5. Bölüm

Merhaba sevgili okurlarım,

HAR sizinle. Yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.

***

Ona can veren, doğuran kadındı karşısındaki. Uzun sürmeyen ancak beynine işleyecek bir çınlamayla uğuldadı kulakları. Elindeki saatin kayışını açmaya çalıştığını gördüğünde babasının saati geldi aklına. Deri kayışının metalinin zor açıldığını söyleyerek birçok kez sitem ettiğini işitse de özel zamanlarda takmadan vazgeçemezdi. Bir başkasının dokunmasına ise asla izin vermezdi. Başı eğik halde karşısında duruşunu izlerken sızladı kalbi. Uzattığı elindeki saati gördüğünde ise boğazında koca bir yumru yer etti. O saatti. Büyükbabasından babasına kalan yadigardı. Başını çevirip, geldiği yere bakarken titredi bedeni. Babasına ait yatak odasının olduğu kattan geliyordu.

“Yatakta unutmuşsun.”

Gözlerinin önüne inen sis yavaşça dağıldı. Derin bir uykudan zamansız uyandırılmış gibi bulanık gören gözleri yerini berraklığa bıraktı. Bedeni günler önce denizden çıkarıldığı zaman olduğu gibi buza dönmüş, intikamla yanan kalbi ihanetin soğuk hançeriyle kesilmişti. Günlerdir duyduğu hasret yok oldu. Damarlarında dolaşan kan, nefreti yaydı tüm bedenine. Onu bir zamanlar karnında taşıyan kadına uzattı elini. Parmakları avucuna değdiği anda ise kesişti bakışları.

“Oğlum.”

Avucunda babasına ait saat, gözlerinde karanlık bir bakış vardı. Ellerini dudaklarına örterek, gözyaşlarıyla kendisini izleyen kadından gözlerini çekip, diğer yanındaki adama döndü. Etrafındakilerin anlayamayacağı kadar hızlı bir şekilde sağ yumruğunu adamın tiksindiği yüzüne geçirdi. Geriye doğru savrulan ve acı bir inlemeyle yere sertçe düşen adama bakarken kan bulaşan elini kazağına sildi. Çığlık çığlığa yanına gidip, diz çöken anası adamın yüzüne dokunuyordu gözyaşlarıyla. Kapıdaki adamlar sardı etraflarını. Onunla gelen iki adam birkaç adım geride durdu. Yerdekilerden bakışlarını çekip, hızlıca döndü arkasına. Kaşında kesik izi olan adamın belindeki silahı hızlıca aldı. Yerde doğrulmaya çabalayan adamın ayakucunda dikildi. Kararmış bir et parçasından farksız olan kalbine doğrulturken silahı, duyan herkesi iliklerine dek sızlatacak kadar yüksek sesle haykırdı.  

“Sen benim anamın namusuna göz mü diktin şerefsiz!”

Yerde yatan adam yüzündeki kanları ceketinin koluna silerken “Oğlum.” Dedi.

“Şerefsiz! Ben senin oğlun falan değilim!”

Kırılmış görünen burnunda elinin tersini gezdiren adamın gözlerine diktiği ukala bakışları gördüğünde kurşunu tek bir hareketle sürdü namluya. Tekrar doğrulturken silahını, ayaklarındaki ağırlıkla duraksadı.

“Kenan. Yapma oğlum!”

Anası engel olabilmek için bacaklarına sarılmış, gözyaşları içerisinde kendisine yalvarıyordu.

Geri adım atmaya çalışırken bağırdı. “Çek ellerini.”

Dinlemedi kadın. Üzerindeki yıpranmış ince kazağın eteklerine tutunup, kalktı ayağa. Bu kez silahı tutan elinin bileğine dokundu. Parmağında hala babasının ağa yüzüğünün eşini taşıyordu. Aklına düşen ihtimalle kirpiklerinin gölgesinde baktı adamın ellerine. Babasına ait yüzüğü gördüğünde karardı gözleri. Sözlerinin hedefi bu kez ona can veren kadındı.

“Amcamın koynuna girmek için babamın toprağının kurumasını bekleyemedin mi?”

Yüzüne dokunmak için uzandığını gördüğünde itti. “Sakın dokunma bana.”

“Her şeyin bir açıklaması var.” Yerden iki büklüm doğrulan adamın sarf ettiği sözleri işittiğinde gözlerini nefesini kesmek istediği adamın yüzüne dikti. “Ersiz, başsız kalmış bir kadını korumak istedim ben sadece.”

Yaptığı ayıba, girdiği günaha bir kılıf uyduruyordu. Üstelik bir çocuğu avutmak ister gibiydi hali. Silahı savururken yanına adamın kan kaplanmış yakasını kavrayıp tek eliyle kendisine çekti. “Koynuna alarak mı korudun lan?” Adamlarının mani olma çabası nafileydi. Öfkesi gücünü katlıyordu sanki. Başını çevirip, onları gözyaşları izleyen kadına baktı yüzünde iğrenmiş bir ifade can bulurken.  “Kırk gün… Oğullarını ve kocanı kaybettikten sonra sadece kırk gün tek başına duramadın mı?” Nefretle yanında duran adamı gösterdi. “Ağabeyinin emanetine, sana bu şekilde sahip çıkabilen bir adama mı yasladın sırtını?”

“Sen bilmezsin.” Kesik nefeslerle konuşmaya çabaladığını gördüğünde gevşetmedi parmaklarını. “Babanın çok düşmanı vardı. Aşiretimiz ve soyumuz için… Onu korumak için…”

Alaycı bir kahkaha savrulurken itti adamı. Anasına tutunarak ayakta kalmayı başardığını gördüğünde dudaklarında silinmeyen tebessümle kara gözlerini dikti adamın gözlerine. “Korkut Ağanın düşmanlarını bilmem. Lakin şunu bilirim ki… Asıl düşmanlarını göremeyecek kadar körmüş.” Sırayla işaret etti. “Birini koynuna alıp kadını bilmiş. Diğerini kardeş bilip, ekmeğini bölüşmüş.”

Aklına gelen ihtimalle işaret parmağını dudaklarının üzerine vurdu bir kaç kez. “Söylesene…” dedi parmağını dikerken kadının üzerine. “Yoksa bu ilişki uzun zamandır mı vardı? Babamın ölmesi kavuşmanıza mı vesile oldu?” dedi.   

“Sözlerine dikkat et. Senin karşında hem anan hem de Korkmaz Aşiretinin ağası var.”

Bu sözler Kenan için son nokta oldu. Etraflarını saran adamlara elini kaldırıp, geri çekilmelerini işaret etti. Kısa bir tereddüdün ardından dediğini yaptıklarında suretinde görenlerin korkacağı karanlık bir ifade vardı.

“İşte orada duracaksın Kamber. Sen hiçbir şey değilsin. Karında öyle.” Sol koluna saplanan ağrıyı yok saymaya, güçlü olmaya çalıştı. “Korkmaz Aşiretinin de tek bir ağası var. O da benim. Korkut Ağanın canının, kanının parçası, hayattaki tek oğlu.”

“Seni tüm cihan öldü bildi. Ağalık o yüzden benim oldu. Bunu on yedisindeki sen mi değiştireceksin?”

Oldukça sakin görünen adamın bir anda öfkeyle parlamasını izlerken keyiflendi Kenan. Çırpınışları yersiz bir çabadan ibaretti. Dudaklarına yer eden tebessüm karşısındakilerin cehenneminin başlangıcıydı. “Evet ben.” Kendini gösterdikten sonra sağ eliyle etrafını işaret etti. “Tüm cihan ve yedi aşiret yaşadığımı öğrendiği vakit kimin yanında duracak sanıyorsun? Elbette benim. Ağa varisinin. Babamdan kalan her şey benim.”

“Beni hakkım olan bu yerden kovamazsın.”

Üzerine atılan Kamber’i, önüne geçen Ömer engelledi. Bir zamanlar babasına sadık olan adamlarında ona silah çektiklerinde beklediği cevabı almıştı Kenan. Babasına olduğu gibi kendisine de saygı duyacaklardı. Kolundan tutulan Kamber’e her kelimesi zehirden farksız sözlerini onu korumak için ardına geçen adamların varlığıyla dile getirdi.

“Benim gölgemde çürüyeceksin. Ama korkma. Seni öldürmeyeceğim.” Sağ elini yaslarken sol yanına, omzuna yasladı başını. “Her gece ölmeyi dileyeceksin. Hher sabah yaşadığın için kahrolacağın bir hayatın olacak bu günden sonra.”

Adamlarına bakmadan “Çıkarın bu hadsizleri konağımdan.” Dedi.

Ona, anasına kal demeyecekti. Zira o seçimini çok daha önce yapmıştı. Verdiği kararın bedelini ise ödeyecekti. Anasına duyduğu hasreti yok sayacak, onu öldü bilecekti.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!