14. Bölüm

Camı araladı. Parmaklarını dudaklarına yaslayıp, durduğu noktadan görünen yoğun kalabalığı izledi. Çoğunluğu kameraman ve gazetecilerden oluşuyordu. Güvenlik ve heyecanla bekleyen hayranlarda vardı.

“Kendal uçağa binsin.”

Asaf kendinden emin bir halde “Emrin olur Beyim.” Dedi. Ondan haber bekleyen adamına “Tamam.” Demesi yeterli olmuştu.

“Bir saati bulmadan burada olduğunuzun haberini gazeteciler duyuracaktır.”

Ömer’in sözlerini sessizce doğruladı.

“Yedi Aşiret öğrenince…”

Gözlüğünü takıp, siyah camların ardına gizledi gözlerini. Ceketinin kollarını çekiştirirken, Asaf’aydı sözleri. “Barzan’ın ağzını kapatmak benim için ne zaman zor oldu ki?”

Ömer yüzünü buruşturdu. “O adam beni korkutuyor.”

Asaf, Ömer’in omzuna dokunup ardına yaslandı. “Kibri kendinden büyük adamları sevmem. Sevmediğimden de korkmam. Bilirsin.”

O korkmazsa Ömer’de korkmazdı. Kenan, Asaf’a işaret ettiğinde araba hareket etti. Kırmızı halının serildiği yolun ucunda durdu. Kenan, tek başına gitmekte kararlıydı. Arabadan inmeden önce onu arka kapıya yakın bir yerde beklemelerini söyledi. Yavaşça inip, doğrulduğunda tüm kameralar kendisine döndü. Kendinden emin ve rahat bir halde yürüdü. Onu gören gazetecilerin tanıması uzun sürmedi. Heyecanla ve merakla kendisine uzatılan mikrofonları yok saydı. Fotoğrafçıların ısrarı sebebiyle kısacık bir an durup, çekmelerine izin verdi. Ardından kendisine ulaşan güvenliğin açtığı yoldan hızlıca kapıya ulaştı.

**

Özel misafirler için ayrıldığını öğrendiği yere oturduğunda tek başına olduğunu anlaması uzun sürmedi. Podyumun iki yanında sıralar halinde yerleştirilmiş sandalyelerde onlarca insan varken bulunduğu bölgede kimse yoktu. Kendal’ın bunu bilerek ayarladığını anladığında dişlerini sıktı. Gösteriş budalası olduğunu bir kez daha açıkça göstermişti. Dakikalar içerisinde kapanan ışıklar onu ilgi odağı olmaktan az da olsa kurtarmıştı. Ceketinin cebinde duran fotoğrafı çıkarırken kadınların onu izleyen bakışlarını yok saydı.

Aydınlatmalar ritmik bir halde ışıklar saçmaya başladığında perdenin ardından birbiri ardına çıktı mankenler. Her birinin yüzüne bakıyor, fotoğraftaki kız olmadığını anladığında hayal kırıklığına uğruyordu. Neredeyse bir saati aşkın süredir oturmasına rağmen onu göremediğinde bir sorun olduğunu düşünmeye başladı. Belki de Kendal kıza ulaşmanın başka bir yolunu bulmuştu. Haber alabilmek için Asaf’ı aramaya karar verdi. Telefonunu bulmak için kıpırdandı. Ceketinin iç cebine dokunduğunda podyumun ucunda kendisine göz kırpan sarışın manken ile göz göze geldi. Etrafta yükselen kahkahalar ve imalı mırıltıları umursamasa da yüzüme vuran flaşlar izin vermedi. Yaşadığı andan hiç hoşlanmadı. Avucunda titreyen telefonu hissettiğinde başını eğdi. Ekranda beliren mesaj planının alt üst olacağının işaretiydi.

“Kendal, burada. Yarım saate içeride olur.”

Hissettiği öfkeyle çatıldı kaşları. Telefonunu cebine sıkıştırırken doğruldu. Kızı içeride arayacaktı. Ayağa kalktığı anda tüm ışıklar söndü. Ne olduğunu anlamak için etrafına bakındı. Belindeki silahını kontrol etmek için kavradığında podyumun ucunda puslu bir ışık yandı. Öylesine telaşlıydı ki bunun defilenin bir parçası olduğunu dahi anlayamadı. Gözlerini kıstığında podyumun başlangıç noktasındaki kızı gördü. Beyaz kanatlarıyla cennetten düşen bir melek gibiydi. Sadece kemandan oluşan bir müzik yankılandığında kendisine doğru yürümeye başladığını fark etti. Yüzünü göremese de savrulan saçları ve endamıyla büyülenmişti Kenan. Titredi bedeni. Sol elinin hissiz parmakları arasında kalan fotoğraf, yere düştü. Boğazına düğümlenen koca bir yumruyla öylece kalakaldı.

Gözlüğünün siyah camı kızı anbean yansıtıyordu. Oysa farkında bile değildi.  Adım adım yaklaşan melek podyumun ucunda durdu. İşte şimdi tam karşısındaydı. Ona dair detayları net görebilmek için gözlüklerini çıkarmaya karar verdiğinde ışıklar açıldı. Topuklu ayakkabılarından yukarıya doğru çıkarken bakışları kar beyazı dantel külodun sardığı yere geldiğinde hızlıca kaldırdı. Göbeğindeki piercingin iki yanından belini saran incecik bir zincir uzanıyordu. Parlak taşlarla işlenen sutyenin sardığı dolgunlukların oluşturduğu tepeleri ve belirgin göğüs çatalını gördüğünde güçlükle yutkundu. Onu esas sarsan karşısındaki  kızın yüzü oldu. Gözlerini çevreleyen beyaz dantelden bir maske olsa da Kenan onu tanımıştı.

Kendal’dan kurtarmak istediği, saatleri fotoğrafını yanında taşıdığı kız karşısındaydı. Koyu renk saçlarının çevrelediği güzel çehresindeki bakışlarını gözlerine çevirdi. Aralarında mesafe olsa dahi ışıklar sayesinde gördüğü gözleri koyu gökyüzü gibiydi. Lakin bir sorun olduğunu anlaması uzun sürmedi. O gözlerdeki bakışlar pusluydu. Net değildi. Çatıldı kaşları. Yüzüne daha dikkatli baktığında iyi olmadığını anladı. Durduğu yerde sendelediğini fark ettiğinde etrafına bakındı. Kimse anlamamıştı. Sadece alkışlıyor ve genç kızın bedenini saran küçük dantel parçalarını inceliyordu. Kızgınlık kapladı bedenini. Onların kızın halini görmediklerine mi kızmıştı yoksa küçücük çamaşırlar içerisinde onu izlemelerini mi? Anlamlandıramayacak kadar karmaşıktı düşünceleri.

Kızın donuk bir ifadeyle güldüğünü ve ardına dönüp titrek adımlarla yürüdüğünü gördüğünde içeri girene kadar izledi onu. Düşmeden başardığını gördüğünde derin bir nefes aldı ve gözden kaybolduğu anda içeri girebilmek için  siyah perdelerin arkasına geçti. Sahnenin arka tarafına doğru bir yol aradı. Bir koridor bulduğunda hızlandırdı adımlarını. Mankenlerin aynı tasarımlarla ileriye doğru bir yöne yürüdüklerini gördüğünde duraksadı. Uzaklaştıkları anda kapıya vardı ve yavaşça araladı. Yardımcılar ve diğer çalışanlar mankenlerle birlikte gitmiş olmalılardı. İçeri girdiğinde nereye gideceğini bilmedi. Büyük bir alandı. Onlarca ayna, masa ve kozmetik eşyalarıyla dolu bölümlerden oluşuyordu. Sağında ve solunda uzanan iki koridor ve onlarca kapıyı gördüğünde saatine baktı. Yirmi dakikaya yakın bir zaman geçmişti. Kendal her an gelebilirdi. Sıkıntıyla alnını ovaladı.Bir yerden başlamalı ve o kızı bulmalıydı.  Başını çevirdi ve tam diğer yöne gideceği sırada köşeye bırakılmış kanatları gördü. Şansın ilk kez kendisinden yana olduğunu hissetti. Kanatların üzerinden atlayarak ilerledi. Sağında solunda duran kapıları açıp her birinden içeri bakarken duyduğu seslerle duraksadı. Bir şeyler devriliyor ve çarpıyor gibiydi. Koridorun sonundaki odanın kapısına ulaştığında yarı açık olduğunu fark etti. Kapıyı araladığındaysa onu buldu.

Altında kasıklarına az bir mesafede yırtmacı biten bir etek vardı. Üzerinde ise sadece defilede giydiği sütyen duruyordu. Elindeki bluzu yere düşürdüğünde giyinmeye çabaladığını anladı. Yanındaki sandalyeye tutunarak bluzu almak için eğiliyordu. Neredeyse düşeceğini gördüğünde hızlıca atıldı. Kızın belini sarıp, kendine çekti. Savrulan saçları yüzüne çarptı. Nefeslerinin arasına dolan kokuyla irkildi Kenan. Bal gibi kokuyordu kız. Göğsüne yaslanan uzun, ince parmaklar gömleğini kavradığında kızın yüzüne baktı.  Onun yavaşça  başını kaldırıp, kirpiklerini araladığını gördüğünde gökyüzünü andıran gözler kara gözlerine değdi. Tutamların arasına gizlenen yüze dokunmak, gizlenmesine mani olmak istedi.

Kız o anda başını eğip, “Sen… Nereden çıktın?” dediğinde başını salladı. Kendini toparlamayı başardığında nasıl açıklayacağını bilemedi. Güçsüz de olsa kollarında çırpınan bedeni çekti kendisine. Ancak kız durmadı. Çırpınmaya devam etti. Çamaşırı kıpırtılarıyla tenini sıyırdığında başını çevirdi Kenan.

Yüzünü dahi seçemediği yabancı bir adamın kollarındaydı. Zihni öylesine bulanık, gözleri öylesine pusluydu ki. Çok güçsüz hissediyordu kendisini genç kız. Nafile bir çabayla “Bırak beni.” Dedi.

Duymazdan geldi Kenan. “Ne oldu sana böyle?” Kollarındaki kızı bırakmadan yavaşça eğildi. Sol elinin güçsüz parmaklarıyla zor da olsa kavradı bluzu.

Çattığı kaşları ve kısılan gözleriyle karşısındaki adama baktı. “O mu gönderdi seni? Bu kez kendisi çıkamadı mı karşıma?”

Elindeki bluzla kızın buğulu gözlerine kenetledi bakışlarını. “Kimden bahsediyorsun?”

“Kendal Cesur’dan…”

Adını söylerken yüzünü buruşturmasına gülümsememek için çabaladı. Bluzu giydirmek için hareket ettiğinde kızın uslu bir çocuk gibi kollarını kaldırmasını ve başını kumaşın arasından çıkarıp yüzüne düşen saçları çekiştirmesini izledi. Az önce podyumdaki o cesur kadından o kadar farklı , öyle masumdu ki…

“Patronun mu yoksa?”

“Ben kimseden emir almam.” Kızın yüzünü kapatan saçları çekti. Avuçlarının arasına yerleşen yüzü göründüğünde farkında olmadan sessizce iç çekti Kenan. Kendal’ın varlığından memnun olmadığını görse de emin olmak istedi.

“Sen onu istemiyorsun sanırım.”

Huysuz bir mırıldanma ile başını salladı. Ancak başı o kadar çok dönüyordu ki hemen pişman oldu. Elinin ayasını başının kenarına yaslayıp, “İstemiyorum.” Dedi. “Ama anlamıyor.”

Bu söz yeterliydi Kenan için. Gömleğinin üzerinde küçük ve sıcak elleri yeniden hissetti.  

“Başım… Çok dönüyor.” Karşısındaki adamın göğsüne yasladı başını genç kız. Ona neden güvendiğini bilmeden sığınıyordu. Mantığını yitirmişti. Bedeni her an yığılacak kadar güçsüzdü. Gözlerini bir iki dakikadan daha fazla açık tutamıyordu. Ve bu süre giderek azalıyordu.

Kenan o anın şaşkınlığı içerisindeyken sesleri işitti. Giderek yükselen sesler gelen birileri olduğunun işaretiydi. Hemen oradan çıkmaları gerekiyordu. O an aklına gelen en deli fikre kapıldı. Kendisine yaslanan bedeni eğilerek kollarının arasına aldı.

“Nereye götürüyorsun beni?”

“Seni kaçırıyorum.”

“Ne? Daha adını bile duymadım senden ama…” Bilse de onun sesinden, dudaklarından adını duymayı istedi.

Gülümsedi Kenan. Bu kızın yanında ikinci kez oluyordu ve uzun zamandır hatta yıllardır böylesine içten güldüğünü hatırlamıyordu. “Kenan.” Dedi. Onun dudaklarından fısıltıyla işittiğinde adını son bir kez yüzüne bakıp, çıktı odadan. Zira orada bir dakika daha kalmaları mümkün değildi. Kendal her an gelebilirdi ve onunla burada karşılaşmak istemiyordu.

Geldiği koridor boyunca yürüdü. Az ileride mankenlerden oluşan kalabalığı gördüğünde duraksadı. Onların genç kızın halini fark etmesi durumu zorlaştıracağı için yüzünü gizlemeye karar verdi. “Sarıl bana.” Aşık bir çift gibi davranarak buradan çıkabilirlerdi. Sorgu suale maruz kalmadan… İtiraz etmeden boynuna sarıldı kollar. Ensesinde kenetlenen parmakları ve boynunun girintisine yaslanan yüzü hissettiğinde sıkıca sardı bacaklarını.

Onları görenler şaşkındı. Zira defilenin sonunda onlarla podyuma çıkmayan başmanken, özel davetlilerden Kenan Cesur’un kollarındaydı. Oldukça samimi bir halde yanlarından geçip gidiyorlardı.

“Gazel nerede?”

Kendal’ın sesiydi. Kollarındaki kızın başını çekip, korkuyla yüzüne baktığını gördüğünde sol koluna saplanan ağrıyı dahi yok saydı.

“Bırakma beni.” Sözlerinin ardından sıkıca sarılıp, tekrar boynuna gizlendi. Nefesinin sıcaklığı tenine değecek kadar yakınındaydı.

Dudaklarını defilede her adımıyla savrulan saçlarına yaslayıp kendinden emin bir ifadeyle fısıldadı. “Bırakmam.”

O anı beklermiş gibi kollarında derin bir uykuya savrulan kızla birlikte tanımadığı ancak podyumda kendisine öpücük veren sarışın mankenin yanından geçti. Dışarı çıkarken kıza verdiği o sözü tutabilmek için kalbine vurduğu kilitleri kırması gerektiğini henüz bilmiyordu.

**

Merhaba,

İki yeni bölüm sizlerle.

Yorumlarınızı bekliyorum.

Sevgiler…

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!