22. Bölüm

Odamıza girdiğimde onu yatağın ucunda otururken buldum. Üzerinde ince askılı mor bir gecelik vardı. Üstümdekileri çıkarıp yalnızca boksırımla yatağa ilerledim. Telefonumu ve saatimi komodine koyup yatağın sol tarafına uzandım. Bakışlarım tavanı izlerken, sevgili karım bana bakıp tekrar başını çevirdi. Ne yapacağını merakla beklerken ona kızgın olan yanım beni dizginliyordu. Yerinden kalkıp kendi tarafına yürüdü. Bakışlarımı tekrar tavana çevirdiğimde yanıma uzandı. Varlığını hissettiğimde, elimi çarşafa uzatıp sıkıca kavradım. Kaşlarım çatıldı. Kısa bir an sonra yatakta hissettiğim kıpırtıyla başımı çevirdim. Yerinde doğrulmuştu.

“Özür dilerim.”

Mutsuz ve titreyen sesini duyduğumda bakışlarımı çevirdim. Güzel yüzünü eğmiş, saçları yüzünü gizlemişti.

“Nasıl davranacağımı bilemedim. Yalnızca… O kadın kadar mutlu edemem belki seni…”

Kollarından tutup doğruldum. Sağ kolumla belini sarıp hızlıca kendime çektim. Bacaklarını iki yana ayırıp kucağıma oturmasını sağladım. Sert hareketlerimle askıları düştüğünde umursamadım. Bedenini kendime yasladığımda çıplak göğüsleri tenime değdi. Küçük çamaşırıyla ve tüm sıcaklığıyla kucağımda oturuyordu.

“Hissediyor musun? Seni nasıl istediğimi hissediyor musun, Amelya?”

Güzel gözleri yaşlarla doldu. Onun bu ürkek hâline dayanamadım. Ensesinden tutup kendime çektim. Göğüsleri bedenimde ezilirken, kendime bastırmaya devam ettim.

“Ben yalnızca… Seni istiyorum!”

“Genco…” dedi titrek sesiyle. Omuzlarıma tutunan elleri yüzüme yükseldi. İnce parmaklarını yanaklarımda hissettiğimde kısa bir an gözlerimi kapayıp bekledim. Sakinleşmeliydim. Atacağım yanlış bir adımla onu kırmak ve kendimden uzaklaştırmak istemiyordum. Gözlerimi usulca aralayıp yüzüne bakarken fısıldadım.

“Bana güvenmezsen mutlu olamayız, Amelya! Bu evlilik ikimiz için de yalnızca bir mecburiyet olur.” Konuşmak için dudaklarını araladığında onu durdurdum. “İstediğin böyle bir evlilik mi?”

“Hayır.”

“O zaman bana güvenmeyi öğreneceksin! Koşulsuz, şartsız… Ben asla açıklayamayacağım bir adım atmam!”

“Öğreneceğim. Sen yanımda ol yeter, Genco.”

Sözleriyle içimde oluşan isteğe engel olamayıp hızla dudaklarına kapandım. Ellerim dolgun göğüslerini hoyratça kavradı. Avuçlarımda yumuşaklığını hissetmek içimdeki yangını amansızca körüklüyordu. Ben üst dudağını emerken, adımı söyledi inleyerek. O an aralanan dudaklarının arasına sızdım. Yavaşça geri çekilip dudaklarımın rotasını bu kez kulağına çevirdim.

“Bugün sana nasıl dokunduğumu hatırlıyor musun?” dediğimde başıyla onayladı. “Eğer hatırlasaydın bugün bana arkanı dönmezdin. Ama hatırlatacağım sana… Bu geceden itibaren de yaşadıklarımızı asla unutamayacaksın…”

Sözlerimin ardından titrediğini fark ettiysem de geri çekilmeye niyetim yoktu. Başımı eşsiz çiçek kokusunun kaynağına, boynuna yasladım. Kalçalarını kavrayıp sıcaklığına yavaşça bastırdım. Kendimi o küçük kumaş parçasına rağmen o kadar kuvvetle hissedebiliyordum ki… Dişlerimi sıkarak kendimi sakinleştirmeye çalışsam da faydasızdı. Yavaşça minik bedenini kendime doğru çekerken sürtünmemizle başını geriye savurdu. Gece karası uzun saçları savrulurken adımı söyleyerek inledi. Onun dudaklarından adımı duymak içimdeki yangını körüklerken, boynuna ufak bir öpücük bırakıp başımı kaldırdım.

“Amelya…”

Eşsiz güzelliğine yaraşan ismi dudaklarımdan çıktığında titredi. Güzel gözleri aralandığında beni büyüledi. Sanki mümkünmüş gibi gözlerinin rengi âdeta daha da belirginleşmişti ve muhteşem görünüyordu. En değerli taşlar bile yanında sönük kalırdı. Başını boynuma gömdüğünde, “Bu geceyi, sana dokunuşlarımı asla unutma…” dedim.

Belini sıkıca sarıp yatağa uzandık. Çıplak göğüsleri, göğsüme değdiğinde dudaklarına kapandım. Dudaklarını araladığında soluğuna ortak oldum. O benim nefesimi alırken, ben onun nefesiyle can buluyordum sanki. Üst dudağını kavradığımda farkında olmadan tırnaklarını kollarıma sapladı. İlklerimiz aynı anda gerçekleşiyordu. Onu ilk kez öpüyor ve ona gerçek anlamda ilk kez dokunuyordum. Dudaklarımızı ayırırken soluk soluğa fısıldadım.

“Güzelim…”

Gece karası saçlarına dokunup onları yüzünden uzaklaştırdım. Alnımı küçük alnına yasladığımda güzel ismini bir kez daha fısıldadım. Soluk soluğa kalmıştı. Güzel gözleriyle gözlerime bakıyordu. Gülümsedim. Şaşkın olduğunu görebiliyordum. Ben de aynı durumdaydım. Daha önce onlarca kadınla birlikte olduysam da kendimi son derece acemi hissediyordum… Üstelik tam anlamıyla birlikte olmamıştık bile. Bu düşüncelerle sırtını okşadığımda kucağımda kıpırdandı.

“Kıpırdama, Amelya.”

Amelya durunca başını kaldırdı. Gözlerini kaçırıp kalkmaya çalıştı üzerimden.

“Ne oldu?”

“Kıpırdama, dedin.”

“Çünkü sen kıpırdadığında ben sana tekrar dokunmak istiyorum.” Utanarak başını eğdiğinde gülümsedim.Kucağımda onunla birlikte kalkıpyatağa sırtüstü uzanmasını sağladım.Bacaklarının arasına yerleştiğimde ellerini saçlarımın arasından geçirdi. Gülümsemesi son bulurken dudaklarına uzandım. Tam dokunacağım anda çalan kapıyla geri çekildim.

“Ağam!”

Amelya’nın da benimle kalktığını gördüğümde omzuna dokundum.

“Sen burada kal, Amelya.”

Yataktan kalkıp kapıya yönelirken daha önce çıkardığım kotumu bulup giydim. Üstüme bir şey almadan arkama döndüğümde, beyaz çarşafa sarılıp uzandığını görerek dudağımı ısırdım. O kadar büyüleyici görünüyordu ki… Ve benimdi… Kapıya tekrar vurulduğunu duyduğumda kaşlarım çatıldı. Hızlı adımlarla bu saatte hayırlı bir sebeple gelmediğine adım gibi emin olduğum misafirimi karşılamaya gittim. Kapıyı açıp dışarı çıktım. Karşımda telaşlı adımlarla dolanan adamı gördüğümde, kızgınlığım yerini hızla şaşkınlığa bıraktı.

“Ne oluyor, Bevar?”

“Ağam, Berdan Ağa bu gece ölmüş!”

Duyduğum isimle kaşlarım çatıldı. Berdan Kurt, büyükannemin kardeşiydi. Kurt Aşireti’nin yüzünü hiç görmediğim ağasıydı.

“Az önce haber geldi. Beyaz Hanım, seni çağırıyor, Ağam.”

Kaşlarım çatıldı. “Beni mi? Neden?”

“Haber yollamış. Konakta seni beklediklerini ve canlarının tehlikede olduğunu sana söylememi istemiş.”

“Kiminle bekliyormuş beni?”

Bakışlarını kaçırdı. “Rojda Kurt’la…”

***

Odaya girdiğimde kararımı vermiştim. Yatakta çarşafa sarılı oturan güzel karımı gördüğümde, yanına gidip oturdum. Endişeyle yüzüme bakıyordu.

“Kötü bir haber mi var?”

Bu sorunun yanıtını ben de bilmiyordum ki. Yalnızca, “Gitmem gerekiyor,” dedim.

Kaşları çatıldı. Çarşafla göğüslerini kapayıp doğruldu.

“Nereye gidiyorsun?”

“Büyükannemin bana ihtiyacı varmış.”

Dudakları aralandı, ardından sıkıca kapandı. Sözlerimi anlamlandırmaya çalışıyor gibiydi. Yavaşça yaklaşıp kucağıma oturduğunda titrek elleri yüzümü sardı.

“Ben de geleyim, Genco,” dediğinde başımı salladım.

“Olmaz,” derkendudaklarına uzanıp küçük bir öpücük bıraktım. “Seni tehlikeye atamam, Amelya. Sen burada kalacaksın.”

“Ya sen?” dedi dudaklarımız arasındaki mesafeyi koruyarak. “Ya sana bir şey olursa? Bırakma beni burada, Genco! Yanında götür!”

“Olmaz, Amelya. Orada neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Seni böyle bir bilinmezliğe sürükleyemem. Hazırlanıp çıkmam gerekiyor.”

Onu kucağımdan indirip banyoya yöneldim. Kısa bir duş alıp küçük bir havluyu belime sardım. Hızlı adımlarla çıkıp dolaptan siyah bir kot pantolon ve tişört çıkardım. Üzerine spor ceketlerimden birini geçirdim. Saçlarımı karıştırıp yatakta beni izleyen karıma döndüm.

Yanına oturup kollarımı açtığımda bekletmeden kucağıma yerleşti. Dönene dek onun sıcaklığını yanımda hissetmek istercesine hızla dudaklarına uzandım. Üst dudağını emdiğim sırada kollarını boynuma sardı. Belini saran ellerimle sıkıca kendime bastırdım. Alt dudağını dişleyip çekiştirdiğimde adımı söyleyerek inledi. Kucağımda onunla birlikte doğruldum. Bacaklarını belime sarmasını sağlayıp, dudaklarımızı ayırmadan fısıldadım.

“Bekle beni!”

Çenesindeki ellerimi tuttu.

“Ben hep seni bekledim. Yine beklerim. Ama…” dedi başını eğerek. “Çabuk gel, Genco. Beni sensiz, kimsesiz bırakma!”

Sıkıca sarılıp kokusunu içime çektim. Ayrılırken, “Ben çıktığımda kilitle kapını,” dedim. Ardımdan küçük adımlarla geldi. Kapıyı açmadan arkasına saklandı. Güzel yüzüne bir kez daha bakıp odadan çıktığımda bir yanımın onunla, orada kaldığını hissediyordum. Ardımdan kilitlenen kapıyla gülümseyerek beni bekleyen Bevar’a doğru yürüdüm.

****

Kurt Aşireti’nin topraklarına gitmek üzere yola çıktığımızda, Bevar Yedi Aşiret’e haber vermişti. Her aşiretten bir araba dolusu adam yola çıkmış olmalıydı.

Konağa yaklaştığımızda yolumuz kesildi. On kadar adam arabaların önüne dikilmiş, bekliyorlardı. Onların çekilmeyeceğini anladığımda zaman kaybetmeden aşağıya indim.

Beni gördüklerinde saygıyla eğildiler. Bir şey demeden bakışlarımı karşımda yükselen konağa çevirdim. Kapıları sıkı sıkıya kapanmış ve etrafı adamlarla çevrilmişti. Olağan dışı görünüyordu. Acaba büyükannem söylediği gibi gerçekten tehlikede olduğu için mi konak mahşer yerine dönmüştü? Önümdeki adamlardan biri, “Hoş geldiniz, Ağam,” dediğinde yüzüne bile bakmadan, “Büyükanneme geldiğimi haber verin!” dedim.

Adamlar koşuşturarak konağa ulaştığında yanımda elliden fazla adam vardı. Konağın kapısı benim için açıldığında Bevar’la birlikte avluya girdim. Etraf sessiz ve boş görünüyordu. Konağın sessizliğinde bir kapı sesi yankılandı. Ardından merdivenlerde adım sesleri duyuldu. Başımı çevirmeden bekledim. Ellerim ceplerimde beklerken hıçkırık sesleriyle başımı çevirdim. Büyükannem gözyaşlarıyla kıpırdamadan bana bakıyordu. Benim adım atmadığımı gördüğünde hızlı adımlarla yaklaştı. Sıkıca sarıldığında ellerim iki yanımda bekledim.

“Geldin, oğul! Büyükanneni tek koymadın buralarda!”

Bana sarılmış ağlarken, birkaç adım gerisinde duran bir kadın gördüm. Uzun siyah düz saçları ve siyah gözleriyle bana bakıyordu. Kim olduğunu bilmediğim bu kadının bakışlarında gördüklerim hoşuma gitmedi. Büyükannem benden ayrılıp arkasına döndü.

“Bak, Rojda! Gencogeldi!” dediği anda bu kadının kim olduğunu anladım. Babamın ve büyükanneminevlenmemi istediği kadındı. Rojda Kurt… 

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!