16.Her Şeyi Baştan Yazarım

Omuzlarında kalın polar şalına sıkıca sarınıp odasının kapısını araladı. Güneşin soğuğu delmek istercesine karşı durduğu kış günüydü. Gece neler olduğunu anımsadıkça kalbi sıkışıyordu. Ne yaşarsa yaşasın kendini bu denli kaybettiği bir an hiç olmamıştı. Etrafında pervane olan ev haklına sadece tebessüm ediyor, ama ağzından tek bir cümle bile çıkmıyordu.

Sabah erken bir saatte evindeki eşyaları odasına getirilmiş, dolaplara yerleştirilmişti. Uyandıktan sonra bir kez bile ağlamamış, boşluğu izleyerek saatleri öğleden sonrasına bağlamıştı.

Vedat’ı dün geceden bu yana hiç görmemişti. Her bir sözünü hatırlıyor, andıkça da gözlerini sıkıca yumuyordu. Yılların acısını Vedat’a kusmuştu. Kaçtığı her şey önüne serilmiş kilim gibiydi ve Efşan ezerek basıp geçmişti. Yine de bir yanı sözlerinin doğruluğunu ama yanlış ifade edişiyle dik duruyordu.

Hasır koltuğa oturup bir bacağını diğerinin üzerine bıraktı. Önünde uzayıp giden ama bitiş duvarları görünmeyen bahçeyi izlemeye başladı.

Ondan biraz uzakta canı çıkarcasına acı çeken Vedat’ın kulağında telefon, gözü Efşan’ın üzerindeydi. “Gelirseniz daha iyi olmayacak. Kendine gelince ben getireceğim.” Tahsin Bey’in sıkıntılı soluğunu duyuyordu Vedat.

“Sana kızımı emanet ediyorum. Benim evimden alacaksın onu, yüzünü güldürmeye bak Vedat. Sen benim nasıl bir baba olduğumu bilmiyorsun. Kızımı üzersen onu senden alırım. Tanımam seni!”

Vedat ona saygısının yanında ciddi de besliyordu. Onlar ki Efşan’ı sahipsiz bırakmayan, ona yeni bir hayat veren insanlardı. “Anladım efendim.”

“Telefon bekleyeceğim. Görüşürüz.” Suratına kapanan telefonu burnuna çarparken hiç de sakin değildi. Yaşayan bir ölüye benziyordu Efşan. Annesinin dediğine göre tek laf bile etmiyordu. İçinde ne tür çatışmalar yaşıyordu keşke bilseydi. Dün geceki sözler hâlâ yüreğinin en üst odacığında taptaze duruyordu. Haklıydı Efşan, ama kim seçmişti ki seveceği insanı da Vedat seçecekti… Sözünü tutamamıştı, canını en çok yakanda buydu.

Bir şeyler yapmalı, Efşan’ı sıkıştığı yerden çıkartmalıydı. Elindeki telefonu çevirip aradığı numaraya dokundu.

“Gelmen gerekiyor,” dedi karşısındakine söz hakkı dahi vermeden. Uzun bir sessizlik karşıladı onu. “Bize kadınları anlatmakla olmuyormuş bu işler dede. Geleceksin ve Efşan’la konuşacaksın. Dün geceden bu yana tek kelime etmedi. Ağzına bir lokma bile sokmadı, dede.” Telefon suratına kapandı. Odasına tekrar girdi, ya gelecekti ya da gelecekti.

Salona girip annesini arayan gözleri boşluğu kavradı. “Beni mi arıyorsun?” diyen sese döndü.

“Mihriban yola çıktı. Bir süre kimse evden dışarı çıkmayacak. Aile dışında eve kimse girmeyecek.”

Mücella Hanım başını salladı. “Tamam.”

“Anne!” Oğlunun çok ciddi bir şey söyleyeceği ses tonunu ezbere bilen kadın beklentiyle baktı. “Ne?”

“Dedemi buraya çağırdım, geleceğim demedi ama gelirse ona göre davran. Yeter artık! Ben kabullendim sen de kabullen. Efşan babasızlığın, ailesizliğin acısını dibine kadar yaşarken senin yaptığın şımarıklık. Olan oldu, yiten gitti. Ben, ben olmaktan mutluyum. Neden biliyor musun? Ben bu adam olmasaydım Efşan’la asla tanışamazdım. Her şeyin bir nedeni var, sonuç ne olursa olsun.”

Yere bakan ve tek söz etmeyen annesini bırakıp çıkıyordu ki geri döndü. “Mihri iki saate burada olur, evi biraz kalabalıklaştır. Kafasının dağılmasını istiyorum,” deyip çıktı.

Bir saat sonunda yirmi üç yıl sonra kızının kapısında duran arabasından evin kapısına bakıyordu. Vedat, Vural ve Nazenin için yapmayacağı hiçbir şey yoktu. Ayakları geri geri gitse de kapsını açan adamının önünden geçti. Başını kaldırıp ona açılan yoldan yürüdü. Vedat ardına kadar açarken hem mutlu hem üzgündü. Dedesine burukça bakıp eline uzandı. Deli Seyit torununa elini uzatıp hürmetini kabul etti.

“Hoş geldin.”

“Hoş gördüm.”

Vedat elini dedesinin omuzuna bırakıp evin kapısından içeri sokarken Deli Seyit’in gözleri kızını arıyordu ki hemen önüne çıktı Mücella Hanım. Baba kız yıllar sonra ilk kez göze gelmiş, ilk kez birbirlerine bu kadar yakın duruyordu. “Hoş geldin baba.”

Yirmi üç sene sonra tek kızından baba sözünü kabul eden yüreği bayram yerine döndü. Beyaz bıyıkları altından gülümsedi. Elini bekleyen kızına uzattı elini. “Hoş buldum kızım.”

Mücella Hanım ağır bir hasretin ve inadın altında kavrulurken gözlerini kaçırdı. “Efşan hâlâ bahçede. Ben size kahve göndereyim. Seninki şekersiz, biliyorum.”

Vedat tepkisiz bir şekilde onları izliyor, içinden ise şükürlerin en büyüğünü ediyordu. Bunlar hep Efşan’ın getirdiği güzelliklerdi. Uzaklaşan annesinin ardından dedesini bilmediği evin içine, oradan da bahçeye çıkardı.

“O çok yaraları bir kadın, en büyük yarası da artık okula gidemeyecek olması. Bir gün ona diplomasını verebileceğimi düşünmek, duymak bile istemeyecek; buna eminim. Sana bırakıyorum. Bize açtığın yolda Efşan benim çizgim. Onunla mutlu olamazsam bildiğim her şeyi baştan yazarım.”

Deli Seyit torununa yandan bakıp bıyık altından gülümsedi. “Benim torunlarımdan başka ne beklenirdi ki… Delirme hemen.” Vedat’ı ardında bırakıp Efşan’ın yanına ilerledi. Dünyadan kopmuş gibi boşluğu izleyen kızın yanına oturdu. Gelişini fark eden Efşan bacağını diğeri üzerinden indirip kalkıyordu ki Deli Seyit onu durdurdu.

“Otur kızım.” Ellerini göbeğinde bağlayıp, ardına yaslandı. Efşan gibi boş araziyi izlemeye koyuldu. “Solmuşsun bir günde, değer mi? Hayat bu Efşan, bir gün ağlar bir gün gülersin.”

Efşan önüne bakarken sözlerin yalan oluşunu içiyordu. O yıllardır ağlıyordu, güleceğim derken bile korkan bir gönlü vardı. Nasıl inansındı Deli Seyit’e?

“Bilmezsin sen, nereden bileceksin ki… Ben yetmiş küsurluk ömrümde tek bir kadına el kaldırdım o da kızımdı. Kızım bana yirmi üç senedir küs, ben kızıma yirmi üç senedir bir kez bile sarılmadım. Evinin kapısından yirmi üç sene sonra bugün girdim. Sana geçmişi anlatırsam buradan günlerce ayrılamayız. Dokuz yaşında anamı öldüren babamı öldürdüm.”

Efşan’ın gözleri kocaman aralanıp, nefesi tutuldu. Yerine çakılmışçasına yapıştı.

“Gel zaman git zaman oldu bir şeyler Deli Seyit lâkabında Kabadayı oldum, bunları geçelim. Sana Nazenin’i anlatacağım: Onu bir gördüm ki Efşan, kalan ömrüm onun ömrüne konsun dedim. o öyle bir kadındı ki günlerce eve gelmesem, döndüğümde bana neredeydin demezdi. Aç mısın, yorgun musun, derdi. Beni hiç incitmedi, onu hiç incitmedim. Çok sessiz bir kadındı, ama o sessizliğin ardında yiğit bir kadın yatardı. Benimle birlikte nam yaptı, Nazenin derler yanına fevkalade sözler eklerlerdi. Bana üç evlat verdi, onlardan olma yiğitler, Nazenin’i verdi. Allah bize biçtiği zamanda aldı onu benden. Ben evlât oldum, eş oldum, baba oldum, dede oldum. Nazenin bana hayatın kötülükleri arasında verilmiş en güzel hediyeydi. Ben baba acısı yaşadım, anne acısı yaşadım, ben evlât acısı yaşadım ama hiçbiri Nazenin’i kaybetmek kadar acı değildi, Efşan. Deli Seyit’in akıllı tarafıydı Nazenin, o gitti ama ben onunla yaşadığım her günü hayalimde yeniden yaşayarak aklımı kaybetmiyorum. O hâlâ benim sol yanımda, insan yüreğiyle konuşur mu Efşan? Ben her an kalbimle konuşuyorum. Bana küs olan kızımın evine yirmi üç yıl sonra gelmemi, senin gibi bir kalbi güldürmemi istedi.”

Efşan’a çevirdi başını. Genç kadının dolup boşalan gözlerine bakıp gülümsedi. Efşan’ın göğsünde bağlı duran eline uzandı. Buz kesmiş eli iki elinin arasına alıp yine boşluğa döndü. “Ben Nazenin’i nasıl seviyorsam, Vedat da seni öyle seviyor, bundan şüphe etmezsin. Sana bile isteye zarar vermeyecek tek insan Vedat’tır. Sen onun akıllı tarafısın, sen onu bu yolda yalnız bırakırsan ona artık Deli Reis derler. Aklını kaybeder, aşkın delirtmeyeceği adam âşığım demesin zaten. Ben sevdiğim kadınla bir ömrü paylaştım, yüreğimde hatırlarıyla yaşıyorum. Kızım… Siz daha aynı çatının altına bile giremediniz. Sen ondan gidersen Vedat senin hatıralarınla değil, acınla yaşar.”

Efşan da biliyordu bunu, Vedat ona isteyerek zarar vermezdi. O, sığındığı son limandı. Onu kaybetmek istemiyordu ama kalbinde bir diken en derinlere saplanıyordu. Acınası çaresizliğiyle çırpınıyordu. “Ben onu bırakmak istemiyorum. Sadece hayatta bir kez istediğim bir şeyi yapacaktım ama kaybettim.” Gözyaşlarını silme gereği duymuyordu, içinden geldiği gibi akıyor, yanaklarından süzülüp düşüyordu.

Deli Seyit, Efşan’ın elini sıktı. “Kaybetmek insanın içinde yaşadığı bir olgudur. Kaybettiğini düşünüyorsan, kaybetmişsindir.”

“Bir daha okula gidemeyeceğim dede!” Sesindeki acıyı hissediyordu Deli Seyit. Bedeniyle döndü Efşan’a, ellerini tuttu ve sıktı.

“Kocasinan’ı Mimar Sinan yapan diploması değildi. Yeteneği ve tutkusuydu. Aşkı ve inancıydı. Eğer sen bu aşkı taşıyorsan istediğin her şeyi yaparsın, ama yıkıldığında kalkamaz, kaybettim dersen seni binlerce diploma bile ayağa kaldıramaz.”

Cümleler beynine çekiç darbeleriyle yıkım yaşatıyor, solunda bir mimar onları yeniden yapmak için elinde kalem tutuyordu. Tüm tüyleri havaya kalktı, içinin titrediğini hissetti. Kapanan gözlerinden akan yaşları sildi Deli Seyit. “Sürekli yıkılıp ayağa kalkmaktan yoruldum.”

“Daha çok düşeceksin, hayatın en başındasın. Düşmek mesele değil, asıl mesele seni ayağa kaldıracak bir nedeninin olmaması.” Efşan’ın yaşlarla kaplı gözlerine bakıyordu. “Yaradan senden bir aile aldı, ama daha büyüğünü verdi. Sıkıca sarılman gerekiyor, bırakamazsın!”

“Vedat’ı bırakmıyorum,” dedi çaresizce.

“Tepkisiz kalmak da bir terk ediş biçimidir. Kalbinde bir yerde ne kendin için ne de başka biri için adalet arama! Kader sofrasında herkes rızkını yer. Beni anlıyor musun Efşan?”

“Anlıyorum, Dede. Bu da geçecek.” Elleriyle gözlerini kuruladı.

“Her şerde bir hayır vardır. Seni öldürmeyen şey güçlendirsin kızım. Torunumun kalbine saraylar kurmuş kadınsın sen. Bir diploma sana hiçbir şey kaybettirmez.” Elini tutup ayağa kaldırdı Efşan’ı. “Buz gibi olmuşsun, içeri geçelim de ısın biraz.”

İtiraz etmeden elini elinin içinde tutan Deli Seyit ile odasından geçerek koridora girdiler. “Kızım bana kahve yapacaktı, yirmi üç sene sonra bugün. Gidip keyifle içeyim. Vedat haklıymış,” derken Efşan’ı aşan boyuyla kolunu kaldırıp gelinin kendine çekti. “Ne konuda?” diye sordu Efşan.

“Bu eve sayende geldim, sen hayatımızı gül bahçesine çeviriyorsun. Sen küçücük yaşında herkese bir derssin.” Uzun koridoru Efşan’ın yönlendirmesiyle salona bağlayan geniş alana bağlayan kemerden geçtiklerinde kulakları sağır eden kadın çığlıklarıyla ikisinin de yüreği ağzına gelmişti.

“Dede!” diyordu Nazenin.

“Dede,” diyordu Mihriban ve koşar adımlarla yaklaşıyorlardı. Efşan ne olduğunu anlamadan iki torunu da dedesinin boynuna atmıştı ki Efşan kendini kenara çekerken şaşkındı. Belinden karnına dolanan parmaklarla irkilmiş, başını çevirmişti. “Gel yavrum, ezecekler seni.”

Dün geceki sözlerini unutmuş, hiç olmamış gibi bakan Vedat’a gülümsedi. Konuşmadan bedenini ona yasladı. Şakağını Vedat’ın yanağına yaslayıp dedesini bitirmek isteyen Mihriban ve Nazenin’e baktı. Mihriban’ın, babaannesi Anna’nın altmış sene önceki hâli olduğuna yemin edebilirdi Efşan. Sarı saçları, uzun boyu ve beyaz teni…

“Dede sen burada?” dedi Nazenin. “Barıştınız mı halamla?”

“Barıştık sayılır, Efşan’ı görmek için geldim.”

Mihriban dedesinin baktığı yöne döndü. Abisi ve ona yapışık duran kadına baktı. “Efşan?” Aylardır görmediği abisini kenara iterek Efşan’a sarıldı. “Yengem,” dedi. Efşan’ın kolları iki yana şokla açılırken gözleri de şaşkınlıkla büyümüştü. “Twitter de tt olmuşsun. Adına hashtag açmışlar.” Geri çekilip abisinin boynuna atladı. “Yengem bile ünlü, nasılsın abi?” Sürekli konuşan kimseye söz hakkı vermeyen kızın neşesine kapılmışlardı.

“Nasıl?” dedi Efşan. “Anlamadım.”

Nazenin gelip Efşan’ın koluna girdi. “Bak aynen şöyle: Reisinsevdiğibizimsevdiğimizdir Reiseyapılanbizeyapılmıştır Efşansuçsuz VedatEfşan kalp gibi.”

Mihriban ellerini çırptı. “İnstagramda boy boy fotoğrafların geziyor. Yüzbinler seni konuşuyor Efşan. Ben de baktım ama hesabın yok gibiydi. Sana hemen bir hesap açmalıyız.” Açık mavi gözleri evin tavanına dikildi. “Bioya ne yazsak? Savaşçı? Cesur?”

Efşan ona bakarken bir kadının ne kadar coşkuya sahip olabileceğinin bir örneğini görüyordu. Vedat’ın sesiyle ayıldı. “Her evin bir delisi var işte, ne yapacaksın…” Vedat’ın sözlerine gülerse Mihriban alınır mıydı?

“Hadi salona,” diyen Mücella Hanım’ın sesiyle Deli Seyit önden başını sallayarak yürüdü.

Vedat da Efşan’ın elini tutup devam etti. “Hesap açılabilir ama paylaşımlara ben onay vereceğim. Bioya da Efşan ne istiyorsa yazar.”

“Büyüksün Reis,” diye bağırdı Mihriban, elini havaya kaldırmıştı. “Kralsın Reis, Efşan kıymetlimisss.”

“Manyak,” derken kahkaha atmıştı Nazenin.

Efşan kahkahasını Vedat’ın omuzlarına bıraktı sessizce. “Kardeşin çok tatlı.”

“En az isot kadar.”

Dev masa bir ucundan diğer ucuna sıralanmış aile üyeleriyle tamamlanmıştı. Mücella Hanım sofraya babasının en sevdiği yemek olan, rahmetli annesinin tarifiyle hazırladığı içli köfteyle donatmıştı. Aralarında bir konuşma geçmiyordu ama sessiz bir bağ düğüm düğüm atılıyordu.

Korhan ile Nazenin arasında dinmeyen gerilim elle tutulurcasına yine ortadaydı. Korhan ona yaklaşmaya çalışıyorsa da Nazenin kaçıyordu. Bu, genç adamı öfkelendiriyor, daha sert olmasına neden oluyordu.

Bu kez masada Hazan da vardı. Efşan’ın nasıl olduğunu görmeye gelmiş, Vural’ın da gelişiyle yemeğe kalmıştı. Ediz, Korhan ve Nazenin arasında göz trafiği kurmuş, ikisinin arasındakileri çözmeye çalışıyordu. Okan ve Ozan’ın arasına oturan Mihriban abilerini bir şeyler fısıldıyor, küçük kıkırtılarla Vedat abisi ve Efşan’ı çekiştirdiğini herkes anlıyordu.

Ragıp Bey yerini bu gece Deli Seyit’e bırakmış en başa oturtmuştu. Karısının yıllar yıla olan inadının bittiğine şaşırmamıştı. Her dalıp gittiğinde babasını arayan küçük bir kız çocuğu gibi olurdu da sesini çıkartmazdı Mücella Hanım.

“Ellerine sağlik Müzella, sok güseldi,” dedi Anna.

Mücella Hanım, kayınvalidesine bakıp gülümsedi. “Afiyet olsun, Anneciğim.” Babasının tabağına bakıyordu göz ucuyla. Yaşına göre çok bile yemişti ama belli ki özlemişti. Kızının kendinden bir şeyler beklediğini hisseden Deli Seyit yıllar ve yıllar sonra eşinin yaptığının aynısını yapan kızına gülümsedi. “Annenin tarifi, tadı da aynıydı. Eline sağlık kızım.”

“Afiyet olsun, baba.” Soluğunu salıp ardına yaslandı.

Mihriban elindeki telefonuna bakıp sırıtıyordu. “Abi, bir teşekkür yazısı mı paylaşsan. Hashtaglar çoğalıyor, kadın dayanışma dernekleri de atağa geçmiş. Şu hesabı açalım artık.”

“Olabilir,” derken Hazan’a döndü Vedat. “Hazan sen halleder misin?”

“Olur olur, yemekten sonra beş dakikamı alır,” dedi Hazan.

“Benim telefonum nerede?” dedi Efşan. Dün geceden bu yana ne görmüş ne sesini duymuştu.

Okan yerinden kalkıp odadan çıkarken, “Senin telefonun hazırdı, getiriyorum şimdi.”

“Hazır derken?” dedi Efşan.

“Sana güvenli bir hat ve dinlenemez bir telefon hazırlandı. Konumuna sadece belirli kişiler ulaşacak.”

“Anladım,” dedi, ama aklına aniden arkadaşları geldi. “Kızlardan bana ulaşan oldu mu? Diğer telefonum nerede şimdi?”

“Telefonun imha edildi, eğer sorduğun Derin Cemile ise gelen mesajları görmesen daha iyi edersin.”

“Söyle söyle daha neler göreceğim kim bilir.”

“Ailelerinin seninle görüşmeyi kesmelerini isteği üzerine bir daha görüşmeyeceğiz gibi şeylerdi.”

İçten içe üzülmüştü. Üç buçuk senedir arkadaşlardı ve birden kopan bağları içini acıtmıştı. Aynı şey onların başına gelse kendi aksini yapardı, ama karşı taraftan böyle bir incelik beklemiyordu. “Hayırlısı olsun,” derken sesi de bunu tasdikliyordu.

“Arkadaşlarını araştırıyoruz Efşan,” dedi Hazan. “Ama elimize bir şey geçecek gibi görünmüyor.”

“Artık önemi yok. Dördününde son senesi, mezun olsunlar. Araştırmayı kesebilirsiniz. Kimin itirafı beni düze çıkartır ki? Yapmadım ama yaptı diyecekler, bazı şeyler değişmez.”

Okan elinde telefonla geri döndü, Efşan’a uzatıp yerine oturdu. Ekranı açıp bazı uygulamalara girip çıktı. “Şifrelerimi nasıl buldunuz?”

“Bir iki tık,” dedi Ozan.

“Ben alayım Efşan,” dedi Mihriban. “Elden ele lütfen.”

Efşan telefonu yanında oturan Korhan’a verdi, o karşısında oturan Nazenin’in önüne sürdü. Nazenin de Mihriban’a uzattı. Mihriban telefonu kaptı. “Ne yazıyorum isme? Çelebi? Dağlıca? Senin neden hesabın yok Efşan?”

“Adımı ve yüzümü saklamam gerekiyordu. Abimin bir gün bana ulaşacağı ihtimalini hep düşünürdüm. Dağlıca olsun. Gülefşan Dağlıca.”

“Şimdilik…” dedi Vedat. Sesini masada oturanların tamamı duymuştu. Efşan ona yandan bakıyordu, yansındı Efşan, ateşler içinde yansındı da Vedat hep şöyle solunda otursundu. “Bioya yaz Mihriban,” dedi, Vedat ona döndü. Masadaki tüm gözler sessizce ikisini izliyordu.

“Kralla evli, başında tacı.” İkili göz göze sessizce birbirlerine gülümsemişti. Mihriban yıllar sonra ilk kez abisinin, gamzelerini ortaya çıkaracak kadar gülümsediğini görüyordu. İkisine bakarken yüreği sıcacık olmuştu.

“Yaz Mihriban,” dedi Vedat sevdiği kadının gözlerinin içine bakarak. “Kralla evli, başında tacı.”

“Evli derken?” dedi Mücella Hanım, gelinine ve oğluna bakıyordu. 

Efşan sessiz kalıp önüne dönerken Vedat annesine dönmüştü. “Geçen hafta imam nikâhıyla evlendik.”

“Vay çakal,” dedi Vural, öne eğilmişti. “Bundan benim neden haberim yok?”

“Sana ne Vural,” dedi Hazan.

“Bana nesi mi var Hazan? Hazır yola girmişken bizi de aradan çıkartırdık. Senin imza atacağın yok.”

Masada gülüşmeler ortama yayılırken Hazan göz devirdi. “Sen bana evlenme teklifi mi ettin ki imza atacağım?”

Vural inanamazmış gibi büyüyen bakışlarıyla Hazan’a çevirdi bedenini. “Vicdansız kadın, kaç senedir evlenelim diyorum sana?”

“Sen bana evlenelim diyorsun, benimle evlenir misin demiyorsun,” dedi Hazan ve Efşan’a döndü. “Evlenme teklifi etti mi Efşan?”

Vedat’a döndüğünde ellerini kucağında bağlamış, önüne baktığını gördü. “Etti, hem de mihrabın önünde, elimi bile tutmadan. Reddedilecek gibi değildi, kabul ettim.”

“Ya…” dedi Hazan. “Sen anca kurşun sık.”

“Yaktınız lan bahtımı, alacağınız olsun,” derken başını sağa sola salladı Vural.

Ailesi sessizce ama çok mutlu bir şekilde onları izlerken Mihriban kocaman gözlerle, “Ne?” diye bağırdı. “Ben de istiyorum, artık daha azı paklamaz beni. Çıta Everest’e çıktı.”

“Sus kız,” dedi Okan.

“Ağzına biber sürelim bunun, dengesiz,” dedi Ozan.

“Karışmayın!” dedi Vedat. En kıskanç ve en ağır abi olan kendisi sözlerinin arkasındaydı. “Delidir doludur ama akıllıdır benim kardeşim.”

Mihriban’ın gözleri büyümüş, sesi içine kaçmıştı. Bu Vedat hangi gezegenden düşmüştü? Tabii ki Gülefşan onu değiştiriyordu, yengesine bakarken hayranlık beslemeye başladı. Bir erkek tarafından bu denli sevilmek, bir erkeği değiştirmek nasıl bir yürek isterdi…

“Ne aşklar var…” dedi Nazenin. “Bence hepiniz Nazenin ile Seyit’in ekmeğini yiyorsunuz.”

Deli Seyit gururla gülümsedi. “Babaannene en çok benzeyen sensin, senden de bekliyoruz bir kara sevda.”

Dedesine acı acı gülümsedi Nazenin. “Dede bende nerede o şans, ben o sofradan aç kalkarım.”

Korhan’ın burnundan alıp verdiği sıkıntılı nefesi duyanlar başını o yöne çevirdi. Korhan gözlerini Nazenin’e dikmiş, alttan bakıyordu. “Önündekinin kıymetini bilmezsen aç kalırsın o kesin, Nazenin.”

“Yine başlıyoruz,” dedi Mücella Hanım. “Çocuklar yapmayın!”

Deli Seyit kaşlarını çatmış Korhan’a bakıyordu, torununa döndü. O da Korhan’ı öldürecek gibi bakıyordu. “Ne oluyor?”

“Ne mi oluyor dede?” dedi Nazenin. “Korhan kendini bana lâyık görüyor ama bilmiyor ki ben onun gibi birine tırnağımı bile vermem!”

Masaya bomba niyetine düşen sesi ve sözleriyle Ediz hırlayarak yerinden kalkacakken dedesinin sesiyle yerinde çakılı kaldı. “Otur yerine Ediz!”

“Dede! Bu iti gebertirim,” dedi Ediz.

“Karışma!” dedi, dedesi.

Korhan kimseyi duymuyordu, Nazenin’in sözleri kulaklarında uğulduyordu. “Ne yaptım ben sana? Ne kötülüğümü gördün? Beni senin gözünde vasıfsız kılan şey ne Nazenin?” derken ayağa kalkmıştı.

“Senin oluşun hata Korhan! İğrençsin sen! Her gün kolunda bir kadınla arzı endam sana mı kaldım? Ben gezsem kolumda her gün biriyle adımın neye çıkacağı belli, sen yapınca sana adam diyorlar.”

“Nazenin!” dedi Deli Seyit. Bu sözleri söyleyecek kadının aşktan başka bir derdi olmadığını bilecek kadar yaşamıştı.

Korhan’ın kalbi en derinlerde bir yerde kırılsa da sözlerin haklılığı altında ezildi. Nazenin’in dolu dolu gözlerine bakıp sakin bir sesle sarf etti sözlerini.

“Hepsinden önce seni sevmediğim için özür dilerim.”

Nazenin bakışlarını indirip sessizliğini korudu, diyecek başka bir şeyi kalmamıştı. Duydukları asla beklemediği, ailesinin önünde duymak istemeyeceği türden sözlerdi.

“Sıkıldım sizden,” dedi Vedat, yerinden kalkıp Efşan’ı da kaldırdı. “İkiniz de çalışma odasına!” Yerinden kalkmayan Nazenin’e sesini yükseltti. “Kalk Nazenin!”

Efşan, Korhan’ın koluna girip onu odadan çıkartırken Nazenin de yerinden kalktı. Kimsenin yüzüne bakamadan salondan çıktı.

Onların arkasından başını eğmiş bakan Mihriban düşecekken Ozan tarafından çekildi. “Düşeceksin şaşkın.”

“Bundan sonra idolüm Efşan Çelebi. Kadın abim için yaratılmış, derin devlet gibi mübarek.”

“Önceki kimdi?”

“Tabii ki anneannem,” diyerek dedesine öpücük attı Mihriban.

“Yeri gelmişken,” dedi Deli Seyit. “Mihriban haklı, tıpkı onun gibi davranıyor. Ona baktıkça Nazenin’i görür gibi oluyorum.”

“Ben de fark ettim baba. Oğlum adına nasıl mutluyum… Asla şımaracak, konumunu kullanacak biri değil.”

Vural ve Hazan birbirlerine baktılar, söyleseler mi bilemediler ama konuştular. “Dün…” dedi Hazan. “Yalçın okuluna gidip ona iş birliği teklifinde bulunmuş. Kabul etmek bir yana onu kızdıracak sözler de söylemiş. Sonra başına gelenleri biliyoruz.”

“Bana bundan bahsetmediniz,” dedi Ragıp Bey.

“Zaman olmadı enişte. Efşan sorgudan çıkarken Kardelen’e fısıldamış,” dedi Vural. “Efşan, Vedat’ı satmamak adına mesleğinden oldu. Asaletinden sual edilemez.”

Koltuğa yürüyüp oturdu. Odanın iki ayrı köşesine dağılan Nazenin ve Korhan’a bakıyordu. Efşan da arkasında, koltuğa kolunu vermiş bekliyordu.

“Siz neyi paylaşamıyorsunuz?” dedi Vedat.

“Biz bir şey paylaşmıyoruz, sorun orada!” dedi Korhan.

“Bağırma Korhan,” dedi Efşan. “Sakin sakin…”

“Aaa o bağırmazsa sorunlar nasıl çözülür Efşan, bırak bağırsın,” dedi Nazenin.

“Bağırmıyorum da ne çözülüyor? Sen kendi kendine triplerdesin. Konuşalım diyorum kaçıyorsun, beni bu hâle sen getirdin, Nazenin.”

Adımlarını Korhan’ın önüne gelene kadar attı. “Ne konuşacağım seninle?”

“Bizi bizi!”

“Biz diye bir şey yok! Sen ve kadınların diye bir gerçek var, Korhan.”

“Ne yapayım? Hepsini ortadan mı kaldırayım?”

“Kafana sık! Kadınların ne suçu var? Nereye dönsem senin sevgililerinden oluşan kadın çemberi, kime baksam Korhan’ın eski sevgilisi.”

“Hadi be!” dedi Efşan. “O kadar çok mu?”

Vedat başını önüne eğip, burun kemerini sıkarken gülümsüyordu. Korhan ve Nazenin, Efşan’a bakmıştı. “Saymakla bitmiyor Efşan,” derken Korhan’a baktı Nazenin. “Ne yapayım seni ben?”

“Köpek gibi kıskanıyorsun Nazenin!” dedi Efşan. “Alıp koluna takacaksın. Benim o, diyeceksin.”

“Önce hamama götür paklansın, tövbe etsin,” dedi Vedat. Kahkahası içinde patlıyordu, Efşan da hiç yardımcı olmuyordu. “Kocama katılıyorum,” dedi Efşan.

“İstemiyorum!” derken arkasını döndü Nazenin. “Çok kullanılmış, kaçıncı el olduğu bile belirsiz.”

“Ben sana bayılıyorum sanki.” Korhan da arkasını döndü.

  “O zaman bu neyin kavgası?” dedi Vedat. “Ne diye her bir araya geldiğinizde kavga ediyorsunuz? Korhan sen eski düzenine dön. Nazenin sen de kes artık. Ortada sorun yok ki sorun sizsiniz.”

“Canım istemiyor,” dedi Korhan. “Ben de evlenmek istiyorum,” dedi işaret parmağını Nazenin’e diktiğinde, Nazenin omzu üzerinden ona bakıyordu. “Onunla!”

“Rüyanda görürsün, evlenmem seninle.”

“Benimle evlenmeyeceksin de kiminle evleneceksin, Nazenin? Allah’ım delirmemek elde değil.” Hırsla ellerini saçına daldırdı Korhan.

“O da ne demek, neden seninle evlenmek zorundaymış?” dedi Vedat. Efşan alt dudağını dişleri arasına alıp sessiz kalan ikiliyi izledi. Vedat’ın bakışları ikili üzerinde kısılmış geziniyordu. Koltuğunu hafifçe geriye itince Efşan da geriye çekildi. Vedat kalkıp ikisine de parmağını uzattı. “Karar verilmiştir. Korhan, Nazenin’i istemeye geliyorsun.”

“Ne? Hayır!” dedi Nazenin kocaman açılmış kahverengi gözleriyle.

“Onu önceden düşünecektin. Sen bir Aras kadınısın, Nazenin. Bazı şeyler değişmez! Buna göre yetiştirildin! Yok öyle özgür kadın muhabbeti, önünüzden ne esirgedik? Edebinizle yaşayamıyorsanız, edebi bozanla evlenirsin!”

“Yavaş,” dedi Korhan. “Ne biçim konuşuyorsun?”

“Kes sesini! Kuzenime el sürerken sen ne bok yiyordun? Ağzını burnunu kırıp gömmüyorsam kuzenim olduğuna dua et, Korhan!”

Vedat’ın sözleri altında ezildiğini hisseden Nazenin’in gözleri dolarak boşaldı. Parmaklarıyla gözlerini kurularken Korhan’ın merceğine girmişti. İçinin paramparça olduğunu hissediyordu Korhan. Vedat’a kızsa da doğruları duymak onu da utandırmıştı. Ailenin içindeki kadına göz koymuş gibi hava hâkim olmuştu odaya.

“Bu konu buradan çıkmayacak, evleniyorsunuz. Aklınızı ve dilinizi toplayın belki o zaman mal gibi âşık olduğunuzu da görürsünüz.” Elini Efşan’ın beline bırakıp kapıya yönlendirdi. “Bu odadan çıktığınızda evleniyoruz diyeceksiniz!”

Önerilen makaleler

16 Yorum

  1. Efşan ile çizik atıyorsun kalbimize sonra Vedat ile çiçekler ekiyorsun o çiziklere.Tıpkı Doğan ve Agah gibi. Gülperi ,Ayşem ,Gülefşan … Ben senin bu kızlarını başka seviyorum yazarcan.Gönlüne, kalemine sağlık.Bu arada hep bir tetikte okuyorum ben bu kitabı her an ne çıkacak acaba diye:)

  2. Oy ne bölümdü emeği yüreğine sağlık canım

    1. Kaçıncıya okuyorum bu bölümü, bayıldımm 😍

  3. Ne özlemişim be Vedat ile Efşanı arasında n sevdiğim karakter her işi uzatmayan direkt sonuç odaklı olması

  4. Bölümün en bir güzel cümlesi “Kralla evli, başında tacı” bence🤩. Ellerinize sağlık çok güzel bir bölüm Vedat gibi bir beyefendiyi ve Gülefşan gibi bir hanımefendiyi tanımak çok güzel. Ayrıca Korhan ve Nazenin ayrı bir yer yaptılar şimdiden gönlümde 🥰. Kaleminize sağlık, bereket.

  5. Allahım muhteşem yazıyorsun yaa😍😍
    Ama bir dahaki bölüm daha erken gelse keşke sabahtan beri 8. okuyuşum hala okuyasım var… 💕❤️🔥😇

  6. Kalemine yüreğine sağlık 😍😍😍Yaa ama ama çok güzel…Yanlız yazarcım bölüm çok kısa doymuyorum aç kalıyorum… Gerçi uzun olsada doyamam Gülefşan ve Vedat bu ….

  7. Güzel bölümdü.

  8. Ellerinize emeğinize sağlık muhteşemdi

  9. İyi güzel de sizin herşeyin sonunda yine kadını erkeğe mecbur bırakma huyunuz ne yazarcım,misal korhan ile nazenin

    1. Bizlik bir durum olduğunu düşünmüyorum. Nazenin bir aile mensup ve her ailenin kendi kuraları vardır.

  10. Kralsın reis kraliçemizi aldın

  11. bu nasıl ask ya rabbim okudukca sürekli bukalemun gibi duygularım değişiyor deli seyit ile egsan arasında dolan gözlerim kızların gelmesi ile kahkahaya nazenin ile öfkeye dönüstü
    kalbi güzel yazarım askı anlatan anlatırken yasatan kalemine yüreğine sağlık

    1. Çok teşekkür ederim ☺️ utandım yahu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!