26. Bölüm

“O nasıl?”

Kimi sorduğumu biliyordu dadım. İsmini söylememe gerek yoktu. Elindeki kahve fincanını önündeki cam sehpaya bırakıp yüzüme baktı. Söyleyeceği kelimeleri seçmeye çalıştığını görebiliyordum ama kısa bir an sonra sessizliği son buldu.

“İyi. Konaktan ayrıldığın günden beri keyifli görünse de seni özlüyor.”

“Yapma, dadı,” dedim alayla gülümserken. Kahve dolu fincanımı aramızdaki sehpaya bırakıp arkama yaslandım. “O küçük kız çocuğu değilim artık. Beni avutmana gerek yok.”

Yaşlı, her daim yumuşacık olan elleri ellerimi sarıp başını salladı. “Yalan değil, Amelya. Özlemini, sana olan hasretini gözlerinde gördüm…”

Ellerimi çekip kaşlarımı çattım öfkeyle. “Yanılıyorsun! Asla beni özlemez!Beni öldürmek istediği gecelerde hep sen engel oldun, unuttun mu?”

Sustu. Beni kâbustan farksız anılarımla baş başa bıraktı. Ağladığım ve ondan kaçmak için duvar dibine sığındığım karanlık geceler, haykırışlarım… Hepsi birbiri ardına zihnimde yeniden canlanmıştı. Dadımın beni korumak için siper olmaya çalışmaları… Her şey daha dün yaşanmış gibiydi ve hatırlamak bile canımı yakıyordu.

“Bu silahla almalıydım canını! Leyla gibi, anan gibi öldürmeliydim seni doğduğun o lanet gecede!”

Zihnime kazınan bu sözleri onun sesinden hatırladığımda irkilerek kendime geldim. Kollarım bedenimi sararken gözlerimi kırpıştırdım.

“Benim buraya gelmemi en çok o istedi. Gebe kaldığında sana yardım etmem gerekeceğini ve bebek doğduğunda yanına geleceğini söyledi.”

Duyduğum sözler içimdeki öfkeyi katlıyordu. Sesimin ani yükselişine engel olamadım.

“Bebeğim neden onu bu kadar ilgilendiriyor, dadı? Onu kollarına vereceğimi mi sanıyor?”

“Yoksa… Gebe misin?”

Dadımın şaşkın yüz ifadesine ve sözlerine gülümsedim. Yanaklarım alev alırken uzanıp eline dokundum sevgiyle.

“Daha yeni evlendik. Ayrıca bebek için biraz zaman gerekmez mi?”

“Ah güzel kızım… Zamanı hiç belli olmaz. Kocan maşallah güçlü kuvvetli… Gözünü de ayıramıyor senden.”

Utançla kaçırdım bakışlarımı. Bana her dokunuşu tenimi yakıyordu. İçimdeki bambaşka bir kadını keşfetmemi sağlıyordu. Ancak henüz tam anlamıyla birlikte olmamıştık bile. Hâlâ bakireydim ve bunu dadıma söyleyemezdim.

“Bakın, size ne getirdim!”

Lalezar’ın sesiyle bakışlarımı kapıya çevirdim. Uzun pembe elbisesinin içerisinde çok tatlı görünüyordu. Onun bu neşeli hâllerini ve içtenliğini seviyordum. Sanki hep tanıyormuş gibiydim. Elinde küçük bir kutuyla yanımıza geldi.

“Bu nedir, Lalezar?”

Küçük kırmızı kutuyu bana uzatıp gülümsedi.

“Sana gelmiş.”

Şaşkınlıkla önce kutuya, ardından yüzüne baktım.

“Bana mı? Kim göndermiş?”

Kutuyu elime tutuşturup ellerini kenetleyerek heyecanla doğruldu. “Hadi, aç da görelim kimin ne gönderdiğini!”

Onun neşeli hâline gülümseyip kutunun kapağını araladım. Minik beyaz bir kart ve altında da bir telefon vardı. Merakla kartı alıp kalbimi delicesine çarptıran o sözleri okudum.

“Amelya,

Senden uzak olmak canımı yakıyor. Yüzünü, gözlerini göremediğimde sesini duymak istiyorum. Seni özledim…

Genco Uluhan…”

Yazdıklarını okuyunca gülümsedim. Notu defalarca kez okudum. Beni özlemişti. Duyduğum sesle bakışlarım kutuya çevrildi ve ekrandaki yazıyla ellerim titredi.

“Genco”

Heyecanla telefonu elime alıp yerimden kalktım. Merdivenlere yönelip yatak odamıza çıkarken avuçlarımdaki telefon çalmaya devam ediyordu. Son basamağa gelip özel katımıza çıktığımda açtım.

“Genco!” dediğimde soluk soluğaydım.

“Güzelim?”

Sesi telaşlıydı. Soluğumu düzenlemeye çalışıp yatağımıza oturdum.

“Neden geç açtın?”

“Dadımın ve Lalezar’ın yanındaydım. Onların yanında konuşmak istemedim.”

“Peki, şimdi neredesin?”

“Odamızdayım.”

Derin bir soluk alıp fısıldayarak konuşmaya başladı.

“Amelya… Seni özledim…” dediğinde, gülümseyerek gözlerimi kapadım.

Derinden gelen anlamsız bazı sesler işittim.

“Bir saniye, güzelim,” dediğinde kaşlarım çatıldı. Ne oluyordu? Anlayamıyordum fakat arka plandaki sesler az da olsa netleşmeye başladığında bunun bir kadına ait olduğunu fark ettim. Kimdi bu kadın? Yoksa bu sabah gördüğüm Ece Hanım mıydı? Hissettiğim öfke katlanırken onun yanında başka kadınlar olduğunu bilmek canımı sıkıyordu.

“Amelya? Şimdi kapatmam lazım. Sen dinlen. Akşam yanında olacağım.”

Kapanan telefonla gözlerimi kapayıp hissettiğim karmaşık duygularla yatağa uzandım.

Gözlerimi araladığımda üzerimdeki elbiseyle uyuyakaldığımı fark ettim. Güneş batmış ve odaya karanlık hâkim olmuştu. Gözlerimi ovuşturup tekrar açtığımda, yanımda gördüğüm güllerle şaşkınlıkla doğruldum yerimden. Onlarca mavi gülle bezeli bukete sarılıp onu kucağıma çektim. Öyle güzel görünüyorlardı ki… Şimdiye kadar hiç bu renkte gül görmemiştim. Eğilip kokusunu içime çektim. Üzerine iliştirilen küçük beyaz kartı gördüğümde yavaşça alıp okudum.

“Bu güller gözlerini hatırlattı bana. Güzel gözlerini… Yemeğe gelemiyorum. Evimizdeki ilk yemekte seni yalnız bırakmayı hiç istemezdim. En kısa zamanda yanında olacağım, güzelim.

Genco Uluhan”

Gelmediği için gözlerim hüzünle dolsa da onun düşünceli hâlleri kalbimi yakıyordu. Onun gibi yakışıklı ve düşünceli bir erkeğe sahip olduğum için çok şanslıydım.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!