4. Bölüm

“Sen!” Sol elimin işaret parmağını doğrulttum yüzüne. “Amcamın sol koluna neden olan adamsın!” Sözlerimin ardından şaşkınlığım yerini öfkeye bıraktı.

Yaşanacakları, alacağı tepkiyi bilirmiş gibi rahat bir ifadeyle yavaşça yaklaştı bana. Birkaç adım atıp karşımda durduğunda yüzüme dikkatlice bakmaya devam etti. Silahlı elimi yanıma sabitlerken söylediği sözlerle irkildim.

“Sevgili baban ve amcan neden böyle bir şey yaptığımı anlattılar mı sana?”

Söylememişlerdi. İnkâr edemez ya da yalan söyleyemezdim. Ferman Aşireti ile olan düşmanlığımızın nedenini hiç öğrenememiştim. Amcamın neden yalnızca adını bildiğim bu adam yüzünden kolunu kaybettiğini bilmiyordum. Onların topraklarına bizim aşiretimizden kimse giremezdi. Aynı şekilde onların aşiretinin de bizim topraklarımıza girmesi yasaktı. Bu, nedensiz ve bedelsiz bir düşmanlıktı. Üstelik yalnızca babam ve amcam değil, tüm Midyat bu derin düşmanlığa kör ve sağır olmayı başarmıştı. İçimden bir ses, bu düşmanlığın nedenini bana bu ihtiyarın anlatacağını söylüyordu ama ona güvenemezdim. Babamın ölümünün ardından ansızın karşıma çıkan bu adamın niyetinin iyi olmadığına emindim. Yine de merak eden yanımı susturamadım.

“Ne için yaptınız böyle bir deliliği?”

Bastonunu tüm hiddetiyle vurdu toprağa. Yerden hafifçe kalkan toz bulutu aramızda belirirken öfkeli sözlerini işittim.

“Kızımın namusuna karşılık aldım, o beş para etmeyen amcanın kolunu!”

Ne diyordu bu adam? Hangi namustan, hangi kızdan bahsediyordu? Söylediklerinden bir anlam çıkaramadan yüzüne baktım. Doğrudan sormak en iyisiydi.

“Ne saçmalıyorsun, Ferzan Ağa? Amcam ne yaptı size?”

Öfkeden kararan gözlerini gördüğümde beklemeye devam ettim. Öfke dili çözerdi ve benim de istediğim bu adamın konuşmasıydı. Çok beklemeden tüm hislerini ortaya döktü.

“Kızımı benden, hayattan çaldı! Namusumu, şerefimi beş paralık etti! Üstelik…”

Amcam yengeme âşıktı ve gözü ondan başka hiçbir kadını görmezdi. Bu ihtiyar ya yalan söylüyor ya da düpedüz benimle dalga geçiyordu. Söyledikleri fazlasıyla anlamsızdı ve benim inanmaya niyetim yoktu. Üstelik böyle bir saçmalıkla uğraşması gereken ben değildim, amcamdı. Silahı belime yerleştirirken yüzüne bakmadım.

“Amcamın yıllar önce yaptığını ima ettiğiniz bu saçmalıkları neden bana anlatıyorsunuz? Amcam konakta. Gidip ne hesabınız varsa onunla halledin.”

Karşılık vermesini beklemeden arabaya doğru yürüdüm. Bu ihtiyara daha fazla vakit harcamayacaktım. Kapıyı açmak için uzandığımda duyduklarımla bedenim buz kesildi.

“O kadar kolay değil, Genco Ağa! Babana da söylediğim gibi bedel ödeme sırası sende! Amcanın kirlettiklerini sen temizleyeceksin! Yoksa bedelini baban gibi ödersin!”

Babamın katili… Karşıma dikilen bu adam; benim babamın canını alan, onu bizden koparan şerefsizdi. Bunu bana söyleyebilecek kadar deli bir cesarete sahipti üstelik. Başıma saplanan keskin acıyla kapadım gözlerimi. Silahı tutan elimi alnımın yanına yasladım. Ardıma dönüp, birkaç adım ötede beni bekleyen adama diktim gözlerimi. Pervasız bir ifadeyle beni izliyordu. Ne etrafımızdaki adamları ne de sonrasında yaşanacakları umursamadan kurşunu namluya sürdüm. Aramızdaki mesafeyi kapatmak için adımlarımı atarken haykırdım.

“Benim babamın canına nasıl kıydın? Söyle lan! Neden?”

Elimdeki silahı doğrulttuğumda, çevremi saran adamları bana engel olamadan namluyu kalbine yasladım.

Gözleri korkusuzca bakıyordu gözlerime. Ne bana karşılık vermek için silahına uzanmış ne de tek bir söz etmişti. Bu hâli mümkünmüş gibi daha çok çıldırttı beni.

“Seni burada öldürmeden, lanet kanını şu kara toprağa dökmeden söyle!”

Vereceği hiçbir karşılık benden kurtaramayacaktı onu. Çünkü hiçbir sebep babamın canından, onun benden koparılmasından önemli değildi! Titrek ellerine bulaşan babamın kanını onun kanıyla temizleyecektim! Burada o son nefesini benim ellerimde verirken, ben de özgürlüğümü bir kurşunun gölgesinde bırakacaktım. Umurumda mıydı? Hayır!

Ben… Töreleri, yüzyıllardır süregelen âdetleri görmemek, yaşamamak, onlara dokunmamak için kaçan Genco Uluhan… Babam uğruna yeni bir kan davası ateşi yakmaya hazırdım.

“Baban senin için ölmeyi göze aldı, Genco! Böylece seni alnına yazılanı yaşamaktan kurtarabileceğini sandı. Yanıldı. Ona söyledim. On sekiz yıldır bekleyen bu bedelin ödenme zamanının geldiğini söyledim. Dinlemedi. Böyle bir şeye onayının olmadığını söyledi.” Alaycı bir gülümseyişle baktı yüzüme. “Kadere bak ki ansızın bir kazada hayata veda etti.”

“Ne bedelinden bahsediyorsun sen? Babam neyi yaşamamı istemedi?”

Sorularımı duymazdan geldi. “Konuşsana, ihtiyar!”

Haykırışım onu etkilemedi. Daha fazlasını beklediğini ve tepkilerime hazır olduğunu gözlerinde görebiliyordum. Etrafımızı saran adamlar ve uzatılan silahlar umurumda bile değildi. Kalbimin sesi kulaklarımda çınlarken hızlanan soluklarım dışında hiçbir şeyi görmüyor ve duymuyordum.

“Bu konu burada konuşulacak bir mesele değil!”

Onun rahatlığı benim daha da sinirlenmeme neden oluyordu. Vurdumduymazlığı ve önemsiz bir olaydan bahsedercesine yaptığı saf itirafı namluyu sertçe göğsüne bastırmama neden oldu. Dişlerimi sıkarak, tane tane döktüm içimdeki zehri kelimelere. “Şimdi burada anlatacaksın! Hesabımızı keseceğiz, Ferzan Ağa! Sonra da babamın canının karşılığını canınla ödeyeceksin!”

“Babanın canı da amcanın lanet kolu da bir bedeldi, Genco! Senin ödemen gereken bir günahın bedeli! Eğer sen de amcan gibi, baban gibi kaçarsan bu bedeli ödeyecek tek kişi kalır geriye! Beni burada öldürsen bile değişmez.”

Ne bedelinden, ne günahından bahsediyordu bu adam? Neyin cezasını yaşatıyordu bana ve aileme? Söylediklerine anlam veremiyordum. Bilinmezlik canımı yakarken, hedefindeki kişiyi sordum dişlerimi sıkarak.

“Kim?”

Yüzüme bakıp alayla gülümsedi.

“Lalezar… Güzel ve narin Lalezar…”

Duyduğum isimle tüm gücümle bağırdım.

“Onun adını ağzına alma!”

Umursamadan devam etti beni yaralayan, kalbimi kül eden sözlerine.

“Güzelliği herkesin dilinde. Tüm ağalar oğullarına almak istiyormuş, duydum. Oysa rahminde bir piç can bulduğunda onu kim ister ki?”

Silahımı kavrayan sağ elimi indirirken, aynı hızla sol yumruğumu yüzüne geçirmemle adam yere düştü. Emrindekilerin hızla bana doğru atılmasını umursamadan ayaklarımın ucunda yatan ihtiyarın üzerine çevirdim silahımı. Adamlarının hareket etmemesi için elini kaldırıp durdurdu.

“Geri çekilin!”

“Ağam…”

“Geri çekilin dedim size!”

İstediğimi bana verdi. Her şeyi ardımda bıraktım o an. Tetiğe dokunacağım anda bir arabanın gürültüsü, ardından da Bevar’ın sesini duydum. İki el silah sesi boş arazide yankılandığında bir an emin olamadım. Benim silahımdan mı çıkmıştı kurşunlar? İhtiyarın beyaz gömleğiyle yerde yattığını gördüğümde anladım. Can dostumun marifetiydi. Ardımda duran iki adam yere düşünce yanan gözlerimi hedefime çevirdim. Daha fazla beklemeyecektim. Tekrar parmağımı tetiğe yerleştirirken Bevar’ın bağırışlarını duydum.

“Genco! Genco, dur!”

Bevar yanıma gelip bir adım sağımda durdu. Bakışları karşısındaki adamlardayken beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

“Yapma! Bu adamın kim olduğunu bilmiyorum ama elini kana bulamana değmeyeceği ortada! Söyle, ben keseyim cezasını!”

Sadakatini ve bana duyduğu derin bağlılığı sözleriyle hatırlatsa da buna izin veremezdim.

Ne yapmalıydım? Silahımı çekip ihtiyarı burada öldürüp, bu sırrı onunla birlikte toprağa mı gömmeliydim? Bu neyi değiştirirdi? Yalnızca beni katil yapardı ve ben babamın neyin bedeli uğruna öldüğünü bilmeden parmaklıkların arkasına sürüklenirdim. Düşünmeli ve hemen bir karar vermeliydim! Ya gerçeği öğrenecektim ya da bu sırrı hiç bilmeyecek ve onun sonsuza dek mühürlü kalmasına sebep olacaktım.

Peki, ya Lalezar? Ona ne olacaktı? İhtiyarı öldürdükten sonra ben onun yanında olamazdım. Onu koruyamazdım. Eminim, ihtiyarın dedikleri de ben daha hüküm giymeden gerçekleşir ve soyumuz kara bir lanete bulanırdı.

Olmaz… Yapamazdım… Lalezar’ın, hiç yaşayamadan hayata veda eden kız kardeşimin yerine koyduğum kuzenimin mahvolmasına izin veremezdim. Onu solduramazdım.

Derin bir soluk alıp silahımı geri çektiğimde, yerde burnundan süzülen ve ak sakallarını kaplayan kanla beni izleyen ihtiyarın doğrulmasına izin verdim. Cebindeki beyaz işlemeli mendiliyle yüzünden süzülen kanı silerken birkaç adım öne çıkan adamlarını durdurdu.

Ardından bana yaklaştı tekrar. “Cenazeden sonra… Konakta bekliyor olacağım seni, Genco Ağa! Bu hesabı bu gece kapatacağız!”

Karşılık vermemi beklemeden arkasına döndü. Adamlarının açtığı yolda ağır adımlarla ilerlerken, neden gitmesine izin verdiğimi kendime açıklamaya çalışıyordum. Bevar’ın sözlerini çok derinlerden işitiyordum.

“Ferzan Ağa mıydı o? Ne hesabı? Neden bahsediyor bu adam?”

Uzaklaşan arabaların arkasından bakarken güçlükle konuşabildim.

“Canımın yarısını aldı, Bevar! Şimdi diğer yarısını istiyor!”

***

İlk 4 bölümü okudunuz.

Yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.

Yarın akşam saat: 18.00’de 4 bölüm daha sizlerle olacak.

Sevgilerimle…

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!