25. Bölüm

Yüzüne dokunan parmakların ufak sürtünüşleriyle aralandı dudakları Kenan’ın. Yatağın üzerine eğilmiş halinden zerre değişiklik olmamıştı. Taş kesilmişti sanki bedeni. Ne kendisini çepeçevre saran ellerden kaçabiliyordu ne de bir söz söyleyebiliyordu. Sessizliğinin çok yanlış anlaşıldığını fark ettiğindeyse oyunu sürdürmeye karar verdi.

“Yine rüyasın. Yoksun aslında değil  mi?”

“Rüyalarında mı görüyorsun beni?”

Küçük bir çocuk gibi başını sallayışını, ardından dudaklarının arasından derin bir nefes bırakışını izledi.

“Bir kez… Bununla iki oluyor.” Yüzünü net göremedikleri sayılmazdı.

“Güzel miydi peki… Diğeri?”

Yanaklarını saran pembe tonla gözlerini kaçırdı. “Çok… Çok güzeldi.”

Sorgusuz sualsiz dokundu küçük çenesine. Gözleri gözlerine değdiğinde merakla sordu.
“Neden bakmıyorsun yüzüme o halde?”

Omzunu silkerek kaşlarını çattı. “Nurbanu baksın senin yüzüne.”

“Ne?”

“Zaten bir öncesinde uyandığımda o vardı karşımda. Yine o olursa hiç şaşırmam. Rüyamda bile seni görmeme izin vermiyor.”

Çarpık bir gülümseme yer etti dudaklarına. “Öyle mi?”

“Çok soru soruyorsun sen ama? Bir önceki rüyamda hiç böyle değildin.”

Öyle tatlı ve masumdu ki… Onu kandırıyor olmak vicdanını sızlatsa da engel olamıyordu kendisine. Derin bir iç çekip, “Nasıldım?” diye sordu.

Gazel, utanarak bakışlarını ellerine çevirdi. Parmaklarını ayıramadığı sakallarla gizlenmiş teni okşadı. “Aslında gördüğüm adam başta sen değildin. Yani en azından senin olduğunu bilmiyordum. Yabancı bir evde, uzun bir koridorda, bir adamın kucağındaydım.”

“Ne demek o? Kimdi o adam?”

Kaşlarını çatarak geri çekilmek istedi Kenan. Ne diyordu bu kız? Nasıl rüyalarında başka bir adamın kucağında olduğunu görebilirdi? Anası gibi masumiyeti kendisine gölge eden biri miydi? İstemediğini söylediği halde Kendal’ı düşlüyordu belki de? Öfkesi karşısındaki kızdan çok kendisine yöneldi. Neden böyle hissediyordu?

Gazel izin vermedi. Bu kez rüyasında gördüğü Kenan biraz sinirliydi. Ama onun küskün kalmasına izin veremezdi. Ellerinin gücünü arttırıp bastırdı parmaklarını. Gözleri birbirine kenetlendi. “Dinle beni lütfen…”

“Başka adamın kucağında olduğun bir rüyayı dinlemek istemiyorum.”

“O sendin ama…”

Sustu Kenan. Şu an genç kızı kandırıyor olmasına rağmen birde kızmaya hakkı olmadığını kabul etmek zorunda kaldı. Hem rüyalarına da karışamazdı ki.

“Senin kucağındaydım.” Bir çocuğun gönlünü almaya çalışır gibiydi hali. “Sen yürüyordun. Ve ben mutluydum. Kahkahalar atacak kadar hem de. Başımı boynuna yaslamıştım.”
Bir anlık cesaretle adamı boynuna yasladı başını. Elleriniyse yüzünden çekmedi. Minik burnunu sürterken utanarak fısıldadı. “Buramdan öpüyordun beni…”

Ona doğru eğilip, boynuna daha fazla sokulmasına izin verdi Kenan. O da gerçekten bir rüyada olduğunu düşünmeye başlamıştı. Kalbi delice çarpmasa, vücuduna yayılan ateşi hissetmese inanabilirdi de. Duyduğu söz tüm bedenini titretti.  

“Küçüğüm diyordun bana.”

Başını boynundan çekmemek, yüzüne bakmamak için güçlükle tuttu kendisini. ‘Küçüğüm’ İçindeki ses fısıldadı bir kez daha. Bu söz ne kadar yakışmıştı ona.

“Sonra duruyordun. Sırtımı duvara yaslıyordun. O an korkuyordum ben. Ya sen değilsen diye. Ama bir cesaretle başımı çekiyordum.” Rüyasındaki gibi gizlendiği yerden ayrıldı. Tıpkı o anı yaşıyor gibi önce keskin bir çenesine sonra kalın dudaklarına ve ardından burnuna baktı. Sona bıraktığı gece karası gözleri gördüğü vakit derin bir nefes aldı. Adamın yüzünü okşarken fısıldadı. “O an senin olduğunu fark ediyordum.”

“Ben ne yapıyordum peki?”

“Başını çevirdin… Sonra… Sonra avucumu öptün.”

Kenan yüzüne dokunan ellerden birini tutup, öpmemek için güçlükle tuttu kendisini. Bu kadarını yapamazdı. Ona dair atacağı böylesi bir adım tüm dengelerini değiştirebilirdi. Geri çekilip, hayal kırıklığına bürünen gözlere sessizce baktı. Ona bir şey diyememek,gözlerine değen hüznü çekip alamamak çok zordu.

“Kenan…”

Kapının dışından gelen Nurbanu’nun sesiyle ikisi de irkildi.

“Yine geldi rüyamın kötü kalpli cadısı.”

Kenan’ın dudakları kıvrıldı.

“Gideceksin biliyorum ama… En azından uyanana dek yanımda kalır mısın? Lütfen Kenan…”

Adını böyle söylerken, gözlerine böyle güzel bakarken nasıl karşı koyabilirdi ki? Yapamadı Kenan. Dudağının kenarına bir öpücük bırakıp geri çekilen kızın yanına oturdu. Sol elini alıp, sıkıca sararak göğsüne yasladı. Gözlerini kapadığını gördüğünde derin bir nefes aldı.

Genç kız derin bir uykuya dalarken ilaçların tesiriyle, Kenan için gerçek dünyaya dönme vakti gelmişti. Peki ya uyanınca ne yapacaktı?

***

O andan sonra Kenan gitmekle kalmak arasında bocaladı. Elindeki güçsüzlüğe rağmen dokunduğu tenin sıcaklığını hissedebiliyordu. Üstelik genç kız öyle bir yere yaslamıştı ki elini. Parmaklarını biraz hareket ettirse sağ göğsünü sarabilirdi. Tüm dolgunluğuyla   avucundaydı. Tenini örten dantel öylesine inceydi ki her detayını hissedebiliyordu. Avucunda tomurcuklanan göğüs ucunun tümseği tenine sürtünüyordu.

Ter içinde kalmıştı bedeni. Başını kaldırıp güzel yüzü izledi. Yüzündeki gülümsemeyle birlikte keyifli görünüyordu. Üstelik Kenan’ı ateşe attığının farkında dahi değildi.

“Yine rüyasın.”

Rüyalarında görüyordu onu. Kenan bu düşünceyle yeniden çırpınmaya başlayan kalbini sakinleştirebilmek için derin bir nefes aldı. Kendisinden etkileniyordu. Bu düşünce onu mutlu olmaktan çok endişelendiriyordu. Bir kadınla flört etmekten, onun hareketlerini anlamlandırmaktan çok uzaktı. Üstelik yaşadığı hayata onu sürüklemek yapabileceği en büyük kötülük olabilirdi. Peki neden onu ardında bırakamıyordu? Elini çekip, onu burada Ömer’e emanet edip gidemiyordu? Aralanan kapıyla başını çevirmeden önce derin bir nefes daha alıp kendini toparlamaya çalıştı.

“Kenan… Gelmişsin.”

Başını salladı sessizce. Kadının içeri girip onları böyle namahrem bir halde görmesini istemediği için kapıyı işaret etti. “Konuşmamız gerek.”

Onun çatılı kaşlarla iç çamaşırlarıyla yatakta yatan kıza ardından kendisine bakışını sessizce izledi. Odadan çıktığını gördüğünde başını çevirip tekrar uyuyan kıza döndü. Elini yavaşça diğer elinin gücünü kullanarak çekmek istediğinde başaramadı. Zira Gazel daha sıkı tutarak kendisine çekmişti. Dizlerinin üzerinde doğrulup, bir kez daha çekmek için denediğinde başardı. Lakin o denli yakın dururken ve kızdan yayılan koku ciğerlerine işlerken dayanamadı. Başını ipekleri kıskandıran saçlara yaklaştırıp derince kokladı. Öyle güzel kokuyordu ki…

“Gazel…” 

Adını fısıldadı. Gazel’in derin bir iç çektiğini duyduğunda bekledi. Uyumaya devam ettiğini gördüğünde dudakları kıvrıldı Kenan’ın. Ne kadar güç gelse de onu bırakıp çıktı odadan.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!