1. Bölüm

“Sana bir hikaye anlatacağım.”

Bağların arasından geçerken üzümlerin tatlı kokusu doluyordu genzine. Geçtiği yollar her köşesi babasının tasarımı olan evlerine yaklaştırıyordu. Annesine buraya yerleşmek için epeyce ısrar eden babasını her gelişinde anlıyordu. Öylesine huzurlu bir yerdi ki… Alışkın olduğu hareketli ve yoğun hayatının aksi gibiydi. 

Etraf her zamankinin aksine sakindi. Ne işçilerin birlikte söyledikleri yöresel şarkıları ne de makasların üzümlere değdiğinde çıkardığı tiz ses duyulmuyordu. Üzüm kokusunu duymak için açtığı arabasının üst kısmında sadece rüzgarın uğultusu vardı.Çiftlik evini gördüğünde hızını azalttı. Eve çıkan merdivenlere epey yaklaştığında durdurdu arabasını. Kemerini çıkarırken, laciverte çalan gözlerini etrafta gezdirdi. Ne kapıdaki koruma ne de her daim bahçeyi düzenlemek için etrafta olan bahçıvan yoktu. Issızlığın sebebinin bir sorun olduğu aşikardı. Ancak nedenini henüz çözememişti. Milano’dan Toskana’ya süren yolculuğu endişe dolu geçmişti. Annesini ve babasını görme isteğinin telaşıyla merdivenleri ikişer ikişer çıktı. Kapıyı itip, koridorun mermer zemininde hızlı adımlarla ilerlerken salona açılan kapıdan içeri girdi. Görmek için sabırsızlandığı annesini camın önünde babasını ise her zamanki koltuğunda gördüğünde rahat bir nefes aldı. İyi görünüyorlardı. Birkaç adımla koca salonun neredeyse ortasına yaklaştığında annesi fark etti ilk varlığını.

“Oğlum.”

Parmaklarının uçlarını gözlerinin altında gezdirdiğini gördüğünde gülümseyen yüzü soldu Mert’in. Neden ağlıyordu güzeller güzeli annesi? Sebebinin babası olmadığına emindi. Yine de şüphelenmeden edemedi. 

Hızlıca yaklaşıp, kollarının arasına aldı. 

“Anne. Ağlama.”

Başını sallayarak istediğini kabul ettiğini belirtse de göz yaşları dinmiyordu. Neler olduğunu sormak istediğinde babasının sert sesini işitti. 

“Seni bekliyorduk.”

Babasının kendisine hala bakmadığını gördüğünde annesine kısa bir bakış attı. Bir sorun vardı ve bunu çözememek sinirlerini bozuyordu. 

“Otur lütfen.”

Annesinin de babasını desteklediğini gördüğünde denileni yaptı. Annesinin saçlarını okşadıktan sonra babasının karşısındaki üçlü koltuğun ortasına oturdu. Ellerini dizlerine yaslarken, kolları kasıldı. Her zamanki gibi dirseklerine yakın bir yere kadar sıyırdığı gömleğinin açıkta kalan teninde dövmelerinin izleri görünüyordu. Henüz taze olan yeni dövmesiyse sol elinin hemen üzerindeydi. Dikkatiyle övündüğü babasının şimdiye dek fark etmemiş olmasına şaşırtıcıydı.

Hemen önündeki sehpada duran eskimiş, ahşap kutuyu iten babasını izlerken, ellerini kenetledi birbirine. Onun geri çekilip arkasına yaslandığını gördüğünde sormak istedi. Ancak annesi mani oldu. Babasının arkasında durup, ellerini omuzlarına yasladı. Söyleyecekleri her neyse ona destek olduğunu belirten bir hareketti. Babasının yüzüne baktı. Puslanmış kara gözleri gözlerine değdiği anda hiç ummayı beklemediği o sözleri işitti.

“Sana bir hikaye anlatacağım Mert. Gerçek bir hikaye…”

Kara gözler önünde duran eski ahşap kutuya dokunup, tekrar gözlerine değdi. Kilitlerin ardına gizlenen mazinin tozlu kapısı yıllar sonra aralanıyordu. Henüz bilmese de…

“Senin hikayen…”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!