Evden çıkmadan, bir uğraşı olmadan günün nasıl geçtiği hakkında bir fikri yoktu. Omuzlarına sağlam yükler binmişçesine çaresiz hissediyordu, ama belli etmiyordu. Mücella Hanım ve Anna’nın kütüphanesini talan edebilirdi veya temizlik malzemelerini ele geçirebilirse odasını güzelce temizleyebilirdi. İkisi arasında bir seçim yapacaktı, bir hizmetçiyi kafaya alsa malzemelere ulaşırdı.

Vedat siyahlar içinde salona girdi. Eldivenleri tek elinde duruyordu. Çıkacağı an itibariyle belli olmuştu. Alışması gereken yeni hayatının ilk günü sayılırdı.

“Ben çıkıyorum,” dediğinde ayağa kalktı Efşan. Mücella Hanım ve Anna kahvelerini içerken başlarını sallamışlardı. “Akşam döndüğümde sana evi gezdireceğim.”

Karşısında durdu Efşan. “Neden, evi tanıyorum.”

“Daha bir şey görmedin,” dedi Mücella Hanım. Efşan ona bakıp dudak büktü, başını salonun duvarlarında gezdirip Vedat da durdu. “Ne? Gizli geçit falan mı var?”

“Çok daha fazlası var,” dedi Anna.

Merakla yerinde kıpırdanıp cevap bekler gibi Vedat’a baktı. “Akşama kaç saat var?”

“Önemli bir işim var, onu halledince döneceğim.”

“Evimde kalan kitaplarımı istiyorum, Vedat. Bazı önemli eşyalarımda orada, ne zaman alabiliriz?”

“Yarın birlikte gideriz, olur mu?”

“Olur, geçireyim seni.”

Kapının önüne kadar çıktıklarında ona döndü Vedat. “Evde spor salonu var, anneme sorman yeterli. Sonra seninle çalışacağız orada, zamanla çok şey öğreneceksin. Daha nasıl dövüştüğünü bile göremedim.”

“Seni yere sereceğim Vedat, göreceksin.”

“Beni serersen kimse bileğini bükemez,” derken sırıtıyordu.

“Kendini beğenmiş,” derken Efşan da gülümsüyordu.

“Yavrum, ben yedi yaşında başladım, tamamen teknik. Sen dövüşmeyi öğrendin ben sana acımasızlığı öğreteceğim. Gerektiğinde o kurşunu sıkacaksın ama elin titremeyecek. O başı tutup tak diye kıracaksın!”

“Sonra mafya anasımı olacağım?”

Efşan’ın sözleri kocaman gülümsemesini kahkahaya çevirdi. “Yemin ederim ömrüme ömürsün, Efşan.” Kadının alnına dudaklarını bastırıp arkasını dönerek aracına bindi. Vural’ı arayıp telefonu kulağına götürdü.

“Hazır mı?”

“Sayılır, dün gece verildi ilaçlar. Bir saate katlanılamaz olduğunda hastaneye kaldırılacak. O müdürün kafasına sıkmak farz olmaz umarım.”

“Neden?”

“Önce davranan kazanacak ki bu biz oluyoruz. Müdür öttü, dışarı çıkınca iş benden çıkar dedi. Bugün biz kaldırmazsak Yalçın kaldıracakmış.”

“Bu normal değil. İçimizde bir hain var!”

“Var! Bulduğumda ebesine kadar sikeceğim.”

“Güzergâh? Askerlere dokunmasınlar, bayıltın. Kaçtı, kaçırıldı süsü verelim.”

“Sen misin lan bir insan, kapat telefonu!”

Kapatıp dedesini aradı. Deli Seyit’in canlı sesiyle karşılaştı. “Dede, mahzeni hazırla.”

“Oğlum delirdin mi, ne mahzeni?”

“Cengiz’i çıkartacağım, Yalçın peşinde başka bir yere götüremem. Yalçın senin sokağına bile giremez!”

Yaşlı adam çenesini kaşırken düşünüyordu. Torunu haklıydı, onun semtine düşmanı bile giremezdi. Beyoğlu’nun arka sokakları bir uçtan bir uca yabancıyı da haini de ânında tespit eder, Deli Seyit de bunu saniyesinde öğrenirdi. “Hazır bil, gece getirin.”

Dedesinin telefonunu da kapatıp cihazı yanına bıraktı. Saniyelerle yarışacak ama Cengiz’i ele geçirecek sonra da Efşan’ın ellerine teslim edecekti. Efşan bıraksa bile kendi bırakmayacaktı ve bunu ona söylemeyecekti. Tek isteği Efşan’ın abisine acımamasıydı çünkü sevdiği kadının kardeşinin katili olmak istemiyordu. Ama mecbursa yapardı ki mecburdu. Cengiz yaşadığı sürece her zaman ayaklarına dolanacaktı.

Çalan telefonuna bakıp açtı. “Efendim Doğan?”

“Vedat, kızı bulmak için aklımda öyle bir şey var ki. Hemen gelmelisin.”

“Çok az vaktim var, ama hemen geliyorum.”

“Asilkan Holding de seni bekliyorum.”

Asilkan Holdingde Doğan’ın ağzının içine bakıyordu. Rüzgar’ın da ondan aşağı kalır yanı yoktu. Doğan’ın sözleriyle bir umut doğsa da bunun ne kadar işe yarar olacağı tartışılırdı. “Bu mümkün mü?” diye sordu Vedat. “Ruken onu bu şekilde bulabilir mi?”

“Yani… İmkânı var ama bilemedim,” dedi Rüzgâr. Doğan’ın gözleri parladı ve kuzenini buldu. “Bence yapabilir, en azından dener. Ruken nerede, hemen konuşalım.”

Rüzgar telefonuna uzanıp Ruken’i aradı, Ruken dakikalar içinde odaya girmişti. Üç adam da onu bir döner koltuğa oturtup tepesinde yalvarmaya başladı. Onları dikkatle dinleyip, siyah saçlarını geriye atmıştı. “Tamam, bana anne ve biyolojiğin fotoğrafları gerekiyor.”

Doğan ve Vedat oradan ayrılırken akıllarında sadece kızı bulacak olmalarının mutluluğu ve duası vardı. Aracına biner binmez Efşan’ı aramayı düşündü ama yüz yüze söylediğinde yüzündeki o tatlı heyecana şahit olmak için vazgeçti. Dizi sürekli hareket hâlindeydi, tırnağı dişine geçmiş, derin düşünceler arasında evin bahçesine girdiğini fark etti. Araçtan hızla inip evin kapısından geçti. Salona girdiğinde Anna’yı buldu. “Ne oldu oğlum?” Anna iki saat içinde geri dönen torununa merakla bakıyordu.

“Bir şey yok babaanne, Efşan’ı almaya geldim. Odasında mı?”

“Odasında,” diyen annesinin sesine döndü. “Vedat, temizlik yapıyor oğlum. Ne dediysem durduramadım.”

“Ne?” Vedat’ın gözleri büyüdü. Annesi korkuyla yerinde dikleşerek oğluna baktı. “Neden öyle bakıyorsun?”

“Çamaşır suyu!”

“Evet, alamadım elinden.”

“Kahretsin!” derken yerinden ok gibi fırladı. Annesi ve babaannesi de peşinden koşar adım yürüyordu. “Anne alerjisi var.”

“Ben nereden bileyim annem, dört kova su aldı, bir kasada deterjan.”

Vedat odanın kapısını hızla açtığında Efşan elindeki çamaşır suyuyla bir adım geriledi. “Vedat!”

“Çabuk o elindekini yere bırak!” Saçları saçma bir şekilde toplanmış, kısa bir tayt giymiş, başına da fular takmıştı.

Efşan gözleri küçülmüş, oyuncağı elinden alınmış mahzun bakışlarıyla kutuyu yere bıraktı. “Ya azıcık eğlenecektim.”

Vedat odanın ortasına gelip durdu. Odanın altı üstüne gelmişti. Her şey havaya kalkmış gibiydi. Efşan’ın gözlerinin içine baka baka annesine söyledi. “Bundan sonra Efşan’a el sabunundan başka bir şey vermeyeceksiniz. Temizlik odasını kilitle anne, Efşan intihar etmek istediğinde bu yola başvuruyor.”

“Aaa… Aşk olsun Efşan. Doğru mu bu?”

Efşan, kayınvalidesine suçlu bakıyordu. “Abartıyor, temizlik yapmayı seviyorum sadece.”

“Son bulduğumda serum takılmıştın, evine kibrit çaksalar havaya uçardın, Efşan.”

“Tanrım…” diyordu Anna. “Sen delirdin mi Efşan.”

“Ya babaanne azıcık koku vardı.” Efşan kendini savunurken Vedat onu kısık gözlerle izliyordu. “Gelmesem burada boğulacaktın, ben seni biliyorum.”

“Sen neden geldin, işin bitti mi?”

Neden geldiğini nasılda unutmuştu. “Seni almaya geldim. Ablanın fotoğrafı gerekiyor, kızı bulmak için bir yol bulduk.”

Efşan’ın gözleri kocaman açılınca lacivert gözleri beyazları içinde küçücük kaldı. Vedat onun şoka girdiğini düşünerek yaklaşıp kolunu tuttu. “Efşan!”

“Gerçekten mi?” derken sesi titriyordu. Vedat’a dönen gözleri eski hâlini almış, dolmuştu. Omuzları inen Vedat gözlerini kapatıp burnundan nefes verdi. “İnşallah, Efşan. Hadi hazırlan evine gidelim. Fotoğraf var değil mi?”

“Var, evimde. Gidelim, uçalım Vedat.” Başındaki fuları çıkartıp attı, öylece nereye attığını bilmeden. Saçlarını çözerek beline saldı. “Beş dakikaya hazırım.” Dolaptan eşyalarını aldı, ne aldığına bile bakmadı. Odasındaki banyoya girdiğinde kapı şak diye kapandı.

Sürekli parmaklarıyla oynuyor, dizi durmadan kımıldıyordu. Evinden fotoğrafları alması beş dakikasını bile almamıştı. Eve girmiş, bildiği yerden çekip almıştı. Ablasının fotoğraflarına bakmak ona her zaman derin bir özlem ve acı vermişti ama bugün farklı bakıyordu. Umut, diyordu içinden. Titreyen elini tuttu Vedat. O an ne kadar gergin olduğunun farkına varmıştı.

“Sakin ol, anlattım sana belki de olmayacak.”

Başını sağa sola sallayıp Vedat’a sokuldu. “Daha önce ihtimaliyle bile karşılaşmadım, bunu anlaman çok zor. O hep vardı ama aslında bir hayal de gibiydi. Bir yerlerde canından bir parça var ama umut sıfır. Beklerken alışıyorsun, bir aklına geliyor, bir kalbin sızlıyor sonra çaresizlik kuşatıyor etrafını, kalıyorsun öyle elin boş.”

“Doğrudur. Allah büyük. Bu da olmazsa bulacak son bir çarem var.”

“Umarım olur, ama anlattığın şey çok uçuk geliyor fazla fantastik.”

“Açıkçası ilgi alanım olan bir durum değil, ben de senin gibiyim.”

Dakikalar sonra araç Asilkan Holding’in önünde durdu. Birlikte el ele yönetim katına çıkıp Doğan’ın onları yönlendirdiği bir odanın önüne geldiler. Doğan kapıyı açtı, üçü de içeri girdi. Efşan, karşısındaki esmer kadına baktı, kahverengi gözleri parlak ve zekice bakıyordu. Siyah saçları uzundu, esmer teniyle kadını ilk görüşte sevmişti.

“Efşan,” dedi elini sıkarken.

“Ruken.”

Kısa bir tanışma faslının ardından Ruken onları cam paravan olan yan odaya aldı. Enişte Rüzgar ile çalışmaya başladı. Efşan, Vedat ve Doğan paravanın ardında izlediler. Efşan, Ruken’in her hareketini yüreği ağzında izledi. Sisteme olan hükmü aşina kadına hayranlık besledi. Ortalama büyüklükteki odanın bir duvarı ekranlarla ve bilgisayarlarla kaplıydı ve Ruken tek başına hepsine yetiyordu.

Saatler ilerliyor, zaman hızla akıyordu ama Efşan için geçmek bilmiyordu. Oturuyor, kalkıyor Ruken’i izliyor ama kalbindeki heyecanı durduramıyordu. Ablasından kalan tek canlıya kavuşacak olmak aklını zorluyordu, kalbi bu düşünceyle kasılıyor, gevşiyordu.

Gün kendini geceye emanet ettiğinde Vedat ekrandaki numaraya bakıp odadan çıktı. “Evet, cezaevinden çıkış yaptı. İlk fırsatta kıstırıp alıyorum.”

“Sen ne işin var?” derken sesi hem ciddi hem de şaşkındı. “Aklını mı kaçırdın Vural?”

“Canım adam dövmek istiyor, sana hesap mı vereceğim. Elimde bir mal var ben de onu kullanacağım.”

“Neden?”

“Sana ne!”

Ne zaman bu kadar çekilmez, söz dinlemez ve asi olsa ardından Hazan çıkardı. “Dikkatli ol, dedem bekliyor.”

“Biliyorum, Vedat! Benim dedem oluyor kendisi.”

“Vural! Sıkarım kafana! Bana ergen atarı yapma!” Cevap olarak telefonun kesik sinyal seslerini duyunca dişlerini sıktı. Gitmeli mi yoksa kalmalı mı bilemedi. Vural bu kafayla Cengiz’i öldürebilirdi veya öldürmekten beter edebilirdi. Cengiz ona sağ lazımdı. Telefonu birkaç avucunda çevirip odaya geri döndü. Camın ardındaki Ruken’e ve onu pürdikkat izleyen Efşan’a baktı.

“Efşan.”

“Efendim?” derken bile gözü Ruken’in üzerindeydi. Vedat bu işin sonunda o kızın bulunmasını canı gönülden diliyordu. Efşan’ın heyecanının boşa çıkması bir yıkım olurdu. “Benim küçük bir işim çıktı.”

“Tamam, burada beklerim. Sorun olur mu?” Vedat’a dönerek bir adım yaklaştı.

“Sorun olmaz, burası güvenli. Doğan da yanında, birkaç saate gelmiş olurum hem de Ruken’in işinin ne kadar süreceği belli olmaz. Tüm gece burada mı kalmak istiyorsun?”

“Evet, eve gidersem aklım burada kalır. Deliririm.”

“Tamam, ben işimi halledip geleceğim.” Doğan’a bakıp göz kırptı. “Sana emanet.”

“Başımla,” dedi Doğan.

Vedat çıkarken Efşan da cama geri döndü. Ruken birkaç tuşa daha basıp bedenini esneterek kalkmış odadan çıkmıştı. İşinin bittiğini düşünen Efşan yerinde sabırsızca dönüp Doğan’ın yanına yaklaştı. Abi, Ruken çıktı, işi bitti mi acaba?”

“Sanmam,” dedi Doğan, başını uzatıp geniş pencereden odaya baktı. “Sakin ol Efşan, gel otur.” Doğan’ın yanına güçsüzce oturdu. “Ablamla konuşuyor musunuz?”

Doğan, yeşil gözlerini devirip, gülümsedi. “Ablan şu anda kesin mezarımın üzerine toprak atıyordur, ne konuşması?”

“Seni seviyor ama kendince ve bu kendince çok farklı bir sevgi.”

“Biliyorum, ben de onu seviyorum. Kızı bulursak boynuma atlayacağına eminim.”

Efşan kıkırdayarak arkasına yaslandı. “Buna ben de eminim.”

Kapı aralandığında ikisi de başını çevirdi. Ruken elinde tepsi ve üç kahveyle odaya girdi. Yüzünde tatlı gülüşüyle yaklaşıp kahveleri uzattı. “Çok gergin görünüyorsunuz.”

Efşan ayağa kalkıp kahveyi aldı. “Teşekkür ederim ve tahminin de ötesinde gerginim.”

Doğan’ın çalan telefonu, dikkatler dağıtınca müsaade isteyerek odadan çıktı. Ruken, “Otursana,” dedi. “Gerilme, halledeceğim.”

İkisi yan yana oturup camdan diğer odaya baktılar. Ekranda veriler akıyor, zamansa hiç akmıyordu. “Ne yaptığını bilmiyorum ama büyülü bir his gibi. Hayranlıkla izliyorum.”

“Bilgisayar işleri, kod mühendisiyim ben. Hayatım bu ekranların karşısında geçiyor.”

“Öyle mi?” Keyfi kaçmış, bakışları kâğıt bardağına düşmüştü. “Ben de mimar olacaktım ama olamıyorum.”

“Başına gelenleri duydum, duymamak mümkün değil zaten. Sorun çözüldüğünde okula geri dönebilirsin. Hem ben de mesleğimi yapmıyorum. Şu anda eniştemin azimli asistanıyım.”

“Nasıl?” derken ona dönmüş, bakışları kısılmıştı.

“Birkaç sene sonra bu holdingi ben yöneteceğim. Rüzgar eniştem bana işi öğretiyor. Mesleğimi de yapmak istiyorum ve mesleğim de bu işe yakın. Arada derede bir yerdeyim. Bundan beş yıl kadar önce aklımda hiç böyle bir şey yoktu. Okulu bitirip yurtdışına gitmek, alanımda ilerlemek istiyordum ama hayat insanı her an değiştiriyor. Artık başka isteklerim, başka hayallerim var. Kim bilir, belki bu seçimlerim bana gelecekte hayallerimin ötesini verecek. Sen de istersen her şey olabilirsin, mezun olmak güzel evet ama olamıyorsan önüne bakabilirsin. Belki de kaderinde bir mimardan fazlası vardır, bilemezsin. Mühendis olursam en fazla mühendis olurum. Ama bu şirketleri yönetebilirsem çok daha fazlası olurum. Başarmak için denemek lâzım.”

Burukça ama içtenlikle gülümsedi Efşan. Bu sözler yüreğine iyi gelmişti. Orada, o odada ölünceye kadar sürecek bir dostluğun temellerini attıklarını ikisi de biliyordu. İkisi de hissediyordu. Ruken Kara ve Efşan Dağlıca sonsuza kadar dost kalacaktı.

Karanlık, kötülükleri yerine getirmek için beklenilen güneş batımıdır bazıları için. Bazıları için de kötüleri ortadan kaldırmak için çekilmiş kalın bir perde. Siyah kazağının üzerinde başka bir şey yoktu. Başında siyah bir bere takılıydı. Siyah pantolonu, siyah botları ve dudakları arasında bir sigara. Bir insan hem sigara kullanıp hem de nasıl kullanmazdı? Vural hem içer hem de içmezdi. Canı ne zaman isterse o zaman içer, kalan zamanda aklının ucuna bile gelmezdi.

Ömrü Hazan’ı anlamayı istemekle geçiyordu, şikâyetçi değilse de sınırlar giderek daralıyordu. Evinin kadını, başının tacı olmak, bunca yıldan sonra bu kadar zor olmamalıydı. Artık ciddi ciddi güvenilmediğini düşünmeye başlıyordu. Hiç mi kendini ispat edememişti? Hiç mi sevgisini gösterememiş, eski kocasının ona yaptıklarını asla yapmayacak biri olduğunu anlatamamıştı? Hazan’ın sevgisinden şüphe etmiyordu, sevmese arkasını dönüp gidecek bir kadındı. Ama Hazan her zaman onunla kalmayı, hayatının bir parçası olduğunu ispat etmişti.

Silah sesleri duyunca sigarasını yere atıp, ıslak zeminde ezdi. Beresini indirdi, adamlarının kulağına fısıldadığı sözlere tepkisiz kalıp yol kenarına indi. Cengiz paket olup, kucağına düşmüştü. Adamları tereyağından kıl çeker gibi almıştı. Kendilerine ait araç yaklaşıyordu. Yaklaşan siyah zırhlı araç tam yanında durdu. Arka kapı açıldı. Aracın içindeki ışığın yardımıyla Cengiz ile göz göze geldi.

“Cehenneme hoş geldin, Cengiz.” Adımını aracın kaportasına koyup içine girince ardından kapı kapandı ve hareket etti. Cengiz iki büklüm vaziyette acı çekiyordu. Birkaç saate tüm acıları geçecek ve eskisi kadar sağlıklı olacaktı. Koyu kahve gözlerinden nefret akıyor, acıdan ağzını bile açamıyordu. İçeride biri ona bir şey vermişti, bunu bile isteye kabul etmişti ama plan bu değildi. Yanlış adamların eline düşmüştü. Yüzünde ölüm sessizliği Vural’a bakıyordu.

Vural yüzündeki maskeyi kaldırıp acımızca sırıttı. Cengiz’in ona olan bakışlarıyla hırslandı. Sağ bacağını kaldırıp suratına tekme attığında, Cengiz aracın demir duvarına çarparak geri sekti. Acı içinde inlerken sesli küfürler savurdu. Vural öylece durdu, onu izledi. Acısı azaldıkça ve Cengiz nefes aldıkça aynı tekmeyi beş dakika arayla attı.

“Sen bacına göz koymuş adamla iş birliği yaparsın, öyle mi?” diyor, bir daha vuruyordu. Cengiz midesindeki sancıdan hareket edemiyordu ve onun söylediği hiçbir şeyle ilgilenmiyordu çünkü inanmıyordu.

“Efşan, Vedat’la evlendi,” dedi, bir daha vurdu. “Efşan mezun olamayacak, kardeşinin okulunu bitiren biriyle iş birliği yaptın, öyle mi?” diyor yine vuruyordu. Artık Cengiz’in ağzından ve burnundan kan akıyordu. Öne doğru eğilip yere kapandığında onun boşalan yerine oturdu Vural. “Seni gömeceğim gün de gelecek, yine iyi yırttın demek isterdim ama devam edeceğim.”

Araba, Beyoğlu’na, dedesinin sınırları içine girdiğinde tüm sokak ışıkları kapandı. Evlerin ışıkları bile kapanmış, mahalle ölü bir kente dönüşmüştü. Kendi araçlarının farları dahi yanmıyor, hiçbir kamera çalışmıyor. Kaplumbağa hızında ilerliyorlardı.

Meyhanenin kapısı aralıktı ve içeriden tek bir ışık bile sızmıyordu. Bu gece her yer kapalıydı, tüm dükkanlar ve işletmeler. İki adam kollarından tuttukları Cengiz’i sürüyerek indirip meyhanenin bodrumuna indirdiler.

Dedesi ve Vedat’ın ışıklar altındaki görüntülerini görünce yüzünü buruşturdu Vural. “Neden toplandınız?” derken Cengiz, yanlarından sürüklenerek küçük, demir parmaklıklar ardına konuyordu.

Deli Seyit, Cengiz’e bakıp göz devirdi. “Ne yaptın oğlum?”

“Yaptığı şeyleri düşündüm, dede. Sonra her öfkemde suratına bir tekme attım, oldu mu?”

“Eline sağlık,” dedi Vedat. “Ama artık dokunma, biz öldürürsek, biz öldürmüş oluruz.”

“Bu it öldükten sonra kimin yaptığının ne önemi var?” dedi Vural. “Bırak döve döve öldüreyim, içerde ölmüş dersin.”

“Bir ömür yüzüne bakacağım kadın yalan mı söyleyeyim, Vural? Sen yalan mı söyledin?”

“Beni siksinler Vedat, yaptım da iyi bok yedim. Gidiyorum ben.” Arkasını dönüp geldiği yolu aşmaya başladı.

Deli Seyit ile Vedat göz göze geldi. “Sana emanet, ben gidip ne derdi var bakayım.”

“Delirmiş belli, git oğlum. Onu elimizden ancak Allah alır.”

Dedesine baş sallayıp Vural’ın peşine düştü. Arabaya binerken görünce ardından bindi. Karanlık sokaklardan yavaşça süzülmeye başladılar. Birbirlerini göremeyecek kadar zifiri olan gecede sadece nefesleri duyuluyordu.

“Ne oldu Vural?”

Elini havaya savurup, dudaklarını oynattı ama konuşacak sözü yokmuşçasına susup, elini alnına bıraktı. “Ben nerede yanlış yapıyorum, Vedat? Daha kaç sene uzaktan seveceğim? Ne yapayım, küseyim mi, tek mi edeyim ne yapayım ben?”

“Hiçbirini yapamayacağını ikimiz de biliyoruz. Yanında olmaya devam edeceksin, bir gün kırılma yaşayacak.”

“Ne zaman lan?” derken elleri havaya açılmış, sesi aracın içini doldurmuştu. “O öyle kendi evinde, ben kendi evimde ölüp gideceğiz. Ne zaman kırılacak bu kadın?”

Bir süredir hissettiği bir duyguyu söylemek istiyordu Vedat ama bunun kuzenini nasıl yaralayacağını da biliyordu, yine de onu yok yere teselli etmekten iyiydi. “Vural, seni kaybetmek korkmayan bir kadına ihtiyacın yok! Hayatını onun etrafında harcıyorsun ama o sana acımıyor. Seninle değil evine, bizim gibi adamlara gerekirse ölüme gidecek kadın gerekiyor. Hazan buna hazır değil demek ki.”

“Sadece korkuyor, Vedat!”

“Bağırma! Korkmayacak! Korkuyorsa korkularıyla ona mutluluklar dile.”

Öne eğilip dirseklerini dizlerine bırakıp, başını elleri arasına aldı. “Yapamam. Asıl korkak benim, onsuz bir hayattan korkuyorum.”

“O zaman korkaklığınla ortalığı bulandırma!”

Arkalarına yaslanıp, yolun kalanında tek kelime etmediler. Vedat Asilkan Holding’de indi ve yine tek kelime etmedi. Odaya girdiğinde bekleyiş devam ediyordu. Hiçbir şey olmamış, abisini içerden çıkarmamış gibi tebessüm ederek ve ona tek kelime etmeyerek Efşan’ın yanına oturdu. “Sakin ol,” diyerek sabaha kadar elini bırakmadı. Efşan her geçen saniye umutlarını hasır altı etmeye odaklandı. Tüm gece bir kez bile gözlerini kırpmadı.

Gece, güneşi karşılarken Efşan hayatının en zor gecelerinden birini daha yaşamıştı. Aklının bir köşesi sürekli yeğenine ulaşacak olmanın o kalp titreten heyecanıyla balon gibi dolup boşalmıştı. Öğlen saatlerine doğru Ruken odaya girdiğinde üçünün de gözleri genç kadın üzerinde durmuştu.

“Bitti sayılır, verileri kopyaladım. Şimdi tarama yapmaya başlayacağım.”

Efşan, Ruken’in sözleriyle elini kalbinin üzerine bırakmıştı. “Ölecek gibiyim, Ruken.”

Ruken gülümsedi. “Mutlaka bir şey bulacağım, Efşan. Sakin olup izle şimdi.” Efşan’ın omuzunu sıkıp odadan çıktı. Yandaki odaya girip kopyaladığı verileri, anne, biyolojik babanın fotoğrafıyla taramaya başladı. Rüzgar eniştesi arkasında bekliyordu. Kollarını bağlayıp koltuğuna yaslandı. Başını dev ekrana kaldırdı, iki fotoğraf arasındaki boş ekranda kızın fotoğrafının belirmesini beklemeye başladılar.

Pencereye ellerini yaslamış, içinden bildiği tüm duaları tekrar ediyordu. Ekranda ablasının dev fotoğrafına bakıyor, gözleri dolup boşalıyordu. Ablasının yanındaki boşlukta ekran dolmaya başladığında nefesini tuttu. An be an beliren karartılar, dolan küçük karelerle kalbinin atmayı kestiğini düşündü. Derin soluk almak için ağzını araladığında ekranda ablasının küçük bir kopyası belirdi. Uzun siyah saçları, kara gözleri ve ay gibi teniyle bir kız.

İçerideki odadan ses gelmiyordu ama Ruken’in havaya sıçraması, eniştesine sarılmasıyla ve ekrandaki küçük kızın var oluşuyla kocaman bir hıçkırık dudaklarından firar etti. “Vedat,” dedi usulca, başka bir şey söyleyemiyordu. Dizleri ve elleri titriyordu. Doğan’ın sevinç sözleri kulaklarında uğulduyordu. Bakışları camın ardındaki kızın üzerindeydi.

“Kendine gel, Efşan!” diyen sesle derin bir soluk alıp kapıya koştu. Vedat ve Doğan da ardından odadan çıkıp, Ruken’in olduğu odaya girdiler. Efşan odanın ortasına yaklaştı, gözlerinden yaşlar birer birer iniyordu. Başını kaldırıp, yeğenine baktı. “Nerede Ruken?”

“Burada, İstanbul’da.”

Bakışları Ruken’e döndü, “Teşekkür ederim,” derken Ruken’e sıkıca sarıldı. “Bana ne verdiğini asla bilemezsin. Sana bir can borcum var artık.”

“Yok canım, daha neler…” Ruken gülümseyerek geri çekildi. “Bir kahve içer, ödeşiriz.”

Önerilen makaleler

13 Yorum

  1. Harika ödesi bi bölümdü emeğine sağlık canım benim 🥰

  2. Yine her zamanki gibi muhteşemsin. Harika bir bölümdü emeğine yüreğine sağlık ❤❤❤

    1. Yine muhteşem… yine muhteşem.Kalemine sağlik😍Vecd’den bildiğimiz sahneyi yine aynı umutla ve heyecanla okutmak da sana has , sana özel yazarcanim:)Bir de senin bu kızlarının canlarini dişlerine takip çalışmalarına, mucadele etmelerine ve ardından derin tevekkulle konuşmalarına ayrı bayiliyorum.Kalbine sağlık 🥰😊

  3. Bi kahve içeriz… Yemin ediyorum bayılıyorum bu söze o kadar içten bir cümle ki sanki seninle herşeye varım der gibi hissettiriyor. Yüreğime işliyorsun Gülefşan öyle böyle değil

  4. Gel bacımsu bir kahve de biz içelim,söyle denize karşı, bu kadınların güçleri sanal da olsa kendine güven getiriyor insana beee💪🏼

  5. Harika…. Harika… bayıldım.

  6. bana bir can borcun var payelll
    bu satırlarla kalpten gitmediysem o kahvenin hatrına
    koca yürekli kadın sen neler yapıyorsun böyle elim kalbimde okudum efsan içimde bir yeri esir aldı sanki gözümden akan yaşı hesaba bile katmıyorum helel sana ilhamın bol olsun

  7. ❤️❤️❤️😘😘

  8. Gözlerim doldu be 😢efşanin heyecanı üzüntü içimi parçaladı 😭

  9. Her zamanki gibi muhteşem bayılıyorum kitaplarına emeğine yüreğine sağlık yazarcım 😍😍❤️❤️❤️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!