28. Bölüm

Yıllardır olmadığı kadar huzurla kendini teslim ettiği uykudan uyandığında rahatlamış hissediyordu Kenan. Zihni hiç olmadığı kadar berraktı. Odada yalnız olduğunu anladığında sırt üstü döndü. Sağ kolunu yüzüne örttü. Güneşin tesiri azalsa da yinede tenini ısıtıyordu.

“Kutsal’ım. Her şeyim o oldu kucağıma aldığımda… Öyle güzel, öyle akıllı bir evlattı ki…”

Anasının sözlerini anımsadığında dolan gözlerini kırpıştırdı. Ağabeyi kısacık ömründe gerçek ana sevgisini tadacak kadar şanslı olmuştu. Ya kendisi?

“Sen doğduğun vakit pek çok şey değişti.”

Küçücük bir bebek neden suçlanırdı ki?  Hiçbir payi yokken neyin bedelini ödemek zorunda bırakılırdı?

“Seni sever gibi, önemser gibi sarıp sarmaladım. Ama hiçbir vakit Kutsal gibi hissedemedim yüreğimde seni.”

Daha ne kadar nefes alacağını bilmediği ahir dünyada annesi tarafından hiçbir zaman sevilmeyecekti.

“Evlenmeden önce hayaller kuran, masum Gülfem…”

O hayallerde onun yeri yoktu. Ağabeyinin ve her şeyden habersiz babasının da.

“Korkut ve Kutsal’ın tabutuyla birlikte seninki de önüme konduğunda… Sana geç kaldığımı anladım.”

Bu sözlere henüz on yedi yaşındaki masum Kenan kanabilirdi belki. Lakin şu anki benliğiyle inanabilmesi mümkün değildi. Yıllar onu sadece büyütmemişti. Gözlerini bir daha hakikatlere kapamaması gerektiğini, avuntularla kalbini mühürlememesi gerektiğini öğretmişti. En önemlisi yalnızlığına sığınabilmeyi tecrübe etmişti.

“Üniversitede bir sürü arkadaşım olacak ağabey. Öyle ki isimlerini hatırımda tutamayacağım.”

Acı dolu bir tebessüm yer etti dudaklarında. Ağabeyiyle yan yana uzandığı mis gibi sabun kokan yatağındaki anlardan birine aitti bu an. Hayal kurmanın güzel, ümit etmenin değerli olduğu zamanlardan birine. Henüz ihaneti görmediği, kaybetmenin en acısını tecrübe etmediği vakite…

“Yine de şimdi beni affedebilir misin oğlum?”

Affetmek Yaradana mahsus olsa da, yapamazdı Kenan. O kadar güçlü değildi. O kapıdan çıkıp, sabahın en sessiz vaktinde ardında bıraktığı anda öldürmüştü Kenan anasını hatıralarında. Zira o kadın sadece Kamber’in karısı Gülfem’di artık. Ötesi yoktu.

Kararını vermişti. Önce Kendal’ı bitirecek sonrada kendisini öldürmesini izleyecekti. Bunu yapacaktı. Celal’i öldürdüğünde yaşadığı o boşluk hissini zerre hissetmeyeceğine ise emindi. Katil değildi Kenan. Ellerine o güne dek kan bulaşmamış, kimsenin son nefesi olmamıştı. Babası ve ağabeyi soğuk toprak altında çürürken intikamını unutamazdı. Her ne pahasına olursa olsun ona bu acıları yaşatanların canını yakacaktı. Yavaşa işleyeceği planında ondan şüphelenseler de tek bir iz bulamayacaklardı.

Yerinden doğrulup,yüzünü sıvazladı. Üzerindeki ağırlıktan sıyrılmak için duş almaya karar verdi. Gazel’in karşısına çıkmadan toparlanmalıydı. Alacağı tepkinin ne olacağının belirsizliğiyle içi bunalsa da yüzleşmek zorundaydı.

Kendi odasında olmanın rahatlığıyla dolaba yürüdü. Yıllar önce satın aldığı çiftlik evine geldiğinde kullanabileceği birkaç parça kıyafet her zaman dolabında bulundurulurdu. Araladığı kapakların ardında rengarenk kadın giysilerinin varlığını gördüğünde güçsüz sol elini uzattı. Parmak uçları dokunacakken vazgeçti. Yapmamalıydı. Kendisine ait kıyafetlerin olduğu yerden krem rengi keten gömlek ve kot pantolon çıkardı. Antep’te ki halinden farklı olmayı seviyordu bu yerde. Takım elbise, gömlek ve pantolonlarından kurtuluyor, spor kıyafetler içerisinde Kenan oluyordu. İhtiyaç duyduğu özgürlük ve rahatlık burada onu kucaklıyordu.

Elindeki kıyafetleri yatağın üzerine bırakıp, banyoya girdi. Adım attığı anda genzine dolan kokuyla durdu adımları. Gül kokusuydu. Saatler önce yatakta hissettiği,o küçük bedeni sarmalayan kokuydu. Onun kokusuydu. Güçlükle yutkundu.

Turnanın diğer yanında kendisine ait şampuanın yanında duran iki kutuyu gördüğünde derin bir nefes aldı. Lakin hataydı. Koku daha çok sardı içini. Pantolununu ve iç çamaşırını çıkardı. Yavaşça oturduğunda o görüntünün sarsıcı etkisiyle boğuşuyordu. Ona ait eşyaları kendininkilerin yanında görmek Kenan’ı çok etkilemişti. Ona dair izler hayatını bir sarmaşık misali usulca sararken engel olamıyor, olmak da istemiyordu.

Bedenini usul usul yıkarken bakışları sadece şampuan ve duş jelindeydi. Bir süre önce onunda burada yıkandığını ve çıplak bir halde oturduğu yerde olduğunu bilmek nefesini kesti.
İçeride kendisi uyurken onun burada en mahrem haliyle olduğu düşüncesi heyecanını katladı. Küçücük kız onu böylesine etkilemeyi nasıl başarıyordu?  Anlam veremiyordu.

Beline sardığı havluyla duştan çıktı. Odaya girdiğinde Gazel’in halen olmaması ne denli itiraf etmesi güç olsa da canını sıkmıştı. Çamaşırını ve kotunu giydi. Saçları epeydir kestirmemesinin tesiriyle uzun ve karmaşık görünüyordu. Hafifçe düzeltti. Sakallarını yüzünü çevirerek izledi. Ellerini gezdirirken sabah yüzüne değen parmakları tekrar hissetti. Dokunuşları, gülümsemesi ve gamzeleriyle genç kız öylesine güzeldi ki Kenan her zerresinin aklının en güzel köşesine gizlemek istemişti. Sakallarından hoşlanmamış gibi davranmamıştı. Aksine uzun uzun okşadığını hatırladığında diğer kadınların aksine onun bu yaban halinden hoşlandığını düşündü. Aynada kendisini izlerken hızla açılan kapıyla ardına döndü. Beklediğinin aksine Ömer’i oldukça telaşlı gördüğünde bir sorun olduğunu anladı.
“Ne oldu Ömer?”

“Gazel Hanım yok beyim.”

**

Evin her yerine, etrafındaki her köşeye bakmışlardı. Lakin Gazel’den ufacık bir iz bile yoktu.

“Neredesin Gazel?”

Delirecekti Kenan. Onun kaçırılma ihtimaliyle yüreği sıkışıyordu. Gidişinin nedeninin Kendal olma ihtimalini düşündükçe kahroluyordu. Ne yapardı? Onun tenine dahi zarar gelmeden nasıl kurtarabilirdi?

Sabahki teslim olmuş hali gözlerinin önüne geldiğinde haykırdı öfkesiyle. Bir daha onu görememe düşüncesiyle kavrulan benliği zapt edilemeyecek haldeydi. Ya Cihan? Babasını öldürenin o olduğunu bildiği için Gazel ile yakmak istediyse canını? Telefonunu çıkarıp ona yardim edebilecek tek kişiyi aradi.

“Kenan Ağa. Bizi unuttun sanmıştım. Geliyor musun?”

“Cihan orada mı Toprak?”

Onun kalabalıktan uzaklaştığını azalan seslerle anladı. “Evet. Bir sorun mu var? Sesin iyi gelmiyor.”

Kısacık bir an rahat bir nefes aldı. “Ya Kendal?” Dedi sol elini göğsüne yaslarken.

“O da burada. Sabahtan beri keyfi fazla yerinde. Sinir edecek kadar…”

Gözlerini kapadı sıkıntıyla. “Aldı onu. Kahretsin.Yaptı.

Acı dolu sesini işiten Toprak endişelenmişti. “Kenan. Ne oluyor?”

“Koruyamadım onu.” Dolan gözlerini araladı. “Başaramadım.”

“Kimi? Neredesin sen? Yerini söyle hemen geliyorum.”

Başını salladı. “Hayır. Ben… Ben geleceğim.” Karardı bakışları. “Ama o konağı onun başına yıkmaya…”

Derin bir nefes alışın ardından Toprak’ın serin kanlı sesini işitti. “Ne olduğunu anlayamasam da bir kadın ile ilgili olduğu aşikar. Sana söz verdiğim gibi ne zaman istersen aşiretimle yanındayım.”

“Sağ ol.”

Telefonu kapadığında güçlükle yürüdü masaya. Bedenini ahşap sandalyelerden birine bıraktığında koşarak gelen Asaf’ı fark etti. Soluk soluğa yanına gelen adam bağların olduğu yeri işaret ediyordu.

“Orada Beyim. Gazel Hanım işçilerin yanında.”

Ne an yerinden kalktı, ne vakit koşmaya başladı bilmiyordu. Ardından gelen adamlarının adımlarını duyacak dahi durumda değildi. Kulakları hızlı ve derin soluklarıyla yankılanıyordu. Bağların arasından geçerlerken ne göğsüne batan salkım salları ne de berelenen tenini hissetmiyordu. Onu bulmak ve ne halde olduğunu görmek istiyordu. Bu düşünceyle kıvranıyordu. Neden orada olduğunu bile sorgulamamıştı.

Bağların en uç yerinde kadınlardan oluşan kalabalığı gördü. Hızlı ve uzun adımları kadınların onu görüp ayaklanması ve telaşla çekilmesi ile duraksadı. Kara gözleri her bir surette onu ararken bulamadı. Yoktu. Gitmiş miydi? Belki de Asaf yanılmıştı? Nerede olduğunu sormak için aralanan dudakları bağların arasında duran kadının kendisine dönüşüyle hareketsiz kaldı. Oydu. Başında çiçekli bir yemeni vardı. Saçları örülmüş, tülbentin ucundan özgür bırakılmıştı. Sabahki halinden uzak olsa da yine göz alıcıydı.

Bir an onu köylü kızı olarak hayal etti. Buradan, bu topraklardan bir kız… Onu ilk görüşü böyle olsaydı. Ne o gece ne de Kendal… Böylesine doğal olsaydı ilk karşılaşmaları… Meftun olabilirdi. İlk görüşte tutulabilirdi. O an olduğu gibi…

Etrafındaki kadınların kıkırdayarak kendisini izlediğinin farkında değildi. Ama Gazel pek ala görebiliyordu. Üzerine geçirdiği, düğmelerini iliklemediği gömlek ona doğru attığı telaşlı adımların tesiriyle açılıyor ve tenini sıyırıyordu. Sanki az göz kamaştırıyor gibi… Elindeki üzümü hasır sepete bıraktı. Parmaklarını elbisesine silerken oluşan lekelerin farkında değildi.

“Kenan… Ne işin var burada?”

“Bende aynı soruyu sana soracaktım küçüğüm…”

Ona küçüğüm deyişiyle aklındaki her şey uçup gitti Gazel’in. Nerede olduğu, etrafındaki insanların varlığı. Hepsi silindi. Sadece o ikisi kaldı geriye. Lakin farkına vardığı detayla küçük bedeni öfkeyle sarmalandı. Ona sabahki anı hatırlatan bu sözle küslüğünü anımsadı. Karşısındaki adam gibi ellerini beline yasladı.

“Ben… Yardım ediyordum. Sen neden geldin ki?”

“Yardım ediyorsun öyle mi?”

Onun üzerine doğru yürüyüşüyle güçlüklede olsa geri geri yürümeye çalıştı. “E… evet… Kenan…”

“Ben seni saatlerdir arıyorken… Sen o ayağınla burada üzüm topluyorsun… Öyle mi?”

“Beni mi arıyordun? Ama neden? Kenan… Gelme.” Ellerini kaldırıp adamın çıplak göğsüne yaslandığında güçlükle yutkundu. Ama bu hiç adil değildi?

“Gidiyoruz.”

Dediğinde çatıldı kaşları. “Gelmek istemiyorum. Hem benim daha çok işim var.”

“Gelmek istemiyorsun.”

Gelmek istemediğini söylemesi Kenan’ın o denli canını sıkmıştı ki. Onu gördüğü anda yok olan endişeleri sözleriyle kızgınlığa dönüşmüştü. Sinirlendiği zamanlarda yaptığı gibi burun kemerini sıktı ve aniden eğilerek karşısındaki kızı kucağına aldı. Onun şaşkın nidaları ve karşı koyma çabasına rağmen umursamayarak ardına döndü ve geldiği yöne doğru yürümeye başladı.

“Kenan… Ne yapıyorsun?”

Etraftaki kadınların kıkırtıları iç çekişlere dönerken Gazel utançla kızarmıştı.

“Seni eve götürüyorum.”

Çırpınışlarını durdurup, ellerini adamın boynuna sardı. Tam düşmemek için tutunduğunu söyleyen mantığına inat hisleriyle yapmıştı. Başını çevirip küskün bir ifadeyle ileri baktı.

“Ne oldu şimdi?”

“Senin yüzünden yeni arkadaşlarıma rezil oldum.”

Kenan duraksadığında uzun bir mesafe ardından onu takip eden adamları da oldukları yerde kaldı. “Ben mi rezil ettim seni?”

Gazel, güzel yüzünü adama çevirdi. “Kim olacaktı ya? Oraya gelen,beni kucağına alıp taşıyan senden başka biri var mı? Hem sen niye böyle geziyorsun?”

Çatıldı kaşları Kenan’ın. “Ne varmış halimde?”

“Ne yok ki… Her an bir dergiye kapak olacak gibisin. Göğüs, kaslar meydanda…”

Başını eğip kendine baktı. Gömleğinin açıklığından dokunan ince uzun parmakların varlığını hissetse de görmek iç çekmesine neden oldu.

“Belki de hoşuna gitti beğeni dolu bakışlar…”

Dudaklarını araladığında tenini yakan parmaklar tarafından durduruldu.

“Başardın da… Bu gece eminim hepsinin rüyasında olacaksın.”

Rüya kelimesini işittiği vakit dudakları kıvrıldı Kenan’ın.

Durumu kısa sürede anlayan Gazel’in kaşları çatıldı. Dudaklara sürtünen parmaklarıyla hızlanan kalbini yok saymaya çalıştı. İmalı bir ifadeyle baktı.

“Gerçi sen alışıksın rüyalarda olmaya…”

Parmaklarını yakıcı dudaklardan çekip,kucağına bıraktı. Başını çevirip adamın tekrar yürümeye başlaması ile gittikleri yola baktı. Kısacık bir zaman sonra işittiği sözlerle adamın yüzüne baktı.

“Seni aldı sandım.” Göz göze gelmemeye çalışıp, karşıya bakmaya devam etti Kenan.
“Seni bulamayacağımı düşündüm.”

“Korktun mu?”

Gazel’in sorusuna cevap vermedi.

Gazel ise sözlerle alamadığı cevabı adamın yutkunuşundan ve kısacık bir an yüzünün acıyla kasılmasında buldu. Sessizlik içerisinde eve doğru yürümeye devam ettiler.

**

Çiftlik evi göründüğünde adımları yavaşladı Kenan’ın. Sol kolundaki derin acı bedeninin soğuk terler dökmesine neden olacak kadar artmıştı. Ama bu durumu Gazel’in fark etmesini istemiyordu. Suratını ifadesiz, bedenini kasarak yürümeye devam etti. Büyük kapıya birkaç adim kala onları Nurbanu karşıladı.

“Kenan… Ne yapıyorsun sen?”

Onun telaşla kendisine yaklaşması ve sol koluyla yüzü arasında gidip gelen bakışlarını ters bir ifadeyle yok saydı. Onu gördüğünde kollarından uzaklaşmaya çalışan Gazel’i daha sıkı sardı.

Mücadelesinin yersiz olduğunu anlayan Gazel ise Nurbanu’nun bakışlarından rahatsızlık duydu. Kaçabilmek için başını Kenan’ın boynuna yasladı. Özlediği kokusunu içine çekip fısıldadı. 

“Beni odama götür Kenan.”

Sessizce onu onaylayan Kenan eve girip merdivenleri hızlı adımlarla çıktı. Koridora girdiklerinde başını kısacık bir an kaldırdığında öfke ve kıskançlıkla kendisini izleyen kadını gördü yeniden. Kaşlarını çatıp karşılık verdi. Sessizce odaya girdiklerinde kapanan kapıya yasladı sırtını kısacık bir an. Kollarında kıpırdamadan bekleyen Gazel’i yavaşça bıraktı yatağa. Boynundan ellerini çektiğinde, bacağını kavrayıp alçılı ayağını yerleştirdi. Omzunun üzerinden baktığında Nurbanu’yu kapının önünde gördü.

“Odanda konuşalım.”

Hızlı adımlarla onunla birlikte dışarı çıktı. Ardında bu sözü farklı algılayacak bir Gazel bıraktığının farkında değildi.

**

Odaya girmeden kapıda durdu. Kolunu saran parmaklardan uzaklaşmak için geri çekildi.

“Canın acıyor.”

“İyiyim ben.” Kenan sol kolunu ovuştururken dişlerini sıkıyordu.

“Değilsin. Yüzünün her zerresinden belli oluyor. İzin ver yardım edeyim.”

Nurbanu doktor kimliğini kullanarak tekrar sevdiği adama yaklaşma niyetindeydi. Onu odasına çekmek ve ağrılarının hafiflemesi için bir iğne yapmak istiyordu. Hem uyuduğu vakit ona sokulabilir, sıcaklığında uyuyabilirdi. Defalarca kez gizlice yaptığı gibi…

“İlaçlarım yanımda.” dedi Kenan. Yönlendirilmekten nefret ederdi. Kim olursa olsun buna tahammülü yoktu. “Sana kimsenin bilmediği sırrımı verdim Nurbanu. Beni buna pişman etme.”

Kendisini bu yüzden diğerlerinden daha şanslı hissediyordu Nurbanu. O kızdan bile. Duymazdan geldi. “Gidecek misin yine?”

Başını salladı Kenan. Bu gece dönmek zorundaydı. Daha fazla Yedi Aşirete yokluğunu sunamazdı. Üstelik Kendal ve Kamber’in olduğu yerde bu büyük bir hata olurdu. Bakışlarını sol tarafta kalan kapıya çevirdi. Peki bunu neden Gazel’e söyleyecek olmak hoşuna gitmiyordu? Yaramaz bir çocuk gibi yine bağlara gidecekti. Ve ona engel olamayacağını bilmek canını sıkıyordu.

Ömer’in çalan telefonuyla geldiğini gördüğünde elini uzattı. Arayan Toprak’tı. İçinden bir ses duyacaklarının hoşuna gitmeyeceğini söylüyordu. Hızlıca alıp, Gazel’in odasına girdi. Onun banyoda olduğunu gördüğünde hızlıca yanıt verdi telefona.

“Toprak.”

“Bu gece yarısından sonra Yedi Aşiret senden gizli toplanacak Kenan. Cihan’ı Barzan Ağa ile konuşurken duydum.”

“Benden gizli mi? Bu ne demek oluyor?” Sesi öfkeyle yükselirken Toprak’a haksızlık ettiğinin farkında değildi.

“Tek ihtimal var. Amcanı ve kuzenini himayesine alacak.”

Hayretle aralandı dudakları. Yatağa otururken mırıldandı. “Onlara dokunmamı engelleyecek.”

“Evet.” Dediğinde Toprak, Kenan anlayamıyordu. “Ama neden?”

Neden yapıyordu bunu? Toprak’a sorduğu soru yanıtsız kaldı. Zira Toprak o anda Kenan’ın düğümü çözeceğini biliyordu.

“Biliyor.” Dedi sol elini kalbine yaslarken. “Babasını benim öldürdüğümü biliyor.”

Son sözler dökülürken dudaklarından, Gazel üzerinde küçük bir havluyla banyodan çıkmıştı. Göz göze geldikleri vakit yıkılmış bir ifadeyle doğruldu yerinden Kenan. Elleri kanlı bir katil olduğunu artık biliyordu.

Yok sayılamayacak hakikatler vardı hayatta. Birde affedilmeyecek hatalar. Gazel o an affetme hakkına sahip olmadığını biliyordu. Karşısındaki adam birkaç gün önceye kadar hayatında yoktu. Onu tanımıyordu. En iyi bildiği şeyi yapacaktı. Annesi gibi duymamış görmemiş gibi davrandı. Üzerinde gezinen bakışların altında yanarken teni dolaba yöneldi. Saçlarından süzülen damlalar göğüslerinin arasına sıkıştırdığı düğümde kayboluyordu. Görmeyen gözlerle eline değen kumaş parçalarını aldı askılarından. Kucağında toplayıp göğsüne sıkıca yasladı.

“Gazel…” 

Adını onun dudaklarından duymak ilk kez yüreğine sadece heyecan salmıyordu. Omzunun ardından baktığında onun aynı yerde durduğunu gördü.

“İzin verirsen… Giyinmeliyim.”

Titreyen sesine bedeni eşlik etti. Yazın ortasında ayazda kalmış gibiydi. Gitmesini istemişti. Onun etkisinden uzaklaşıp düşünebilmek için…

Önce kokusunu hissetti. Bir kalp atışı kadar kısa bir zaman sonra da bedeninin sıcaklığını. Sırtını azıcık geriye yaslasa dokunabileceği kadar yakınındaydı. Yüzüyse saçlarının hemen yanında…. Kokusunu içine çektiğini hissettiğinde titrek bir nefes aldı Gazel. Göğsünde büzülen kıyafetlere saplandı parmakları.

“Gazel…”

Adını bir kez daha kulağının hemen yanındaki dudaklardan işittiğinde kapadı gözlerini.

“Ben…”

Konuşmasına mani olabilmek için başını eğdi. Dolan gözlerini kırpıştırırken fısıldadı.

“Lütfen Kenan…”

Kabullenişi andıran derin bir iç çekişinden ardından önce sıcaklığı,ardından kokusu uzaklaştı. Açılan kapının sesiyle başını çevirmekten korkarak bekledi.

“Bu gece gideceğim… Döndüğümde burada olacak mısın?”

Sustu Gazel. Ne bir ümit verdi kalacağına dair ne de köprüleri yakıp kül edecek bir elveda… Kapıdan çıkıp giden adamı derin bir acıyla bıraktığını bilemedi.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!