6. Bölüm

Kamber, arzuları uğruna katlandığı kadının kollarına sığınmasına sesini çıkaramadı. Şaşkın ve bir o kadar ne yapacağını bilemez haldeydi. Gitmeyi gururuna yediremese de başka bir çaresi yoktu. Onlara doğru yaklaşan adamları elini kaldırıp durdurdu. Ardına dönüp, yürürken duyduğu sözlerle duraksadı.

“Babama ait yüzükleri vermeden gidemezsiniz.”

Parmağını saran halka içine kor düşürdü. Günler önce yüzünde sahte bir hüzün, içerisinde deli bir coşkuyla taktığı ağalık sembolünü istiyordu ağabeyinin oğlu. Başını çevirip, elini uzatmış bekleyen yeğenine baktı. Sahip olmak için doğduğunda hakkını kaybetse de ölümüyle kazandığı yüzüğü kendi elleriyle geri vermesini bekliyordu.

Kader ona ikinci evlat olmayı layık görmüştü. Her zaman ağabeyinin gölgesinde kalan, ondan kalan kırıntılarla yerinmeye çalışan olmuştu. Hakkına düşenleri kabullenip, yetinmek istese de içindeki aç gözlü canavara hiçbir zaman dur diyemedi.

Hayatını Ağa babasının gözüne girmek için planlasa da asla başaramadı. Onun istediği kızla evlenip, bir oğul sahibi olsa da yetmedi. Babası büyük oğlunun verdiği ilk erkek torunu ön planda tuttu. O vakit ağabeyiyle kıyaslarken buldu kendisini. Karısı Firuze, yengesi Gülfem kadar güzel ve akıllı değildi. Oğlu Kendal ağabeyinin oğlu Kutsal kadar başarılı ve zeki bir çocuk olamadı. Babasını kaybettiklerinde ağalığı devralan ağabeyinin bir kez daha baba olduğunu öğrenmek ise gözünü kararttı. Doktorların ikinci bir doğumun karısı için ölümcül olabileceğini defalarca kez söylemesine rağmen umursamadı. İkiz kızları doğurduktan dakikalar sonra karısı hırsları yüzünden hayatını kaybetti.

Çocukları anasız kalsa da Kamber için önemli olmadı. Bekar ve özgür bir adam olmak daha fazlasını isteyen yanına iyi gelmişti. Kumar, gece hayatı ve kadınlarla dolu olan hayatına kısa sürede alıştı. Babasından kalan serveti günbegün eritirken, çocuklarına destek olmak için yengesi sıkça konağa gelmeye başladı. Hiç aklına gelmeyen bir fırsat böylece çıktı karşısına. Karanlık düşüncelerini gerçek kılabilmek için daha uzun vakitler geçirmeye başladı evinde. Usulca yanaşarak, güzel sözlerle büyülediği ilgiye aç kadını kendine kısa zamanda aşık etti. Yıllar geçse, çocukları epey büyüse de, bu yasak ilişkiyi bitirmedi. Aksine ağabeyine karşı kazandığı gizli zaferinin tadını çıkardı sessizce.

Ağabeyi ve oğullarının geçirdiği kazanın ardından kalanları sahiplenirken ömrü boyunca ilk kez tamamlandığını hissetti. Etrafındaki insanların gözündeki silik adamın yerini bir Ağa olarak almak paha biçilemezdi. Lakin zaferinin tadını çıkarırken yenildiğini öğrenmesi uzun sürmedi. Ağabeyinin küçük oğlu yaşıyordu. Üstelik babası gibi güçlü bir halde karşısına dikilmişti. Gözleri gözlerine değdiği her an ona yıllarca ihanet ettiği ağabeyi kendisine bakıyormuş gibi hissediyordu.

Kollarındaki kadını saran ellerini çekti usulca. Parmağına günler önce taktığı, aşiretinin, soyunun ve ailesinin sembolünü taşıyan yüzüğü kavradı. Yüreği sıkıştı. Lakin belli etmedi ne acısını ne de kaybettiği için çöreklenen hüznünü. Yavaşça çıkartırken yüzüğü gözlerini önündeki boşluğa sabitledi. Avucunda sıkıca sardı. Elini uzatmış onu bekleyen yeğeninin gözlerine bakmadı. Zira orada tekrar ağabeyini görmeye, ona bir kez daha kaybetmeye dayanamazdı. Ona teslim etmeyecekti. Elini savurdu. Yüzük avuçlarından kaydı ve sahibine kavuşmak ister gibi yeğeninin ayaklarının dibine düştü. Eğilip, almak istedi ancak adamların silahlarını çekip, kendisine yönelttiğini gördü. Yumruklarını sıkarak geri çekildi. Daha fazla kendisini küçük düşürmeyecekti. Bunu günler önce nikahına aldığı kadın için bile yapmayacaktı. Gözleri yaşlı, oğluna baktığını gördüğünde tüm öfkesini ona yöneltti. Hırsla elini kavrayıp, parmağını kırarcasına çıkardı yüzüğü. Onu da kendi yüzüğünü attığı yere doğru savurdu. Kadının bileğini tekrar sertçe tuttu.

“Düşmanların dostum, dostlarım düşmanlarındır bundan böyle.”

Haykırışı zerre etkilemedi Kenan’ı. Omuzları dik, yüzündeki sert bir ifade vardı. “Bana daha fazla zarar veremezsin Kamber!” dedi. Adını söyleyişiyle deliye dönmesini keyifle izledi.

Dişlerini sıkarak, işaret parmağını savurdu. “Artık yalnızsın Kenan. Hak ettiğin gibi…” Ardında savururcasına çekiştirdiği kadınla, günler önce zaferle girdiği kapıdan mağlup bir halde çıkıp gitti.

Kapının ardında kaybolduklarında gücünün tamamen tükendiğini hissetti Kenan. İşittiği sözler, yaşadığı hayal kırıklığı ve öfke bedenindeki acıları katlamıştı. Sendeledi. Sıkışan kalbi nefesini derinleştirirken yerdeki yüzüklere dokunabilmek için eğildi. O an karardı gözleri. Sağ eli destek alabilmek için uzandı yanına. Tutunamadı. Bedeni boşluğa düşerken, kapandı gözleri. Bilincini yitirirken, başının hemen yanında babasının yüzüğü vardı.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!