16. Bölüm

İlk defa en güvendiği iki adamdan birini ardında bırakıyordu. Ömer’i… Her daim çatık olan kaşlarıyla onu görenleri korkutmayı başarsa da ne denli sadık ve merhametli bir adam olduğunu Kenan biliyordu. Tam da bu yüzden onun kalmasını istemişti. Antep de yaşanacak karmaşa dolu anları Asaf ile halledebileceğine emindi.

Yedi Aşiretin varlığından habersiz olduğu gizli sığınağında, kendisine ait odadaki yatağına bıraktı Gazel’i. Misafir odaları aklına bile gelmedi. Üzerini örtüp, geri çekildiğinde derin bir uykudaki güzel yüzü kısacık da olsa izlemişti. O gözlerini açtığı anda yanında olmayacaktı. Ona bir açıklama yapması gerektiğini biliyordu. Bu yaptığı sadece yaşanacakları geciktirebilirdi.

Geldiği arabayla geri dönerken bedeni saatlerdir yolda olmanın acısıyla sızlıyordu. Kolundaki ağrı ise yok sayılamayacak derecede artmıştı. Ceketinin iç cebinde ki küçük kutudan minik bir hap çıkardı. Dilinin üzerinde eriyen ilaçla kısa bir an sonra uyuşacağını biliyordu. Varacağı yere daha epey uzakta olduğu için vakti vardı. Başını ardına yasladı. Yorgunlukla kısılmış gözlerini dinlendirmek için başını çevirdiğinde koltuğun üzerinde maskenin yanında parlak zinciri fark etti. Uzanıp parmaklarıyla kavradı. Uzun zincirin ucunda küçük bir kanat sembolü vardı. Defilede onun göğüslerinin arasında kaybolup giden zincirin görüntüsü belirdi gözlerinin önünde. Ona aitti. Sadece dakikalar önce tenine değiyordu. Oldukça mahrem bir yerdeydi üstelik. Bu düşüncelerle güçlükle yutkundu Kenan. O an ki hislerine anlam veremeyecek kadar yorgundu. Avucunda sıkıca kavradı kolyeyi. Gözlerini kapadı.

Kendisine ait topraklara ayak bastığında gün öğlen olmak üzereydi. Adamları onu gördükleri anda hızlıca etrafını sardığında sadece, “Nerede?” diye sordu.

Avludaydı. Aldığı yanıtla adımlarını hızlandırdı. İlacının gevşetici etkisi bedenini terk etmeye başladığı için sol yanı aynı acıyla kavruluyordu. Kenan bu acıyı yok saymaya öylesine alışmıştı ki suretinde tek bir iz dahi yoktu. Parmaklarının arasındaki zinciri cebine yerleştirirken, konağına adım attı.

Aynı kanı taşıyor olmaktan nefret ettiği adam yıllardır adım atamadığı hanesinin orta yerinde bir sandalyeye oturmuş onu bekliyordu.

“Hoş geldin Kenan Ağa.”

Kollarını açarak alaycı bir ifadeyle güldü. Yerinden kalkmak yerine daha da yayıldı. Gözleri kızarmıştı. Bakışları baygındı. Kendinde olmadığı her halinden belliydi. Birkaç adım karşısında duran Kenan, alkol kokusunu olduğu yerden alabiliyordu. Sarhoştu. Saatlerdir burada olmasına rağmen kendisine gelmesine engel olacak kadar çok içmişti.

Ardında duran adamlara baktı. Aşiretine ait değillerdi. Duruşları dahi bunu anlaması için yeterliydi. Onu gören herkes topraklarında yaşadığı için ona saygı duyarlardı. Sevmeyeni olmayabilirdi. Ancak Kenan için saygı duymaları yeterliydi.

Yasa dışı işlerini yürüttüğü adamların kendisine sağladığı gücün izleri olmalıydı. Zira Kamber’in küçük çaplı şirketi ona böylesi ayrıcalıklar veremeyecek kadar yetersizdi. Duyduğu kadarıyla uyuşturucu sevkiyatları için kurulan köprünün ayaklarından biri olmuştu Kendal. Oldukça büyük işler yapmış, gözlerine girmeyi başarmıştı. Lakin onlar için vazgeçilmez değildi. Ufak bir yanlışında gözden çıkarılacak kadar değersiz bir piyondu. Kenan ne onu ne de bulaştığı karanlık işleri zerre umursamıyordu. Canının yanmasını ya da yanacak olmasını da… Sadece onun saplantıları yüzünden kadınların canının yanmasına katlanamıyordu. İşte bu yüzden oldukça uzun sayılacak bir zamandır takibindeydi.

O kız ne ilk ne de sonuncuydu. Bir süre  sonra ondan da hevesinin geçeceğini,yeni bir av peşine düşeceğini biliyordu. İlk kez evlenecek kadar işi ileriye taşımıştı. bu kez daha büyük bir yara ve acıya neden olacaktı. Kenan izin verseydi…

Karşısında durdu. “Hanemde ne işin var?”

“Sende bana ait olan bir şey var Kenan Ağa.” Dedi sendeleyerek yerinden kalkarken.

Yaklaşıp karşımda  durduğunda silahlarını çekmek için harekete geçen adamlarını elini kaldırarak durdurdu Kenan.

“Onu almaya geldim.”

Ellerini ceplerine yerleştirip, karşısındaki adama baktı küçümseyerek. “Başkalarına ait şeyleri almak benim adetim değildir. Bu huy sadece sana ve babana ait.”

“Dün gece orada olduğunu biliyorum. İnkar etme boş yere. Kucağında onunla çekip gittiğini de…” Güçsüz elleri yakasını kavramak için atıldığında Kenan bir adım geri çekildi. Bu hareketiyle sendeledi Kendal. Arkasındaki iki adam düşmemesi için kollarını tuttu. Onları itti. “Nasıl dokunursun ona?” Titreyen elleriyle göğsüne vurdu. “O benim… Nasıl el sürersin?”

“Ben baban değilim Kendal.”  Gözlerine düşen karanlıkla baktı yüzüne. “Başkasına ait bir kadına değil el sürmek, bakmam bile.”

“Yalan söylüyorsun.”

Etrafına tükürükler saçarken, bu hali zerre etkilemedi. Aksine onun yaralı bir hayvan gibi etrafına saldırmasını keyifle izledi Kenan.

“Bende sana ait bir kadın yok.” Dedi. “Şimdi defol hanemden. Bir daha buraya gelirsen eşikten adımını attığın an vurdururum seni.” Yavaş ama güvenli adımlarla avlunun orta yerine kurulu masadaki yerine oturdu. Zira daha fazla ayakta kalacak gücü kalmamıştı.

Etrafı adamlarla sarılan Kendal pes etmek zorunda kaldı. Şaşkındı. Etrafına bakındı. Yoktu. Sevdiği kadını Kenan’ın yanında bulacağına emin olan benliği ne yapacağını bilemeyecek haldeydi. Ya o kız yalan söylüyordu ya da az ileride rahat bir halde oturan adam. Peki o kime inanacaktı? Kızın yalan söylemek için sebebi yoktu. Ama Kenan… Onun hayatını zehir etmek için pek çok nedeni vardı.

Son bir kez konuşmak istediği adamın elindeki parıldayan zincir dikkatini çekti. Bakışlarını usulca indirdiğinde zincirin ucunda gördüğü kanat sembolü soluğunu kesti. Ona aitti. Günler önce soyunma kabininde onu yarı çıplak yakaladığında görmüştü. Nasıl onun elinde olurdu? Aklına gelen ihtimalle kükreyerek atıldı üzerine

“Yalan söyledin. Nereye sakladın onu? Konuş lanet herif!”  Kollarını saran adamlardan kurtulmak için tüm gücünü kullanıyordu. “Hani başkasının kadınına ne dokunur ne de bakardın?”

Kenan sakin bir halde avucundaki kolyeyi kaldırıp incelermiş gibi her zerresine baktı.
“Sözlerimin hepsi doğru. Bende sana ait bir kadın yok.” Başını çevirip karşısındaki adamın gözlerine baktı. “Gazel sana ait değil.”

“Öyle mi?” Gözlerinden akan yaşların farkında değildi. Kahkahalarla savrulmaya başlayan bedenini adamları tutuyordu. “Kime ait söylesene? Sana mı?”

Yerinden doğrulup karşısında durdu Kenan. Avucunun içindeki zincirin sıcaklığını avucunda hissederken sonrasında şaşkınlığa bürünmesine neden olacak o sözler çıktı dudaklarından.

“Kime ait olmak istediğini o seçecek.” Arkasına yaslandı. “O zamana dek sadece bana ait.”

“Onu kirletip atacaksın öyle mi? İzin vermem. Ona dokunursan seni öldürürüm. Babamların yıllar önce yapamadığını bu kez ben yaparım.”

Öfkesinin gölgelediği zihni Kenan’ın yıllardır aradığı ama bulmayı başaramadığı düşmanını çıkardı gün yüzüne. Babasına,ağabeyine kıyan, onun canına göz dikenin Kamber olma ihtimalini her zaman düşünmüştü. Lakin onun gibi bir adamın gücünün böylesi bir tuzak için yeterli olmadığını biliyordu. Bu fırsatı kaçırmamak için en büyük kozunu oynamaya karar verdi.

“Baban… Babamın canını alabilecek kadar güçlü bir adam değildi.” Avucunda sardığı kolyeyi uzatırken, karşısındaki kan kırmızı gözlere baktı. “Bana gerçek düşmanımın kim olduğunu söylersen, onu sana vererim.”

Bahsettiği kolye değil, Gazel’di. Dili böyle dese de yapmayacaktı. Hayatında verdiği sözü ilk kez tutmayacaktı. İstediğini alırken, o kuzuyu karşısındaki kurda teslim etmeyecekti. “Celal Ağa… Her şeyi o planladı.”

**

Sevgili okurlarım,

İki yeni bölüm sizlerle.

Yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!