarını paylasabilirsin ama az ama çok.Çevrene bak ! farkına var! Elinden geleni yap ama az ama çok.Benim yapmamla ne değisir deme.Sadece kendine yaşama.” İşte bu klişe değil hayata dair asıl gerçektir.Hayatı, hem kişisel anlamda hem de toplum olarak zenginleştiren, güzelleştiren gerçek.Bir kitap kahramanı ile bunun olabilirligini, yaşattığı hazzı anlatabilmek.En önemlisi okuyanlarda bunu yapma hissini uyandirabilmek.Tamam, herkesin böyle olacağını farz etmek biraz ütopik :)Ama bir düşününce ; yazılan kitabin bir kişinin bile hayatını değiştirecek bir şey yapılmasına vesile olması ne kadar muazzam.İnaniyorum ki o çocuklara bir baş oksamasi bile kazandırsa…baş okşamasi deyip geçmeyin; nelere kadir olur bilemezsiniz.
    Her türlü aşırılığın cesaret,özgürlük olarak tanımlandığı günümüzde Ahu’yu okumak o kadar iyi geldi ki.Cesaretin kalpte ve akılda, özgürlüğün önce kendine ve değerlerine saygıda saklı olduğunu ne güzel anlattı.Sonra Naciye Sultan var,Naciye Sultan da gerçek 🙂 Öyle böyle derken kızdık,söylendik,sevdik,sevmedik…Belki kendi annelerimizle ya da kendi anneligimizle karsilastirdik.Ama çok daha önemli bir gerçek var Naciye Sultan’ın anneliği ile yazarımızın anlattığı.Çocuklar en önce anneleri ile şekillenirler.Pınar’a söylediği “Çocuklarıma verdiğim tek bir şey var.Direnmek! Bunu ben öğretmedim,ben öyleydim onlar da õyle oldu.” Olurlar…oldugunu bir kac yıl önce, onyedi yaşındaki oğlum, hiç ummadigim bir anda “Ben pes etmem, senin oğlunum ben.” dediği zaman anladım.Aileye ,anneye saygı ve kendi hayat seçimleri ile ilgili dengeyi çok güzel kuran evlatlar; Ahu,Kerim,Poyraz.Saygilarini bozmadan; anneye gereken değeri gönülden verip,kendi hayat sınırlarını saygı ile ama kesin biçimde belirleyen evlatlar.Kırıp, dökmeden belirlenen özgürlük.Poyraz’ın sevdiği kadına duyduğu saygıyı,verdiği değeri belirleyen Naciye Sultan’a karşı olan tavrı.Güçlu karakterler hepsi.Kırıp dökmeden yol alabilmeyi gösteren,kendi seçimlerini yapan.
    Ahu ile Poyraz aşkı, Cansu ile Halil aşkı ve Pınar ile Kerim aşkı.Hepsi ayrı ayrı anlamda güzeldi.Ask gerçekten çok eşsiz bir duygu.Okumak da ayrı güzel.Aşik olunmamissa hevesle beklenen,o duyguyu tatmişsan da hevesle kendi aşkını tazeleye tazeleye okuduğun:)Dönüp kendi aşkına gözlerin parlayarak baktığın:).Aşkın çok güzel hallerini okuduk burada.Sabir halini,şükür halini,önce gözün anlattığında ,sesin tinisinda can bulan halini.Bir de fırlama hallerini:)Bazı yerlerde kahkaha attıran:)Halil’e ,Cansu’ya,Ahu’nun o iç sesine,Poyraz’a,Kerim’e hepsine attım kahkaha.
    Başa dönersek…Bir kitabı okuyucuya en çok sevdiren nedir?
    Halil Cansu’ya kavuştuğunda; Cansu’nun yerine o sevgiye varmışcasina ,Halil’in yerine de kendi kavuşmuşcasina sevindirebilmektedir.Ahu’nun ilk heyacanini onun yerine duyurup,Poyraz’in tatlı zafer heyecanını onun yerine hissettirebilmektir.Kerimin yerine sírıtıp 🙂 Pinar’in yerine coşturabilmektir.En önemlisi sıradan okurun, gözü gibi baktığı kitabında, Yazarın yazdığı altı çizilesi cümlelerdir:)
    Tıpkı Halil’in aşkını anlatırken “…İlahi’den gelen bir duyguydu.Kimse Yaradan’dan gelene isyan etmemeliydi.Yaradan bahşetti bu duyguyu…” Cümlesinin altını cizdigim gibi.Her kitabında altı çizilen cümleler yazan yazarcanim,kalbine kalemine sağlık:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!