21.Kadınlar Ne Sever

Düşündükçe delirmemek için dişlerini sıkıyordu. Yalçın’ın, Efşan’a bu kadar yaklaşması, ona aşkını itiraf etmesi, dokunacak kadar sokulması kanını fokurdatıyordu. Yalçın olmamalıydı, öldürüp gömebileceği biri olmalıydı, o zaman her şey daha kolay olurdu. Ama kendisi neyse Yalçın da oydu. Öldür emri almadan tek bir kurşun bile sıkamazdı. Yalçın da bunu bildiği için bu kadar yakınına gelebiliyordu.

Saatlerdir Başkan’ı bekliyordu. Dokunsan alev alacaktı, kimse ona Reis bile diyemiyordu. Vural’ın, Korhan’ın, kardeşlerinin telefonlarına bakmıyordu. Konuşmak istediği tek kişi Sedat Başkan’dı. Gün geceyi bile ardında bırakmaya başlamıştı. Evine çok yakın korulukta bekliyordu. Zifiri karanlığın, ürkütücü görünen ağaçların ortasında geniş bir boş alandı. Arabasının yanında duran arabanın kapanan farlarıyla kapısını açıp çıktı. Kendi arabasından inip yanındaki araca bindi.

Aracın iç ışıkları yandı, sönmedi. “Öldür emri istiyorum. Ben bu oyundan sıkıldım.”

“Asıl ben ikinizden sıkıldım. Bir kadın için işinizle, bu ülkenin geleceğiyle oynadığınızı ne zaman anlayacaksınız?”

“O bir kadın değil, Başkan! Benim, anlıyor musun, benim ailem. Benim olana gözünü dikiyor, ne yapmamı bekliyorsun?”

Sedat Başkan gözlüğünü çıkartıp Vedat’a döndü. “Tamam, senin ailen ama bu vatanın size ihtiyacı var. Siz bunca suça, bunca eğitime ve zor hayata birbirinize düşün diye girilmedi.”

“Bana bunları anlatma! Öldür emri istiyorum!”

“Sen aklını kaçırmışsın Vedat. Böyle bir şey söz konusu bile olamaz!”

“O zaman ben bekleyeyim, gelsin Efşan’ı alsın sonra ben bu ülkeyi birbirine katayım, bunu mu istiyorsun? Ben bu ülke için her şeyimi veririm. Efşan da benim vatanım! Onu kimseye vermem! Dokunanı da yakar kül ederim!”

“Sakin ol! Ben şimdi ona gideceğim, konuşacak buna bir son vereceğim.”

“Teke tek görüşmek istiyorum, silahsız. Bunu ona ilet.”

Gözlerini, derin bir solukla kapatıp çıkması için eliyle işaret verdiğinde Vedat aracın kapısını açıp indi. Kendi aracına binip evin yoluna devam etti.

Odasına giden yolu öyle sakin yürüyordu ki ruhundaki yorgunluk ayaklarından akıyordu. Evden çıkışı, Efşan’a ettiği sözler yeni yeni beynine çarpıyordu. Saat sabahın üçüydü. Ev derin bir sessizliğin pençesindeydi. Şu an kendini görmek istemediğine o kadar emindi ki her şeyine bahse girebilirdi. Ama onu görmek istiyordu, uyuyamayacağını bile bile odasına girdi. Duş alıp, ezana kadar koltuğunda oturup öylece karanlık bahçeyi izledi. Ezan sesi ruhunu doldurduktan sonra usulca yerinden kalktı. Seccadesini serip namazını eda etti. Elleri semaya açıldı, onları bu beladan kurtaracak olan Yaradan’dı.

“Allah’ım,” dedi fısıldar gibi, sesini duyuruyordu ve bunu iliklerinde hissediyordu. “Bu derde öyle bir deva ver ki elimde kan, kalmasın. Beni merhametimle sınama…” Elleri yüzüne kapandı bir âmin ile. Yatağına uzanırken güneş doğuyordu, gözleri uykuya çok kısa süreliğine teslim oldu.

Sabah sekizde odasından çıktı. İki saat uyumuştu, yorgun görünmüyordu. Daha çok öfkeli ve mutsuzdu. Gülümsemeleri yine kaybolmuştu, içinde dinmeyen bir çağlayan hâlâ gürlüyordu. Yalçın’ın dokunacak olması Vedat’ın tüm bedeninde titreme, ardından öfke getiriyordu.

Kapısının önünde sağa sola bakındı, Peri’nin sesi gitgide yaklaşıyordu. “Mihri Abla, bak bak pembe giyindim. Teyzem bana çok güzel elbiseler aldı.”

Eve bir ses, bir neşe gelmişti. Peri, küçük ve iyi yürekli bir peri gibi uçuyordu evin içinde. Koridorun ucundan koşarak gelen pembe elbiseli, pembe ayakkabıları olan kıza bakıp tebessüm etti. “Vedat Abi, bak!” diyerek koşuyordu, Efşan ve Mihriban da ardından geliyordu. Peri’yi kucağına alıp kaldırdı.

“Şimdi tam peri gibi olmuşsun.”

Peri kıkırdayarak atladı Vedat’ın kucağından. Salona koşarken Mihriban, Efşan’a ve abisine bakıp boğazını temizleyip, usulca ayrıldı yanlarından. Elleri cebinde Efşan’a döndü ama yüzüne bile bakılmıyordu. Efşan yanından sessizce yürüyüp geçti. Hızlı bir hareketle elini cebinden çıkartıp kolundan yakaladı ama Efşan kolunu çekip arkasına bile bakmadan salona giden koridora saptı.

Burun kemerini sıkarken öfkesi katlanıyordu. Bir kadını kırmak kolaymış, öğrenmişti. Kalbini kazanmak ne derece zordu, öğrenecekti ama belli ki hiç kolay değildi. Kıskançlık hâlâ damarlarında kan niyetine hızla dolanıyordu. Yalçın’ın parmaklarını Efşan’ın saçlarında düşünmek bile delirtiyordu ve bu histen çıkmıyordu.

Gidebilirdi Efşan, onu tercih edebilir, Yalçın’ı sevebilirdi. Kaderin en şanslı parçasıydı şu an ve bunu şimdi düşünüyordu. Yalçın’ın yerinde kendisi de olabilirdi ama Efşan kendisini seviyordu. Cehenneme yürüyecek kadar… O zaman nikâh masasına oturmakta hiç zorlanmazdı. Adımları onu ters istikamete, Efşan’ın odasına götürdü. Odaya girip kapıyı yavaşça kapattı. Etrafına bakındı ama göremedi. Sürgüleri kaydırıp aradığı şeyi gözüne kestirdi. Dün taktığı çantayı alıp açtı. İçinden cüzdanını buldu, kartlar, ehliyet ve sonunda kimlik. Çekip aldı, her şeyi de aynısı gibi bıraktı. Kot pantolonun arka cebine tıktı. “Benim olan, benimle ölür.”

Diğer cebinden telefonunu çıkartırken odadan çıkıyordu. “Kardelen…”

“Buyur, Reis? Bu saatte hayırdır?” dedi Kardelen, makyajının son rötuşlarını yapıyordu.

“Sana Efşan’ın kimliğiyle kendiminkini yolluyorum, nikâh işlemlerini gizlice başlatıyorsun.”

Fırça Kardelen’in elinde kaldı. “Peki, Efşan’ın bundan haberi var mı?”

“Yok, olur masada, sürpriz.”

“Kralsın! Tamam, yolla gerisi bende. Ne zamana istersin?”

“Birkaç gün içinde ayarla.”

“Tamam,” dedi, kapatırken, “Dur,” dedi Vedat. “Kadınlar ne sever?”

Kardelen’in kıkırtısıyla yüzünü buruşturdu. “Kes!”

“Bana bunu soracağın aklıma gelmezdi. Anlaşıldı bir kalp kırıklığı oluşmuş. Çiçek, mücevher gibi şeyler sadece göz boyar ama ortadaki sorunu kaldırmaz. Kolyeyi taktıktan sonra canına okuyabilir. Neden dürüst olmuyorsun, hata yaptığını kabul ederek başla, gerisi gelir. Ne yazık ki kadınlar pişman olmuş erkek sever, özellikle Türk kadını. Merhametimizi ayaklar altına aldınız, zalimler. Sizin yüzünüzden hırçın olduk.”

“Seni bilmesem… Anneden hırçın doğmuşsun sen. Tamam, kapat!”

“İşine gelmedi mi Reis?” derken gülüyordu Kardelen. Vedat telefonu kapatıp cebine bıraktı. “Pişmanmışım, oldu başka…” Söylenerek salona girdi, yemek masası aile üyeleriyle dolmuştu. Efşan’ın yanındaki yerine oturdu. “Yarın, Korhan, Nazenin’i istemeye gelecek,” dedi. Bundan o anda haberleri olan aile dünün üzerine tek söz edemedi. Vedat kayıtsızca ardına yaslandı. “Anne ve babası olmadığına göre ya burası ya da dedemin evine gideceğiz.”

“Ben babamla konuşurum, hallederiz,” dedi Mücella Hanım. Göz ucuyla yanına baktı. Efşan çayını yudumluyor ve hafifçe de yan duruyordu. Ona arkasını döner gibiydi. Vedat göz devirdi, kadınlar diyordu içinden. “Dikenlerini geri çekersen sevinirim, Gülüm,” dedi fısıltılı sesle, Efşan’ın yanındaki kullanmayacağı şekere uzanırken. Efşan duymamış gibi davrandı.

“Ayşem ve Doğan burada. Akşam birlikte yemek yiyeceğiz. Peri’den hâlâ haberi yok, ararsa aklında bulunsun.”

Bir an elinde fincanla kalan Efşan ona dönmedi ama Peri’nin perili sesi cıvıldıyordu. “Ayşem, Ayşem Teyzem mi?”

“Evet, teyzeciğim.” Peri’ye gülümsedi.

Masada oturanlar ikisi arasında mekik dokuyordu. Biri buz, diğeri kutuplar gibiydi. Kutup kesinlikle Efşan’dı. İstediğinde ne kadar sert olabileceğini hepsi görebiliyordu. En çok da Vedat. “Duydun mu Efşan?” dedi Vedat, en sonunda. Mücella Hanım gelinine bakıp merakla cevabı bekliyordu.

Efşan bu kadar yetişkin insanın içinde nasıl bir cevap vereceğini düşünerek kendini izleyen annesine gülümseyip, çayına döndü. “Elbette, duydum. Tamam, biz akşama hazır oluruz.”

Vedat kahvaltısına başlarken başka bir şey söylemedi. Efşan’a şu an ne uyguluyorsa, o da onu hakkıyla yerine getiriyordu. Çok seviyor, deli oluyor, aklını kaybediyor bile olsa otoritesi bozulamazdı. Özellikle de ailesinin yanında.

Onun bu kendini bilen tavırları en çok Ozan ve Okan’ı etkiliyordu. Anneleri Efşan’ı seviyordu ve Efşan tam anlamıyla aranan gelin kıvamını yansıtıyordu. İçli içli birbirlerine baktılar, en kısa zamanda Efşan’dan yardım isteyeceklerdi.

“Ben bir şey sormak istiyorum,” dedi Mihriban. Ailesi ona bakınca söz hakkını ele aldı. “Beyler… Ben ne yapacağım?”

“Ne yönden?” dedi babaları Ragıp Bey.

“Baba, stajımı bırakıp geldim. Nasıl bitirip avukat olacağım?”

“Biraz dişini sık, sonra bakacağız,” diyen babasına somurtarak cevap verdi. Ragıp Bey gelinine döndü. “Sen ne yapmak istersin Efşan?”

“Eğitimimi tamamlayamadım, ne yapabilirim bilmiyorum,” dedi Efşan.

“Şu dertler biterse uygulamalı olarak çalışacağın birilerini buluruz.”

Kayınpederine gülümsedi, öyle içten ve samimi bir gülüştü ki Vedat o gülüşün kendine gelmiyor oluşuna haksızca içerlendi. Deli Seyit’in teorileri ve tecrübeleri eksikti, kesinlikle eksik. Dedesi Efşan’la henüz tanışmamıştı, bir kadının gülümseyerek adam öldürebileceğine artık emindi. O kadın da Efşan’dan başkası olamazdı.

Dışarı çıkmak, özellikle de yemekten sonra eğlence kulübüne gitmek iyi gelmişti. Ayşem’in Peri’yi ilk gördüğü anları düşünerek sessizce yolu bitirmeye çalışıyordu. Vedat yanında sessizce oturuyor, tek bir söz bile etmiyordu. Ona olan kırgınlığı geçmek yerine katlanıyordu. Vedat da hiç yardımcı olmuyor, tavrıyla tuz biber ekiyordu. Hiçbir şey olmamış ama aslında çok şey olmuş tavırlar ikisi içinde geçerliydi belki ama Efşan haklı olduğunu biliyordu. Yalçın’ın yanına gitmesi hataydı, ama o an en doğru karardı. Yine olsa yine aynı kararı vereceğine emindi.

Evin bahçesinde durdular, araçtan çıkıp eve yürüdü. Peri’yi yemekten sonra eve yollamışlardı, çoktan uyumuş olmalıydı. Ayşem tüm gece binlerce soru sormuştu ama bir cevap alamamıştı. Bir sonraki gün Şile’de iki günlük kısa bir tatil için sözleşmişlerdi. Orada Ayşem’e her şeyi anlatacak olması gerilmesine neden olsa da ailem dediği insanlardan, özellikle de Ayşem’den aylardır çok fazla şey saklıyordu. Suçluluk duygusu kalbini sıkıştırıyordu. Ayşem’in daha fazla üzülmemesi için susmuştu, istediği şey anlaşılmaktı ve bunu anlayacak bir ablaya sahipti.

Evin ışıkları yarıya inmişti, herkesin odasına çekildiği anlaşılıyordu. Odasına gitmek için uzun bir koridoru aşması gerekiyordu. Vedat’a bakmadı, durup dönmedi. Koridoru aşarak odasına girdi, kapıyı kapatacağı anda ardından giren Vedat’a yine dönmedi. Kabanını çıkartıp berjerin üzerine bıraktı.

“Konuşmak istemiyorum.”

“Ne istiyorsun peki?” Vedat odanın ortasına gelip durdu, hâlâ kendine bir kez bakmayan, iki gündür bir kez bile gülmeyen kadına sevgisinin yanında öfkesi, kıskançlığı da artıyordu.

“Uyumak istiyorum, müsaade edersen?” Pencerelere yaklaşıp duvardaki düğmeye dokundu. Perdeler usulca inmeye başladı.

“Bir sorunumuz var ve sen uyumak mı istiyorsun?”

“Sorun?” derken dolabına yürüdü. “Hangi sorundan bahsediyorsun?” Sürgüleri açıp, giyeceklerini gördüğü hâlde arar gibi bakındı. “Şu senin bana haksız yere bağırıp çağırdığın anlar mı?”

“Efşan!” Sesi sitem, kızgınlık ve özlemle harmanlanmış, umutsuzca çıkmıştı. “Özür dilememi mi bekliyorsun?”

“Estağfurullah, özür sana yakışmıyor zaten.” Hâlâ dolabın içine bakıyordu. “Hem ne diye özür dileyesin ki, hata benimdi.”

“Hata seninse bu hâlin ne?” Ellerini cebine atıp onun her hâlini izliyordu.

Göğsü öfkeyle kabardı, hızla ona döndü. Ona doğru attığı adımlar çok yaklaşmadan durdu. “Sen hata yapınca kırıyorsun, ben de hata yaptım seni kırıyorum. Bak nasıl benziyoruz, tencere kapak.”

Dudaklarını büküp başını aşağı yukarı salladı. “Adilmiş, ama ben bu senden hoşlanmadım.”

“Kıyamam…” derken yüzü buruşmuştu. “Ben, sana bayıldım. Beni her kıskandığında bir hayvana dönüşeceksen bu bana alışsan iyi edersin, Reis. Ya da…”

Vedat’ın buz mavisi gözleri kısıldı, çenesi kasıldı ve bir damar tık diye attı. “Ya da?”

Harfler havada asılı kaldı ne Efşan çekti bakışlarını ne Vedat. Odanın ortasında sert bir kasırga esiyordu, buz gibi oldu tenleri. “Ya da?” Sesi bir tık yükseldi Vedat’ın. “Devam et!”

Dilini ısırdı ama ağzından çıkmıştı bir kez. Ya da neydi? Giderim mi? Bırakırım mı? Unuturum mu? Elini alnına bırakıp arkasına döndü. “Öyle demek istemedim.”

“Sana inanamıyorum, Efşan. Ne oldu benimle cehenneme gelecek kadına?”

Gözlerini sıkıca yumdu, arkası dönük olduğundan Vedat onun yüzünü göremiyordu. Efşan’ın kalbinde suçluluk duygusu arşa çıktı. Oysa kendisi haklıydı, bire birlerdi artık ve canı fena hâlde yanıyordu. Dönüp bir şeyler söylemesi gerekiyorsa da kımıldamadı. Kapının açılıp kapanma sesiyle gözyaşları serbestçe akmaya başladı.

Önerilen makaleler

13 Yorum

    1. Yahu biz insanoğlunun neden bir ayarı yok ki vurduk mu kesin duruyor öldürmesine olmaktan beter ediyoruz dana bir bölüm önce vedat farkına varacak ve yol arayacak diyordum vedat sicti efsan bulandı hadi bakalım sonu nereye gidecek hemde hızlı gizli nikah hazırlığı olurken efsan masada hayır fer mı diye düşünmeden edemiyorum ili deli aşık
      Emeğine yüreğine sağlık canım benim

    1. Şimdi Vedatcığım 1.si hatanı kabul edip özür dilemek zorundasın 2.si öyle aşık olduğun kadına bağırıp çağırıp kırıp döküp hiç bişey olmamış gibi devam edemezsin öyle reis ayakları aşka sökmez tamam mı koçum ayık ol yoksa neye uğradığını şaşırırsın

  1. Ah deli asiklar nolcak sizn haliniz emegine sağlık canım benim çok güzel bölümdü 😘😘

  2. Adın batsın Yalçın

  3. Ya ama ya haklı iken düştün haksız duruma ve üzülen oldun ya efşan…

  4. “Efşan da benim Vatan’im”❤️
    Vedat ne güzel yere sığınıyorsun❤️Öyle bir yazıyorsun ki yazarcanim o odada Vedat insanın gözlerinin önünde beliriyor; fısıltısini da fısıltisinin kabulünu de sanki onunla beraber hissediyorsun.
    Vedat ile Ayşem kesin benziyor🤣Ayşem mi o diye baktım bir an.”Pismanmisim ,oldu başka…”
    “Õzur dilememi mi bekliyorsun”
    Offf Vedat offf
    Ahhh Efşan ahh diyorum son satırlara
    Kalemine sağlık yazarcanim.

  5. Tam düzelecek derken yok ya, tam sopalık bu ikisi heee

  6. İçin bir tuhaf oldu nerdeyse tüm o sahneleri izledim bir köşeden sonda ise ikisi içinde çok üzüldüm eminim toparlayacaklar en kısa zamanda 🧡

  7. Yaaaa niye böyle oldu şimdi sevdiceklerime

  8. Yine mükemmel bir bölüm emeğine yüreğine sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!