15.Benim Bahtıma Düşen Aşk Bile Acı

Karanlığın azıcık ışıkla yarılmaya çalıştığı sorgu odasında önüne bakıyordu. Okul çıkışında sessizce buraya getirilmeden hemen önce çantasından çıkan uyuşturucu gözlerinin önünden gitmiyordu. Bir Allah’ın kulu bile anlamamıştı, okul bahçesinden normal şekilde çıkartılmıştı. Polisler bile polis gibi görünmemişti. Arif’in nutku tutulmuştu, peşi sıra gelen araba sayısıyla rahatlasa bile içinde öyle bir korku taşıyordu ki tüm hücreleri acı içindeydi. Tek bir damla bile yaş düşmediği mavi bakışları, vurulmuş kan içinde son nefesini vermeye hazır canlı gibi de hissetse ayakta kalmak için direniyordu.

İçinden tekrar ediyordu. ‘Hiçbir şey ölüm kadar soğuk değil, Efşan! Geçecek!’

Tüm bunların başına gelmesindeki isim belliydi. Yalçın… Saatler önce bitişini izleyeceğini söylerken bunların olacağını hayal bile edemezdi.

Açılan kapıyla başını kaldırdı. Biri kadın biri erkek iki kişi girip kapıyı kapattı. Kadın komiser karşısına oturdu, erkek olan ayakta bekliyordu.

“Gülefşan Dağlıca. Uyuşturucu taşımaktan gözaltındasın. Çantanda kullanım miktarında kokain ele geçirildi, hem de bir üniversitede,” dedi kadın. “Konuş bakalım.”

Efşan nefesini zor alıyor olsa da belli etmemeye yeminli gibiydi. “İçmiyorum, satmıyorum ve taşımıyorum. Çantama nasıl girdiğini de bilmiyorum. Diyeceğim başka bir şey yok.”

“Ayaklanıp girmiştir belki,” dedi ayakta bekleyen erkek komiser. Efşan ona kaldırdı başını, adam onunla eğleniyordu ama o hiç eğlenmiyordu. “Avukatım gelmeden ki gelse bile söyleyeceklerim bu kadar.”

“Vedat Çelebi ile aranda ne var?” dedi Kadın olan.

Sadece kadının gözlerinin içine bakıyordu. Ona açıklama yapmayacaktı, tek bir söz bile etmeyecekti.

Arabanın hızı, bir duvara vurmuş olsa yarısını diğer yarısıyla bütünleyecek kadardı. Yasin alabildiği tüm cezaları alıyordu. Arabanın arkasında telefonda konuşan Vedat’ın her biz sözünü duyuyordu. Alnından ter iniyordu, gözünü kırkmadan ilerliyordu. Beş dakika sonra ulaşmış olacaktı.

“Bana hikâye anlatma Başkan!” diye bağırdı Vedat. Tavandan inen tabletten görüyordu Sedat Başkan’ı.

“Evlât kendine gel,” derken Başkan da sabır sınırları geziniyordu.

“Ben kendimdeyim! Efşan uyuşturucu kullanmaz! Taşımaz veya satmaz! Kimi istiyorsan onu ara Efşan’ı alıp çıkacağım.”

“Bırak prosedür uygulansın, çıkartacağım.”

“Ben prosedür falan anlamam! Çıkacak! Sonra sen bana bunu kimin yaptığını söyleyeceksin. Ben sana demedim mi Başkan! Demedim mi aileme dokunacak olanın canını alırım dedim.”

“Vedat!” Sedat Başkan’ın yüksek sesi aracın içinde yankılandı. Susmadı Vedat. “Bana bağıramazsın! Ben çocukluğumu, gençliğimi ve ailemi feda ederek çıktım bu yola. Sıra sizde! Bana verdiğiniz sözleri tutacaksınız! Ben bu devletin askeriyim, kendi ailesini koruyamayan asker vatanını koruyamaz, Başkan! Bunları bize siz öğrettiniz. Şimdi yap şunu!”

Sedat Başkan derin bir soluk alıp ekrana uzun süre baktı. Saniyeler sessizce aktı ve Başkan ekranı kararttı. Kararan ekrana öfkeden kararmış gözleriyle bakıyordu. Sağ yumruğu ekrana sertçe indiğinde tablet parçalar hâlinde aracın içine saçıldı. Araba durdu. Arkasında ve yanında olmak üzere altı tane araç da onunla birlikte durdu. Nefes alıp filmli camlardan dışarıya baktı. Nasılda planlıydı her şey, okuldan sessizce alınan Efşan için basın İstanbul Emniyet Müdürlüğü önüne kamp kurmuştu. Yasin’in açtığı kapıdan adını dışarı attı. Adamları ne uzatılan mikrofonları ne de gazetecileri yaklaştırmıyordu.

Yanındaki bir araçtan kırmızı saçları beline uzanan, mavi gözlerindeki parlaklık evrene ışık saçan kırmızı mini elbisesi ve siyah uzun topuklu ayakkabılarıyla enfes güzellikteki Kardelen indi. Hemen arkasındaki arabadan esmer güzeli, yeşil bakışlarıyla insanın içini ısıtan, duruşuyla ve siyah pantolonlu takımıyla güzelliğin en tatlı hâlini kuşanmış olan Hazan indi.

Diğer araçtan Okan ve Ozan takım elbiseleri içinde avukat kimlikleriyle adımlarını hızlandırdı. Vural ve Korhan yüzlerinden öfke akarak Vedat’ın hemen arkasında belirdi. Son araçtan babası Ragıp Bey ve korumaları inip güvenliği ele geçirdi.

Dört mafya avukatı, iki devlet askeri, iki iş adamıyla Efşan’ı buradan çıkarmak için gazetecilere bile bakmadan yarıp geçtiler. Sorular kulaklarını tırmalıyordu.

Gülefşan Dağlıca ile evlendiğiniz söyleniyor Vedat Bey.

Sevgiliniz üzerinde uyuşturucuyla yakalanmış Vedat Bey.

Gülefşan Dağlıca sizden bebek bekliyormuş, doğru mu Vedat Bey?

Töre hesaplaşması diyorlar, ne diyorsunuz Vedat Bey?

Vedat’ın her ân umutları kırılıyordu. Her an bir ihanetin gazabına uğramaktan korkuyordu. Ve o zaman onu kim tutacak kendi bile bilmiyordu. Önden yürüyen avukatlarını takip ederken babasını yanında buldu. Omuzunu sıkan babasına dönmedi. “Çıkaracağız merak etme.”

Çıkacaktı ama delip geçen yaraları olacaktı. Efşan’a kimse sana dokunamaz sözlerinin altında kalmıştı. Yüzüne nasıl bakacağını, Efşan’ın ona ne diyeceğini şimdiden duyar gibiydi.

Kardelen’in tıklayıp girdiği kapıdan Hazan, Okan ve Ozan da odaya girdi. “İyi akşamlar Amir’im.”

Koltuğunda geriye yaslanan Amir ellerini göbeğinde bağlayıp sırttı. “O Avukat Hanım, ne zamandır görüşemiyoruz. Hoş geldiniz.”

Kardelen ona sırttı, cevap verme gereği bile görmedi. Okan öne çıktı. “Gülefşan Dağlıca’nın avukatlarıyız. Müvekkilimiz nerede?”

“Sakin ol küçük Çelebi, sorguda şu anda.”

Hazan masaya yaklaştı. “Biz olmadan sorguya alamazsınız. Bu yaptığınız suç!”

“Ona haklarını bile okumadığınıza eminim,” dedi Ozan.

Amir dört avukata bakıp diş sıktı. “Emre!” diye bağırdı. Açık kapının hemen ardından genç polis memuru belirdi. “Müvekkiline götürün.”

Kardelen, Amir’e dişlerini sıkarak göstermiş, kırmızı saçlarını savurup en önde odadan çıkmıştı ki tam o esnada Amir’in cep telefonu acı acı çalıyordu. “Müdürüm?” diyen adamın duydukları son sesiydi.

Vedat’la çok kısa olan göz temaslarının ardından koridor boyunca dördü de ilerledi. Vedat onları gözüyle takip etmişti, girdikleri kapının önüne doğru yürüdü. Çok kısa görebilseydi, o lacivert gözlere bir kez bakabilseydi…

Efşan kapından girenlere baktı. Kardelen’i ve Hazan’ı ilk kez görüyordu tanıyamadı ama hemen arkasından Okan ve Ozan’la yüreğindeki ağırlığın bir kısmı kalkmıştı.

Komiserler odaya giren avukatlara göz devirmiş ama omuzlarını da dik tutmuşlardı. Avukatlar masanın üzerinde duran dosyaya bakmış, eline alan Kardelen olmuştu. Hazan, Efşan’ın hemen arkasında durmuştu. “Gülefşan Dağlıca’nın avukatlarıyız.”

“Onu anladık,” dedi kadın komiser.

Hazan, kadının gözünün içine bakarak Efşan’a sordu. “Haklarını okudular mı Efşan?”

Efşan başını sağa sola salladı. “Sadece suçun ne olduğunu söylediler.”

Hazan’ın gözleri kısıldı. “Siz olayı anlayamamışsınız komiser, yaptığınız suç.”

“Aralık kapı bulmuşken girelim anlayışı bu,” dedi Ozan.

“Lafını bil avukat! İşimizi yapıyoruz biz.”

“Sizin işiniz, biz gelene kadar beklemekti komiser,” dedi Okan.

Kardelen elindeki dosyanın sayfalarını çeviriyordu. Aylar öncesinin çekilmiş fotoğrafları, incelenmiş telefon kayıtları, Vedat’la da çekilmiş fotoğrafları, okul girişi ve çıkışı, markete gidişi, pencereden dışarı bakarken bile çekilmiş fotoğraflar vardı. Banka hesapları, harcanan paralar, para akışının olduğu hesap, Efşan’la ilgili her şey vardı dosyada. Dosyayı kapatıp elinde büktü.

“Müvekkilimizin suçu nedir?”

“Üzerinde uyuşturucu bulundurma hatta satma veya kullanma,” dedi erkek komiser.

“Kaç gram?” diye sordu Okan.

Kardelen, “Yirmi,” dediğinde Okan masaya eğildi. “Satıcı diyemezsiniz, sınırın altında.”

“O zaman içici deriz,” dedi kadın komiser.

“Kullanmıyor, laboratuvar sonuçlarında ortaya çıkacaktır, başka?” dedi Hazan.

“Satıcı olmadığını nereden bileceğiz, kokaini yanında süs olsun diye taşımıyor ya,” dedi erkek komiser.

“Banka ve telefon dökümlerine bakıp buna bile yanıt alabilirsiniz. Müvekkilimiz kokain satmadan da oldukça zengin bir kadın ki hesapları ve para akışı belirtilmiş. O kadar fotoğrafın içinde bir alıcı bile tespit edememişsiniz. Size haberi uçuran kuşların kanadını kırın bence, iyi oyuna gelmişsiniz. Müvekkilimize bir komplo düzenlenmiştir. Şimdi birlikte ifadesine geçebiliriz.”

Kadın komiser dişlerini sıkarak Efşan’a indirdi başını. “Sabahtan başlayın anlatmaya, hiçbir şey atlamadan.”

Karşısına Yalçın Bozkurt’un çıkması, aralarında geçen konuşma ve dört arkadaşına çantasını emanet ettiğini söylememişti. Sırasında çantasını bıraktığını söylemişti ve bunu ilk kez yapmadığını eklemişti. İfadesinin sonunda ayağa kalkmıştı. “Arkadaşlar saç, kan örneği alacak. Sonra yine görüşeceğiz,” diyen kadın komiser avukatlara öfkeyle bakıp çıkmak için adımladı ama geri dönüp durdu. “Ben de gidip koridorun kamera kayıtlarına falan bakayım.”

Efşan’ın gözleri kocaman aralandığında Kardelen’le göz göze gelmişti. Kardelen onun bir şey sakladığını orada anlamıştı. Efşan’ın nutku tutulurken Kardelen birden Efşan’a sarıldı. “Üzülme,” dedi seslice, karşı duvardan onları izleyenleri tahmin ediyordu. “Ne saklıyorsun?” dedi fısıltıyla.

Efşan kollarını Kardelen’e doladı. Başını kadının kızıl saçlarına gömdü. “Koridor kayıtlarında biriyle konuştum, Yalçın Bozkurt.”

Kardelen, Efşan’ın sırtını sıvazladı. Arkadaşları onları kısık gözlerle izliyordu. “Senin bir suçun yok, bulacağız,” derken sesi duyulur tondaydı. Daha sıkı sarıldığı Efşan’a fısıldadı. “Saat dakika, yer?”

Efşan da inandırıcı olmak adına sokuldu kadına. Aklından hızlı bir tarama yaptı. “Onu on geçe. İkince kat 3. Salon.”

Kardelen geri çekilip gülümsedi, hızlı adımlarla arkasını dönerek odadan çıktı. Efşan avukatları eşliğinde çıktı odadan. Odada nefes almamış gibi odadan çıkınca elini kapıya verip derin nefesler aldı. Eli boğazına giderken başını kaldırdı. Vedat’ın ona gelen adımlarını, mavi bakışlardaki hüzne şahitlik etti. Ağlamak istiyordu, deli gibi ağlamak kendini parçalamak istiyordu. Onca dik duruşları Vedat’ın bakışlarında eriyordu. Yapmadı. Burada, bu kadar insanın içinde yıkılmak için yetiştirmemişti kendini. Sertçe yutkundu.

Vedat’ın elleri yüzünü kavrayınca göz göze geldiler. “Sakın korkma! Buradan birlikte çıkacağız.”

“Korkmuyorum, çıkacağıma eminim.”

Vedat’ın ona olan bakışlarında yanıp sönen aşk ve acı kıvılcımları güce dönüşüyordu. Uzanıp Efşan’ın alnına dudaklarını bastırdı. Kimin kendisini izlediği umurunda bile değildi. Vedat Çelebi olarak Efşan her şeyin önündeydi ve bunu her kes görebilirdi.

Efşan ellerinden kayıp giderken ardından bakıyordu. “Ali Rüzgâr Asilkan…” diyordu Kardelen, kulağına sessizce. Vedat ona anlamaz gözlerle bakıp kaşlarını çattı. Kardelen fısıldarcasına konuşmaya başladığında aradığı düşmanı açık ve net bulmuştu.

Saatler sonra Amir’i başucunda buldu Vedat. Bacağını bir diğerinin üzerine atıp arkasına yaslandı. Mavi gözleri düşmanını görürcesine acımasızdı. Yanında oturan Doğan ikili arasındaki bakışmaya şahitlik ediyordu.

“Bir gün gelecek Çelebi, o gün ensende boza pişireceğim.”

Öyle bir gün gelmeyecekti ama Amir hayal kurmaya devam edebilirdi. “Masum bir vatandaş, iyi bir bir iş adamıyım ben Amir Bey. Benden ne istiyorsunuz?”

Adam çarpıkça sırttı. “Sen masumsan ben vatan haini ilan edilmeliyim. Çekirgeler ne kadar sıçrarsa sıçrasın bir gün kafese girer.”

“Hakkıma giriyorsunuz, ne kötülüğümü gördünüz? Ben kötü biri olsam milyonlarca sevenim olur muydu?”

Adam başını iki yana salladı. “Tezgâh sağlam, kandırın insanları. Şimdi alıp gidebilirsin, seninle geçecekse hayatı zaten daha çok görüşeceğiz demektir.”

“Allah korusun Amir’im. Demeyin öyle,” derken sırıtarak ayağa kalktı. “Sizi de meşgul ettik. Ben alıp gideyim müstakbel Çelebi’yi.” Adama yaklaşıp dişlerini sıktı. “Hoşça kalın.”

Doğan ile yan yana yürümeye başladı. Karşı koridorun sonunda avukatların ortasında hâlâ dik bir şekilde yürüyordu Efşan. Karşı karşıya gelip durdular.

“Bitti,” dedi Hazan. Arkasında Vural’ın varlığını hissetti. Eş zamanlı Ragıp Bey ve Korhan da yanlarında belirdi.

“Mahkemeye çıkacak,” dedi Kardelen. “Ama artık gidebiliriz.” 

Efşan içli içli bakıyordu Doğan’a. “Baba’m ve Abla’m duydu mu?”

Doğan ona kollarını açtı, Efşan tereddütsüz girdi. “Tahsin Abi ile konuştum. Ayşem’e süslü bir şekilde anlattı. Senin onu aramanı bekliyorlar ve sana çok güveniyorlar. Seni sevdiklerini söylememi istediler.”

Boğazında kocaman bir yumru vardı Efşan’ın. Yuttu. Geriye çekilip başını salladı. “Vedat’la birlikte git, hiçbir şey senden kıymetli değil Efşan. Sakın üzülme!”

Yine başını salladı, derin soluk alıp Vedat’a baktı. Ona açılan eli tuttu. O tuttu Vedat kuvvetle sıktı. Gelecekte bir gün bu günleri acıyla anacaktı hem de kapanamayacak bir yaranın acısıyla.

“Gözlük ister misin?” dedi Hazan. “Kapıda onlarca basın bizi bekliyor. İsterseniz başka bir çıkış buluruz.”

“Suç işlemedim, herkesin gözünün içine bakabilirim,” dedi Efşan. “Gidelim mi?”

“Ben basın açıklaması yapacağım, siz hızla çıkın,” dedi Ragıp Bey.

Babalarını arkalarında bırakıp çıkışa yürüdüler. Efşan dediğini yaptı, kendini saklamadı. Saçlarıyla yüzünü bile kapatmadı. Vedat’ın eli içindeki eliyle hem bir güç gösterisi hem de ulaşılmaz olduğunu herkese resmetti. Sorulara kulak asmadı, duymadı, duyduklarıyla bile ilgilenmedi. Arif’in açtığı kapıdan ilk o girdi. Vedat, Vural, Kardelen ve Hazan da girince kapı üzerlerine kapandı.

Araç alandan ayrılırken bundan daha zor günler yaşadığını düşündü Efşan. İçinde bir yer öyle kanıyordu ki belki de kendini kandırıyordu. “Tamam,” dedi Kardelen. “Şimdi en doğru bilgileri anlat bakalım.”

“Kahve almaya giderken çantamı dört arkadaşıma emanet ettim. İkisi en iyi arkadaşlarım, ikisi sadece dersler hakkında konuştuklarım. Koridora çıktığımda kafeteryaya giden yolda çıktı karşıma.” Vedat’ın eli eline öyle baskı uyguluyordu ki canının yandığını hissetti.

“Ne dedi?” derken yana döndü Vedat. Gözlerinden hayali alevler çıkıyordu. Yüreği öfkeyle dolup boşalıyordu.

“Onunla iş birliği yapmamı istedi. Seni indirmek istiyor, piyon olarak da beni seçmiş.” Vedat ona bakıyordu ama gördüğü kendi değildi. Öfkeden gözleri kararıyordu.

“Karşılığında bir şey vaat etti mi?” diye sordu Hazan.

“Etti.” Bakışları Vedat’a bir gidip geldi. Soluğunu salıp tek seferde itiraf etti. “Çok güzel bir kadınmışım, ama önce Vedat kapmış. Onun dediklerini yaparsam tahtının kraliçesi yapacakmış beni, abimi de bana verecekmiş, istediğim gibi öldürebilirmişim.”

Vedat, Efşan’ın elini bırakıp sertçe kendi suratını sıvazladı. Bu nasıl düşmanlıktı, bu nasıl hainlikti? Düşündükçe deliriyordu. Kanı artık aksine akıyor gibi hissediyordu.

“Sen ne dedin?” diye sordu Vural.

“Abim olacak itle mutluluklar dileyip, Vedat’ın tırnağı etmediğini söyledim. O da bana bitişini izlemek keyifli olacak, kollarıma düşeceğin günün gelmemesi için duaya başladı dedi ve gitti. Sonra da olanlar ortada.”

Aracın içini sessizlik kapladı. Vural’ın burnundan alıp verdiği solukları duyuyordu Efşan. Hazan ve Kardelen önlerindeki kâğıtlara bakıyordu ki Hazan başını kaldırdı. “Dört arkadaşından biri, ikisi veya hepsi bu işin içinde olabilir. İsimlerini verir misin, hemen baktıralım.”

“Bu öyle basit bir şey değil,” dedi Kardelen. “Siz tanıştığınızda Efşan’ın peşine düşülmüş. Üniversite içinde öğrenci olarak çalışan onlarca polis vardır. Bunu biz de dâhil anlayamayız. Aylar önce ihbar almış olmalılar bugün de işi bitirmeye çalıştılar.”

“Yalçın’ı kabul etseydin bunlar başına gelmeyecekti, demek istedi,” dedi Hazan.

“Ne kadar açık sözlü bir sevgilim var,” dedi Vural, konunun az da olsa kapanmasını ister gibiydi. “Tanışmak bugüne nasipmiş, tanıştırayım uzatmalı sevgilim Hazan.”

Hazan göz devirdi. Efşan’a onlara bakarken kaşlarını kaldırmıştı. Kardelen dosyayı kapatıp arkasındaki küçük pencereyi açtı. “Arif, beni indir.”

“Biz de inelim,” dedi Vural. “Eve bırakayım seni,” dedi Hazan’a.

Araba durdu, inenler ardından kapanan kapıyla baş başa kaldılar. Vedat kolunu uzatınca altına girdi, gözlerini sükûnetle kapattı. “Teşekkür ederim.”

“Ne için?” diye sordu Efşan.

“Sadakatin için, güçlü duruşun, bu kadar küçük ama zeki olduğun için.”

Efşan sözlerine karşılık tek kelime etmedi. Araba eve giden yolda son sürat ilerliyordu, aralarındaki sessizlik gibi. Tüm hayatı göğsünde yattığı adamın yanında, kapalı gözlerinden geçiyordu. Bir ruhta bu kadar çok acı yaşar mıydı? Efşan iliklerine kadar yaşıyordu.

Araba evin bahçesinde durdu, yanında üç araba daha durdu. Okan, Ozan ve Ragıp Bey de inmişti. Hepsi sessizce eve yürüyordu. Evin kapısı açıldı hiddetle. Geniş koridorda Mücella Hanım ve Anna onları karşıladı. Mücella Hanım koşar adım Efşan’ın önünde durdu, ellerini tuttu. “İyi misin?”

Ellerini tutan kadınla tüm direnci yerlere saçıldı. Lacivert mavisi gözleri isyan bayrağını indirdi. “Değilim.” Sesi ve çenesi titremişti. Mücella Hanım’ın gözleri doldu. Efşan’ın arkasındaki ailesine göz attı. Vedat çöküş yaşıyordu. Oğulları üzgün, eşinin suratından düşen bin parçaydı, anlayamıyordu.

“Annemi özledim,” derken yanağından bir damla yaş süzülerek indi. “Annem olur musun?”

Mücella Hanım’ın dolan gözleri boşaldı ama kendini gülümsemeye zorladı. Ellerini Efşan’ın yüzüne yerleştirdi. “Olurum tabii kızım.”

Efşan’ın sesinden kocaman bir hıçkırık çarptı kulaklara, o kadar zaman dik duran kadının iç savaşını kaybedişini izliyorlardı.

“Okul hayatım bitti, Anne. Yıllarım çöpe gitti. Çok sevdiğim mesleğim artık yok. Asla bir mimar olamayacağım. Asla bir diplomam olmayacak. Benden geleceğimi çaldılar, Anne.”

Efşan’ı kollarına çektiğinde, gözyaşları ve o iç parçalayan sesle Okan, Ozan ve Ragıp Bey oraya terk etti. Vedat bir kadının hayatını kendi elleriyle bitirişinin sonsuz acısıyla Efşan’ın arkasında duruyordu. Ağır bir vicdan yükü artık omuzlarından hiç inmemeye yemin edercesine yapışmıştı. Bu yükü kaldıramazlarsa altında kalacaklardı.

Mücella Hanım, kızını omuzundan kaldırıp gözyaşları arasında gülümsedi. “Gün doğmadan neler doğar Efşan… Buluruz bir yolunu, odana gidelim hadi.” Elleriyle yüzünü kurutan Efşan onu başıyla onayladı. Nereye gittiğini bile fark etmeden kendini artık odası olacak kapıdan geçerken buldu.

Mücella Hanım onu mavi satenle kaplanmış yatağın kenarına oturttu. “Sana Mihri’nin kıyafetlerinden getireceğim. Sabah daha iyi hissedeceksin.”

Efşan’ı orada bırakıp odadan çıktı. Odaya göz attı, lüks, zevkli ve ihtişamla kaplanmıştı. Batıyordu her bir ayrıntı. Ayağa kalkıp tam tur etrafında döndü. Hayatı boyunca arzu etmediği hayalini bile kurmadığı bir hayatın içine düşmüştü. Her şey gözüne o kadar boş geliyordu ki hepsini yakmak istiyordu.

Dişlerini sıkarken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Yatak örtüsünü kuvvetle kavradı, haykırışına engel olamadı. Sesli feryadı odanın duvarlarından dışarı taşmış, saniyeler içinde tüm kulaklara ulaşmıştı. Hayır diyordu, sadece hayır. Örtüyü sıkmaktan elindeki damarlar tamamen ortaya çıkmıştı. Ruhu ve bedeni acı çekiyordu.

Ellerinin üzerini kapatan, açmaya, örtüden kurtarmaya çalışan elin sahibine bakmasına gerek yoktu. Hayatına girerek geleceğini yok eden adamdı. Ruhu kaybolmaya hazırdı, her ân her şey karışıyordu.

“Efşan…” Vedat’ın kederli sesi bile sağduyusunu harekete geçiremiyordu. “Yapma!”

Yapma! Sözüyle ellerini çekti örtüden. Vedat’tan kurtardı kedini. Yataktan kalkıp karşısına geçti. “Ne yapıyorum ki ben? Bu hayatta her şey bana yapılır ben kimseye bir şey yapmam.”

“Tamam, ne kadar üzgün olduğunu görebiliyorum. Kahretme kendini.”

“Sen hiçbir şey göremezsin Vedat!” Elini göğsüne sertçe vuruyordu. “Bu bedenin altında çürümüş bir ruh var. Sen beni anlayamazsın! Senin ablan tecavüze uğramadı.”

Vedat’ın gözlerinin önünden yedi bıçak darbelerinin parçaladığı bir beden gelip geçti. Ruhunun en derinlerde bıçak kesiklerinden kan akmaya başladı. Sustu.

“Senin abin ablanı öldürmedi. Babam annemi kurşunlarla benden kopardı. Benim gözlerimin içine baka baka kafasını havaya uçurdu. Ben iki cesetle kapkaranlık bir evde sessizce ağladım. Benim geçmişimi senin ihtişamın kapatamaz. Ben okula gittim,” derken sesi kısıldı. Gözlerinden sürekli akanlar hız kazandı. “Okuyup mimar olacaktım, bir firmada işe başlayacak kendi iş yerimi açacaktım. Evimi alacak, kendi paramı kazanacaktım ama ne oldu? Kocaman bir hiç! Efşan Dağlıca yok oldu. Ben kendimi kahretmeyeyim de kim etsin? Sicilimde kocaman harflerle uyuşturucu, uyarıcı madde bulundurmak yazacak.”

İlk defa çaresiz, ilk daha ne diyeceğini bilemeden tükenmişlikle çıkmıştı sesi. “Özür dilerim.”

“Sen kim özür dilemek kim?” Vedat’ın göğsüne indirmeye başladığı güçsüz yumrukları Vedat kadar çaresizdi. “Vedat Çelebi özür dilemez! Tüm dünya önünde eğilir, ama özür dilemez! Ben seni nasıl affedeceğim Vedat? Bunu nasıl unutacağım? Ben bu hayatta tek bir suç işledim o da seni sevmek oldu. Aşk bu kadar acıtmazdı, aşkı yaşayan insanlar bulutların üzerinde gezmez miydi Vedat? Benim bahtıma düşen aşk bile acıtmak zorunda mıydı?”

Efşan’ın bileklerini sıkıca tutup kendine yasaldı. Konuşuyordu, onca saat içinde tuttuğu ne varsa etrafa saçıyordu. Her bir söz acıtıyordu ama kendini savunmaya yarayacak tek bir kelimesi bile yoktu. Bu ev bir kadının acısına böyle şahitlik etmemişti. Efşan’ın feryadını duyanlar acının ne olduğunu baştan düşünüyordu.

“Sen beni neden sevdin…” Sözleri geçirdiği sinir krizinden kalan, kendinden geçmeden önceki son sözleriydi.

Recommended Articles

17 Comments

  1. Ah be yazarcım bayramda yapılır mı bu yüreğim kan ağladı Efşan için

  2. ⭐⭐⭐⭐⭐

  3. Offf bu ne biçim bölümdü yazarım içimizi parçaladın 😔ahh Efşan cım çok üzdün bizi 😔

  4. Ellerinize emeğinize sağlık muhteşemdi

  5. Ah efsan yakdin bizi yaa 😥

  6. Yaktın beni bu saatte yazarcım kör kuyulara daldım resmen koca bir ahhh oldu bu bölüm Efşen bana koca bir dağ oldu sanki Vedat yoluma bayram bayram içimi dağladın eline yüreğine kalemine sağlık

  7. Güçlü güçlü durup en sonunda vedat ve ailesinin yanında dağılması bir yerde içindekileri dökmesi gerekiyor. En dogru yer de orasıydı sanırım

  8. Ne üzüldüm. Inşallah hayalleri yarım kalmaz. Nasıl annem dedi nasıl yarim kalmış yani isyan etti. Çok zor. Cok akıllı bir kız olması, dik durması güçlü gözükmeye çalışması tam Vedat a yakışan bir kadın ama bunlar olmasaydı keşke, bakalım çantasına kim koydu. Inşallah samimî olan arkadaşları değil-dir.

  9. Yaktın yıktın efşan be 😥😥😥😥

  10. Vedat’ın annesi ile olan sahne beni mahvetti çok burkuldu için annesizlik ne kadar zor olurmuş kimsen yok gibi herkes var ama kimsen yok gibi. Çok hüzünlü bir bölümdü çok güzeldi inşallah daha mutlu oldukları bölümlerin gelmesi dileğiyle. Eline sağlık yazarcığım.

  11. Ya çok üzüldüm ya ağladım Efşan a zaten aşkın ızdırabını hep kadınlar çekiyor ☹️😢

  12. ben didim ama bu yalcın pisliği rahat durmayacak ve efsan zarar görecek diye didim işte didim
    Allah seni bildiği gibi yapsın inşallah yalcın vedat ın elinde can veresin pislik herif (🤬🤬🤬🤬🤬😤) burası hayal gücümüze kalmıs
    sen yıkılma vedat efsan a sahip cık hersey yoluna girecek eden bulacak bulacak değil mi bacım
    emeğine yüreğine sağlık

  13. Yazarım kalemine yüreğine sağlık… Yine ve yine efsane bölüm olmuş ama ben Ruken ile tanış masını heycanla bekliyorum 😁

  14. 😭😭😭

  15. Nerelerdesin yazarım 😳🤔🤔

  16. Of çok üzüldüm çok acı bir hayat yaşamış olana çok ağır oldu inşallah bir telafisi vardır sicilinde kalmaz bilemedim yazarcım sana güveniyorum bence sen bir açık bulup doldurursun emeğinize sağlık 🥰

  17. Ciğerini söktünuz bee ah benim yaralı Gülefşanım 💔 canım Vedat’ım 😢

Leave a Reply

Your email address will not be published.

error: Content is protected !!