19.Annem Nerede?

Saatlerdir evin salonunda dolanıyordu. Bir sağa bir sola dönüyor, sürekli ellerini ovuşturuyordu. Anna’nın başı dönmüş, odasına geçmişti. Mihriban ona bakarken gözlerini yummuş, başını koltuğa bırakmıştı. Hava kararmaya yüz tutmuştu ama ne gelen ne de giden vardı.

Vedat kızı alması için anne ve babasını göndermişti. Kız artık anne ve babasının evlatlık kızı olacaktı. Bu hem küçük kızın geleceğine zarar vermeyecekti hem de resmi olarak evli değillerdi. Bir dümen çevirip kızı alabilir, baba hanesinde kendi adı, anne hanesinde Efşan yazabilirdi ama bu riskliydi. O kız, bir aşiretin oğuldan olma tek varisiydi ve annesi töreye kurban verilmişti. Vedat abisi, Efşan teyzesi olarak kalacaktı. Efşan bunların hiçbirini umursamıyordu. Onu kollarına alacağı, onunla ömrünün sonuna kadar yaşayacağı anların hayalleri arasında uçuyordu. Pencerenin önünde durdu, dışarı bakmaya başladı. Aracın park alanına girdiğini gördüğünde, “Geldiler,” bağırdı. Mihriban oturduğu yerden düşercesine sıçradı. Efşan’ın kapıya koştuğunu gördüğünde uçar gibi kalktı yerinden.

Vedat koridorun ucundan yaklaşırken Efşan’ın kapıya koştuğunu görünce gülümseyerek ellerini cebine atıp ağır adımlarla kapıya yürüdü.

Efşan kapıları açılan arabaya bakarken durdu. Mücella Hanım ve Ragıp Bey inmişti. Omuzları indi, arabadan inen başka kimse olmayacak mıydı? Anne ve babasına bakarken dili tutuldu. Onun gözlerinin içine bakıyordu Mücella Hanım. Aracın kapısını sonuna kadar açınca küçük bir ayak Çelebi topraklarına ayak bastı. Üzerinde kırmızı bir mont, ayaklarında siyah bir bot vardı

Ayaklarının altından damarlar toprağa kök salmışçasına kımıldayamadı. Gözleri doldu ve boşaldı. Kapının ardındaki kız öne çıktı. Omuzlarının altındaki siyah saçları, birer zeytin tanesini andıran kara gözleri, ışıl ışıl teniyle ona bakıyordu yeğeni. Kızın yüzünde bir şok dalgası, bir şaşkınlık geçiyordu.

“O senin teyzen, annenin kız kardeşi, Peri,” dedi Mücella Hanım.

Efşan, kızın adını duyduğunda bacaklarındaki tüm gücün çekildiğini hissetti. Gülperi’nin kızı Peri’ydi. Dizleri taş zemine değdi, o kadar saat ayakta kalmıştı ama şimdi bir adım gidemiyordu. “Peri,” diyebildi.

“Hadi, teyzene sarılmayacak mısın?” dedi Ragıp Bey.

Yeğeninin kendine gelişini izledi, biraz ürkek biraz yabancıydı Peri. Gözlerini bir kaldırıyor, bir ona uzatıyordu. Efşan onun hiçbir hareketini kaçırmıyor, sürekli ağlıyordu. Peri önünde durunca ellerini uzattı Efşan. Avuçlarına konan minicik elleri tuttu. “Hoş geldin Peri, benim adım Efşan,” dedi gözyaşları arasında.

“Neden ağlıyorsun?” dedi Peri.

“Seni çok özledim, sevinçten ağlıyorum.”

“Bana mı benziyorsun?”

“Biraz benziyoruz,” derken gözyaşları arasında gülümsedi.

“Gözlerin çok mavi ama.”

“Annemin gözleri maviydi. Anne ve ben annemize benziyoruz, sen de öyle.”

“Sen benim teyzem misin şimdi? Neden daha önce gelmedin?”

“Bulamadım seni, çok aradım ama bulamadım. Senin annen benim ablamdı, ben senin teyzenim. Bana sarılmayacak mısın?”

Bir tutukluk hâli Peri’yi kuşatmıştı ama çocuk aklı bu kadarını alabiliyordu. Sarılmak yerine bir adım yaklaştı. Başını eğip ellerini birleştirdi, sesini çıkartamadı. Efşan onun sarılmak istemediğini düşünüce içi acıdı. Yanlarına dizlerini bükerek Vedat da çöktü. “Merhaba, Peri.” Elini uzatırken gülümsedi. Peri büyük ele bakıp, küçük eliyle Vedat’ın parmaklarını tuttu. “Merhaba, sen kimsin?”

“Teyzen ve ben yakında evleneceğiz, ama sen bana abi diyebilirsin. Benim adım Vedat.”

Peri başını sallayıp teyzesine baktı. Küçük bir kızdı ama büyük bir kalbi vardı. “Tamam, ağlama. Bir şey sorabilir miyim?”

Efşan başını salladı hızla. “Sor, sor tabii.”

“Annem nerede?”

Sert bir rüzgar esip geçti aralarından, kimse tek söz edemedi. Hepsi Peri’ye bakıyor ama konuşmuyordu. Mücella Hanım yaklaşıp, Peri’nin elini tuttu. “Üşüdük ama, daha konuşacak çok şeyimiz var. Evine hoş geldin Peri.”

Peri mahzun bir suretle kendini eve yürüten yeni annesinin elinde eve girdi. İç çeken Ragıp Bey’de yanlarından geçti. Efşan orada kaldı, gözlerini kapatınca gözyaşları sicim sicim indi. “Sevmedi beni,” derken ellerini yüzüne kapattı. Karşısına geçen Vedat ellerini yüzünden çekip gözyaşlarını elleriyle sildi. “Efşan, beş dakika bile olmadı. En çok seni sevecek, biraz zaman vermelisin.” Kollarından tutup kaldırdı Efşan’ı.

“Ağlama, ona gülümse. Ona yaklaşmaya çalış, çocuklar sevgiyi ona sunan herkesi sever. Bir çocuğun sevgisini kazanmak dünyanın en kolay duygusu, üstelik o senin kanından. Odana gidelim, elini yüzünü yıka, kendine gel ve ona gülümse. Yavaşça sokulmaya çalış, işe yarayacak göreceksin.”

Kendine geldiğine karar verdiği anda Vedat’la birlikte salona girdi. Yüzünde kocaman bir sırıtmayla Mihriban’ın yanına oturdu. Vedat da annesinin yanında oturan Peri’nin yanına oturdu. Peri kocaman gözlerle salonu inceliyordu.

“Burası çok güzel,” diye mırıldandı Peri.

“Birkaç gün sonra sana çok güzel bir oda hazırlayacağız, Peri,” dedi Vedat. “Ama odan hazır olana kadar teyzenle aynı odayı paylaman gerekecek. Senin için sorun olur mu?”

Efşan yeğeninin gözlerinin içine bakıyordu. Peri de ona dönmüştü, “Olur,” dedi. Efşan’ın gözleri parladı. “Sana odamızı göstermemi ister misin?” diye sordu Efşan.

Yerinden kalkıp teyzesine yaklaştı. “Pembe renkte mi?”

“Hayır değil, ama istersen senin odanı pembeye boyarız?”

“İsterim.” Efşan çekinerek elini yeğenine uzattı. Avucuna dokunan parmakları sıkmamak için üstün bir çaba sarf etti. Sakince tutup yerinden kalktı. Birlikte salondan ayrıldılar, ailesi arkasından nefes bırakmış, arkalarına yaslanmıştı.

“Durum nedir?”

Ragıp Bey oğluna döndü. “Okan ve Ozan ilgileniyor. Yasal süreç başladı, yüklü bir bağışla konu kapandı. Yakında Ragıp kızı Peri olacak.”

“Yasal olarak babası olduğun için miras hakkı doğacak. Peri’nin senin mirasında hakkı olmasını istemiyorum. Senin olan kardeşlerimin ve onların çocuklarına yakışır. Peri benim mirasımda hak sahibi olacak. Yasal haklar buna göre düzenlenmeli. On sekiz yaşına geldiğinde haklarından feragat edecek, hakkı neyse o kadarını benden alacak.”

“Fark etmez, sen nasıl istersen,” dedi babası. “Peki, Peri bir gün babasını soracak, o zaman ne diyeceğiz?”

Eliyle alnını ovaladı Vedat. “Baba adı Agah, annesi Gülperi ve yaşamıyorlar. Agah ve Gülperi öldürüldüklerinde resmi nikahla evliydi. Peri ileride bunu araştırsa bile eline başka bir şey geçmeyecek. Anlayacak kadar büyüdüğünde kaçarak evlenen ve töreye kurban gittiklerini anlatacağız.”

“Bu çok acımasızca,” dedi Mihriban. “Ya bir gün gerçeği öğrenirse, o zaman yüzüne nasıl bakacağız?”

“Babası yaşamayacak, Aykan’ı yakında kaldırırlar. Babasının ailesi asla bilmemeli ki Peri Urfa’ya asla gitmemeli. Eğer bir gün gerçeği öğrenecekse bunu kimse engelleyemez. O gün bizi anlamasını umut edeceğiz.”

“Olgun bir kadın olduğunda dünyaya acıyla gelişini öğrenirse bu onun için nasıl bir yıkım olur, bilinmez,” dedi Mücella Hanım. “Ama onu bu duruma hazırlıklı güçlü bir kadın olarak yetiştirmek zorundayız. Annesi ve teyzesi kadar dik durabilmeli.”

Vedat başını salladı, annesine katılıyordu. Babasının genlerine sahip olsa da ağacı yaşken eğebilir, yerine güzellikler serpebilirlerdi. Sonuçta annesinin de genlerini taşıyordu, gelecekte bir gün gerçek bir Dağlıca kadını olmalıydı, Karacadağlı değil. “Alışverişe çıkarsınız, her şeyini kendisi seçsin. Ev yapılıncaya kadar sizin kızınız, sonra benim kızım. Benim evimde kalacak.”

“Yok ya?” dedi annesi. “O benim kızım, bu evde kalacak!”

“Anne…” derken gözlerini devirdi Vedat.

“Hepinizi ben yetiştirdim, Peri’yi de ben yetiştiririm.”

“Teyzesine ne diyeceksin?” dedi Vedat.

Mücella Hanım ayağa kalkıp eteklerini düzeltti. “Çok istiyorsan kendin doğur diyeceğim.”

Vedat annesine ters bakarken Mihriban’ın kahkahası ortama yayıldı. “Annemden kaynana olurmuş, yürü be anne! Arkanda ben varım. Yedirme abilerimi el kızlarına!”

“Burada tek el var o da sensin,” dedi Vedat. “Densiz! Sonuçta bu evden gidecek olan sensin, yengelerin hakkında düzgün konuş!”

“Baba…” dedi Mihriban, dudaklarını bükmüş babasından medet umuyordu.

“Sen benim prensesimsin babam, abine bakma.” Ayağa kalkıp kızının yanından geçti, geçerken de, “Ama annene gaz verme!” dedi.

“Öleyim ben ya…” diyerek suratını astı Mihriban. “Beni gözden çıkarmışsınız.” Annesi kızının sarı saçlarına öpücük kondurdu. “Sen onlara bakma! Biz seninle alttan yürütürüz işi.” Kızına göz kırpıp salondan ayrıldı.

Abisiyle karşılıklı bakışmaya başladılar. Vedat yerinden kalkıp kardeşinin yanına oturdu. Kolunu omuzuna atıp kendine çekti. “Bir konuda babam haklı, sen bu evin prensesi, başımızın tacısın. Seni almaya gelecek olanın vay hâline. Üç tane abiden nasıl alacak seni? O kadar kıymetlisin işte.”

Kollarını abisine dolayıp yavru kedi gibi sokuldu. “Abi dedikodu yapalım mı?”

“Kimin hakkında?”

“Efşan tamam da diğer yengelerim kim? Senin bilmediğin yoktur, hadi öt.”

Bir ilk yaparak kardeşinin kulağına fısıldadı. “Ama annem şimdi duymasın.”

“Söz! Valla demem.”

“Kardelen var ya…”

“Ee…” derken iyice sokuldu abisine.

“Bir de Hazan’ın kız kardeşi Bahar.”

“Ne diyorsun?” derken abisinin kopyası mavi gözleri kocaman aralanmıştı. “Vay anam vay… Sonra?”

Kapısını açıp içeri girmesi için kenara çekildi. Peri odaya girmeden başını uzatıp odaya göz atıp adımını içeri attı. Duvar kağıtlarına, koyu mobilyalara hayranlıkla baktı. Odanın her yanında gözlerini gezdirip teyzesine döndü. “Pembe değil ama çok güzelmiş.”

Gülümseyerek yatağının ucuna oturdu, yeğenini de yanına oturttu. “Hadi bana kendini anlat, ben de sana kendimi anlatayım.” Birbirlerine bakıyor, yakınlaşmak için an kolluyorlardı. Peri çekiniyordu ama açılırsa hiç susmayacaktı, Efşan bunu bilmiyordu. Elini açıp saymaya başladı. “İp atlamayı çok severim. Saklambaç oynamaktan hoşlanmıyorum. Seksek de severim, resim de çizerim.”

Efşan’ın dudaklarından küçük bir kahkaha koptu. Bir çocuk başka ne yapardı ki… “Ben de küçükken ip atlamayı çok severdim, hâlâ atlıyorum. Annenle seksek oynardık, annen çok güzel resim çizerdi.”

“Ya?” derken gözleri kocaman oldu. “Annem de senin kadar güzel mi?”

Güzeldi, diyemedi. Daha güzeldi, yüzünde masum bir şefkat asılıydı, çok tatlıydı diyemedi. Ne diyeceğini bilemedi. “Sana onu göstermemi ister misin?”

Başını salladı, kara gözleri umutla parlıyordu. Teyzesinin yerinden kalkıp başucundaki çekmeceyi açışını, içinden bir tutam fotoğraf çıkarışını izledi. Yanına geldiğinde elinde bakıyor, teyzesini duymuyordu. “Senin kadar güzeldi,” demişti Efşan. En üstteki fotoğrafı alıp ona uzattı.

“Annen, Gülperi Dağlı.”

Peri, küçük parmaklarını fotoğraftaki kadının üzerinde gezdirdi. Siyah saçları upuzun, gülümsüyordu Gülperi. “Benim babam yok mu?”

Efşan fotoğrafları karıştırmaya başladı. Ablası ve Agah’ın nikah gününde çekilmiş olan fotoğrafları vardı. Karnı belli olmadan ve belli olan ayrı ayrı birçok fotoğraftan bir tanesini alıp uzattı. “Al bakalım, baban Agah Dağlı, sen de kızları Peri.”

Peri fotoğraflara bakarken Efşan onu izliyordu. Gözleri doluyor ama geri itekliyordu gözyaşlarını. Agah’ın annesinin sevdiği tek adam olduğunu, annesinin Aykan tarafından tecavüze uğradığını, o zamanlarda Agah’ın askerde olduğunu, döndüğünde annesiyle evlendiğini ve kendisinin gerçek babası olmadığını hiç öğrenmemesi için büyük dualar ediyordu.  Bir çocuğun aklının almayacağı doğruları, bir insanın kaldıramayacağı yalanlarla kapatıyorlardı.

Peri, babası sandığı adamı inceliyordu. Esmer tenli, uzun boylu, kahverengi gözlere sahip olan Agah’ın gülümseyen yüzü sanki ona gülüyordu. “Teyze,” dedi. Efşan’ın sağ yanağından bir damla yaş süzülerek indi. İlk kez ve sonsuza kadar duyacağı bir kelime kalbinde bahar çiçekleri açtırmıştı. “Efendim,” derken yanağını sildi.

“Arkadaşlarım, anneleri ve babaları öldüğü için yurtta kalıyordu. Özge’nin annesi ölmüş, Özge öyle demişti. Ölünce bir daha onu göremiyorsun, senin yanına gelmiyorlar. Benim annem babam da mı öldü?”

Yakında altı yaşını bitirecekti Peri, yaşının üzerinde düşünüyor olması yaşadığı yalnızlık, nazlanacak birinin olmaması ve hayata erken başlamak, tüm bunlar ne kadar iyiydi bilmiyordu Efşan. “Seni çok seviyorlardı, ama bazen anne ve babalar bu dünyadan gitmek zorunda kalıyorlar, Peri. Ben de seni çok seviyorum, benim de annem yok. Ben de annemi çok özlüyorum, o benim kalbimde yaşıyor. Seninle arkadaş olalım, ben sana anneni, babanı, kendi annemi anlatırım. Olmaz mı?”

“Olur, bunlar benim olabilir mi?”

“Elbette olabilir. Bunları çerçeveler, başucuna koyarız.” Peri’nin mahzun yüzüne bakıp, acilen bu sohbetten çıkmaları gerektiğini düşündü. “Acıktın mı?”

“Evet,” derken fotoğrafları yatağın üzerine bıraktı. “Sen makarna yapmasını biliyor musun?”

Gülümseyerek yeğenini yavaşça kendine çekti. Usulca, korkarak bacakları arasına aldı. Minicik bedeni göğsüne basarken, “Elbette biliyorum, en sevdiğin yemek makarna mı?”

“Evet, ama salçalı yanına da yoğurt.”

“Oo ağzımızın tadını da biliyoruz. O zaman hadi akşam yemeğine.” Ayağa kalkarken biraz uzaklaşıp elini tuttu. Peri ona bir şeyler sordu, Efşan cevapladı. Peri konuştu Efşan dinledi, Efşan konuştu Peri dinledi. Tüm akşam ve saat gece varana kadar susmadılar. İki gün boyunca devam etti bu. Gece koynunda uyutuyor, saatlerce saçlarını öpüyor, kokluyordu Efşan. Her anlarını ona annesini, babasını ve Ayşem’i anlatarak geçirdiler. Ayşem’i öyle anlatıyordu ki Peri onu göreceği ânın hayaliyle yaşıyordu.

Sarı saçları var, Peri. Masmavi gözleri gökyüzü kadar güzel ve seni öyle çok seviyor ki annen kadar. Sen de onu çok seveceksin, onu görünce sarılacak ‘Teyze’ diyeceksin. Seni ve anneni o kadar severdi ki yıllarını seni arayarak ve anneni severek geçirdi. Ayşem, senin anne olsa o kadar severdi. Adını bile bilmiyor ama senin hayalinle yaşadı. Ayşem dediğimde yüreğin titreyecek, onu benden bile fazla seveceksin. Senin için yapmayacağı hiçbir şey yok, sende ona sevgini vereceksin.

 Efşan ona annesini, anneannesini anlattı. Vedat onları izledi ve hiç yaklaşmadı. Efşan onu unutmuş gibiydi ama bu Vedat’ı mutlu ediyordu çünkü Efşan çok mutuydu.

Bir ara Mihriban, Peri’ye ona abla demesini öğütlüyordu. Okan ve Ozan da abi demesini söylüyor, aralarında iki kız abisi olduklarının şakasını ve derdini konuşup duruyorlardı ki Mihriban boğazını temizledi.

“Ya anne?” dedi salonda kahve içen tüm ailenin bakışları ona döndü. Mücella Hanım kızına bakıp, “Ne?” dedi.

“Bir ara bir yere gitseniz de ben de evde parti versem, Kardelen’i de göremedim, Bahar’ı da özledim. Kız kıza şöyle gençler olarak, ha olmaz mı?”

“Olmaz!” dedi Mücella Hanım. “Ben de gencim, size katılım yaparım.”

Okan ve Ozan, birbirlerine bakıp, kardeşlerine döndüler. Gözler kısık, dudaklar düz bir çizgi halinde Mihriban hedefteydi. Mihriban abilerine bakmıyor, annesine lütfen dercesine bakıyordu. Ama annesinin bu ara bir yere gidemeyeceğini de biliyordu. Laf olsun, abileri işkillensin de konuşsun diye uğraşıyordu.

“Sen gelse benimle,” dedi Okan.

Efşan, Peri konuşurken bakışlarını Okan’a kaldırdı, ardından Mihriban’a baktı. Mihriban usulca yerinden kalktı. “Olur, abi.” Suratındaki sırıtmayı saklama geri duymuyordu. Bir koluna Okan bir koluna da Ozan abisi girip salondan çıkarttılar Mihriban’ı.

Koridorun bir ucuna kadar gidip köşeye çektiler. “Ne oluyor Mihri?” dedi Ozan.

Sarı saçını parmaklarına dolayıp serbest bırakıyor ve kayıtsız duruyordu. “Ne oluyor, onu bana siz söyleyeceksiniz.”

“Kimden ne duydun?” dedi Okan.

“Hayatta söylemem.”

“İşkence yapalım,” dedi Ozan. “Tırnaklarını kesebiliriz.”

Mihriban ellerini arkasına sakladı. “Yok deve!”

“Saçlarını siyaha boyarız, Mihri çabuk konuş!”

Elleri saçlarına gitti, gözleri kocaman olmuştu. “Ya bir gidin! Çocuk muyum ben? Siz onu bırakın şimdi. Neden annemin haberi olmuyor, onu söyleyin?”

“Annem, Kardelen’i gelini olarak görmek istemiyordur belki. Sürekli şikâyet ediyor. Çok kısa giyiniyormuş, her erkeği kolayca elde edermiş, çok güzelmiş ve tehlikeliymiş.”

“Amma abartmış ya,” dedi Mihriban. “Kardelen bunu biliyor mu?”

“Kardelen benim sevgilim değil, Mihri. Sadece niyetim var! Haber yanlış uçmuş sana.”

“Hayır, biliyorum. Ama sen de yani abi bir kızı tavlayamadın mı?”

“Bak geliyor siyah boya,” dedi Okan.

“Ya sen?” dedi Ozan abisine. “Bahar biliyor mu senin ona olan derin duygularını?”

Ozan başını sallarken gözlerini sağa sola devirdi. “Gibi.”

“Sizden bir bok olmaz!” dedi Mihriban. “Kızlar uçacak ama siz boş boş bekliyorsunuz.”

“Gece gelir o saçlarını kökünden keserim, Mihri, düzgün konuş.”

“Ne! Yalan mı? Vedat abim kadar olamıyorsunuz. Bak almış kızı getirmiş, beklesin de ellere mi yar olsundu?” Abilerini şok ederek ellerini beline attı. “Siz beklemeye devam edin, bakarsın kızlar avucunuza düşer.” Islık çalarak abilerinin arasından geçip salona girdi.

“Kız doğru söylüyor, ne yapsak?” dedi Ozan.

“Anneme etek boyunun nasıl uzatıldığını sor, Kardelen de çok dinler ya.”

“Benim o konuda bir sorunum yok. Annem Bahar’ı seviyor.”

“Ha!” derken sesi yükseldi Okan’ın. “Bir kederli ben kalayım içinizde. Ne yapayım lan!”

Ozan ona aldırmadı. “Anne bir kızıla vuruldum, yanıyorum. Onu bana almazsan intihar ederim, dersin.”

“Mal! Sen kendine bak! Bahar’a içli içli bakmaktan başka ne yapıyorsun ki? Kız artık bakmakla bebek olmuyor, bebek istiyorum diye başka birine gidecek,” dedi Okan.

“Ya var ya iki dakikalık şevkim vardı içine sıçtın! Sağ ol.”

“Bilmukabele kardeşim.”

Boğazını temizleyen Vedat ikili arasına girdiğinde gülmemek için direniyordu. “Oğlum siz manyak mısınız? Seviyorum demeyi bilmiyorsanız ne diye seviyorsunuz?”

“Sadece seni seviyorum ile olmuyor abi,” dedi Okan. “Annemin tavrı çok net!”

Vedat kardeşine ters bir bakış atıp yüzünü buruşturdu. “Annem değil, sen evleneceksin. Annem, Kardelen’i sevmek sorunda değil veya Kardelen, annemi. Ne yani annem Efşan’ı sevmese ayrılacak mıydım? Efşan bir hayat kadını bile olsa bu eve gelin gelecekti ve kimse ona tek söz edemezdi. Durum öyle değil ve yine de kimse tek söz edemez. İyi bir evlât olun, ama iyi de bir eş olun. İkisi de lâzım. Anneler tahtını yapar, bahtınızı kendiniz yapın!”

Önerilen makaleler

11 Yorum

  1. Yine harikaydın emeğine yüreğine sağlık

  2. Harika ödesi bi bölümdü emeğine sağlık canım benim 🥰,

  3. Tabiri caizse Efşan gibi dizlerimin üzerinde okudum Perinin gelişini içime öyle bir işliyor ki kendime gelemiyorum bazen yüreğine sağlık emeğine sağlık

    1. Ah benim Peri kızım 😢Yaktın yine yazarcanim.O kadar güzel hissettirmissin ki Peri’nin ,Efşanin mahsunlugunu ve acısını okurken hem isyanla hem de acı ile okuyorsun.Gulperi zaten kalbe hem gül hem diken…
      Kaynana Mucella sahnede😉
      Kalemine sağlık

  4. Peri ve Efşan buluşması yaşandı,bir de Ayşem boyutu var bakalım neler olacak….Mihri kızz sen de bir adamı sevip abilerime yem etme de,dünden razı seninkiler,yengoşlarinla iyi geçinmeye bakk senn😂

  5. ⭐️🌟⭐️🌟🌟⭐️🌟⭐️⭐️ Sonu muhteşemdi Vedat sen bu dünyada yoksun sadece bir hayalsin

  6. Harika bir bölümdü. Helal olsun aile’ye ama bana yetmedi sanki, azıma bir parmak bal çalıp kaçmak gibi oldu. Ama sabırla bekliyorum devamını, sen yaz yeterki…

  7. Son paragrafa katılıyorum

  8. Way keşke her erkek o ince çizgiyi bilsede ne anaci ne karıcı olsa

Merve için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!