Genco…

Mağaza talimatım üzerine kapatılmıştı. İçeri girdiğimizde adamlarım dört bir yana dağılırken, orta yaşlarda kibar bir adam ve iki kadın karşıladı bizi.

“Hoş geldiniz, Genco Bey. Sizi burada görmek bizim için bir şeref…”

Hissettiğim baskıyla Amelya’nın yüzüne baktım.Kolumu sıkıca tutuyordu. Bakışları önüne eğilmiş, utangaç bir ifadeyle duruyordu öylece. Bu hâli ona sarılmak isteyen yanımı sızlatırken, karşımdaki adama dönüp yakasındaki kartta yazan isme baktım.

“Hoş bulduk, Can Bey. Karım alışveriş yapmak istiyor. Ona yardımcı olmanızı istiyorum.”

“Tabii ki… Çalışma arkadaşlarım eşinize memnuniyetle yardımcı olacaklardır.”

Herhangi bir hareketlenme hissetmediğimde başımı çevirdim tekrar. Başını kaldırmamıştı. Aynı şekilde duruyor, yüzüme bakmıyordu. Saçları yine yüzünün iki yanında onu benden gizliyordu. Karşımızdaki kadınların sözleriyle irkildi.

“Hangi renkleri seversiniz?”

“İstediğiniz model ya da marka var mı?”

Gözleri tedirginlikle büyürken bir adım geri çekildi. Korkmuştu. Güzel gözlerinin iri hâlinden, ısırdığı alt dudağından anlayabiliyordum hissettiklerini. Karşımdaki kadınlara dönüp gülümsedim.

“Siz modelleri hazırlayın, lütfen. Karım içlerinden seçecek. Bize biraz da müsaade edebilir misiniz?”

Can Bey, “Peki, Genco Bey,” dediğinde kadınları da alıp uzaklaştı. O an arkamda duran karıma döndüm. Elleri kollarını sarmış ve gözleri dolmuş, önüne bakıyordu. Yanına yaklaşıp çenesini tuttum. Yüzünü kaldırıp mavi ile yeşilin birbirine kavuştuğu gözlerine baktım.

“Sorun nedir, Amelya?”

“Ben…” deyip alt dudağını ısırdı. Çenesini tutan elimin başparmağıyla dokunarak, dişlerinin arasındaki dudağını kurtardım usulca. Şaşkınlıkla yüzüme bakarken sessizce konuşmasını bekledim. Kısa bir sessizlikten sonra gözlerini kaçırıp anlatmaya başladı.

“Ben giyeceğim kıyafetleri daha önce hiç kendim seçmedim.” Omzunu silkti. “Terzi hazırlayıp konağa gönderirdi. Hepsi birbirinin aynıydı; siyah, düz ve uzun elbiseler. Renk olmazdı üzerlerinde, bir işleme ya da bir boncuk bile yoktu. Dedeme göre dikkat çekerdi tüm bunlar ve ben dikkat çekemezdim.”

Güzel gözlerini gözlerime çevirip sözlerine devam etti.

“Senin karın olana dek hiç beyaz giymedim ben, Genco. O yüzden, bilmiyorum. Ne severim, hangi renk benim rengim, ne bana yakışır… Bilmiyorum.”

Sözlerinin ağırlığıyla güçlükle yutkundum. Başımı eğip alnına bir öpücük kondurdum. O an ilk kez kokusunu hissettim. Gül kokuyordu teni… Kokusunu içime çekerken, onun karım olduğunu hem kendime hem de ona hatırlatmak istercesine bir kez daha öptüm. Geri çekildiğimde kapamış olduğu gözlerini araladı.

“Beyaz… Senin rengin beyaz… Tüm renklerden bir tutam barındıran ama hepsinden bir o kadar farklı olan…”

Gülümsediğinde gülüşüyle kıvrılan dudaklarına dokundum.

“Bırak… Birlikte bulalım diğer renkleri. Birlikte keşfedelim. Şimdi bugün senin için seçilen kıyafetlerden istediklerini dene ve bana göster. Anlaştık mı?”

Başını sallayarak onaylayınca onu elinden tutup kabinlere yürüdüm.

***

Oturduğum yerden onun önüne yığılan kıyafetlerle bakışmasını izliyordum. Geride duruşuna ve onlara dokunmayışına anlam veremeyerek sordum.

“Beğenmedin mi?”

Yüzüme bakıp gülümsedi.

“Hayır… Çok güzeller, Genco. Ama ben… Yani bana yakışırlar mı bilemedim…”

“Onlar birer kumaş parçası. Onları güzelleştirecek kişi sensin. Hadi, denemeye başla.”

Başıyla onaylayarak kıyafetlerden birini alıp kabine girdi. Dakikalar geçtiği hâlde sevgili karım kabinden çıkmıyordu. İkram edilen kahvemi yudumlayıp bir kez daha seslendim.

“Amelya? Giyinmedin mi hâlâ?”

“Giydim ama…”

“O zaman çık da göreyim seni.”

Birkaç saniye sonra çekilen sürgü sesini duydum. Açılan kapının ardından süzülüşünü izledim. Ancak üzerindeki kıyafet beklediğimin de ötesindeydi. İnce siyah askılı elbise güzel vücudunu sararken, göğüslerinin dolgun tepelerini gözlerimin önüne seriyordu. Ya o kasıklarının beş parmak kadar altında biten yırtmacı…

Yerimden hızla kalktım. Ona doğru adım adım ilerleyip, vücudunu tepeden tırnağa defalarca süzerken bir adım kala karşısında durdum. Kendimi sakin durmak için zorladım. Dişlerimi sıkarak, “Gir içeri!” dediğimde, şaşırarak baktı yüzüme. Kabine yürürken bu hareketiyle yırtmacının daha da açıldığının farkında değildi. Tüm güzelliğiyle ortaya serilen bacaklarından bakışlarımı çekip dört bir yana dağılan adamlarıma baktım. Hepsinin başlarının önlerine eğik olduğunu gördüğümde kabine girdim.

Kapıyı öfkeyle kapatırken etrafımda adamlarımın olmasından ilk defa rahatsız oluyordum. Ellerimi saçlarımdan geçirirken Amelya ürkek bir ifadeyle bana bakıyordu. Bakışlarım giydiği kıyafette ve onun açıkta bıraktığı teninde gezinirken uzak durmaya dayanamadım. Sağ elimin işaret parmağıyla derin dekoltesinin sıkıca sardığı göğüslerinin açıkta kalan kısımlarına dokundum.

“Tenine yalnızca benim gözlerim değebilir, Amelya.”

Sözlerimin ardından güzel yüzüne baktım. Kırmızı dudakları aralanmış, kısılan gözleriyle beni izliyordu. Parmaklarımın ucunda inip kalkan göğüslerine bir kez daha bakmamaya çalışarak devam ettim sözlerime.

“Yalnızca ben görebilirim seni bu hâlde. Bir başkasının karımı böyle görmesine, arzulamasına tahammül edemem!”

Yetmiyordu. Sızlayan kalbime, arzuyla kavrulan bedenime yetmiyordu bu kısa dokunuş. Çok güzeldi ve ben ona çekildiğimi hissediyordum. Daracık kabinde belinden tutup kendime çektim. Elbisenin yırtmacından süzülen pürüzsüz bacağını kavrayıp belime sardım. Sırtını kabinin duvarına yasladım. Narin parmakları yakamı kavradı. Adını fısıldadım dudaklarına.

“Amelya…”

Kollarımda titredi ancak geri çekilmedi. Bacağını bileğinden yukarıya doğru okşayarak kalçasına çok yakın bir noktada kavradım. Dudaklarına bakarken fısıldadım.

“Seni ilk öpüşüm böyle olmayacak.”

Dudağını ısırdığında, inleyerek daha sıkı sardım belindeki elimi.

“Sen benimsin, Amelya!” diyerek bekledim. Karşılık vermeyince, “Söyle!” dedim.

Titrek sesiyle fısıldadı.

“Ben hep senindim, Genco. Sen bilmesen de…” diyerek yakamı kavrayan ellerini sıktı.

Bacağını tutan elim yüzüne uzandı. Gözlerimizi kenetleyerek, “Artık biliyorum,” dedim.

Uzaklaşmam gerektiğini biliyordum. Kabinde onunla olmamın dışarıdakiler tarafından bir dedikodu malzemesi olmasını istemiyordum çünkü. Adamlarım benim istediğimi görür, benim bilmelerini istediklerimi bilirlerdi. Ancak o iki kadın yabancıydı ve ben yabancılara asla güvenmezdim.

Dudaklarımı ıslatıp önce sol göğsünün elbiseden taşan kısmına bir öpücük bıraktım. Uzun sayılacak bir sürenin ardından diğerine uzanıp öptüm. Bakışlarımı yüzüne çevirerek, “Her birini üzerinde göreceğim. Bu kıyafeti de yalnızca benim için giyeceksin!” deyip dışarıya çıktım. Onun kadar dağılmış bir hâlde koltuğa bıraktım bedenimi.

***

“Kıyafetler, ayakkabılar ve çantalar hazırlandı, Genco Bey.”

Az ileride duran Amelya’ya yaklaştığımda o an yanındaki kadının sözleriyle duraksadım.

“Özel müşterilerimiz için getirdiğimiz iç çamaşırları ve gecelikler var. Bakmak isterseniz…”

Amelya utangaç bir tavırla bakışlarını kaçırdı. İhtiyacı olduğunu bildiğim için, “Hepsinden birer takım hazırlayabilirsiniz,” dedim.

“Tabii ki. Ben hazırlarken siz de dilerseniz şu kataloğa bakabilirsiniz. Beğendiğiniz modeller olur belki,” deyip gitti. Önümüzde duran kataloğu açtığımda gördüğüm mankenlerin birçoğunu tanıyordum. Defilelerime gelen ve genellikle tasarımlarımı taşıyan mankenlerdi. Üzerlerindeki çamaşırlara bakacağım sırada katalog elimden alındı. Bunu yapan Amelya’ydı. Kollarını göğsünde bağlayıp bana baktığında yanakları utançtan kıpkırmızı olmuştu. Onun bu hâlleri beni mest ederken, “Ne oldu, Amelya?” dedim.

Omzunu silkti. Bakışlarını kaçırırken, “Bakmanı istemiyorum,” dedi.

Gülümseyerek gözlerine baktım. “Peki… Ben de bunları karımın üzerinde görmeyi tercih ederim zaten.”

Gözlerini kapayıp başını eğdi sözlerimin ardından. Utangaç hâlleri içimde rüzgâr estiriyordu. Çenesine hafifçe dokunup başını biraz kaldırarak fısıldadım. “Benden utanma, Amelya!”

Kadının yanımıza gelişiyle ellerimi yavaşça çektim. Kucağında kutularla beklediğini gördüğümde, “Tamam, paketleyebilirsiniz,” dedim.

Şaşkınlıkla yüzüme baktı. “Bakıp seçmeyecek misiniz? İsterseniz deneyebilir hanımefendi?” deyip Amelya’ya döndü. Amelya ise gözlerini kocaman açmış, kadının kucağındaki kutulara bakıyordu. Onları denemenin onu ne denli utandıracağını tahmin edebiliyordum. Üstelik onları burada, üzerinde görmek benim için hiç iyi olmazdı.

“Gerek yok. Hepsini alıyoruz.”

Kadın bir kez daha bize bakıp sarsak adımlarla kasaya yürüdü. Aldıklarımız paketlenirken adamlarımdan biri ödemeyi yapmak için kasaya gitti. Ben de o sırada Can Bey’e teşekkür edip Amelya’nın elini kavradım. Mağazadan çıkıp arabaya bindik.

***

Konağa vardığımızda önümüzden ilerleyen adamlarımın ellerinde onlarca poşet yukarıya taşındı. Ben de Amelya’nın eli avuçlarımda konağa girdim. Avluda oturan Karan, Samira, Lalezar ve Bevar’ı gördüğümde gülümsedim. Ancak duyduğum sözlerle gülümsemem soldu.

“Ooo, kimler gelmiş böyle? Sevgili kuzenim ve sevgili eşi… Gerçi benim için o kadar para verdiğine göre, sahibim demeliyim belki de!”

Duyduğum sözlerin ardından planladığım vedanın fazlasıyla ağır geçtiğini anladım. Onun üzüleceğini, yaralarının acısını benden çıkaracağını biliyordum. Ama sözlerinin bu denli ağır olacağını tahmin etmemiştim. Sözleri beni sarsmayı başarmıştı.

“Nasıl konuşuyorsun benimle?” dediğimde, Amelya, “Genco!” diyerek koluma sarıldı.

“Yaptıklarını söylüyorum! Babamdan satın almadın mı beni?”

Karşımda dikilen kuzenimin yüzüne bakarken kendimi güçlükle tutuyordum.

“Lalezar, sabrımı sınıyorsun! Otur, konuşalım!”

“Ne sabrından bahsediyorsun, Genco Ağa? Sana borcum ne kadar? Söyle!”

Kolumu Amelya’dan kurtarıp Lalezar’ın kollarını tuttum.

“Ben sadeceo adamdan kurtardım seni!”

Ağlamaya başladı. Hıçkırıklarla bedeni sarsılmaya başladığında gözlerinden akan yaşlarla baktı yüzüme.

“Neden? Neden?”

Saçlarını okşadım usulca. Hissettiğim şefkati bir nebze de olsa kalbine ulaştırmaya çalıştım.

“Şimdi değil. Anlatamam. Ama… Güven bana, Lalezar!”

“Benim için para verdin mi ona?”

Sevgiyle kollarıma alıp ona sarıldım.

“Senden uzak durması için her şeyi yapardım. Bundan sonra ne sana ne de bize yaklaşacak.”

“Benim kimsem yok artık!” dedi burnunu çekerken. “Ne gidecek bir yerim var ne de çalacak bir kapım!”

“Ben varım.” Kollarımla titreyen bedenini sardım. Gözyaşları daha da artarken saçlarını okşayarak sakinleştirmeye çalıştım. “Çok mutlu olacaksın, Lalezar. Bunun için elimden gelen her şeyi yapacağım,” dedim kulağına fısıldarken. “Her şeyi…”

***

Sevgili okurlarım,

Yeni  iki bölüm ile sizlerleyim.

Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum.

Sevgilerimle…

****

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!