27. Bölüm

Gözlerini açtığında kısa bir süre önce taşındığı boğaz manzaralı çatı katı dairesinde olduğunu zannetti. Oysa sadece bir bavula sığdırdığı mazisiyle geldiği İstanbul’da kalacak bir evi, tanıdığı kimsesi yoktu. Yapayalnız girdiği savaşta yara bere alsa da başardı. Babasının güzel gözlü Gazel’i güçlü bir genç kadın oldu. Defileler ve yüzü olduğu markalarla yaptığı iş anlaşmaları ona istediklerini kısa sürede sundu. Ancak Gazel diğer mankenlerin aksine kazandıklarını gereksiz yere harcamaktan kaçınıp, yarınları için biriktirmeyi seçti.

Üzüm bağlarından gelen rüzgarı hissettiğinde çiftlikte olduğunu hatırladı. Onun evindeydi. Yabancı bir yerde hissetmiyordu artık kendini. Ayağındaki alçının izin verdiği ölçüde gerindi. Eli sert bir kumaşa değdiğinde irkildi. Parmaklarıyla kavrayıp, kendine doğru çekti. Hafifçe havaya kaldırıp yüzüne yaklaştırdı. Dün gece hırsla üzerinden çıkardığı elbise olduğunu fark ettiğinde şaşırdı. Yere attığına emindi. Üstelik gece boyunca uyanmamıştı. Peki elbise nasıl yatağına gelmişti.

Gördüğü rüya ve Kenan’ı anımsadığında gözleri daldı. Parmak uçlarının değdiği kumaş değil onun teniydi sanki. Sakalları, sıcaklığı öylesine gerçekti ki… Bir rüya kadar puslu değildi. Başını boynuna gömdüğünde hissettiği kokuyu odaya dolan rüzgarla yeniden duyduğunda ürperdi. Başını çevirip cama çevirdiğinde, camın hemen önündeki kanepedeki sureti gördü. Nefes alamadı. Yine bir rüyada mıydı? Gözlerini kapatıp tekrar açtı. Değişmeyen görüntüyle titredi bedeni. Gerçekliğini kavrayabilmek için kalçasını çimdikledi. Hissettiği acıyla inledi. Şaşkınlıkla doğruldu. Üzeri çıplak, altında koyu renk bir pantolonla uzanıyordu. Hızlıca kendi haline baktı. Kayan sütyeni ve küçük külodunu gördüğünde elbiseyi bırakıp, kollarını hızlıca sardı çıplak bedenine. Bu halini görmüştü. Alev alev yanan yanaklarına ellerini bastırdı. Birçok defileye daha seksi çamaşırlar giymiş olsa da utandı.

Yatağın üzerindeki örtüyü çekip göğüslerine sardı. Önce alçılı ayağını sonra diğerini yere indirdi. Yavaşça yerinden kalktı. Sadece birkaç adım ötesinde olan adama yürürken örtüyü tutmak için çabalıyordu. Koltuğun yanına çöktü. Saçları adamın yüzüne değdiğinde titreyen parmaklarını uzattı. Yavaşça dokundu yüzüne. Sıcaklığını ve gerçekliğini hissettiğinde iç çekti. Yanındaydı. Parmakları usulca sakallarına kaydığında yaşananlar gözlerinin önünde belirdi. Gözleri şaşkınlıkla büyürken, dudaklarından küçük bir çığlık savruldu. Rüya olarak adlandırdığı o anlar gerçekti. Adamın tenine dokunuşu, başını boynuna gömmesi, kokusunu çekişi, dudaklarının kenarına kondurduğu öpücük… Dudaklarına örttü parmaklarını. Hepsi, her an gerçekti. Neden böyle bir şey yapmıştı? Biçimli kaşları çatıldı. Onunla oyun oynamak mi istemişti? Bu yüzden mi aynı odadalardı? Uyanmasını beklerken uyuya mı kalmıştı? Elini yumruk yapıp omzuna vurmak için kaldırdı. Tam dokunacakken vazgeçti. Öyle masum uyuyordu ki… Kıyamadı. Elini usulca indirirken kafası karışmıştı. Sevgilisi olan bir adamın başka bir kadının odasında ne işi olurdu?

“Sevgili değiller.Öyle olsa Nurbanu’nun yatağında olurdu.”

Adamı tanımıyor olsa da onun kadınına ihanet edebilecek biri olmadığını biliyordu Gazel. Bu yüzden iç sesinin düşüncelerine hak veriyordu. Yine de kapılıp gitmekten korkuyordu. Eğer öyleyse, sevgili değillerse Nurbanu yalan söylüyordu. Olmayan bir hakikate kendisini inandırmış olması yetmezmiş gibi kendisini de oyununa çekiyordu. Gözlerini kıstı. Nasıl yapacaktı bilmiyordu ama öğrenecekti. Hayatında onu konumlandırdığı yeri Kenan’dan öğrenecekti.

“Neden önemli senin için? Yoksa…”

Kenan’ın kıpırdandığını gördüğünde geri çekildi. Burada durup, bu halde bekleyemezdi. Onun yeniden kendisini o halde görmesine izin veremezdi. Duş alıp, üzerine uygun bir şeyler giymeliydi. Doğrulacakken küçük bir yaramazlık yapmaya karar verdi. Rüya olduğunu sanarak öptüğü o yere, Kenan’ın dudağının kenarına dokunurdu dudaklarını. Üstelik hemencecik çekmedi. Temasıyla aralanan dudaklardan adamın sıcak nefesi çarptı dudaklarının üzerine. Öyle büyüleyiciydi ki gücünün son demleriyle geri çekildi.

“Rüya değilsin…”

Fısıltısı odanın içerisine yok oldu. Kalkıp, yavaşça odadaki banyoya yürüdü. İçeri girmeden önce son bir kez adama baktı. Ne olursa olsun yanında olduğu için mutlu hissetti Gazel. Yine de bunu Kenan’a henüz söylemeyecekti.

Küçük hamam tarzındaki banyoda mermere oturup, aynadaki yansımasına baktı. Yanakları al al, gözleri ışıl ışıldı. Saçları biraz dağınık olsa da güzel görünüyordu. Üzerindeki iç çamaşırlarını çıkardı. Musluğu açtı. Kurnaya dolan suyu bakır tas ile alıp başından aşağıya usul usul döktü. Çıplak bedeninden sular süzülürken içeride Kenan olduğu için heyecanlıydı. Kızgınlığı suyla akıp gitmişti.

***

Nurbanu daha ne kadar hayal kırıklığı yaşayacaktı? Sevdiği adama giden yollardan  kaç kez daha elleri boş dönecekti? Çıldırmak üzereydi. Yıllardır ulaşmak için çabaladığı adama kavuşmak üzereyken, başladığı noktadan çok daha geriye savrulmayı artık kaldıramıyordu.

Üzerindeki sabahlığı hırsla çıkarırken gözyaşları yüzünden süzülüyordu. Odada bir ileri bir geri yürürken kendi kendine fısıldıyordu.

“Hayır. Dokunamaz ona.”

Hızlı adımlarla yan odayla kendisininkini ayıran duvara yaslandı. Ses yoktu. Bu iyi miydi yoksa kötü mü? Anlam veremiyordu. Neden bunu yaşıyordu? Bu kadar çok severken neden sevdiği adama kavuşamıyor, ona dokunamıyor,onun olamıyordu? Hıçkırıklar dökülürken dudaklarından yatağa bıraktı bedenini. Uzanıp, bacaklarını kendisine çekti. Dakikalarca ağladı. Kızaran gözleri uykuya teslim olurken aklında hala Kenan vardı.

***

Gazel’in taradığı saçlarından süzülen sular göğüslerinin arasında sıkıştırdığı havluda kayboluyordu. Banyodan bedenine sardığı havluyla çıktığında tüm bedeni yumuşamış ve gevşemişti.

Kenan’ın yüz üstü dönerek uyuduğunu gördüğünde kısacık bir an durup onu izledi. Sağ kolunu yastığın altına sokmuştu. Sol kolu bedeninin yanındaydı. Yüzü yatağa dönük olduğu için çatılı kaşlarını, yarı aralık dudaklarını görebiliyordu. Kolları kasılmış, pazuları ve sırtındaki kasları belirginleşmişti. Kasları ayıran ve usulca aşağıya inen çizgi nefes kesici görünüyordu. İriydi adam. Yanında nasıl duracağını merak etti Gazel. Defileden sonra odasında karşılıklı durdukları andaki hallerini net olarak hatırlayamadığı için kızdı kendisine. 

Onun özel ve mahrem anlarına şahit olmak içinde bir yerlerde garip bir mutluluğa neden oluyordu. Ama daha fazla bekleyip o halde yakalanmayı göze alacak kadar cesur değildi. Dolabının önüne geldiğinde usulca araladı. Kendi eşyalarının tam karşısında duran ve ufacık bir boşlukla onunkilerden ayrılan erkek kıyafetlerine baktı. Parmaklarını usulca gezdirdi her birinde. Kenan’a aitlerdi. Bu kıyafetleri ilk gördüğü andan itibaren onlarca soru belirmişti aklında. Daha önce giymiş miydi? Yoksa ona gelenler gibi yeni miydi her biri? Ya odası? Neden ona ait bir odada kalıyordu? Nurbanu gibi neden misafir odalarından birinde kalmasını istememişti? Gazel merakla kıvransa da kimseye de soramıyordu. 

Uzanıp, bir kumaş parçasını çekti kendisine. Burnuna yasladığında o koku yoktu. Sabah boynuna yasladığında sıcacık tenden duyumsadığı, onu öperken genzine dolan kokuya dair iz yoktu. Onun kokusunu tanıyor olmak yanaklarını ala büründürdü. Ardından aklına gelen kadınla biçimli kaşları çatıldı. O kadında biliyor muydu? Tanıyor muydu kokusunu? 

Dalgın bir ifadeyle önce iç çamaşırlarını aldı çekmeceden. Ardından beyaz elbiseyi çıkardı askısından. Hızlıca her birini üzerine geçirirken adama kaçamak bakışlar atıyordu. Uyanamayacağı derin bir uykuda olduğunu bilse de kontrol etmeden duramıyordu. Elbisesinin yanındaki fermuarı kapatıp, nemli saçlarını ardına savurdu. Hazırdı. Diğer ayağına sandaletini giyip, doğruldu. Peki şimdi ne yapacaktı? Adamın uyanmaya pek niyeti yoktu. Aşağı inse Nurbanu’yla karşılaşabilirdi. Açlıktan burulan midesi isyankar sesler çıkardığında kararını verdi. Sessiz adımlarla kapıya yaklaştı. Aralamadan önce bir kez daha adamın güzel yüzüne baktı.

**

Bahçeye hazırlanan masaya yürürken, ötelerden gelen neşeli seslerle duraksadı. 

“Bağ bozumuna geldiler.”

Yabancı bir adamın sesini işittiğinde irkilerek ardına döndü Gazel. Kendal’ın adamı olabilir miydi? Birkaç adım geri çekilirken korku dolu bakışlarını odasının görünen camına çevirdi. Sesini nasıl duyurabilirdi Kenan’a?

“Eylülün ilk günleri buralarda üzümler toplanmaya başlanır. En büyük arazi Kenan Beyimin olduğu için köylülerin büyük çoğunluğu burada olur.”

Kenan’dan ‘Beyim’ diye bahsediyor olması yüreğini ferahlattı Gazel’in. Ömer gibi bu adamda onun adamıydı. Rahatlayarak derin bir nefes aldı. “Siz kimsiniz?”

“Ben Asaf, Gazel Hanım.”

“Kusura bakmayın. Sizler beni tanıyorsunuz ama… Ben sizi…” 

Uzattığı elini sıkan adam tekrar geri çekilip, ellerini ardına yasladı. Bakışları üzüm bağlarının görünmeyen derinliğindeydi. “Önemli değil.” 

Bakışlarını neşeli seslerin yükselerek ulaştığı yere çevirdi Gazel. “Üzümler toplanınca ne olacak?”

“Kenan Beyimin atölyesinde şarap olurlar. Yurt dışına dek alıcıları olacak kadar özeldir tatları. Yedi Aşiret ağalarının da bir kısmının üzüm bağları olsa da en kıymetli olan bunlardır.”

Gazel merakla sordu. “Neden bu kadar kıymetliler?”

Adam biraz ilerideki salkımlardan birini kopardı. Gazel’e uzattı. Gazel bekletmeden avuçlarıyla sardı üzüm tanelerini. 

“Dimrit üzümü derler adına.” Beyaz salkımlardan birini koparıp kendi elinde gösterdi. “Buna da Emir üzümü… Vakti zamanında saray mutfaklarına, padişahlara kadar gitmiş bu üzümler. Bu topraklar az yağmur aldır. Bu yüzden meyvenin özü, tadı diğerleri gibi hasarlanmaz, bozulmaz.”

Gazel, usulca kokusunu içine çekti. Hayranlıkla baktı avucundaki üzüm tanelerine. Adamın sözleri arasından aklına takılan detayla ona döndü. “Yedi Aşiret kim?”

“Mezopotamya’nın en güçlü yedi ağasının yüzyıllardır devam ettirdiği birliktir Yedi Aşiret.”

Bakışlarını önce cama ardından tekrar adama çevirdi. “Kenan da onlardan biri mi?”

Adamın başını sallayarak, gururla “Hem de en güçlülerinden.” deyişiyle şaşkınlıkla aralandı dudakları. Onun güçlü bir adam olduğunu biliyordu. Hissediyordu. Lakin böylesine özelliği olan biri olduğu hiç aklına gelmemişti. Adamın hazır olan masayı gösterdikten sonra içeri yönelişini sessizlikle izledi. Kenan’a dair duyduğu merak giderek büyüyordu.

Dakikalar saatlere devrilirken Gazel gizlice evden uzaklaşmış ve sesleri takip etmişti. Üzümleri toplamak için keyifle çalışan insanların arasına izin isteyerek karıştığında uzun zamandır olmadığı kadar mutluydu. Erkekler az ileride daha gür ve kalın olan eski bağların içerisindeyken, kadınlar neşeyle diğer tarafta çalışıyordu. Gazel’de onların söylediği türküleri dinlerken, üzümleri toplamaya öğrendiği kadarıyla yardım ediyordu. Beyaz elbisesi üzüm lekeleriyle kaplanmıştı. Yanlarında getirdikleriyle kurdukları sofraya ısrarla davet etmelerine karşı koyamamış, mahcup olmuştu. Her biri öyle iyi insanlardı ki, ne kim olduğunu sorgulamış ne de onun rahatsız olmasına neden olacak bakışlar sunmuşlardı. Sofralarına Onlarla yediği iki lokma dahi eşsiz bir tatla damağında yer etmeyi başarmıştı. 

Kadınlardan biri saçını örmüş, diğeri yanında getirdiği temiz yemeniyi güzel saçlarına örtmesine yardım etmişti. Güneşin yanaklarında bıraktığı hafif kızarıklık, güneşin etkisiyle burnunun üzerinde belirginleşen çillerle öyle güzel görünüyordu ki.

Onların söyleyişiyle ezberlediği türküyü bu kez o söylerken kadınlar gülümseyerek onu izliyordu. Diğer yandan neşeyle bu iş için özel getirilen makaslardan biriyle salkımı kesiyordu. Kadınların ayaklandığını, kendilerine çeki düzen vererek ellerini önlerinde kavuşturduklarını görememişti.

“Burada Beyim.”

Ömer’in endişeli sesini duyduğunda ardına döndü. Koşarak onlara doğru gelen Kenan’ın öfke kokan sesini işittiğinde ise güçlükle yutkundu.

“Gazel!”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!