19. Bölüm

“Torunumu emanet edeceğim adamın iyi olacağını bilmem gerek.”

“Ne?” Kaşlarını çattı. “Ne emaneti? Ne diyorsunuz siz?”

“Toprak.” dedi. “Oğlumun oğlu… Henüz birbirinizi görmeseniz sana bahsetmiştim. Kimsenin haberi yok. Paris’ten bugün döndü. Çok yakında varisim olarak yerini alacak.”

Neden bunları kendisine anlattığını, neyi emanet edeceğini anlayamıyordu. Başındaki keskin acı kaşlarını çattığı her an büyüyor, sol yanındaki sızısıyla katmerleniyordu. “Bunların benimle ne ilgisi var?”

“Onu sana emanet edeceğim Kenan. Bu günden sonra o seni ağabeyi bilecek. Sen onu kardeşin. Birbirinizin ailesi olacaksınız. Onu diğer ağalardan korumanı isteyeceğim. En çok Barzan’dan.”

“Bunu neden benden istiyorsunuz?”

Omuzları çöktü yaşlı adamın. “Çünkü senden başka kimseye emanet edemem onu. Hepsini gölgelerinden iyi tanırım. O masaya oturduğu anda torunuma tırnaklarını geçirmek için zaman kaybetmeyeceklerine eminim.”

Bu kadar değildi. Kıstığı gözlerini yaşlı surette gezdirirken “Bir şey gizliyorsunuz.” Dedi. “Yedi Aşiret duyduğunda Toprak’ı etkileyecek bir sırrınız var.”

“Herkesin sırrı vardır, kendine bile söylemekten korktuğu.” Oturduğu yerde eğilip ellerini dizlerine yasladı. “Benimkileri boş ver. Birlikte mezara girecek kadar karanlık her biri.” Dedi. “Ama torunuma ağabey olacağına, onu kardeşin bileceğine söz verirsen sana kendilerinin dahi unuttukları sırları verebilirim.”

Kenan, karşısındaki adamın gelişinin sebebinin çaresizlik olduğuna emindi. Yedi aşiret birliğine katıldığı andan beri destekçisi olan adamı geri çevirmeyecekti. Tabii ki karşılığını aldıktan sonra.

“Diğerleri umurumda değil. Sadece Barzan… Ona karşı elimde bir silah olması gerek. Kanı elime sürülmeden yok olması için…”

Yaşlı adam üzerinden tonlarca yük kalkmış gibi rahat bir nefes aldı. Ardına yaslanırken yüzünde genç adama duyduğu minnettarlığı gösteren bir gülümseme vardı. “Sancar Kahramanın namusuna göz diken adamı haneye sokan Barzan’dı. Her şeyi o planladı.”

Zelal Kahraman’ın bebeğiyle doğumda öldüğü zamanlarda küçük bir çocuk olsa da hatırlıyordu Kenan. Yaşadıkları şehre kadar yankıları uzanan acıyla biten bir hadiseydi.  

“Ethem Soylu’nun kızı Dila’nın hamile kalmasına sebep olan Davut, Barzan’ın piyonuydu.”

Doğum yapığı gün ölüm emri verildiğini, Emir Soylu’nun kız kardeşinin başına gelenler yüzünden bebeği alıp gittiğini ve bir daha dönmediğini biliyordu Kenan.

“Kalender Aslan’ın yeni doğmuş oğlunu ve karısını kaybettiği kazaya sebep olan Barzan’dı.”

Üç kızı ve Yiğit adında bir oğlu olduğunu bildiği adamın böyle bir kayıp yaşadığından habersizdi Kenan.

“Cihan’ın anasını Celal’e gönderen de oydu. Hamile kaldığı dönemde saklayan ve bebek doğduğunda ortaya çıkmasını sağlayan da… Celal’in soyunu sürdürecek bir oğul için her şeyi kabul edeceğini biliyordu.”

Saatler önce canına kıydığı adama dair duydukları vicdanını zerre sızlatmadı.

“En mühimi… Ferzan Ferman’ın kızının doğurduğu babası bebek… Herkes öldü bilirken yaşatılan… On sekiz yaşına geldiğinde Genco’yla evlenip, soy isimlerini alması için Barzan söz verdi.”

Bahsedilen bebek ile Genco’nun evlenme sebebini anlayamıyordu Kenan. Nasıl bir çıkarı vardı?

“Böyle bir şey için neden söz versin ki?” dediğinde yaşlı adam bastonuna yaslandı.

“Nedenini kimse bilmiyor.”

Duydukları yeterliydi. Bilmediği daha nice günah olduğuna emindi. Emelleri uğruna canlara kıyan, küçücük bebeklerin vebalini boynunda taşıyan o adamı bitirmek için elinden geleni yapacaktı. Babasının, ağabeyinin canının yanında bu insanlarında intikamını alacaktı.

“Şimdi… Toprak ile tanışmayı kabul ediyor musun?”

**

Toprak çağırıldığı konağa geldiğinde namını çok uzaklarda dahi işittiği Kenan Cesur’u gördü Büyükbabasının yanında. Gençti. Karizmatik ve güçlü görünen bir adamdı. Bu topraklara dair haber alsa da görmeyi istemediği suretlerden biri olduğu için ilk kez görüyordu. Görmeyi beklediğinden farklıydı. Doğrulup, kendisine gelişini izlerken nasıl karşılayacağını merak etti. 

“Haneme hoş geldin Toprak Ağa.”

Uzattığı eli tutarken karşısındaki adamı süzdü.

“Hoş buldum.”

“Gel güzel torunum.” Yanındaki sandalyeyi işaret eden Büyükbabasına doğru giderken endişeliydi. Neden burada olduğunu, kendisini neden çağırdığını anlamaya çalışıyordu.

“Yarın Celal Ağanın cenazesi var. Oraya Kenan’la gideceksin.”

“Ne? Büyükbaba…” diyerek söze atılmak istediğinde mani oldu yaşlı adam.

“Bundan sonra Kenan’ı ağabeyin bilmeni istiyorum senden. O da seni kardeşi olarak görecek. Sözünü verdi.”

Masanın başında oturan adama baktı çatık kaşlarının ardından. “Seni anlayamıyorum. Önce beni buraya getirdin. Şimdi de manasız sözler istiyorsun. Ne oluyor Büyükbaba?” diye sorduğunda gözleri adamda olsa da cevap beklediği Büyükbabasıydı.

“Benim yolum bitiyor artık. Sıra sizde.” Torunun elini tuttu. “Tıpkı Korkut’la benim gibi sırt sırta verecek, o masada birbirinize destek olacaksınız. Gözüm açık kalmadan, aklım burada olmadan gitmemi istiyorsan bana söz vereceksin Toprak.”

Yaşı ilerlediği için ölümden bu kadar sıklıkla bahsettiğini düşünse de içten içe biliyordu Toprak. Büyükbabası iyi değildi. Diğer elini örterken yaşlı elinin üzerine, onu izleyen gözlerden kaçamadı. Kimsesiz olduğu bu dünyada ona bir yuva veren, babasızlığı hissetmemesi için çabalayan yaşlı adamı geri çeviremezdi. Kendisinden gizlediği hakikati hala söylemese de…

“Senin istediğin gibi olsun Büyükbaba.”

Sözlerinin ardından henüz yeni tanıştığı adama baktı. Ona güvenmesi Büyükbabası kadar kolay olmayacaktı. Ailesine bile güvenmemesi gerektiğini acı bir şekilde tecrübe etmişken, daha farklı davranamazdı. Yedi Aşiretin karşısında her daim yanında olacak bu adamla yıllarca sürecek dostluklarının o gece başladığını anlayacaktı.

**

Kenan, yalnız inşa ettiği hayatına bir yabancıyı dahil etmekten memnun değildi. Kendisini hayatın akışına kapattığının farkında bile değildi. Bir arkadaş, dost kavramına öylesine uzaktı ki. O gece isteğini kabul etmesi için kendisini zorlayan Tamer Ağaya pek çok kez kızsa da, karşısındaki genç adamın hayatına katacakları için minnettar olacağı günler gelecekti.

Güneşin doğuşunu tırabzanların ardında izlerken ikisi de sessizdi. Uykunun uzak olduğu gözleri boşlukta, zihinlerindeki onlarca soruyla çevrelenmiş halde hareketsizdiler. Nefes aldıkları duyulmasa taş kesildiklerini düşünebilirdi görenler. Toprak daha fazla dayanamadı. Cebindeki tabakayı çıkarıp içinden bir sigara daha çıkarıp dudaklarının arasına yerleştirdi. Bir tane de yanındaki adamın alması için uzattığında sessizce reddedildi. Çakmak karanlığa ışık saçacak şekilde yandı.

“Hikayeni biliyorum.” Kendisine dönen kara bakışlara çevirdi ela gözlerini. “Kutsal Ağabeyi birkaç kez görmüştüm. Sevgi dolu bir adamdı.”

Ağabeyinin adını duyduğunda boğazında yer eden koca yumruyla yutkunamadı. Pürüzlenen sesiyle “Öyleydi.” Dedi sadece. Başını çevirip, güneşin görünmek üzere olduğu dağı eteğine dikti gözlerini.

“Doğduğundan beri seninle olan aileni kaybetmek zor olmalı. Hiç tanımadığın aileni kaybetmekten daha zor…”

Sözlerinin temelindeki acıyı ve hüznü hissetti Kenan. Turuncu saçlarının perçemleri alnına düşen adamın yüzüne baktığında, sigarasını uzaklara bakarak dalgın bir halde içtiğini gördü. Sessizliği bir kez daha paylaşırlarken, güneşin doğması uzun sürmedi.

**

İlk kez Celal Ağanın cenazesinde yan yana görüldüler. Kenan için hayat sadece siyah ve beyazdan ibaretti. Toprak ise farklıydı. O her zaman üçüncü bir seçenek olduğuna inanırdı. Kenan’ın ifadesiz haline tezat, dudaklarının kıyısında her an hazır bekleyen bir tebessümü saklıydı Toprak’ın. Birbirlerine kuzey ve güney kutupları kadar zıtlardı. Onları görenler anlaşamadıklarını düşünseler de yanılmaları uzun sürmeyecekti.

Cenaze devam ederken, Gazel’in çektiği video tüm kanallarda yayınlanmaya başlamıştı. Kenan henüz isteğinin Gazel tarafından gerçekleştirildiğini bilmese de, bir atmaca gibi onu izleyen Kendal videoyu saniyeler önce izlemişti.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!