25. Bölüm

Konaktan çıktığımız andan itibaren gülüşü soldu. Cennet kokulu gamzeleri gizlendi. İstanbul’a gidişimizin onu neden bu denli sarstığını anlayamıyordum. Arabaya bindiğimizde elini tuttum. Avucumda sarıp küçük bir öpücük bıraktım.

“Ne oldu, Amelya?”

“Ben daha önce İstanbul’a hiç gitmedim,” deyip omzunu silkti.

“Alışacaksın. Artık bir ayağımız İstanbul’da olacak. Sık sık gidip geleceğiz.”

Başını salladı. Elimizi ayırmadan bacağımın üzerinde tuttuğumda başını cama çevirdi.

***

Havaalanında bekleyen uçağın merdivenlerini elimi sıkıca tutan ve bir adım ardımdan ilerleyen Amelya ile birlikte çıkıyorduk. Kapıda bekleyen pilot ve hosteslerle selamlaşıp iç kısma ilerledim. Karan ve Samira sağ kısımda yan yana bulunan koltuklara yerleştiler. Lalezar ise karşılarındaki tekli koltukta yerini aldı. Onların çaprazında kalan çift kişilik koltuklara geçmeye karar verdim. Cam kenarına Amelya’nın oturmasını sağladıktan sonra yanına yerleştim. Elbisesinden görünen bacağına sol elimi yerleştirip kendime doğru çektim. Çıplak teni avuçlarımda yer bulurken rahatladığımı hissediyordum. Başını omzuma yaslayıp koluma sardı ellerini. Saçlarının bahar kokusunu içime çekerek, küçük bir öpücük kondurup arkama yaslandım.

Kollarımdaki kıpırdanışı hissettiğimde Karan’la sohbetimize ara verdim. Koluma sıkıca tutunmuş ve gözlerini yummuş kadınımı gördüğümde, boşta olan elimle endişeyle yüzünü okşadım.

“Güzelim, iyi misin?”

Sesimi duyduğunda gözlerini aralayarak, alt dudağını ısırıp kıpırdandığında bacağını kavrayan elimle daha sıkı sardım tenini.

“Ben ilk kez uçağa biniyorum, Genco. Midem kasılıyor.”

“Gel benimle.” 

Yerimden doğrulup onun da kalkmasını sağladım. Karan, Samira ve Lalezar’ın bize dönen bakışlarını gördüğümde gülümsedim.

“Amelya iyi hissetmiyor kendisini. İstanbul’a inene kadar odada dinlense iyi olacak.”

“Bir şeye ihtiyacın var mı, canım?” diyen Samira’nın sözlerine gülümsemeye çalışıp başını salladı. Lalezar’ın telaşla ayağa kalktığını gördüğünde eliyle durmasını işaret etti. Daha fazla konuşmadan ilerledim. Lavabonun biraz ilerisinde olan tek yatak odasına vardığımızda kapıyı açtım. Yatak, tek kişilik yataktan biraz daha büyüktü. Odanın büyük bir kısmını kaplıyordu. Bu uçak alındığından beri bunu hiç kullanmamıştım. Yatağa oturmasını sağladıktan sonra dizlerinin dibine çöküp, sıyrılan elbisesinin açıkta bıraktığı bacaklarını sardım. “Daha iyi misin, güzelim?”

Yüzümü sardı elleri.

“İyiyim, Genco.”

Ellerimle daha sıkı kavradığımda, bacaklarını aralayarak beni arasına çekti. Dizlerimin üzerinde çökmüş, ellerim bacaklarında duruyordum. Yüzümü saran ellerini çekemeden dudaklarına uzandım. Dudaklarına ufak öpücükler bırakırken, elbisenin eteklerini sıyırdım. Öpücüklerime karşılık verirken inledi.

“Genco…”

Dudaklarımızı ayırarak geri çekildim. Kapıya yaklaşıp kilidi çevirdim. Geri dönüp beni izleyen kadınımın bakışları altında yatağa uzandım. Onun da benimle birlikte uzanmasını sağlayıp sırtını göğsüme yasladım. Başını çevirip güzel gözleriyle yüzüme baktı. Belimi saran ellerimin üzerine ellerini bıraktı. Dudaklarına uzanıp küçük öpücükler bıraktım. Ellerim yavaşça eteğine uzandı. Elbisesini yukarı sıyırıp daha çok yasladım kendime. Sıcaklığını tüm bedenimde hissediyordum. Öpücüklerime verdiği acemice karşılıklar ona olan arzularımı katlıyordu. Soluk soluğa geri çekildiğimde gözlerini sıkıca kapadı. Başını çevirip yastığa gömdüğünde kulağına yaklaşıp fısıldadım.

“Benim ol, Amelya! Bedeninin her bir köşesinde benim kokum, benim izim olsun…”

Bu bir rica değildi. Er ya da geç olacak olanı dillendirmiştim. Ancak duygusuzca değildi bu isteğim. Onun gerçekten kadınım olmasını, birlikte hiç sahip olamadığım, hep istediğim o gerçek aileye kavuşmayı istiyordum. En çok da ait olmak istiyordum. Gerçekten bir kadına, bir yuvaya, bir yere ait olmak… Gerçek anlamda karım olacaktı bu güzel kadın. Ancak o gece özel, çok özel olacaktı. İstanbul’da yapacağım düğün kutlamamızın gecesinde yaşanacaktı. Onun için hazırlattığım odamızda, bundan sonra aynı yastığa baş koyacağımız o yatakta gerçek olacaktı.

İstanbul’a, Atatürk Havalimanı’na inene kadar geçen iki saat süresince hiç yataktan çıkmamıştık. Dudaklarından uzak kalamıyordum. Benim panzehirimdi sanki… Onlara dokunmasam, içime soluğunu çekmesem soluğum kesilecekmiş gibi hissediyordum.

Yanımdaki kadınımın belini sardım. Adamlarımızın arabalarımızı getirmelerini bekliyordum. Karan ve Samira gelen arabalarıyla önden çıkmışlardı. Bevar’ın yanımıza yaklaşmasıyla bakışlarımı ona çevirdim.

“Ağam, gazeteciler geleceğimizi haber almışlar. Kapıdan çıkmanı bekliyorlar.”

Amelya’nın belini saran elimi indirip saçlarımdan geçirdim öfkeyle. Özel uçağımla gelmiştik. Bugün döneceğimden kimsenin haberi yoktu.

“İki üç tane gazeteciyi uzaklaştıramadınız mı?” dedim dişlerimi sıkarken.

“Ağam, sorun da bu. Birkaç adam değil bekleyen… Bir gazeteci ordusu var dışarıda.”

Öfkeyle yumdum gözlerimi. Onlardan karımı saklamayı elbette düşünmüyordum. Ama zamanı değildi. Amelya dış dünyayla daha yeni tanışırken onu korkutmak ve yaşayacağı bu hayattan uzaklaştırmak istemiyordum. Amelya’nın eline uzanıp Bevar’a döndüm.

“Çıkıyoruz! Lalezar’ı yanına al!”

Bevar önce adamlarımızın etrafımızı sarmasını sağladı. Uzattığı koluna Lalezar’ın girmesiyle herkes hazırdı. Bunu gördüğümde harekete geçip, adamlarımın açtığı yolda ilerlerken elimi tutan ürkek kadınıma doğru fısıldadım.

“Korkma, güzelim. Ben yanındayım. Sorulan sorulara karşılık verme ve beni takip et. Yalnızca yürü.”

Başını salladığını gördüğümde daha sıkı kavradım elini. Açılan kapının ardından patlayan flaşlarla gözlerim kamaştı.

“Evlendiğiniz söyleniyor, doğru mu Genco Bey?”

“Yanınızdaki kadın kim?”

“Karınız mı yoksa herkesten gizlediğiniz sevgiliniz mi?”

“Karınızın bir Rus model olduğu söyleniyor?”

“Yeni defilenizde baş manken olarak yer alacak mı?”

Soruların hiçbirine yanıt vermeden bekleyen cipime önce Amelya’yı bindirip ardından kendim yerleştim. Şoför koltuğundaki adamım hemen arabayı çalıştırdı. Öndeki aracın hareket etmesiyle yola koyuldu. Ürkek gözlerle camdan bakan karımın beline kollarımı doladım. Ellerimi tutup bana döndüğünde gülümsedim. Güzel yüzünü boynuma yerleştirdiğinde duyduğu heyecanla titrediğini hissediyordum. Bu hayata alışmak zorundaydı. Gittiği her yer, giydikleri, tüm hayatı göz önünde olacaktı.

Araba durduğunda kapıların açılmasını bekledim. Önümüzde yükselen bembeyaz yalıyı gördüğümde mutlulukla gülümsedim. Burayı ilk gördüğümde büyülenmiş ve sahiplerini güçlükle ikna edip satın almıştım. Arabadan inip Amelya’nın da yanıma gelmesini sağladım. Büyüleyici gözleri yalıda gezinirken, belini sarıp kulağına fısıldadım.

“Evine hoş geldin, Amelya.”

***

Amelya…

Büyüleyiciydi. Bembeyaz duvarları ve ihtişamlı görünüşüyle soluk kesici bir binaydı. Büyük sütunlarla çevrili merdivenleri ve büyük bir cam kapısı vardı. Yan kısımlarındaki geniş pencerelerinden yansıyan güneş ışıklarıyla gözlerimi kamaştırıyordu. Bakışlarım şaşkınlıkla üzerinde gezindi. Daha önce böyle bir yer görmemiştim. Yaşadığım konaktan başka bir yer görmemiştim aslında. Belimi saran kollara tutundum ve sözlerine gülümseyerek karşılık verdim.

“Burası çok güzel, Genco…”

“Senin kadar değil… Bu yalı senin mihrin,” demesiyle arkama döndüm. Gözlerim şaşkınlıkla büyürken, büyük ve güçlü elleri ellerimi sardı. Başımı hayır anlamında salladım.

“Kabul edemem, Genco! Burası senin ailenin evi!”

Beni kendine çekerken etrafındaki adamlara işaret etti. Her biri bir adım geri çekilirken kara bakışları tekrar bana döndü.

“Benim ailem artık sensin, güzelim. Hem bu ev tamamen benim alın terimin karşılığı.”

Bilmiyordum. Ne iş yaptığını, neleri sevdiğini bilmiyordum. Onun hakkında bildiklerim o kadar kısıtlıydı ki… Ancak öğrenmek için delice bir istek vardı içimde. Onunla ilgili her şeyi bilmek istiyordum.

“Gel, bakalım içerisini de beğenecek misin?”

Elimi tutup beni çekiştirdiğinde onun ardında sürüklenmeye başladım. Şefkatiyle sarmalanmak ve gölgesine sığınmak mutlu ediyordu beni. Korkmuyordum onun yanında. Rüzgârında savruluyor ve kollarında hayatı adım adım öğreniyordum. Büyük cam kapıdan girdiğimizde, hemen ileride sağa ve sola yerleştirilmiş mermer merdivenleri gördüm. Büyük bir avize yüksek tavandan sarkarken krem rengi duvarları tablolar süslüyordu. Bakışlarımı çevirdiğimde ileride dört kadının yanında yer alan dadımı gördüm. Hayal gördüğümü sanarak gözlerimi kırpıştırıp tekrar baktığımda dadım aynı yerde duruyordu.

“Dadı!” diye seslendim. Gözlerim yaşlarla dolarken, özlemle bana açılan kollarına koşarak sıkıca sarıldım. Buradaydı. Dadım burada, benim yanımdaydı. Evimdeydi. Ne kadar özlemiştim. On sekiz yıldır, yani doğduğum günden beri hiç ayrı kalmamıştım ondan. Kokusunu içime çektim.

“İyi ki geldin, dadı! Çok özledim seni!”

“Ben de, kuzum… Ben de çok özledim! Genco Ağa çağırınca koştum geldim!”

Genco’nun adını duyduğumda şaşkınlıkla ayrıldım kollarından. Dadımı Genco mu çağırmıştı sahiden? Benim için?

“Hani ağa demeyecektin, dadı?”

“Peki, Genco oğul.”

Dolan gözlerimle yakışıklı yüzüne baktığımda, gülümseyerek omuzlarını silktiğini gördüm. Birkaç adımda yanına yaklaşıp boynuna sarıldığımda fısıldadım.

“Teşekkür ederim, Genco. Çok… Çok teşekkür ederim…”

Kollarıyla sıkıca sarıp saçlarıma beni yakan öpücüklerinden birini kondurarak fısıldadı. “Senin mutlu olman için her şeyi yaparım, güzelim.”

Ardından geri çekildi. Belimdeki elini çekmeden karşımızdaki dört kadına döndü.

“Karım ve bu evin hanımı Amelya Uluhan’dır. Sözleri benim sözüm kadar değerli olacak sizin için. Ne isterse ikinci kez tekrarlaması gerekmeden yerine getirilecek.”

Lalezar yanımızda belirdiğinde, diğer eliyle omzuna sarıldı. “Kuzenim Lalezar’ı tanıyorsunuz zaten. O da artık bizimle kalacak.”

“Hoş geldiniz, Amelya Hanım… Lalezar Hanım…” dediklerinde gülümseyerek başımı hafifçe eğip karşılık verdim.

Topuklu ayakkabıların tok sesiyle başımı kaldırdığımda merdivenlerde yabancı bir kadın gördüm. Siyah, fazlasıyla kısa bir elbisenin içerisinde kumral saçlarıyla kendinden emin bir tavırla bize doğru geliyordu. Bu kadının benim evimde ne işi vardı? Elim Genco’nun göğsüne uzanıp bakışlarımı yüzüne çevirdim. Gülümsüyordu. O kadına gülümsüyordu. Gözlerim dolarken karşımdaki kadının sesini duyunca ona döndüm.

“Genco Bey, hoş geldiniz. Tam zamanında geldiniz.”

Ne zamanından bahsediyordu bu kadın? Dolan gözlerimi kırpıştırdım.

“Hoş bulduk, Ece Hanım. Her şey hazır mı?”

“Evet, istediğiniz gibi hazırlandı. Buyurun, birlikte çıkalım isterseniz?”

Neden bahsettiklerini anlayamıyordum. Genco’nun belimi saran elinin baskısı arttığında ona döndüm.

“Gerek yok, Ece Hanım. Karıma sürprizimi onunla baş başayken kendim göstermek istiyorum.”

Çekik kahverengi gözleriyle bana bakan kadına gülümsemeye çalıştım.

“Merhaba, hanımefendi. Sizinle tanışmak çok hoş,” diyen kadının uzattığı eli sıktım.

“Merhaba,” demekle yetindim.

“Ben çıkıyorum o hâlde, Genco Bey. Holdingde görüşürüz.”

“Görüşürüz, Ece Hanım.”

Kadın çıkıp gitti. Ben de belimdeki eli artık beni daha da sıkı kavrayan Genco’ya döndüm.

“Güzelim, hadi gel benimle.”

Teklifine yanıt vermeden, yanımızda duran Lalezar’a dönüp dadımı işaret ettim.

“Lalezar, ben gelene kadar dadımla ilgilenir misin?”

“Tabii ki, yengeciğim. Asude teyze, gel, biz seninle birer kahve içip sohbet edelim.”

Dadımla birlikte ilerlediklerinde, Genco da elimi tutup merdivenlere doğru çekiştirdi beni. Üç kat yukarı çıktığımızda bana dönüp gülümsedi.

“Amelya…”

Ben de gülümseyerek boşta kalan elimle göğsüne dokundum.

“Genco’m…”

İnleyerek dudaklarıma ıslak bir öpücük bırakıp çekildi. “Genco’nun güzeli… Burası bizim… Yalnızca sana ve bana ait…”

Bulunduğumuz yere baktığımda gördüklerimle şaşkınlıkla aralandı dudaklarım. Fazlasıyla geniş olan bu katta yalnızca dört kapı vardı.

“Bizim mi?” dedim bakışlarım katta gezinirken.

“Evet, bizim. Yalnızca senin ve benim. Yani bize özel… İlerideki benim çalışma odam, onun yanındaki oturma odamız, karşıdaki kapı banyo… Odamızda bir banyo daha var ama yine de bir tane daha yaptırdım. Bu da yatak odamız…”

Yalnızca yatak odamıza girdik. Diğer odaları Genco’nun acelesi olduğu için hemen gezemedik.

Odamız muhteşemdi. Bir duvarı tamamen camdı ve muhteşem bir deniz manzarasına bakıyordu. Yuvarlak bir yatak camın yakınına kurulmuştu. Yatağa ilerledim. Dört köşesinde yükselen beyaz direklere bağlı tüllerle çevrelenmişti. Masal gibiydi. Yatağın çaprazında mavi renkte iki tane tekli koltuk yerleştirilmişti. Diğer yana çevirdim bakışlarımı. Bir kapı vardı ve banyoya açıldığını görebiliyordum. Kapının olduğu duvara aynalı bir makyaj masası yerleştirilmişti. Önünde minik bir puf, yanında aynayla kaplı bir şifonyer vardı. Beyazlara bürünmüştü her yer.

“Beğendin mi, güzelim?”

Gülümseyerek dönüp göğsüne yerleştirdim ellerimi. “Çok güzel, Genco. Çok beğendim.”

Elleri belimi sarıp dudaklarıma uzun bir öpücük kondurduktan sonra geri çekildi.

“Bir haftada bu kadar hazırlanabildi. Sen zevkine göre tekrar dekore edersin istersen.”

Şaşkınlıkla etrafıma tekrar baktım.

“Yeni mi yapıldı? Nasıl?”

“Seninle yeni başlayan hayatımızda eskiye dair bir tek iz istemiyorum, Amelya. O yüzden bu katta her şey yeniden düzenlendi. Tüm eşyalar yeni…” Elleri yüzümü sardı. “Yalnızca sen ve ben… Bizden başka kimse çıkmayacak bu kata. Seninle burada baş başa kalacağız ve ben sana her an özgürce dokunabileceğim…”

Ardından dudaklarını dudaklarıma kapadı. Öpücüklerine karşılık verirken yüzümdeki ellerini tuttum. Üst dudağımı çekiştirip emmeye başladığında ellerimin altındaki tişörtünü kavradım sıkıca. Birbirimizden uzaklaşınca, “Gitmem lazım, güzelim,” dedi.

Ondan ayrı kalmayı istemiyordum. Hep yanında olmak ve sıcak bakışlarını üzerimde hissetmek istiyordum. Üzüntüyle başımı sallayıp geri çekildim. Benden uzaklaşıp kapının ardında bulunan göremediğim bir yere girdi. Merakla peşinden gittiğimde kendimi dört bir yanı raflar ve askılıklarla çevrili bir odada buldum. Bir tarafta takım elbiseler, gömlekler ve tişörtler diziliyken diğer yanda elbiseler, pantolonlar, bluzlar, çantalar ve ayakkabılar vardı. Pantolonunu giyen ve ardından üzerine geçirdiği gömleğinin düğmelerini ilikleyen kocam, yanıma geldiğinde ona döndüm.

“Genco,bu elbiseler…”

Başını çevirip bana bakarak gülümsediğinde, “Hepsi senin, güzelim,” dedi.

“Ama benim kıyafetlerim vardı. Birlikte aldık ya… Bunlara gerek yoktu,” dedim şaşkınlıkla. O kadar çoktu ki… Hepsini giymem mümkün değildi.

Ellerini belime sarıp alnıma bir öpücük bıraktı.

“Benim olan her şey senin… Bunlar az bile…”

Bakışlarım elbiselerin üzerinde gezinirken, kalbimi sıkıştıran sözlerini fısıldadı.

“İç çamaşırı yok ama…”

“Ben Mardin’den aldıklarımızı getirdim,” dediğimdegözlerine bakmamak için direniyordum.

Başını boynuma gömdü ve kokumu içine çekerken adımı fısıldadı. “Amelya…” Kollarımı boynuna dolayıp saçlarına dokundum. Okşadığımda inleyerek birkaç öpücük daha kondurdu boynuma. Geri çekilip yüzümü ellerinin arasına aldı.

“Daha sonra eksiklerin olursa birlikte alırız.”

“Çok özleyeceğim seni.” Geri çekilip gözlerine baktım.

“Ben de… Ben de çok özleyeceğim…”

Dudaklarıma bir öpücük kondurup geri çekildi. Ceketini giyip kravatını boynuna yerleştirdi. Yıllardır yalnızca fotoğraflarda gördüğüm Genco Uluhan, gerçekten can yakacak kadar yakışıklıydı. Ben ona her baktığımda kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Giydiği takım elbise, sanki böyle bir şey mümkünmüş gibi, daha da görkemli olmasını sağlamıştı. Saçlarını eliyle karıştırarak aynada son kez kendine bakıp bana döndü. Yanıma gelip ellerimi tuttu.

“Sen de dinlen. Bugün çok yoruldun.”

Beni düşünmesi mutlu ederken, ondan uzak kalacak olmak canımı yakıyordu. Üzüntüyle başımı salladım. Yüzümü okşayıp dudaklarıma bir öpücük kondurdu.

“Seni yolcu edeyim.”

Bir öpücük daha verip fısıldadı.

“Hayır, sen arkamdan bakarken gidemem. Burada ayrılalım, güzelim.”

Boynuna sarılıp başımı yasladım. Soluğumu kesen kokusunu içime çekip fısıldadım. “Kendine dikkat et, olur mu? Ve bana çabuk dön…”

Belime sarılarak, saçlarıma bir öpücük kondurup geri çekildi.

“Tamam, güzelim. Akşam yemeğine yetişirim.”

Ardından dudaklarıma bir öpücük bırakıp gitti. O giderken içimde büyük bir sıkıntı doğdu.

*******

Merhaba sevgili okurlarım,

Sürpriz! 2 yeni bölüm sizlerle…

Yorumlarınızı bekliyorum.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!