27. Bölüm

Genco…

“Senin burada ne işin var?”

Karşımdaki kadının yüzüne bakarken güçlükle tutuyordum kendimi. Bir zamanlar teninde kavrulduğum ve sevdiğimi düşündüğüm bu kadına karşı şu an hissettiğim tek duygu öfkeydi. Katıksız bir öfke…

Elindeki ufak çantasını bırakıp yanıma geldi. Gömleğimin yakalarını kavrayıp kendini sert bir hareketle yasladı bedenime.

“Bevar’ın mesajımı sana ilettiğini düşünmüştüm,” deyip ardından dudaklarıma yaklaşarak fısıldadı. “Seni özledim, Genco. Çok çok özledim.”

Gömleğimi tutan ellerini yakalayıp uzaklaştırdım. Bedeni geriye doğru savrulsa da kısa bir an sonra toparladı kendisini.

“Ne özlemesinden bahsediyorsun, Hande? Biz ayrıldık!”

“Hayır… Ayrılmadık, sevgilim!”

Yüzümü sardı elleri. Nefesimi sıkıntıyla bırakırken, ela gözlerini gözlerime kenetlemeye çalışıyordu.

“Ben bir hata yaptım. Biliyorum ama seni kaybedemem. Affet beni lütfen… Bir şans daha istiyorum. Bizim için…”

Alaylı bir tavırla gülümsedim.

“Biz diye bir kavram yok artık! Sen ve ben varız! Sen bana ait değilsin çünkü! Ben de sana ait değilim!”

Kaşlarını çatıp ellerini yüzümden çekti. Dokunuşları beni rahatsız ediyordu. Gömleğimin kol düğmelerini düzeltirken, duyduğum sözleriyle bakışlarımı ona çevirdim.

“Kim o kadın? Kime aitsin?”

“Artık her şeyimle karıma aitim!”

“Gazetelerde adı geçen o ucube mi? Adı neydi? Ah, Amelya!” demesiyle kaşlarım çatılırken, hırsla kolunu kavradım.

“Karım hakkında doğru konuş yoksa seni pişman ederim!”

Dudakları şaşkınlıkla aralanırken fısıldadı.

“Sen… Ona âşık mısın?”

Sorduğu soruyla duraksadım. Kalbim dururken soluğum kesildi. Aşk? Amelya’ya duyduğum hislerin adı bu muydu? Onu delicesine istememin, kıskanmamın nedeni aşk mıydı? Evet, karımdan etkileniyordum. Onu özlüyor, her an onu düşünüyordum. Ancak aşk bu kadar hızlı ve zamansız olabilir miydi? Onu ilk gördüğümde gözlerine tutulmuştum. Kokusunu duyduğumda, tenine dokunduğumda ona mühürlenmiştim. Ama kalbim… O ne hissediyordu?

Bakışlarımı karşımdaki kadının yüzüne çevirip kararlılıkla baktım. Hissettiklerimin karmaşasını ona belli etmeye niyetim yoktu. O yüzden, “Evet,” dedim. “Karıma âşığım…”

Gözleri doldu. Ardından kolunu çekti. Sözlerimin onu bu denli etkilediğini görmek doğru yolda olduğumu hissettiriyordu.

“Bana bir kez bile sevdiğini söylemedin ama o kadına âşıksın, öyle mi?” dediğinde sustum.

“Benim gibi mutlu edebiliyor mu seni peki?”

Bu sözlerin ardından bakışlarımı yüzüne yönelttim.

“Çık odamdan! Bu şirkette de benim hayatımda da yerin yok artık!”

“Gidiyorum!” dedi çantasını almadan önce. Yüzüme baktığında gözlerinden bir damla yaş akarken fısıldadı. “Ama senden vazgeçmeyeceğim, Genco! O kadının koynundan çıkıp yine bana geleceksin!”

“Defol!”

Sesim odada yankılanırken Bevar da aynı anda kapıyı açtı. Hande hızla odadan çıkarken masama yöneldim. Yorgun bir hâlde kendimi koltuğuma bıraktığımda dostumun endişeli bakışları üzerimde geziniyordu.

***

Uluhan Golden’dan çıktıktan sonra holdinge geçtim. Saatler süren toplantılara girerken, biriken işleri toparlamak için çalışacağım ekibi yeniden kurmayı hedefliyordum. Saat akşam dokuza yaklaşırken masadakilere bakıp yerimden kalktım.

“Raporları hazırlarsınız ve yarın öğleden sonra toplantıda tekrar üzerinden geçeriz.”

Hepsi teklifimi kabul edip masadan kalktı. Odadan teker teker çıkarlarken Bevar’a döndüm. “Eve gitme zamanı, Bevar.”

“Çok yoruldun, Ağam.”

Omzumu silkip boynumdan sarkan kravatı çekerek adamlarıma uzattım. Onlar eşyalarımı toplarken Bevar’la asansöre yöneldim.

“İşlerin onda birini bile daha toparlayamadım, Bevar. Yapılacak o kadar çok şey var ki…”

Açılan kapıdan kabine binerken özlemle bir nefes aldım. Tek istediğim eve gitmek ve güzelime sarılabilmekti. Tenine dokunmak ve kokusunu özgürce içime çekmek istiyordum. Beni yemeğe beklemişti ve gelmediğim için üzülmüş olmalıydı. Gönderdiğim güller onu mutlu etmiş miydi? Yoksa bana kızgın mıydı? Güzel gözleri zihnimde canlanırken özlemle gözlerimi yumdum.

***

Yalıya geldiğimde sessizlik hâkimdi. Işıkları Boğaz’ı kıskandırıyor, bembeyaz duvarları pırıl pırıl parlıyordu. Bu yalıyı ilk aldığım zamanki hâline kıyasla muhteşem görünüyordu. Eski sahipleri ona bakmak yerine terk etmiş ve anılarla dolu bu güzel yalıyı hiç umursamadan satmaya karar vermişlerdi. İlk defilem sektörde yankı uyandırmış ve aldığım siparişlerle şirketimi büyütmeden önce bu yalıyı almaya karar vermiştim. Daha sonra da şirketimi büyütmüş ve küçük atölyemi şu anda yirmiden fazla tasarımcının çalıştığı kocaman bir mekân hâline getirmiştim. Bugün Amelya’yı burada, yalının önünde gördüğüm an, “İyi ki burayı almışım!” diye düşündüm. Güzelim buraya ışık katmış, masumiyetini perçinlemişti. Buraya yuva sıcaklığı getirmişti. Hissediyordum… Çocuklarımız bu yalıda büyüyecekti.

İkimiz için hazırlattığım kata yöneldim ve hızlı adımlarla merdivenleri çıktım. Tek istediğim kadınıma kavuşmaktı. Katımıza geldiğimde yatak odasına doğru ilerleyip hızla kapıyı açtım. Oradaydı. Camın önünde duruyordu. İncecik belini saran buz mavisi bir gecelik vardı üzerinde. Kuzguni siyah saçları sırtından dalga dalga dökülüyordu. Güçlükle yutkundum. Önünde bulunduğum kapıyı hızla kapatıp arkama döndüğümde yüzünü bana dönmüştü. Ondan uzak kalmaya dayanamayarak bir adım attığım anda, koşar adımlarla bana yaklaşıp boynuma sarıldı.

“Genco!”

Kokusu ciğerlerime dolarken özlemle yumdum gözlerimi. Ellerim önce incecik belini buldu. Tenini tenime katmak istercesine sardım. Saçlarına öpücükler kondururken fısıldıyordu.

“Çok… Çok özledim, Genco!”

Yüzünü bana çevirdiği an inleyerek dudaklarına kapandım. Dudaklarımızı ayıramıyordum. Önce üst dudağını çekiştirip emdim. Ellerimle kalçalarını kavrayıp kucağıma aldığımda bacaklarını belime sardı. Biraz geri çekilerek güzel gözlerini açmasını bekledim. Hayranı olduğum gözleri gözlerimi bulduğunda soluk soluğa konuşuyordum.

“Amelya…”

Gülümseyip soluk soluğa boynuma gömdü dudaklarını. Saçlarına öpücükler kondururken tekli koltuğa yürüdüm. Onunla birlikte oturduğumda geri çekildi. Elleri saçlarımda gezinirken fısıldadı.

 “Yorgun görünüyorsun,” dediğinde gülümsedim.

“Hem de çok… Bir duş alıp kokunla uyumak istiyorum.”

Ayrılmadan dudaklarına bir öpücük kondurup kalkmasına yardım ettim. Vazonun içerisinde gündüz gönderdiğim gülleri gördüğümde gülümsedim.

“Beğendin mi?” diye sordum.

“Çok… Çok güzeller…”

“Güllerin her renginin bir anlamı olduğunu biliyor musun, Amelya?” dediğimde başını salladı.

“Öyle mi? Bilmiyordum. Peki, ya mavi güllerin anlamı ne?”

Yavaşça yaklaşıp küçük çenesini kavradım.

“Onu da sen bul…”

***

Amelya…

“Neden üzgünsün, Amelya?”

Lalezar’ın sözleriyle eşsiz Boğaz manzarasındaki bakışlarımı ona çevirdim. Gülümsemeye çalışsam da başaramıyordum.

“Genco…” dedim özlemle.

“Yoksa ağabeyimle kavga mı ettiniz?”

Başımı hayır anlamında sallayarak tekrar Boğaz’a çevirdim bakışlarımı. “Hayır, on gündür yüzünü göremiyorum ki. Gece çok geç geliyor. Sabah da ben uyandığımda gitmiş oluyor.”

“Çok yoğun çalışıyor. Holdinge ve şirketine aynı anda yetişmeye çalışıyor. Yedi Aşiret de var tabii…”

“Özlüyorum…”

Lalezar’la gün geçtikçe daha yakın oluyorduk. Onun yanında artık daha rahat hissediyordum kendimi. İlk arkadaşımdı. Elimi tutup neşeyle gülümsedi.

“O zaman bu özleme son verelim. Holdingde mi, şirkette mi öğrenip yanına gidelim. Hem ben de Bevar Bey’i bir kontrol edeyim. Malum o da beş gündür ortada yok.”

Heyecanla kalktım yerimden.

“Gerçekten gidebilir miyiz? Kızmaz mı Genco?” diye sordum.

“Kızmaz, yengeciğim. Hem korumalar yanımızda olursa bir şey demez.”

“O zaman ben hazırlanayım,” dedim merdivenlere yönelirken. Ne giyeceğimi düşünürken,  bir yandan da Genco’yu görebileceğim için içimden taşacak kadar büyük bir mutluluk hissediyordum.

“Ağabeyimi çıldırtacak şeyler giyme, yengeciğim. Ya da giy… Giy de herkes patroniçelerinin güzelliğini konuşsun.”

Gülümseyip odamızın olduğu kata yöneldim. Yatağımızı gördüğümde özlemle içimi çektim. Gecelerdir bu yatakta tek başıma uyuyakalıyor ve sabahları tek başıma uyanıyordum. Her sabah Genco’nun benim için bıraktığı güzel notlar ve mavi bir gül buluyordum başucumda. Ama yetmiyordu… Onu görmeyi istiyordum. Kara gözlerini üzerimde hissetmek istiyordum. Teninin sıcaklığını hissetmek ve kokusunu duymak istiyordum. Giyinme odamıza yöneldim. Ne giyeceğime bir süre karar veremedim. Mavi straplez elbiseyi gördüğümde gülümseyerek elime aldım. Bu renk gözlerimi ortaya çıkaracaktı. Lalezar’dan öğrendiklerim sayesinde artık kıyafetlerimi kendim birbirine uydurabiliyordum. O buna, kombin yapmak, diyordu. Askıları görüneceği için sütyenimi çıkardım. Elbiseyi üzerime geçirip aynanın karşısına geçtim. Belime oturan elbisemin etek kısmı yere kadar uzanıyordu. Odadaki aynalı dolabın önünde duran tarağımı alıp saçlarımı taradım. Parfümlerden çiçek kokulu olanı seçip yine Lalezar’dan öğrendiğim gibi boynuma, saçlarıma ve elbiseme sıktım. Sandaletlerimi giyip hızlı adımlarla merdivenlerden indim.

“Aklım sizde kalacak, kuzum,” diyen dadımın endişeli yüzüne bakarak gülümsedim.

“Yanımızda korumalar olacak, dadı. Hem Genco’nun yanına gidiyoruz.”

“Varır varmaz arayın beni. Dikkatli olun.”

Yanaklarını öpüp ellerini tuttum.

“Tamam, dadıcığım.”

“Hadi, Amelya!”

Arabaların yanında bekleyen Lalezar’a doğru yürüdüm. Siyah cipe yerleştik. Lalezar bir yandan adamları tembihliyordu.

“Uluhan Golden’a, ağabeyimin yanına gidiyoruz. Ona haber vermeyeceksiniz.”

“Lalezar Ağam…” diye söze giren şoför koltuğundaki adamın itirazlarını durdurdu.

“Bu bir rica değil.”

Adam başka bir şey demeden başını sallayıp arabayı çalıştırdı.

Arabalar durduğunda başımı cama çevirdim. Camlarla kaplı iki katlı bir binanın önündeydik. 

“Geldik.”

Gülümseyip arabadan indim. Önümdeki binada yazan Uluhan Golden yazısına bakıp derin bir soluk aldım. Korumaların bir kısmı önümüzde, bir kısmı arkamızda binaya girdik. Bizi görenler başlarını eğiyor, selam veriyor ve merakla beni inceliyorlardı. Bu durumdan fazlasıyla rahatsız olduysam da kendimi rahatlatmaya çalıştım. Derin soluklar alırken bakışlarımı beni izleyen gözlerden kaçırıyordum.

“Hoş geldiniz, Lalezar Hanım.”

Oldukça kısa siyah elbisesiyle bizi karşılayan sarı saçlı kadını inceliyordum. Kaşlarım çatılırken onun gibi onlarca kadının kocamın etrafında geziniyor olduğunu bilmek canımı yakıyordu.

“Hoş bulduk, Yağmur. Seni Genco ağabeyimin eşi Amelya ile tanıştırayım.”

“Ah… Öyle mi? Hoş geldiniz, Amelya Hanım. Sizinle tanışmak çok büyük bir mutluluk benim için.”

Uzattığı elini sıkıp başımı salladım yalnızca. Lalezar, “Ağabeyime haber vermeyin. Eşi sürpriz yapacak,” dedi.

“Tabii, buyurun.”

Uzun bir koridordan ilerleyip arkadaki daha büyük bir alana açılan kısma girdik. Arkamızdan başlayan fısıldaşmaları duyuyordum. Kadınlardan uzaklaştığımızda Lalezar’a döndüm.

“Neden söyledin, Lalezar?”

“O, holdingin ayaklı gazetesi, yani baş dedikoducusu, yengeciğim. Biz ağabeyimin yanına varmadan herkes senin kim olduğunu öğrenmiş olacak. Ayrıca o ve diğerleri birer tehlike… Ben de o ve onun gibileri geri püskürttüm.”

Sözleriyle neşeli bir kahkaha savruldu dudaklarımdan. O an ilk kez girdiğim bu yeri bile inceleyememiştim. Adamlar iki kanatlı kapıyı araladığında karşımıza çıkan yerde siyah ve beyaz masalarda çizimler yapan onlarca insan vardı. Her biri önlerindeki kâğıtlara o kadar dalmışlardı ki bizi fark etmemişlerdi bile. Hepsi birbirinden genç ve fazlasıyla sıra dışı görünüyordu. Ön tarafta gördüğümüz insanlara hiç benzemiyorlardı.

Merdivenlere yönelen Lalezar’ın peşinden ben de çıktığımda uzun bir koridora girdik. Karşılıklı dizilmiş dört odayı geçtiğimizde, koridorun sonunda oldukça büyük bir masanın başında oturan sarışın bir kadını buldu bakışlarım. Bizi gördüğünde ayağa kalkmış ve gülümseyerek karşımızda durmuştu. Bu binadaki herkes neden sarışındı? Aşağıdaki kız gibi üzerinde siyah bir elbise vardı. Tek farkı gösterişli dekoltesiydi. Öfkeyle derin bir soluk aldım. O an konuşulanların farkında bile değildim.

Lalezar koluma dokunup, “Bevar odasındaymış. Ben onun yanına gidiyorum, yengeciğim. Sen de ağabeyime sürpriz yaparsın. Baş başa kalın biraz,” dedi.

Başımı salladım. Lalezar arkamızda bıraktığımız odalardan birine kapıyı bile çalmadan girdi. Onun bu deli hâllerine gülümseyip karşımdaki kadına döndüm. “Kocam içeride mi?”

“Evet, Amelya Hanım.”

Başımı sallayıp kapıya yöneldim. Çalmadan yavaşça kapıyı açıp içeri girdim. Odaya girdiğimi fark etmemişti. Kahverengi, ahşap bir masanın başındaydı. Önündeki kâğıtlara elindeki kalemle çizim yapıyordu. Onu ilk kez böyle görüyordum. Saçları karışmış, kravatını çıkarmış, gömleğinin ilk düğmelerini açmış ve esmer teni görünüyordu. Özlemle içimi çektiğimi duyup başını hızla kaldırdı. Beni gördüğünde kısa bir şaşkınlık yaşadı. Gözlerini kırpıştırdı. Ardından tekrar yüzüme bakıp yerinden hızla kalktı. Aramızdaki mesafeyi kapayıp beni kollarına aldı.

“Amelya’m? Gerçekten buradasın! Hayal sandım…”

Gülümseyip kollarımı boynuna sardım. Belimi saran kollarını daha da sıkı sardı. Saçlarıma öpücükler konduruyordu.

“Genco’m…” dedim gözlerimi özlemle kaparken. Onun kollarındayken tamamlanmış hissediyordum kendimi.

“Genco’nun güzeli…” diyerek başını geri çekip dudaklarıma kapandı. Özlemle ve tutkuyla birbirimizi öperken üst dudağımı ısırarak çekiştirdi. İnleyerek karşılık verdiğimde belimdeki ellerini kalçalarıma kaydırdı. Sıkıca kavrayıp kendisine çekti. O kadar hızlı ve sert öpüyordu ki… Yetişmekte güçlük çekiyordum. Kalçalarımdaki elleriyle beni kaldırdığında ben de bacaklarımı beline sardım. Dudaklarımı ağzının içine alıp emmeye başladı. Burada, odasında bu hâlde olmamıza inanamasam da karşı koyamıyordum. Koltuklardan birine oturduğunda geri çekildim. Soluk soluğaydık ama elleri hâlâ kalçalarımdaydı.

“Genco… Biri gelecek…”

Gözlerim kapıya kaydığında başını salladı.

“Ben izin vermeden kimse giremez buraya,” dediğinde rahat bir soluk aldım.

“Çok özledim, Amelya…”

Ellerinden biri straplez elbisemin yakasını çekiştirdi. Dudaklarını hızlıca dudaklarıma kapadığında soluk alamadım. Soluk soluğa birbirimizden ayrıldığımızda alnını alnıma yasladı. 

Saçlarına ulaştı parmaklarım. Onun bana bu denli şefkat dolu ve tutkuyla yaklaşması kalbimi sıkıştırıyordu. Hiç hissetmediğim bu duyguları hissetmek beni şaşkına çeviriyordu. Mutluydum… Hayatımda ilk kez mutlu olduğumu hissediyordum.

“Hep böyle olsun, Genco…”

Çalan kapıyla irkilerek kucağından kalktım. Belimden tutup beni kendine çekti. Elbisemi çekiştirip göğüslerimi kapattı. Saçlarımı düzeltti. Utançla gözlerimi kaçırdığımda bileğimi tutup arkasına çekti. Sağ elim belini sardığında, diğer elim avucundaydı.

“Gel!”

Odaya giren sekreter olduğunu öğrendiğim kadın, bana kısa bir bakış atıp kocama baktı.

“Genco Bey, Koreograf Yahya Ceyhan geldi. Bay Josh bugün yok, biliyorsunuz. Janset ile birlikte Victoria Secret tasarımcılarıyla görüşmeye gittiler. O yüzden, Yahya Bey sizinle defilenin baş mankeni hakkında görüşmek istiyor.”

“Tamam, geliyorum.”

Başını sallayıp tekrar bana bakarak odadan çıktı. Kapı kapandığında rahat bir soluk aldım.

“Anladı, Genco…”

Bana doğru dönüp belimi sardı.

“Neyi, bebeğim?”

“Genco…”

Söyleyemiyordum. Dudaklarıma bir öpücük kondurup fısıldadı.

“Anlasın! Tüm dünya senin benim kadınım, karım olduğunu anlasın! Hadi gel, seni Yahya ile tanıştırmak istiyorum.”

Tekrar bana bakıp elbisemi kontrol etti. Odadan çıktığımızda boştaki eliyle terden ıslanan saçlarını karıştırıyordu. Sağdaki ilk kapıdan girdiğimizde, uzun boylu sarışın bir adamı masanın başında otururken gördüm. Beyaz yırtık tişörtü, ensesine kadar uzanan saçlarıyla şimdiye kadar gördüğüm erkeklerden çok farklıydı. Genco’nun elimi tutan elini kavradım. Beni gördüğü anda ayağa kalkıp bağırdı.

“Baş mankeni bulduğunu neden söylemedin, patron? Bu sezon Victoria Secret ile ortak bir defile düşündüğünü söylemiştin! Vücudu çok iyi, göğüsleri de!”

***

Genco…

“O sözünü sakın bitirme, Yahya!”

Amelya’yı arkama çekerken öfkemi kontrol edemiyordum. Benim karımdan bahsediyordu. Benim kadınımdan…

“Neden bağırıyorsun, dostum? Mankenleri hep ben seçerim, bu senin kararındı.”

Haklıydı. Ona bu yetkiyi ben vermiştim. Hem defilenin koreografisi hem de mankenlerin seçimi onun göreviydi.

“Yahya, sus!”

“Düğün gecesi koreografisine çok yakışacak. Özellikle gözlerini ön plana çıkarmalıyım. Çıplak ayak olmalı… İlk gece gibi… Özel bir tasarım olmalı giyeceği iç çamaşırları… Bembeyaz, seksi ve masum. Günaha çağırır gibi…”

İşte bu benim için son nokta oldu. Amelya’nın elini bırakıp öne atıldım. Sağ yumruğumla yanağına yakın bir noktaya vururken bağırdım.

“O benim karım lan! Karım!”

Yahya’nın acı dolu haykırışı ve Amelya’nın çığlığı peş peşe yankılanırken, odaya giren Lalezar ve Bevar ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Yerde uzanan adama baktım. Yanağı ve gözü kızarmaya başlamış, acıdan resmen inliyordu.

“Neler oluyor burada?”

Lalezar’ın sesiyle ona döndüm.

“Yok bir şey!”

“Olmayan bir şey için mi adamı dövdün, ağabey?”

Bevar, Yahya’yı kaldırmaya çalışırken Lalezar, Amelya’yı kollarıyla sardı. O an güzelimin varlığını hatırladım. Öfkem durulmaya başlarken endişeyle yüzüne baktığımda güzel gözleri yaşlarla dolmuştu. Başı eğikti ve doğrulmaya çalışan Yahya’ya bakıyordu. Kıskandım. Onun başka bir adama bakışlarının değmesi deli etti beni. İlk defa hissettiğim kıskançlık tüm bedenimi yaktı. Durduramadım. Elimi uzattım. Önce elime, ardından yüzüme baktı.

“Gel benimle!” dedim öfkeyle.

Başını olumsuz anlamda sallayarak Lalezar’ın kollarına sığındı. Benden korkuyor muydu? Bu düşünce öfkeyle dolmama neden olsa da sakin durmaya çalıştım.

“Amelya! Gel benimle!”

Yüzüme bakınca bu kez pes etti. Titrek elini uzattığında hızlıca kavrayarak arkama çekip odadan çıktım. Kendi odama hızlı adımlarla yöneldim. Sekreterim merakla bizi izlerken umursamadım. Odama girip kapıyı kilitledim. Amelya elimi bırakarak kollarıyla kendini sardı. Kendisini benden korumaya çalışır gibiydi. Benden… Ona hayatını açan ve mutluluğu için her şeyi yapan, yapacak olan benden korkuyordu. Buna izin veremezdim. Yüzüne dokunmak istediğimde buna izin vermedi. Hızla geri çekti kendini. Havada kalan ellerimi saçlarımdan geçirdim. Sakin olmaya çalıştım.

“Güzelim…”

“O adama vurdun, Genco!”

Yüzüme bakmadan konuşuyordu. Çenesini kavrayıp gözlerimizi birleştirdiğimde titriyordu.

“Evet! Evet, vurdum. Senin için neler söylediğini duymadın mı?”

“O adam senin arkadaşın değil mi?”

“Kim olursa olsun, benden başka kimse sana o gözle bakamaz! İzin vermem!”

Gözlerini kaçırıp fısıldadı.

“Sen de onun gibisin…”

Kaşlarım çatıldı. Kimden bahsediyordu?

“Ne?”

“O da şiddetle çözerdi her şeyi. Sadece o önemliydi. Kendi istekleri, kendi duyguları… Ben ne isterim, ne severim umursamadı.”

Hayal kırıklığı… Hissettiğim kocaman bir hayal kırıklığıydı. Beni nasıl ihtiyarla kıyaslardı! Ben şimdiye kadar her şeyi onun için yapmıştım! Ailemi bile karşıma almıştım! Küçük çenesini bırakıp elimi kaldırdığımda, hızlıca kendini çekerek elleriyle yüzünü kapatıp geri geri adımlar atmaya başladı.

“Yapma!” dediğinde şaşkınlıkla onu izledim. Ne yapmaya çalışıyordu?

“Vurma!” diye fısıldadığında yumruklarımı sıktım tüm gücümle. Bunu nasıl düşünürdü? Ona vuracağıma, ona zarar vereceğime nasıl inanırdı? Ancak bundan önce beni, dedesiyle aynı kefeye koyuşu daha ağır bastı düşüncelerimde.

“Dedenle aynı adamım, öyle mi? Onun kadar bencil, eli kanlı ve merhametsiz bir adamım?”

Sözlerimi duyduğunda ellerini yüzünden ayırdı. Sanki koca bir rüyadan uyanıp yeni kendine gelmiş gibi irkilerek yüzüme baktı. “Genco…” dediğinde durdum.

“Karımı yarı çıplak o defileye çıkarmayacağım için buna layık görülüyorum, öyle mi?”

Gözleri dolarken titreyen sesiyle bana ilk kez bağırdı. “Bana sorabilirdin! Fikrimi sorabilirdin! Bu benim hayatım!”

“Senin hayatın, öyle mi?” dedim acıyla gülümseyerek. “Hâlâ biz olamamışız. Özür dilerim, Amelya. Bundan sonra hayatına karışmayacağım. Özgürsün!”

Sözlerimle şaşırmıştı. Yaşlarla dolu gözleriyle yüzüme baksa da umursamadım. Kilidi çevirip kapıyı açtım. Dakikalarca önce tutku dolu anlar yaşadığım bu odadan şimdi canım yanarak çıkıyordum. Ayakta beni bekleyen sekreterime döndüm.

“Bütün toplantılarımı iptal et!”

“Bakan Bey ile iki saat sonra toplantınız var, Genco Bey.”

Bakan kolejden arkadaşımdı ve beni kırmazdı. O yüzden düşünmedim bile.

“İptal et ve Cem’e telafi edeceğimi söyle.”

Ardından Yahya’nın olduğu odaya yürüdüm. Tek istediğim bir an önce buradan çıkmaktı. Yoksa kendimi durduramayacaktım. Odaya girdiğimde Lalezar, Yahya’nın gözüne buz tutarken Bevar söyleniyordu.

“Bana ver şunu! Ben yaparım!”

“Az önce canı yandı! Nasıl bastırdıysan…”

Onların yine birbirleriyle uğraşan hâllerini gördüğümde müdahale ettim. Yoksa akşama kadar devam edeceklerdi.

“Bevar, gidiyoruz!”

Yahya yerinde doğrulmaya çalıştı. Yanına gidip kolunu tuttum.

“Hadi Yahya!”

“Ben gelmiyorum, Genco Bey,” dedi kolunu çekiştirirken.

“Bana kapris yapma boş yere. Daha fazlasını hak ettin,” dedikten sonra Lalezar’a döndüm. “Amelya’yı da alıp yalıya dön.”

Ardından hiç beklemeden Yahya ve Bevar ile ayrıldım odadan. Onun beni izlediğini hissediyordum ancak geri dönmedim.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!