12. Bölüm

Yıllar sonra…

Bakıra vuran çekiç seslerinin yankılandığı handan koşarak çıkan çocuk, Antep’in dar sokaklarında gözden kaybolsa da gideceği yeri pek çok kişi biliyordu.

Küçük taşların üzerinden süzülen suların geçtiği küçük aralıklardan kaymamak için çabaladı. Geç kalmamalıydı. Hemen ilerideki fırına yaklaştığı anda buraya geldiği günlerde aldığı üç ekmek bırakıldı kollarına. Sıcacıktı. Ama o alışmıştı. Nefes nefese kalan küçük bedeniyle ezbere bildiği sokağın köşesini döndü. Gören adamlar haliyle alay edercesine güldüler. Onları gördüğü anda adımları yavaşladı. Onu ele veren nefesine öfke duysa da yapacak bir şeyi yoktu. Şehrin en ünlü ustasının işlemelerinin bezeli olduğu onlarca kat büyüklüğündeki kapı aralandığında hiç değişmeyen heyecanıyla çarptı yüreği. İçeri adım attığı anda masanın olduğu yere doğru koştu. Ekmekleri yerine koydu. Çok acıkmıştı. Masadaki zeytin tanelerinden birini gizlice ağzına attığında ezbere bildiği adım seslerini işitti. Çekirdeğiyle birlikte yuttuğu zeytin tanesi boğazını acıtsa da umurunda değildi. Ardına döndü ve başını eğdi.

***

Merdivenlerin tırabzanına yaslanmış küçük çocuğun ekmeklerle içeri girişini bekledi Kenan. Ayda bir kez mutlaka onu görmek isterdi. Çağırdığında hep aynı vakitte gelirdi.

Hanı ziyaret için gittiği bir gün karşısına çıkmıştı çocuk. Yırtık ayakkabıları ve kire bulanmış haliyle istediği para değil iş olmuştu. Bu isteği ile etkilemişti Kenan’ı. Okula dönmesi ve sadece tatillerde çalışması şartıyla kabul etmişti isteğini. Küçük çocuğun ve hasta anasının hayatına bir mucize gibi girmiş olsa da aslında en çok ona iyi gelmişti bu durum. Yapayalnız geçen günlerine yoldaş,  saflığıyla yaralarına merhem olmuştu.

Her parçası özenle seçilmiş kıyafetleriyle mutluydu çocuk. Kenan’ın hüküm sürdüğü topraklarda olan diğer insanlar gibi huzurluydu. Dermansız dertleri, sıkıntıları yoktu. Zira ağaları vardı. On yedi yaşında bir genç bir çocukken başlarına geçtiğinde pek çoğunun güvenmese de, yapamayacağını, onları başka ağalara muhtaç edeceğini düşünseler de yanılmışlardı. Kendilerine verilen değer, gördükleri saygı, emeklerinin karşılığında aldıklarıyla bu düşünceleri yüzünden utanmışlardı. Her şey değişmişti. Ağalarının zekası, gücü, merhameti ve yaptıklarına hayranlardı. Varlığına şükrediyor, adını hayır dualarına katıyorlardı.

Kar beyazı gömleğinin yakasındaki düğmeyi açtı. Bugün yapacağı büyük toplantının düşüncesi dahi bunalmasına neden oluyordu. Merdivenlere yöneldi. Küçük arkadaşının masadan gizlice aldığı yiyeceği ardına dönerek yiyişini merdivenin kenarındaki küçük aralıktan gördüğünde gülümsedi. Bu huyundan hiç vazgeçmiyordu. Son basamağa adım attığında gömleğinin kollarını sıyırdı. Kendisine telaşla dönerken büzüşen surat ifadesini gördü. Güçlükle yutkunuşuna gülümserken başını eğdi. Herkes gibi küçük arkadaşı da gülümsemesini görememişti.

“Sabahın hayrolsun Ağam.”

Kenan, başını sallayarak yerine oturdu. Onunda oturması için işaret ettiğinde bedenine kocaman gelen sandalyeyi çekiştirmeye başladı. Her sabah olduğu gibi Ömer yetişti yardıma. Çok erken vakitte kalkardı.

“Küçücük boyunla bir sabah altında kalacaksın bu sandalyenin…”

“Ben küçük değilim Ömer Amca.”

Alaycı bir ifadeyle güldüğünde küçük çocuk kaşlarını çattı. Tam cevap verecekken, masanın başında, sandalyeye yaslanmış ağasını fark etti. Sesini çıkaramadan yerine geçtiğinde görevli kadınlardan biri koşarak geldi. Çayları doldurulduğunda tabağına peynir ve birkaç tane zeytin aldı Kenan. Onun başladığını gören küçük çocukta içindeki aç canavarı bastırmaya çalışarak tabağını doldurmaya başladı. Tam yemeye başladığı anda duyduğu sözlerle telaşla ağzındakileri çiğnemeye ve yutmaya çabaladı. 

“Anlat bakalım Rodin. Handa durumlar nasıl? Bir eksikleri var mı?”

“Herkes iyi Ağam. Çatı tamir edilince rahat ettiler.”

Babasından sonra işleri devraldığında ilk yaptığı şey ağabeyi için çok kıymetli olan hanı toparlamak olmuştu. Bakır işçiliği ve sanatı Mezopotamya’da pek rağbet görmediği dönemdeydi. Lakin Kenan böylesi bir sanat ve mirasın yok olmasına izin vermek niyetinde değildi. Önce han içerisindeki ustalarla görüştü. Ardından eksikleri tespit etmesi ve ihtiyaçların tamamlanması için bir ekip kurdu. Düzen sağlandıktan sonra da bu ekip hanın en üst katındaki bir odada destek olmaya devam etti. Şirketindeki pazarlama alanında uzman ekibine ayrıca bakırların yurt dışına dek satışının yapılması için çalışmalarını istedi. Önce kendi masraflarını ancak çıkaran han, daha sonra kazancıyla dudak uçuklatan bir noktaya geldi. Çekiç sesleri ve alın teri hiç eksilmedi.

Kahvaltı kısa sorularına aldığı yanıtlarla devam ederken, Asaf telaşlı adımlarla avluya girdi. Yanına ulaştığında uzattığı dosyayı almadan önce kucağındaki kumaş peçeteye dudağını sildi.. Zarfı kavramak için sağ elini uzattı. Dokunduğu anda adamının elini geri çekmesiyle kaşları çatıldı.

“Diyeceklerimde var Ağam.”

Adamın masadaki küçük çocuğa bakarak söylediği sözlerle durumun beklediğinden daha karmaşık olduğunu anladı. Yerinden kalktığında çocuğunda telaşla doğruluğunu gördü. Ona oturmasını işaret ettikten sonra merdivenlere yöneldi. İçinden bir ses o adamın, amcasının oğlunun on sekiz yıldır beklediği kozu nihayet avuçlarına bıraktığını düşünüyordu. Yanılmayacaktı.

****

Konakta her şey eski haliyleydi. Tek bir detayına dokunmamıştı Kenan. Sadece bir zamanlar babası ve annesinin odası olan, ardından annesinin amcasının koynuna girdiği odadaki eşyalar atılmış, kilit vurulmuştu kapısına. Gözlerinin önünde ağabeyi ve babasını yutan alevlere teslim olmuştu onlara ait eşyaların her biri.

Kendisine yoldaş olan, geceleri bile yastığının altında duran silahı belinin ardından çıkardı. Az olsa bile geceleri uyuyabiliyordu artık. Kabuslarla boğuşsa da alışmıştı. İlk geceler gözünü bile kırpamazken kendi başına uzun bir yol kat etmişti. Elinin yakınında olacak şekilde masaya bıraktı silahını.

Kimliğinin aksine otuz üç yaşına girmesine birkaç gün kalmıştı. Yine de korkuları ve endişeleri tükenmemişti. Zira ona bu acıları yaşatanları hala bulamamıştı. Dosya yıllar önce faili meçhul olarak kapanmıştı.

Kenan ne olursa olsun vazgeçmedi. Önce amcasını hedef aldı. Ona yakın olan herkesin işlerini bozmak, ondan uzaklaşmalarını sağlamak için parasını ve elde ettiği  gücünü kullandı. Başardı da. Kaybeden, zarar eden herkes ondan uzaklaşıp, bir anda ortaya çıkan, her geçen an gücüne güç katan genç adamın yanında yer aldılar. Kamber ile olduğu gibi yakın dost olamasalar da ona güvendiler. Ancak hiçbiri ona istediği bilgiyi veremedi.

“Bir kız var.”

Düşüncelerinden Asaf’ın sözüyle sıyrıldı. Uzatılan zarfı açtığında desteler halindeki fotoğrafları çıkardı. Açıklamasını beklerken resimlerde ki kişiyi henüz görmemişti.

“Kendal bu kez fazlasıyla kafaya takmış durumda. Diğerlerinden başka bir ilgisi var bu kıza. Özel bir uçak kiralamış. Bu gece İzmir’e, kızın yanına gitmek için yola çıkacak.”

Hayattaki en büyük düşmanlarından amcasının oğlu olan Kendal saplantılı bir adamdı. Etrafında her daim farklı kadınlar olurdu. Gece hayatı ve kumar mekanlarında geçirdiği zaman nedeniyle her zaman borcu olurdu. Kamber, Kenan’a haklarını satarken aldığı para ile işlerini büyütse de ticaret zekasına sahip bir adam değildi. Oğlundan da fayda göremeyeceğini anladığında kendisine özel bir ekip kurarak, onların gösterdiği doğrultuda işlerini yapar olmuştu. Ekipteki adamlardan birinin Kenan’ın adamı olduğunu ise asla anlayamamıştı. Bağlamak istediği, almak için çabaladığı işleri paravan şirketlerle üçer beşer elinden aldığı için şirket giderek küçülmüştü.

Önündeki onlarca ters dönmüş fotoğrafa baktı. Peki bu kızı diğerlerinden farklı kılan neydi? Anlayabilmek için fotoğrafları çevirdiğinde gördüğü yüz ile kaşları çatıldı. Asaf haklıydı. Bu kız Kendal’ın daha önce peşine düştüğü, rızasıyla ya da zorla hayatına aldığı kadınlardan farklıydı. Onlar aşırı bakımlı, genç yaşına rağmen estetik tutkusuna bulanmıştı. Bir çoğu katalog çekimlerinden olan fotoğraflara sırayla bakarken, dinliyordu.

“İstanbul’da ki evin düzenlenmesini istemiş. Adamlarından duyduğuma göre kızı yanında getirmeyi planlıyormuş. Genco Ağanın atölyesine bir yüzük ve gerdanlık sipariş ettiğini de işittim.”

Bir fotoğrafta duraksadı Kenan. Diğerlerinin aksine oldukça uzun süre inceledi. Baktığı fotoğrafta kızın yüzünde zerre makyaj yoktu. Öyle duru ve güzeldi ki… Kenan ne kadar rahatsız olsa da bu hakikati kabul etmek zorunda kaldı. Gülümseyişi ile derinleşen iki yanağında uzun gamzeler yer etmişti. Sol yanağında açık kahve tonlarında bir ben vardı. Gözleri gecenin gölgesi düşmüş denizi andırıyordu. Denizleri sevmeyen o değilmiş gibi hayranlıkla baktı lacivert tonlarındaki harelere. Kavisli kaşları, hafif çekik duran gözlerini gölgeliyordu. Küçük burnu, biçimli dudakları ve uzun kirpikleri ile bir ressamın hayali gibiydi. Bu kızı bir yerde gördüğünü hissetti. Çatıldı kaşları.

“Kaç yaşında bu kız?”

Asaf, beklemediği soruyla şaşırdı. Şimdiye dek anlattığı kadınlar için böyle bir bilgiyi öğrenmek istememişti. Gözleri hala fotoğraftaydı.  

“Henüz yirmi yaşında Beyim.”

Kendisinden on üç yaş küçüktü. Kendal’dan ise daha fazla.

“Ne zamandır mankenlik yapıyor?”

Kenan başını kaldırmadan ve Asaf’a bakmadan bir sonraki fotoğrafı çevirdi. Hüzünle uzaklara baktığı bir ana yakalanan gizli çekilmiş bir kareydi.

“Uzun sayılmayacak bir süredir. Ancak buna rağmen oldukça ünlenmiş durumda. Sancar Ağanın kız kardeşi Kardelen Kahraman’ın şirketi tarafından keşfedilmiş. Cennetin Melekleri anlamını taşıyan özel bir ekipte. Marka için bu gece çok önemliymiş. O da bu gece baş manken olarak defileye çıkacakmış.”

Kenan o an şaşkınlıkla başını kaldırdı. “İç çamaşırı markası değil mi o?”

“Evet Beyim.”

Aldığı yanıtla kısa bir an bocaladı. Böylesine duru ve güzel bir kızın iç çamaşırıyla onu izleyen aç gözlere kendini en mahrem anlarıyla gösteriyor oluşundan rahatsızlık duydu. Bu düşüncesini fark ettiğinde kendisine kızdı. Ona neydi? İş dünyasında, katıldığı kokteyl ve partilerde bir çok güzel kadınla karşılaşmış olmasına rağmen, o an toy bir delikanlı gibi yaşadığı duygulardan kendini kurtarmak istedi. Ona göre pek çok kadın erkekleri istediklerini elde etmek uğruna kullanıyordu. Kendilerine pervane ederek, yararlanıyorlardı. Saygı duyduğu, sadakati ve sevgisini takdir ettiği kadınlar elbette ki vardı. Lakin onu doğuran kadının dahi sadakatsizliği ile yüzleşen kalbi katı bir kabuk ardına gizlenmişti. Bu yüzden güven duygusunu hissedemiyordu. Tek gecelik ilişkilerin ona göre olmadığını kabul ettiğinden beriyse yalnızlığı tercih etmişti. Bu durum uzun bir zamandır da değişmemişti.

Sadece hayatında olmak isteyen, sevgisini kazanamasa da saygısına razı olan kadınlara dahi  kapatmıştı yatağını. Hem hangi kadın yastığının altında silahıyla uyuyan bir adamı isterdi ki? Hangi kadın geceleri kabuslar içerisinde uyanan bir adamın yanında kalmak isterdi? Sol kolundaki hissizlik Demir Usta sayesinde tanıştığı Nurbanu sayesinde azalsa da yok olmamıştı. Geçmişin laneti, intikam hissinin gölgesi gibi hayatının tam merkezindeydi.

Düşüncelerinden sıyrılmak için dikkatini tekrar avucundaki fotoğraftaki güzel yüze verdi. “Ailesi nerede?”

“Onu kimse bilmiyor Beyim.”

Anlam veremedi duyduklarına Kenan. Asaf her zamanki gibi sormasını beklemeden anlattı bildiklerini.

***

Fotoğrafları toparken masanın üzerinden kararını vermişti. “Bu gece o uçak kalkmayacak Asaf.”dedi.

Dakikalarca baktığı fotoğrafı ayırıp, diğerlerini çekmeceye koydu. Neden bunu yaptığını, bu işi yine Asaf’a bırakmadığını bilmiyordu. Sadece içindeki tuhaf bir his o kızı Kendal’ın saplantılı ellerinden kendisinin kurtarması gerektiğini söylüyordu. Bu kıza pis ellerini sürmesini, gözlerindeki ışığı gölgelenmesini istemiyordu.

“Beyim.”

Yerinden doğrulurken elindeki fotoğrafı pantolonun cebine yerleştirdi. O an yaptığının farkında dahi değildi. Sorsalar neden böyle bir şey yaptığını açıklayamazdı. Üstelik her zaman mantıklı bir açıklaması olan bir adamdı.

“Uçak için verdiği paranın iki katını öde. Kendal’ın adamları aradığında da uçakta arıza olduğunu ve zamanında kalkamayacağını söylesinler. Defileye geç kalana dek oyalasınlar.”

“Planın ne Beyim?”

“Bu gece o uçak kalkacak Asaf. Lakin benim için…”

“Ya kız beyim?”

“Kızda benimle birlikte dönecek.”

Tek düşündüğü Beyine bir zarar gelmemesiydi. Onun için gözü kapalı canını verebilirdi. “Kendal Ağa burada olduğunu öğrenirse. Seni rahat bırakmaz Beyim.”

“Buraya getirmeyeceğim onu.” Çok sevdiği ve yazın iki ayı kaçtığı gizli sığınağı geldi aklına. Orayı kimse bilmezdi. Başka pek çok yer ayarlayabilecek olsa da o güzel yeri bu kızın seveceğini düşündü. “Nevşehir’de ki çiftlik evini hazırlat.” Asaf’ın yüzüne kısacık bir an bakıp çıktı odadan. Merdivenlere yönelecekken aklına gelen kadınla duraksadı.

“Sibel nasıl?”

Kendal’ın son kurbanıydı sorduğu kadın. Hayatına girdiği ve karartmak için elinden geleni yaptığı kadınlardan biriydi. Pek çoğunu ondan kurtarmış olsa da Sibel’i hepsinden daha zor durumda bulmuşlardı.

Asaf’ın üzgün bir ifadeyle sakalını sıvazlayarak söylediklerini dinlerken sıktı yumruklarını.

“Yüzündeki yara son ameliyatla epey küçültülmüş. Lakin yine de izi kalacakmış.”

Onun bıçak iziydi ömür boyu yüzünde taşıyacağı. Amerika’da bulduğu estetik cerrahı büyük çaba gösterse de yeterli gelmemişti. Ruhundaki yaralar ise daha derindi genç kadının. Farklı bir kimlik ile yeni bir hayat kurması için elinden geleni yapmıştı Kenan. Ona yeni bir başlangıç sunmak istemişti.

Sessizce başını eğip, merdivenlerden indi. Sonunda kendisine uzatılan ceketi dişlerini sıkarak  ve sol kolunu zorlayarak giydi. Evden çıkarken ilk defa bu kadar uzun sure uzaklaşacağını düşünmek hoşuna gitmese de o kız için buna mecburdu. Konağın kapısından çıkıp onu bekleyen arabaya bindi. Havaalanına doğru yola çıktığında ona hislerini açıklamak için hazırlanan Nurbanu’dan habersizdi.

**

Konağa birkaç sokak ötedeki evinde hazırlanırken heyecanlıydı genç kadın. Tedavi sırasında ona teslim olan adama uzak olmak artık canını yakıyordu. Kendisinden üç yaş büyük oluşu dahi umurunda değildi. Onu istiyordu. Ne pahasına olursa olsun o adama ait olacaktı. Bunun için cesur olacak ve sonunu düşünmeden atacaktı adımlarını.

**

Sevgili okurlarım,

Yeni bölümler sizlerle…

Yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!