30. Bölüm

Toprak kolundaki saate bakarken endişeliydi. Kenan henüz ortalarda yoktu. İç cebinden çıkardığı telefonunu kontrol ettiğinde ona ait bir bildirim olmadığını gördü. İnatçı bir adam olduğunu Büyük babasından pek çok kez duysa da bu kez mantıklı düşünmesini umut ediyordu.

Odaya giren adamların varlığıyla oturduğu yerde dikleşti. Büyükbabası bu gizli toplantıya katılmak istememişti. Kenan’a haber vereceğini söylediğinde o gelene dek yatağında dinleneceğini söylemişti. Masada elçi olarak kendisini bıraktıktan sonra…

Onun yerinde olmayı çok isterdi. Bulunduğu eskitme masanın etrafında kurulu olan adamlardan uzak olmayı da… Lakin olmayacağını biliyordu Toprak. Onu torunu değil oğlu gibi büyüten, sevgisini,emeğini eksik etmeyen adama ömrünün kalanını feda etmişti.

“Geldiğiniz için sağ olun ağalar.”

Barzan Ağanın sessizliğine şaşırsa da dikkatini Cihan’ın üzerinden çekmedi. Böylesi büyük bir ayıbı nasıl oylamaya sunacaklarını merakla bekliyordu.

“Kamber Amca babamın can dostuydu.”

Yanındaki ihtiyarın omzunu sıkarak söylediği sözleri alaycı bir ifadeyle izledi.

“Onun bana emaneti sayılır. Bilirsiniz. Yıllar önce Korkut Ağa ve varisi feci bir kazada can verdi. O vakitleri siz benden daha iyi hatırlarsınız. Ağa kanı taşıyan tek kişi Kamber Amca olmuştu. Ona ağalığı layık görende sizlerdiniz. Eminim aldığı görevi layığıyla yerine de getirirdi. Ama buna bir kişi engel oldu.”

Gözlerine yerleşen nefret tohumlarıyla masadaki adamlara tek tek bakışını izledi Toprak. Bu adam neyin kinini taşıyordu?

“Kenan Cesur…”

Tükürürcesine söylediği ismi işittiğinde tepki vermemek için avucundaki soğuk su dolu bardağı sıktı.

“Geldi. Çocuk haliyle karşınıza dikildi. Hepinize rest çekti. Ve siz kabul ettiniz. Korkut Ağadan kalanlara sahip çıkmasına, Kamber Amcaya sunulanları elinden almasına ses çıkarmadınız.”

Masaya biraz uzak oturan adama baktı Toprak. Yüzünü, omuzlarını düşürüp masum ve ezilmiş bir adamı canlandırışı takdire şayandı. Geçen ay kısa bir dönem flört ettiği ödüllü oyuncu Nalan Şan dahi bu denli oynayamazdı.

“Bizden istediğin nedir Cihan?”

Sancar Ağaydı soran. Kahraman aşiretinin yalnız ve suskun ağasıydı. Henüz ağalık vasfını almadığı için adıyla sesleniliyordu karşısındaki adama. Babasının ölümünün yedinci gecesine dek  böyle olacaktı.

“Ağalığı devralırken sizden isteyeceğim tek şey Cesur aşiretinin reisinin Kendal Cesur olmasıdır.”

“Cesur aşiretinin zaten reisi var Cihan Ağa. Üstelik hala hayatta.” Bardağı kavrayan elinin işaret parmağıyla karşısındaki adamı işaret etti. “Burada başsız kalan senin aşiretin. Zira burada baban Celal Ağanın cenazesi için olduğumuzu sanıyordum.”

“Doğru hatırlıyorsun Toprak.”

Dişlerini sıkarak söyleyişi Toprak’ı zerre etkilememişti. Aksine içindeki deli dolu adam bu durumdan zevk alıyordu.

“Ama kaideler artık değişmeli. Babadan oğula geçen bu sistem yerine bu mirası yürekten isteyen ve layığıyla yerine getirtecek kişiyle sürdürülmeli.”

“Yanılıyorsam düzeltin. Burada Korkut Ağadan kalan mirası hak edenin Kamber Bey olduğunu mu ima ediyorsunuz?” Masadaki hiç tanımadığı babası ve dedesi yaşındaki adamlardan çok Cihan’aydı Toprak’ın sözleri.

“Evet. Her şey ait olduğu kişide kalmalı. Üstelik Kamber Amcamın hepimizi mutlu edecek bir teklifi var.”

“Neymiş?” Dakikalardır suskun olan Barzan Ağa merakla yerinde dikleşti.

“Topraksa toprak, paraysa para… Hakkım olanı almak için her bedeli ödemeye hazırım.”

Karşı olan ve suskun bir halde dinleyen ağaların büyük çoğunluğu bu vaat ile keyiflenmişti. Lakin dudakların aralanmasına ve kabul eden kelimelerin birbiri ardına firar etmesine açılan kapı izin vermedi.

Toprak gördüğü adamla derin bir nefes alıp ardına yaslandı. Rahatlamıştı. Kadehine isteği doğrultusunda doldurulan soğuk suyunu içti. Şimdi sıra Kenan’daydı.

***

Dakikalardır durduğu kapının ardında uğradığı ihaneti bezeyen sözleri dinliyordu Kenan. Antep’ten adamları ve aşiretinin sözü geçen büyükleriyle neredeyse bastığı konakta diğer ağaların adamlarının hepsi etkisiz hale getirilmişti.

Tek sözüyle dünyayı yakmaya hazır olan adamlarına verdiği tek bir emir vardı. İki adama zarar verilmeyecekti. Tamer ve Toprak Bedir’e… Geri kalan diğer adamların oturdukları masadan ve bulundukları odadan sağ çıkma ihtimalleri çok az olacaktı.

“Topraksa toprak, paraysa para… Hakkm olanı almak için her bedeli ödemeye hazırım.”

Kamber’in sözleri bittiği anda ahşap kapıya dayadı ellerini. Tüm gücüyle ittirdiğinde büyük kapı ardına kadar açıldı. Belindeki silahı çekip karşısındaki amcasına doğrulttu. Bakışları nefret doluydu.

“Benim olana göz dikmenin bedeli ne para ne de topraktır.”

Ardında duran Kendal’ın namlunun ucundaki adamın önüne geçmek için kıpırdandığını gördüğünde alayla kıvrıldı dudağı. Gövde gösterisiyle babasını kurtarabileceğini sanan bir zavallıydı.

Başını çevirdi. Şaşkın ve ürkmüş bir halde izleyenlere baktı kısacık bir an. Ardından silahını onlara çevirip her birinin üzerinde gezdirdi. Toprak hariç her birinin hedefinde olduğunu açık bir şekilde göstermiş oldu. Son olarak Barzan Ağaya çevirip, tek kaşını kaldırdı.

“Bu hainliğin bedelini isterim.”

“Kenan Ağa…”

Barzan Ağanın konuşmasına izin vermedi.

“Soyumun geleceğine siz karar veremezsiniz. Malıma, mülküme, insanlarıma ben yaşadığım sürece el süremezsiniz.”

“Yanlış anladın Kenan Ağa.”

Kimin ne dediğinin önemi yoktu. Silahını indirip masanın üzerine yumruğunu vurdu. “Buraya yalanlarınızı dinlemeye gelmedim.”

“Öyleyse ne istiyorsun Kenan?” Kendisine Ağa demeden alaylı bir şekilde söyleyişiyle dişlerini sıktı. Tam o anda duyduğu sözlerle deliye döndü.

“Yoksa pazarlık yapmaya mı geldin? Korkut’un oğlu?”

Babasının adı, kendisine edilen hakaretleri dahi gölgede bırakacak kadar büyük bir acı verdi yüreğine. Sakin bir ifadeyle döndü. İşittiği sözlerin sahibinin yüzüne elinin tersiyle vurdu. Öyle güçlü ve aniydi ki hareketi, Cihan geriye savruldu. Lakin bitmemişti. Diğer elindeki silahı Kamber’e doğrulttu ve ateşledi. Sol bacağına saplanan kurşunun savurduğu kan oğlu Kendal’ın yüzüne sıçradı. Kenan’ın hareketiyle masada oturan tüm ağalar yerinden kalktığında Toprak belinin ardındaki silahını kavradı.

“Ne zamandan beri ağaya karşılık bir piçin sözleri dinlenir oldu bu masada?”

Yaralı bir hayvan gibi doğrulup üzerine atlamaya çalışan Cihan’ı tutan eller Kendal’a aitti.

“Şimdi konuşma sırası bende Ağalar.” Dişlerini sıktı. Sesi tüm konakta yankılanmaya başladı.
“Madem siz yokluğumda kendini bilmez iki it yüzünden beni idama mahkum etmeye kalktınız. Madem ben yokken beni bitirmeye kalktınız. Cesur Aşireti bundan böyle Yedi Aşiretten değildir. Kenan Cesur sizden biri değildir. Aşiretimin insanlarının aşına bundan böyle sizin insanlarınız ortak değildir. Antep bundan böyle size cehennemdir.”

“Büyükbabam Tamer Ağanın elçisi olarak derim ki… Bedir Aşireti, Cesur Aşiretinin gölgesidir. İnsanlarım insanlarına kardeştir.”

Toprak’ın sesiyle ona baktı Kenan.

“Yedi Aşirette Cesur Aşireti yoksa Bedir Aşireti de yoktur.”

Yaklaşan ve yanında duran adama minnetle baksa da tek bir söz etmedi Kenan.

“Mezopotamya’ya zarar vermek mi niyetiniz? Buna izin vermeyiz.”

İki adımda Barzan Ağanın karşısında durdu. “O vakit beni durdur Barzan Ağa.”
Başını sağ omzuna indirip alaycı bir ifadeyle baktı. “Başarabilirsen tabi.”

Mümkün değildi. Genç adamın ardındakiler gözünü korkutmaya yetmişti. Dile dökmese de geri adım attı.

Kapıdan çıkmadan son bir kez babasının kanını taşıyan adama ve oğluna baktı. Onlarla hesabı henüz bitmemişti.

***

“Kenan, Büyükbabam…”

“Aşağıda, arabada bizi bekliyor.”

Korumalar arasında merdivenlerden inerken bakışlarını etrafta gezdiriyordu Toprak. “İyi mi yaptın emin değilim.”

“Bunu sen mi söylüyorsun?” Duraksamıştı Kenan. “İçeride olanların şahidi sensin. Ne yapsaydım? Alınlarından mi öpseydim?” Tekrar merdivenleri inmeye başladığında Toprak ardındaydı.

“En azından Kamber’i vurmayabilirdin.”

Dişlerini sıktı. “Kafasına sıkmadığıma dua etsin it.”

Toprak ilk kez rahat değildi. Yaşanacakları tahmin edemiyordu. Bu yüzden sordu. “Şimdi ne olacak peki?”

Avluya inmişlerdi. Arabaların yanına varana dek sustu Kenan. Binmeden önce Toprak’a beklediği cevabı verdi.

“Antep’e gidip onların gelmesini bekleyeceğiz. O Cihan piçini ayaklarımın dibine atıp af diletecekler.”

Beklentisi fazlasıyla büyüktü. Yüzüne baktı ciddiyetini anlamak istercesine. “Bunun olacağını nereden biliyorsun?”

“On beş senedir onlarlayım ben. Nefes alışlarından tanırım her birini.”

Arabaya bindiklerinde Toprak, Büyükbabasına her daim onun destekçisi olacağını söylese de bu genç adamı çözmeyi bir tülü başaramıyordu.

***

Antep’e vardıklarında güneş tepenin ardında belirmişti. Şehir usulca yeni güne uyanıyordu. Arabadan inip, Tamer Ağa ve torunu Toprak’ı bekledi. Ev sahibi olarak onlara yol göstermekti niyeti. Yanına geldiklerinde konağın kapısı onlar için aralandı.

Tamer Ağanın yorgunlukla bezeli yüzüne baktı. Endişelendi. Yaşlı adamı ardından sürüklemek zorunda olmak vicdanını sızlatsa da başka çaresi yoktu. Arkalarından cehenneme döndüğüne emin olduğu o yerde bırakamazdı. Avluya girip,merdivenleri birlikte çıktılar. Üst kata vardıklarında kullanmayan misafir odalarının önünde durdu Kenan.

“Yıllardır kimse misafir olmadı bu konakta.” Boğazında oluşan yumru canını yakıyordu. 
“Ama odalar her zamanki gibi temizdir. İhtiyacınız olacak eşyalar içeridedir. Eksik varsa yardımcılara seslenmeniz yeter.”

Tamer Ağa bastonuna dayanırken diğer elini Kenan’ın omzuna yasladı. “Sağ olasın Kenan Ağa.”

Omzundaki ele dokundu. Yüzü acıyla gölgelenmişti. Zerre tebessüm yoktu. “Asıl sen sağ ol Tamer Ağa.” Keskin bakışlarını yaşlı adamın yanında durana çevirdi. “Siz sağ olun.”

Her ikisine de minnettardı Kenan. Zira onlar haber vermese böyle bir ihanetten haberi olmayacaktı. Aklına dahi gelmeyecek bir planla babasından kalan her şeyini kaybedebilirdi.  Üstelik yeniden düşürüleceği tuzaktan bu kez sağ çıkamayacağına emindi. Ölmek değildi korkusunun sebebi. Ağabeyine verdiği sözü tutamamaktı.

Tamer Ağa,torununun yardımıyla odasına girerken üst kata yöneldi Kenan. Kendisine ait odasına girdiği an yüreğini sıkıştıran hisle boğulabilirdi. Vazgeçti. Tırabzanlara yaslanıp aşağıya baktı. Avluya çıkan ve işleri yetiştirmek için koşuşturmaya başlayanları izledi dalgınca. Onlar kendisini fark edene dek dakikalar geçmişti. Ağalarının konakta oluşuna sevinen ve başlarını önlerine eğerek selam veren insanlarına aynı şekilde karşılık verdi. Her biri işlerine geri döndüğünde tekrar yalnızlığı ile baş başa kalmıştı.

Ne yapacaktı? Yedi Aşirete nasıl güvenecekti? Onlarla yoluna nasıl devam edecekti? Gözlerini kısıp derin bir nefes aldı. Ardından bir tane daha… Lakin faydasıydı. Ne denli Yedi Aşireti ve uğradığı ihaneti düşünmeye çalışsa da düşüncelerine kara saçlı bir güzel sızıyordu.

“Gazel…”

Dudaklarının arasından çıkan adı dahi Kenan’ı farklı hislerle çevrelemeye yetiyordu. Ama kabullenemiyordu. Onun kendisini elleri kanlı bir katil olarak bilmesini, bir açıklama dahi yapmasına izin vermemesini yok sayamıyordu.Tırabzanı kavrayan parmaklarını sıktı. Her biri bembeyaz kesilse de Kenan’ın umurumda dahi değildi.Onun kendisinden kaçıp gitme ihtimali oradan ayrıldığından beri ruhunu eritiyordu. Kimseye dahi dillendiremediği bu ihtimal ile sarmalanmış bir haldeydi.

“Kederli halinin nedeni o ihtiyarlar ya da pislik amcan değil. Yanılmadığımı söyle.”

Omzunun üzerinden baktığında ardındaki koltuklardan birinde otururken buldu Toprak’ı. Geçen gece olduğu gibi onu gölge misali takip etmişti. Bacağını bükerek topuğunu diğer bacağının üzerine koymuştu. Sağ elinin parmakları turuncudan sarıya çalan sakallarında yukarıdan aşağı hep aynı ritimle geziniyordu.

“Hep böyle sessizce mi yaklaşırsın?”

“Adımı yansıttığımı söyler Validem.”

Doğduğundan beri kendisine annelik yapan Büyükannesine ‘Valide’ diyordu. Anlamıştı Kenan. Ancak ilk kez ondan bahsediyordu.

“Uyumaz mısın sen?” Sözlerinin ardından bakışlarını tekrar arka avluya çevirdi.

“Az uyurum. Ama konu şimdi benim uyku düzenim değil. Anlat Kenan… Ne oluyor? Dün beni arayıp Kendal’ı sorduğunda çok endişeliydin.”

“Kendal…” dedi dişlerini sıkarken.

“Şu kızın Kendal ile bir bağı mı var?”

Başını hızla çevirdi. Kendisini izleyen kısılmış ela gözleri baktı. “Bir kız olduğunu nereden çıkardın?”

“İki adamın birbirine karşı savaşacağı iki şey vardır. Biri para ve güç… Ki bunu senden o alamaz. En azından artık kesin olarak anlamış olduğunu düşünüyorum. Geriye tek bir ihtimal kalıyor. Bir kadın.”

Bir kez daha sessiz kaldı Kenan. Lakin bu kez derin bir nefes alışı Toprak’ın beklediği cevabı vermişti. Bekleyişi ise duyduğu sözlerle sona erdi.

“Gazel… Kendal’ın takıntı haline getirdiği bir kız. Kardelen Kahraman’ın mankenlerinden biri.”

“Anlaşılan kız Kendal’ı istemiyor.”

Sesi de çehresi gibi sertleşti Kenan’ın. “Hayır.” Dedi kendinden emin bir halde. “Kesinlikle istemiyor. Bana kendisi günler önce söyledi.”

“Kız seninleyse ve Kendal’ı istemiyorsa… Sorun ne o vakit?”

“Beni tanımıyordu ama… Güveniyordu. Dün seninle konuşmalarımızı duydu. Ve şimdi… Benimle ilgili kötü şeyler düşünüyor olabilir.”

“Ne düşündüğü neden önemli senin için?”

“Neden bilmiyorum. Ama beni yanlış bilmesin istiyorum.” Gözlerini ufukta beliren güneşe dikti.

“Anlat o zaman.” Turuncu saçlarını karıştırıp sırtı kendisine dönük olan adama baktı. 
“Sen anlatmazsan kız nasıl bilecek hakikatleri? Nasıl tanıyacak seni?”

“Neyi nasıl anlatırım? Bilmiyorum ki… Sadece görse… Duymasa, ama bilse… Ellerime bulaşan kanı yok sayabilse…”

Toprak, ciddi bir ifadeyle ardına yaslandı. “Sen tutulmuşsun bu kıza.”

İşittiği sözlerle göğsüne koca bir yumruk yemiş gibi hissetti Kenan. Kalbi o anki şokla atmayı unutmuş, Kenan’ı koca bir yangının ortasında bırakmıştı. Üstelik içindeki ateş harlanarak bedenini yakmaya başlamıştı.

Kenan sustu, Toprak ise ona ayak uydurdu. Telefon sesi aralarına girene dek ikisi de bambaşka düşünceler içerisindeydi.

Cebindeki telefonunu çıkardığında gördüğü isimle derin bir nefes aldı Kenan. Dokunmak için hareket eden parmağını durdurdu. Zira işiteceklerini kaldırabileceğinden emin değildi. Artık olmadığını, gittiğini duymak istemiyordu. Hala orada, o odada olduğunu düşünmek istiyordu. Arama yanıtsız kalana dek bekledi. Birkaç saniye içerisinde sona erdiğinde telefonunu sessize aldı. Tekrar cebine yerleştirip ardına döndü. Toprak’ın yanına koltuğa oturduğunda bakışlarını onun gibi ufka çevirdi.

“Sıra sende…” dediğinde çatılan kaşlarla kendisine bakan adama çevirdi bakışlarını. “Senin derdin ne?”

Kaçamak yanıtlar verebilir yahut yok sayabilirdi. Ama yapmadı Toprak. Kendisine içini bir nebzede olsa döken adama kaçak oynamak istemedi. “Büyükbabam… İyi değil.”

“Neyi var?”

“Benden gizlemeye çalışsa da başaramadı.Kalbinin çok yorgun olduğunu söyledi doktor. Tek bir krizi dahi kaldıramazmış.”

“Üzüldüm.” Sesinin her zerresinden anlaşabiliyordu. “Tamer Ağa tanıdığım en doğru adamlardan biridir.”

“Öyledir.” Dolan gözlerini kırpıştırıp elini çenesinde gezdirdi. “Annemi hiç tanımadım. Babamı da… Daha önce sevdiğim birini kara toprağa ellerimle vermedim ben. O lanet gün geldiğinde… Ne yapacağımı düşünmek dahi istemiyorum.”

“Seçme şansın olsa onunla gitmek istersin.”

Kenan, ağabeyi ve babasını kaybettiği o gün düşerken gözlerinin önüne sol kolunu sardı diğer eliyle. Kendini denizin soğuk sularına bırakışını, yarasının tuzlu suyla alev alev yanışını hissetti bir kez daha. Suyun içerisinde bata çıka deniz fenerine doğru yüzmeye çabalayan bedeni kasıldı. Vardığı o yerde kuma değdiğinde ihtiyarın kendisine koşarak gelişini ve nefes alması için defalarca kez tekrar edişini anımsadı.

“Ne kadar istemesen de nefes almaya devam ediyorsun.” Gözlerini kapattığı ve kırk gün sonra kendine gelişini anımsadığında irkilerek bulunduğu ana geri döndü. “Yaşıyorsun.” Dedi. “Sadece yaşıyorsun.”

Derin bir acıyla kendisini izleyen Toprak’ın farkında değildi.

“Bu haneye bir hatun gerek. Birbirinden güzel de çocuklar…”

Tamer Ağanın yorgun sesiyle doğruldular. Yaşlı adam bastonuna dayanmış, yüzünde buruk bir tebessümle iki genç adamı izliyordu. Onları yan yana gördüğü her an Korkut ve kendi gençliğini anımsıyordu. O anlarda derin bir özlem duyuyordu yüreğinde. Zamansız yitirilen yegane bir dosta duyulan dermansız hislerle sarmalanıyordu.

Acımasız bir düzende gözlerini açmış, birbirinden derin acılar ile sınanmıştı. Onu en çok yaralayan ise hiç şüphesiz oğlunu kaybedişi olmuştu. Torunu Toprak olmasa ayakta kalamayacağına, aklını yitireceğine emindi. Kalbinin ve ruhunun sahibi, ilk günkü kadar sevdalı olduğu eşi Nino bile derman olamazdı böylesi bir acıya.

Koltuğa yorgun bedenini bıraktı. Her iki yanını işaret ettiğinde iki adamda sessizce itaat etti.

“Kalbini çalan bir güzel yok mudur Kenan Ağa?”

“Ah Tamer Ağa… Ne ettin!”

Toprak’ın sırıtarak ardına yaslanmasını çatılı kaşlarla izledi Kenan. “Yok.” Boğazındaki yumruyu yok etmek için öksürdü.

Toprak’ın şaşkın bir halde baktığını gördüğünde susması için tek kaşını kaldırdı.

“Öyleyse Nino’ya söyleyeyim de sana soyuna soy katacak, kalbi kadar güzel bir kız bulsun.”

“Eyvahlar olsun!”

Toprak’ın nidasına mı Tamer Ağanın sözlerine mi tepki versin bilemedi Kenan. Yerinde rahatsız bir halde kıpırdandı. Diyeceklerini toparlamaya çalıştı. “Teşekkür ederim. Ama ben… Evlenmeyi düşünmüyorum Tamer Ağa.”

Evlenmesi gerektiğini daha önce çevresindeki insanlar defalarca kez söylese de Kenan kesin bir dille reddetmişti. Lakin o an eskisi gibi o kararlı duruşundan uzaktı. Zira Tamer Ağanın sözlerini ilk duyduğu an gözlerinin önüne tek bir suret düşmüştü. Gazel…

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!