20. Bölüm

Merdivenlerden inen Samira ve Amelya’ya baktım. Nasıl olduğunu sormama fırsat kalmadan, karşımdaki sedire oturan Samira, “Uyudu,” dedi. “Ağlayarak uykuya daldı.”

Başımı salladım. Onun iyi olması için çabalarken, onun canını daha çok yakıyor olmak beni kahrediyordu.

“Alışacak. Yokluklarına alışacak.”

“Var olan birinin yokluğuna alışmak o kadar kolay değildir, Genco.”

Amelya’ydı bu sözlerin sahibi. Yanıma oturmuş, dalgın bakışları boşluğa dikilmişti. Uzanıp birbirine kenetli ellerini sardım sağ elimle. Başını bana çevirdiğinde yalnızca gözlerine baktım sessizce.

“Bir kahve içelim mi? Rahatlatır biraz.”

“Ah! Tam da aklımdan geçiyordu. Şimdi mırra isteyeceğim, benim hatun deli olacak. Ben sade bir kahve alayım en iyisi.”

Samira kalkarak, Amelya’nın yanına gelip elini tuttu.

“Hadi, gelin hanım! Senin elinden güzel bir kahve içelim.”

Çekiştirmeye daha fazla direnemeyen Amelya bana baktı. Gözlerimi kapayıp onayladığımda ellerimiz ayrıldı. Samira ile telaşla mutfağa doğru yürüdüler.

Köşedeki sedirlere geçtiğimizde hanımlar henüz gelmemişti. Karan’ın sorusuyla ona döndüm.

“Amcan konusunda ne yapmayı düşünüyorsun, Genco?”

“Son vuruşunu yaptı. Pislikleriyle birlikte çekip gitti.”

“Ya Lalezar? Babasıyla aranızdaki soğukluğun ve bu ayrılığın nedenini sorgulamaya başlayacaktır. Birbirinize ne denli bağlı olduğunuzu o da biliyor.”

“Öğrenecektir. İşin peşini bırakmayacağına eminim.” Ellerimi saçlarımdan geçirirken tek düşündüğüm Lalezar’dı. Onun daha çok yıpranacağını ve hayal kırıklıkları yaşayacağını biliyordum. Yaşamalıydı da. Bugün yaşayacağı sıkıntıları atlatması daha kolay olacaktı.

“Peki, kardeş olduklarını Lalezar’a ne zaman söyleyeceksin?”

Duyduğum sözlerle hızla mutfak tarafına doğru baktım. Kimsenin olmadığını gördüğümde derin bir soluk aldım.

“Şimdi değil,” dedim yüzüne bakarken. “Öğrendiği anda Amelya’yı suçlayıp ondan nefret edeceğine eminim. Hem Amelya da babasının o olduğunun farkında değil. Evliliğimizin nedenini bile tam olarak bilmiyor.”

“Nasıl yani?” dedi öne doğru eğilirken. “Amelya’nın, babasının Sermiyan olduğundan, Lalezar’ın da kendi kardeşi olduğundan haberi yok mu?”

“Bilmiyor, Karan. Aslında hiç öğrenmemesini tercih ederdim.”

“Peki, bu evliliğe nasıl razı olmuş?”

“Dün gece bana, birkaç yıl önce büyükbabasının ona fotoğrafımı getirdiğini ve yalnızca benimle evlendiği takdirde kurtulabileceğini söylediğini anlattı. Kurtulmak için evliliği kabul etmiş,” dedim acıyla gülümserken. “O konaktan, ihtiyardan kurtulmak için… Başka çaresi de yokmuş zaten.”

“İşte bu tam bir sürpriz oldu,” dedi Karan. Tekrar arkasına yaslandığında eliyle çenesini ovuşturdu. “Sen anlatana kadar bir başkasından öğrenirse ne olacak?”

“Bu sırrı bilen sekiz kişi var. Ben, sen ve Bevar asla söylemeyecek olanlarız,” dedim emin bir şekilde. “Babam artık zaten istese de söyleyemez. Sermiyan anlatmamak için her şeyi yapar. Geriye kalan üç kişinin ise söylemek için fazlasıyla nedenleri var.”

Karan, “Annen, büyükannen ve Ferzan Ağa,” dediğinde elimi havaya kaldırdım.

“Doğru tahmin!”

“Gülname teyzenin nedeni belli. Amelya ile senin ayrılma ihtimalinizi yok etmemek için söylemeyebilir. Peki, ya büyükannen ve Ferzan Ağa? Onların çıkarı ne burada?”

“Büyükannemin farklı bir isteği var. Yeğeni Rojda ile evlenmemi ve soyları birleştirmemi istiyor. Ferzan Ağa’ya gelince…” Nefretle buruldu içim. “İşte o ihtiyarın sebebini çözemiyorum. Amelya ile evlenmem dışında benden istediği çok daha farklı bir şey var. Hissediyorum ama henüz bulamadım.”

Sözlerimi bitirdiğimde ikimiz de kısa bir süre sessiz kaldık. Ardından adım sesleri avluyu hareketlendirdi.

“Kahveler hazır. Yeni gelinimizin elinden!”

Tepsiyle küçük adımlarla bize doğru gelen kıza baktım gülümseyerek. Karıma… Henüz tam anlamıyla bana ait olmasa da doğduğu andan itibaren bana ait kılınmıştı. Amelya… Varlığını geç öğrensem de artık yanımdaydı. Titrek elleriyle hafifçe sarsılan tepsiyi bana uzattı. Fincanlardan birine uzanıp yavaşça aldım.

“Sen mi yaptın sahiden?” dedim merakla cevabını beklerken.

Başını eğdiği tepsiden kaldırıp yüzüme baktı. Soluk soluğa kalmış, dudakları hafif aralanmış, yanakları telaşından pembeye boyanmıştı.

“İlk kez yaptım. Samira yardım etti.”

Ardından tepsiyi önümden çekip, diğerlerine uzattığında bakışlarımı üzerinden ayırmadım. Onun ilklerinin bana ait olması hissi içimde açıklanamaz duygular uyandırıyordu.

Kahveler eşliğinde neşeli bir sohbet içerisindeyken, konağın kapısında görünen Bevar’ı fark edince dikkatimi ona verdim.

“Ağam?” deyip karşıma geldiğinde yüzü fazlasıyla karmaşık ve düşünceli görünüyordu.

“Bevar, iyi bir haberle gelmedin, değil mi?”

“Barzan Ağamın avukatı İskender Ersoy az önce Midyat’a gelmiş. Vasiyeti açıklamadan önce sizinle konuşmak istediğini ve mutlaka onu aramanız gerektiğini söyledi.”

Neden bugündü? Üstelik haber bile vermeden gelmişti bu adam? Vasiyet ve miras devri için İstanbul’a döndüğümde görüşmeyi planlıyordum. Böyle ansızın gelişi beni huzursuz etmişti. Onunla hemen konuşmamın en iyisi olduğuna karar verip, “Çalışma odasında olacağım,” dedim. Fincanımı sehpaya bırakıp doğruldum. “Hepinize afiyet olsun.”

Amelya’nın gözlerine bakıp, “Eline sağlık,” dedikten sonra, Bevar ile birlikte çalışma odama uzanan merdivenlerden çıkarken, duyacaklarımdan mutlu olmayacağımı hissediyordum.

Dakikalar süren konuşmamızın sonucunda ne o geri adım attı ne de ben ısrarımdan vazgeçmiştim. Bir kez daha, “Vasiyeti görmek istiyorum!” dedim. “Hemen şimdi!”

“Göreceksiniz elbette, Genco Bey. Ama diğer vârislerle birlikte,” dediğinde pes ettim. “Bu akşam sizin otelde, babanızın ofisinde sizleri bekliyor olacağım.”

“Peki,” dediğimdesıkıntıyla derin bir soluk aldım. “Geleceğim.”

Karşılık vermesini beklemeden telefonu kapayıp Bevar’a döndüm. “Anama ve Sermiyan’a haber ver. Bu akşam otelde, babamın ofisinde olsunlar.”

“Gelecekler mi sence?”

“Anam, babamdan kalan son emanete sırtını dönmez. Diğeri ise,” dediğimde yüzümü buruşturdum ardından. “Babamdan kendisine kalanlardan çok benimle konuşmak için gelecek.”

“Lalezar…” dediğinde elimi kaldırıp sözlerini tamamlamasına izin vermedim.

“O gelmeyecek! Bir kez daha babasıyla karşılaşmasına izin veremem!”

“Peki, Ağam. Ben akşamı organize ediyorum o zaman,” dediğinde başımı salladım. Onun ardından çok beklemeden ben de dışarı çıktım.

Akşam yemeğine bir saatten fazla vardı. Etrafa derin bir sessizlik çökmüştü. Herkes odalarına çekilmiş olmalıydı. Üst kata çıkan merdivenlere yöneldim. Odamıza çıkarken Amelya’nın orada olduğunu bilmek beni heyecanlandırıyordu. Kapıyı açıp usulca odaya girdiğimde onu yatakta uzanmış buldum. Üzerindeki askılı beyaz şort takımı gördüğümde gülümsedim. Bugün söylediklerim için o rengi seçtiğini düşünürken içimden yükselen isteğe engel olamadım. Yastığa dağılan saçları, sıyrılan askıları, yarısı görünen dolgun göğüsleri ve minicik şortuyla içimi yakıyordu.

Telefonu komodine bırakıp dolaba yöneldiğimde benimkilerin yanına yerleştirdiği kıyafetlerini gördüm. Hayatımda böyle yer edinmesi beni rahatsız etmiyor, aksine tamamlanmış hissettiriyordu. Üstümü değiştirmekle zaman kaybetmek istemediğim için yalnızca tişörtümü çıkardım. Altımdaki siyah kot pantolonla yatağa uzanarak, sırtı bana dönük olan karımın beline sarılıp onu kendime çektim. Belini saran kollarımın biri göğsüne değerken, içinde sütyen olmayışı kalbimi sıkıştırdı. Kendime engel olamadan kavradım. Uyanmak şöyle dursun, sırtını daha da yasladı. Güçlükle yutkunarak saçlarının kokusunu içime çektim. Bu hâlde uyuyamayacağımı bilmeme rağmen gözlerimi yumdum.

                                                                                     *****

Amelya…

Kollarında olduğum adamın yüzüne bakıyordum sessizce. Kocamın… Yıllar boyu yalnızca fotoğraflarındagördüğüm adamın kollarındaydım artık. Belimi sarmış, bacaklarımı bacaklarının arasına almıştı. Akşam yemeği hazır olmalıydı. Göğsündeki elimi çekip doğrulmaya çalıştım ancak kalkmayı başaramadım. Genco beni kendine çekip tekrar sararken askılarımdan birinin düştüğünü fark ettim. Sol göğsüm açıkta kalmıştı ve çıplak tenim onun göğsüne değiyordu. Utançla kapadım gözlerimi. Nasıl bu denli deli yatabilmiştim? İçimi saran heyecan ve kalbimin çarpıntısıyla bakışlarımı yüzüne çevirdim.

Tam o anda duyduğum sesle tekrar başımı kaldırdım. Komodinin üzerinde titreyen telefonu gördüğümde, merakla tekrar Genco’nun yüzüne baktım. Telefonu duymuyordu ve beni kendine çekmeye çalışıyordu. Uzanıp güçlükle yakaladım telefonunu. Genco’nun gövdesine çekildiğimde artık üzerinde uzanıyordum. Bir eli sırtımı bulurken, diğeri kısa şortumun sardığı kalçalarıma uzandı. Bir yanım onunla bu kadar yakın olmamam gerektiğini fısıldarken, diğer yanım o senin kocan diyordu. Kalbim delicesine atıyordu. Benden etkilenmesi hoşuma gitse de daha önce bir erkekle hiç yakınlaşmadığım için ne yapacağımı bilemiyordum. Avuçlarımda tekrar titremeye başlayan telefona baktım.

Sarışınım

İsmin ardından bir fotoğraf çıktı ekranda. Genco gülümsüyordu ve yüzünü görmediğim bir kadın da onun boynunu öpüyordu. Gözlerimden akan yaşlara engel olamadım. Şu ana kadar ihtimal dahi vermediğim gerçek çöreklendi yüreğime. Kocam bir başkasına âşıktı. Başka bir kadını vardı. Hızla doğrulmaya çalıştım. Gözlerimden yaşlar sel gibi inerken çıplaklığımı umursamıyordum. Beni saran kolları hırçınlığımla çözüp dizlerimin üzerinde doğruldum. Genco ise uyanmıştı ve yüzüme bakıyordu.

***

Genco…

Derin uykumdan kollarımdaki hareketlilikle uyandım. Ne olduğunu anlamaya çalışırken Amelya’yı gördüm. Gözlerinden yaşlar akarken yarı çıplak oturuyordu. Hıçkırıklarını duyduğumda ona uzattım kollarımı.

“Amelya?”

Geri çekilip hıçkırıkları derinleşti. Uykum tamamen açıldığında karıma ne olduğunu çözmeye çalıştım. Geldiğimde uyuyordu. Benden az önce uyanmış olmalıydı. Onu neyin bu denli üzdüğünü anlamaya çalışsam da başaramadım.

“Ne oluyor, Amelya? Neden ağlıyorsun?”

“Neden söylemedin?”

Güzel gözlerinden yaşlar süzülmeye devam ediyordu.

“Neyi söylemedim? Amelya, neden ağlıyorsun?”

Elindeki telefonu uzattığında, gördüklerimle karımın neden bu hâle geldiğini anladım. Nasıl unutmuştum? Onun telefon numarasını ve fotoğraflarını silmeyi nasıl unutmuştum? Telefon Hande’nin arayışlarıyla titrerken sevgili karım telefonu yatağa attı. Benden uzaklaşıp hıçkırarak konuşmaya başladı. Kolunu kaldırdığında diğer askısı da düşmüştü.

“Söylemeliydin! Âşık olduğunu ve hayatında başka bir kadın olduğunu söylemeliydin! Eğer söyleseydin…”

Canı yandığı için böyle konuştuğunu biliyordum. Ancak öfkeme engel olamadım. Yatakta aramızdaki mesafeyi hızla kapayıp onu kollarımın arasına aldım. Hırçın hareketlerle kollarımda çırpınırken, çıplak göğüslerinin göğsüme sürtünüşlerini görmezden gelmeye çalıştım.

“Ne yapacaktın? Beni bırakıp gidecek miydin, Amelya Uluhan? Terk mi edecektin kocanı?”

Hıçkırırken omzunu silkip güzel gözlerini dikti gözlerime.

“Bilseydim karın olmazdım ki… Senin olmazdım!”

Bu sözleri duyunca gülümsedim. Söyledikleri canımı sıktıysa da bunun üzerine gitmek için uygun bir zaman olmadığını biliyordum. Bu sözlerinin acısını daha sonra özel olarak çıkaracaktım. Ellerim çıplak sırtını daha sıkı sardı.

“Hani demiştin ya, ‘Ben hep senindim. Sen bilmiyordun,’ diye. Sen benimdin, Amelya. Dün öyleydin, bugün de yarın da benim olarak kalacaksın! Bunu kimse değiştiremez! Sen bile!”

“Yapamam!” dedi gözlerini kapatıp. “İkinci kadın olamam, Genco! Başkasına ait bir adama kocam, erkeğim diyemem!”

“Aç gözlerini!”

Sözlerimin ardından gözlerini açtı. Uysal ve yorgun hâline kıyamadım. Dudağının üzerindeki minik beni öperek fısıldadım.

“Senin kocanım ben. Başkası yok. Olmayacak da. Ne tenimde ne de ruhumda senden başka bir kadına yer var, Amelya.”

“Ama o…”

Sözlerine devam etmesine izin vermedim. Daha fazla üzülmesine dayanamıyordum.

“Ben sana geldiğim o gün… Karım olacaksın, dediğim o gün… Tüm geçmişimi yaktım, Amelya. O yalnızca geçmişten kalan bir iz.”

“Genco!”

Güzel gözleri yüzümde gezinirken elleri yüzümü kavradı. Gözlerimi gözlerine kenetleyerek onunla birlikte doğruldum. Bir elim saçlarının arasında, diğeri sırtındaydı. Aramızdaki dolgun göğüsleri beni çıldırtıyordu.

“Çok yakında her şeyinle benim olacaksın.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!