23.Senin Yüzünden Ülke Birbirine Girecek

Yatağında bir hareketlilik hissettiğinde gözleri kocaman açılıp bedeni hızla atağa geçmişti. Kolundaki elin soğukluğuyla inledi. “Sakin,” dedi sakin bir ses tonu. Başını çevirip Vedat’a bakınca omuzları indi. “Yumruğu yiyecektin, azıcık ses yapsaydın.”

Kolundan çekip göğsüne yasladığı kadının saçlarını kokladı. “Gelince haber ver demiştin. Bak hanım sözü dinliyorum, yine de yaranamıyorum.”

“Buz gibisin, buradan dışarının tam olarak dışarı olduğunu anlıyorum.”  Yorganı ucundan tutup Vedat’ın üzerine çekti.

“Evet, tam olarak dışarısıydı ama artık gül kokulu kadınımın yanı.”

“Bana elini bile sürmedin ama kadınım da kadınım. Ne kadınmışım ama…”

‘Ne kadınmışsın Efşan,’ diyordu iç sesi. ‘Senin yüzünden ülke birbirine girecek.’ “Nasıl bir kadın olduğunu asla bilemeyeceksin.”

Başını kaldırıp Vedat’a baktı. Yüzünü göremiyordu, uzanıp yan tarafındaki ışığa dokundu. Ortam şimdi daha aydınlıktı ve birbirlerine olan bakışları kesintisizdi. “Ne demek istedin?”

“Bazı şeyleri bilmemen, bilmenden daha hayırlı demek istedim. Ama sana çoğu şeyi anlatacağım, o zaman kimseyle kabine girmezsin.”

“Sen bunu sürekli hatırlatacak mısın?” Yüzünü yana çevirmişti, üzülüyordu ve hata yaptığını kabul etmek istemiyordu.

Vedat doğrulup yaklaştı. Parmaklarının arasına Efşan’ın saçlarını alıp onlara baktı. “Kokunu bile biliyor, Efşan. İçimin nasıl yandığını bilemezsin.”

Gözleri şiddetle açılırken başını Vedat’a çevirdi. Öyle acı çeker bir hâli vardı ki bakmasa, görmese sesi bile bunu anlamasına yeterdi. “Sen onun yanına gittin.”

Başını salladı, bakışları Efşan’ın gözlerinde, ellerinde saç tutamları vardı. “Gittim. Onu öldürmek istedim, beni öldürmek istiyor. Beni öldürürse sana sahip olabileceğini düşünüyor.” Efşan’ın kanı donarken Vedat sırttı. “Ama bilmiyor ki benim kadınım onu döve döve öldürür, benim cesedime bile ihanet etmez. Bana bir şey olsa Efşan bir kurşunla kalbinden vurur onu. O aptal bunları bilmiyor, anlamak da istemiyor. Ben ne kadar şanslı bir adamın, Gülefşan…”

“Senden önce onu tanıyabilirdim, seni seven kalbim Yalçın’ı sevmeyecekti. Şanslı biri varsa o da benim, kalbimin kralı sensin.” Dolu dolu gözleriyle kollarını Vedat’ın boynuna doladı. Onun gülümseyen nefesi omuzuna çarptı, daha sıkı sarıldı. Bedenini saran kollarda bir ömür yaşamak için dua ediyordu.

Dudaklarını Efşan’ın omzuna bastırıp, başını kaldırdı. Saçlarını kokladı, eli gür siyah saçlara dolandı. Efşan’ın kulağına fısıldadı. “Özür dilemeyeceğim, kraliçem.” Birkaç saniye dik duran beden kollarından çıkacaktı ki sertçe geri kendine bastırdı ve kulağına tekrar fısıldadı. “Tamam, köpek gibi kıskandım. Aklımı kaçırdım, sana dokunması bir yana nefes kadar yakına girmesini kıskandım. Sana bakan gözlerini oymak istiyorum. Kokunu alan burun kemiklerini parça parça etmek, onun kalbini sökmek istiyorum sırf içinde sen varsın diye.” Kolları arasındaki kadının gevşeyen bedenini yatağa devirdi. Saçlarının yastığı süslemesini izledi. Elini dağılan saçlara götürüp ileriye itti. “Daha anlatayım mı, o kadar seviyorum seni.”

“Korkunç bir sevgi olmasından korkuyorum. Beni kıskanman bize zarar vermemeli, bunun suçlusu ben olmamalıyım.”

Bakışları Efşan’ın yüzünde dolandı. “Ben öyle biri değilim. Söz konusu o olunca başka biri oluyorum. Çünkü karşıma rakip adında çıkacak tek adam o.”

Elleri Vedat’ın saçlarına karıştı, başını çekip kendine yaklaştırdı. “Ben seni seçtim ve olay bitti.” Nefesleri birbirlerini tamamladı. Duygular odanın ortasında birleşiyor, tıpkı onlar gibi mutluluk içinde takla atıyordu.

Son birkaç günün zorluğu arkalarında kalıyordu. Gelecek günlere daha sağlam basacaklarını ikisi de biliyordu. Daha açık ve daha net olmak için çaba sarf edeceklerini biliyor, bundan sonraki adımlar için anlaşmalar imzalanıyordu.

Güneş doğsa da puslu havanın karartısını ışık sızan perdelerin arasından izlemişti. Kolları arasındaki kadının saçlarına son bir buse kondurup yataktan çıktı. Sessizce odayı terk etti.

Öğleden sonra Şile’deki eve geçmişlerdi. Ayşem ile Doğan da bir saat arayla gelmişti. Birlikte yemek yapmış, sohbet ve Peri’nin şakıyan sesi eşliğinde yemişlerdi. Ayşem mavi gözlerini zekice Efşan ve Vedat üzerinde gezdiriyor, sorularına yanıt alacağı ânı kolluyordu. Peri’nin uyku saati geldiğinde bu görevi Ayşem üstlenmiş, öperek, ona annesini anlatarak uykuya teslim etmişti. Kararlı adımlarını salona çevirmiş, bakışlarını sorularının cevaplarını alacağı insanlar üzerine dikmişti.

“Evet, şimdi burada neler dönüyor hepsini bilmek istiyorum,” dedi.

Efşan, Vedat’a çevirmişti. “Gel otur Ayşem,” dedi Vedat.

Ayşem, Doğan’ın yanına oturmuştu ama hiç sakin değildi. Duyacakları şimdiden hoşuna gitmemişti çünkü o gergin hava odaya ve kalbine çökmüştü.

“Cengiz,” diyerek başlayan konuşma tüm olay silsilesini içine katarak tek tek Ayşem’e anlatılmıştı. Efşan ablasına üzgün bakıyor, onun o yıkılmış hâline içi gidiyordu. Ayşem ona verilmiş en güzel ablaydı ve onu istemeyerek de olsa kendi derdiyle üzüyordu.

Ayşem’in yanına oturdu. Gözleri hırsla parlayan kadının ellerini tuttu. “Abla, ben çok iyiyim. Kimse bana bir şey yapamaz. Bunu bilerek beni düşünme, bana hiçbir şey olmaz.”

Ayşem başını iki yana salladı. “Ben kendi derdime düştüm, seni ihmâl ettim. Kendimi asla affetmeyeceğim.”

“Bunu düşünme, biz senin bir de bana üzülmemen için senden sakladık. Bilsen de elinden bir şey gelmesi mümkün değildi hâlâ da değil. Ben senin beni nasıl sevdiğini biliyorum ya bu bana yetiyor. Kendini asla suçlama, üzülürüm.”  

“Biraz hava almak istiyorum,” derken yerinden kalktı. Kabanını giyip sürgülü kapıyı açıp çıktığında Doğan da peşinden çıktı.

Göz göze geldiler, Efşan üzgün Vedat yorgundu. Efşan’ın yanına oturdu, eline dokunduğunda buz gibi olduğunu fark etti. “Sen demiyor musun geçer? Üzme kendini, Doğan konuşuyordur, sabah kendini daha iyi hissedecek.”

“Ben bu sözü ne çok söyler oldum, Vedat. Yakında bu sözden nefret edeceğim diye korkuyorum.”

Kolunu Efşan’ın omuzuna dolayıp kendine yasladı. Şakağından öperek, birleşik duran ellerine baktı. “Şöyle durabiliyorsak çok da önemi yok. İsterse geçmesin.” Elini sıkıp parmaklarıyla oynamaya başladı. “Hem her şey geçmez, geçmiş gibi yaparız. Doğanın kanunu bu, öldüm der nefes alırsın.”

Ayşem ve Doğan balkondan dönünce Efşan ayağa kalkıp ablasına sarıldı. “Sen üzülürsen ben üzülürüm.”

Ayşem kollarına sığınan kadını kendinden koparıp zorla gülümsedi. “Sen üzülme, seni nasıl üzerim… Ablan bana küser sonra, canımın diğer yarısı sensin Efşan. Bunu biliyorsun.”

Tekrar sarıldı ablasına, Ayşem kocaman gülümsedi. “Biraz baş başa konuşalım mı Efşan?”

“Ooo,” dedi Doğan. “Sanki meraklıydık size.”

Ayşem ona dönerken kaşları birleşmişti. “Bir şey mi dedin Ağa’m?”

“Estağfurullah Hanımağa’m? Sana ne diyebilirim?”

“Bilmem, öyle bilir gibi konuştun da,” derken Efşan’a döndü.

Efşan dudaklarını kemiriyor, gülmemek için direniyordu. Asla ablası gibi bir kadın olamazdı. Ayşem, gücün adıydı.

“Gel, Doğan, benim de sana anlatacaklarım vardı. Hanımlar dedikodusunu yapsın. Acaba iyi adamlar mıydık?”

Doğan kahkaha atarken mutfaktaki bar koltuğuna ilerliyordu. “Ne yapsak yaranamayız, çok dert edinme, Vedat.”

Hanımlar beylere, beyler hanımlara baka baka bir saat sürdü konuşmaları. Doğan en son kızlara bakıp Vedat’a döndü. “Tamam, ben ayarlarım Ayşem’e de izah ederim. Birkaç gün daha buradayım o zaman, sen bana gün saat bildirirsin. Ama Tahsin Abi’yi sen ara, çok iyidir has adamdır, Efşan’a çok değer veriyor. Ters yapma!”

“Merak etme! Tahsin Bey benim için de çok özel biri. Hayranlık beslememek elde değil. Arayacağım.”

“Tamam, o hâlde artık uyuyalım.” Ayşem’e dönerek, “Uyusak mı artık?” dedi.

“Olur, canım,” diyen Ayşem yerinden kalktı. Efşan ile Vedat’a iyi geceler diyerek odalarına çekildiler.

“Seni şöyle alıp odama gidemiyorum, Gülefşan. Ne olacak benim bu elim böğrümde durumum?”

Yanındaki tabureye oturup, omuzunu Vedat’ın omuzuna yasladı. “Ne bileyim, dertlerin biri bitiyor biri başlıyor. Evleniriz bir gün, hem onların da resmî nikâhı yok ki?”

“Ha öyle mi? Tamam o zaman seni alıp odama gidebiliriz.”

“Vedat…” Gülümseyerek başını onun omuzuna yasladı. “Benim annemin resmî nikâhı abim okula başlarken kıyılmış. Evliysen evlisindir, bizim oralarda. Resmiyet birçok kuralı yıkamaz, hatta umursamazlar bile. Beni odana almıyorsan bu senin tercihin, ama ben senin karınım, sen de benim kocam.”

“Kopamıyorsun değil mi?” Efşan’ı başından öptü. “Uzak kalsan da nefret etsen de bir yanın Urfa için yanıp tutuşuyor.”

Başını kaldırıp, çenesini Vedat’ın omuzuna bıraktı. Çok yakın ve göz gözeydiler. “On altı sene ailemle ve akrabalarımla – iyi veya kötü orada yaşadım. İnsan toprağından kopabilir mi? Özünden, atalarından ve geçmişinden?”

“Kopamaz! İster misin bir düğün yapalım Urfa’da? Dostuna düşmanına karşı, âlem gelin görsün?”

“İstemem! Ne yaparsan yap insanlara yaranamazsın. Gelinlikle salınsam bile ‘Ablası fena kadındı’ derler. Babası, annesini öldürdü vah vah, derler. Ne yaparsak yapalım mutlaka bir şey derler. Onlara bir şey ispat etmeme hiç gerek yok.”

Tek kaşı havada, dudakları bükük bir vaziyette uzanıp karısının dudaklarına akıl alıcı bir dokunuş bırakıp geri çekildi. “Benim küçük kadınım neler de bilirmiş.”

“Küçük derken? Ben iri kadın tabirine cuk diye oturan biriyim, farkındasın değil mi?”

“O kadar gençsin ki… Benden neredeyse dokuz yaş küçüksün. Sen küçük olmayacaksın da kim olacak? Senin yaşındayken ilk suçumu işlemiştim. Şimdi dönüp bakıyordum da asırlar geçmiş gibi.”

“Ne suçu?”

“Fırından ekmek çaldım,” dedi sırıtarak, ama Efşan gülmüyordu. Lacivert gözleri hüzün taşıyordu. “Vedat, sen neden bu hayatın içindesin?”

“Sen neden beni seviyorsun?”

“Bilmiyorum, bu benim elimde olan bir şey değil. Bu soruyu kimse cevaplayamaz.”

“Bu da benim elimde olan bir şey değildi. Kim olman gerekiyorsa o olursun. Buna kafanı takma, ben bu adam olmasam, Ayşem beni bulmasa seninle asla tanışamazdım. Her şerde bir hayır varsa, sen o şerrin içindeki hayırsın.”

“Gece gece neden kalbime oynuyorsun?”

“Oynamak? Ben tüm kaleleri fethedip surlarına gireceğim günü bekliyorum. Bunlar büyük taarruza ön çalışma.”

“Ne?” derken sesi şaşkınlıkla yüksek çıkmıştı. “Neye?”

Vedat’ın gülüşüyle gamzelerini ortaya serdi. “Seni düşününce, hem de çırılçıplak… Umarım kalbim durmaz.”

“Hım.” Başını yana yatırıp, gülümsedi. “Senin kalbin durursa benimki de atmasın da… Peki bunun için biz neyi bekliyoruz? Ben sana yazılmışım, sen bana.”

Bar tipi masanın üzerinde duran fincanı evirip çevirdi ve başını yana yatırmış, cevap bekleyen kadına tebessüm etti. “Tabii ki gelinlik giymeni.” Efşan’ın yumuşayan bakışlarına uzandı. Kapanan gözlerin üzerine dudaklarını bastırdı. “Seni öyle çok bekledim ki gelinlik giymezsen bu benim içimde kalır.”

“Bir gün bana beni nasıl beklediğini de anlatacak mısın?”

“Anlatacağım. Ama bana ne kadar inanacaksın, bilmem. Delirdiğimi düşüneceksin, saçma diyecek, güleceksin.”

“Sen inanmış, beni beklemiş ve bulmuşsun. Ben buna nasıl saçmalık diyebilirim.”

“Nasıl yapıyorsun bilmiyorum ama her şeyi idare edebilecek bir güce ve zekaya sahipsin. Yirmi iki yaşındasın ama benden bile büyük düşünebiliyorsun. Çok kısa bir zamanda beni idare etmeye başladın, geçen gün, kahvaltıda seninle konuşmaya çalışırken beni terslemeni bekledim, ama yapmadın.”

“Annen gözümün içine bakıyordu,” derken kıkırdayarak Vedat’a sokuldu. “Bilmiyorum, neysem oyum. Daha öğreneceğim çok fazla ayrıntı var, severek yerine getirmeye çalışacağım. Arada bocalarsam beni üzme, anlat, anlarım.”

“Anlarsın, asla şüphe etmiyorum. Bir günümün bir günümü tutmadığı anlar olacak. Seni kırmak, istediğim en son şey bile değil ama olur ya yaparsam, bana hatalarımı söylemekten çekinme. Bana küsme, bana trip atmak yerine benimle konuş. Bir gerçek var ki Efşan, normal biri olmayacağım. Yorulma, darılma, alınma.”

“Çok ağır şeyler istiyorsun. Bunların karşılığında ben ne alacağım?”

Vedat onu izlerken bile seviyordu. Onu izlemeyi bile seviyordu. Efşan’ın eğlenen hâline sırıttı. Dönerek taburesini onun taburesine yaklaştırdı. İki eliyle Efşan’ın başını tutup kendine yaklaştırdı. “Seni aldatmam, zarar vermem, kimse sana dokunamaz! Söz bile edemez. Sen başımın tacısın, çocuklarımın annesi olacak tek kadınsın. Daha sayayım mı?” Efşan’ın dudaklarına fısıldamıştı.

“Kalbim kaldırmaz diye korkuyorum. Yeterli Reis, uzatma kıy şu nikâhı.”

Gecenin bir vakti kahkaha atmamak için alt dudağını ısırdı. “Kıymayan ne olsun?”

“Vedat Çelebi olmasın. Benim tanıdığım Vedat bu nikâhı kıyar. Ayrıca…” derken elini havaya kaldırdı. Vedat eline bakıyordu. “Benim neden bir yüzüğüm yok? Hazan’ın bile var, o manyak kuzenin zorla taktırıyormuş. Nazenin bile taktı. Biz onlardan önde değil miydik?”

“Ah,” dedi Vedat, ilk kez aklına geliyormuşçasına. “Affet sultanım, kartlarımın limiti dolmuş. Ay başında alacağım söz.”

Gülümseyerek önüne dönüp, kollarını masaya yatırdı. “Gece uzun Vedat, bu gece seni dinlemek istiyorum. Hadi anlat, nedir bu gül takıntın.”

Kendine dönen lacivert gözlere bakıp önüne döndü. Ellerini masanın üzerinde birleştirip, derin bir soluk aldı. “Konuşma bittiğinde bana deli demeyeceksin.”

“Çok akıllı sayılmazsın, yani üstün zekân ve yeteneklerin dışında. Ne demek istediğimi anlıyorsun.”

Vedat başını sallayıp, derin bir soluk aldı ve yedi yaşından itibaren tek tek anlatmaya başladı. Efşan’a ondan bahsetti, Sena’dan. Bir şey saklamadan, gizleme gereği bile duymadan konuştu. Efşan onun sözlerini hiç kesmedi, dikkatle dinledi. Kendi içinde ölmüş, hayatta olmayan bir kadının adına bile bir kıskançlık duysa da anlamsızlığını çabuk kavradı. Düşünmeye değmeyecek şeyler vardı hayatta, Sena da onlardan bir tanesiydi.

Fransa’da karşılaştığı kadının ona söylediği sözlere kadar geldi. Çiya adlı kadının ona söylediği her şeyi Efşan’a anlattığında bu kez tepkisiz kalamadı. Gözleri sonuna kadar açıldı, bir süre tepki veremediyse de silkelendi.

“Bana bir kâhinin sana bunları söylediğini mi söyledin?” Vedat’ın başını izliyordu, ağır çekimde inip kalkmıştı.

“İnanmadım, sadece o an canım sıkılmıştı. Ama anlamadığım bir haykırış da içimde yankı buluyordu. Bir yanım saçmalık derken, bir yanım gerçekler diye çağlıyordu. Karmakarışık olmuştum, hemen geri dönmüştük ama saatler sürmüştü. Uçağa binmeden önce onu aramıştım. Sesi her zamanki gibiydi. Yaşıyordu, nefes alıyordu ve bu bana kadının anlattığının gerçek bir saçmalık olduğunu işaret ediyordu. Vural ile Korhan bana sürekli inanmaz bakışlar atıyor, yok daha neler gibi şeyler söylüyordu. Onlara hem inanıyor hem de inanamıyordum. İnançlı bir insanım, o zaman da öyleydim ama kadının gözleri aklımdan çıkmıyordu. Bana bir gün ‘Beni yine bulacaksın’ dedi. Dünyanın bir ucundaki kadını bir daha nasıl bulacağımı hâlâ düşünüyorum. Ve neden bir kez daha göreceğim onu da bilmiyor, merak da etmiyorum. Daha sonra Fransa’ya gittim, onu aradım ama bulamadım. Ne yaptıysam Çiya adında bir kadının orada yaşadığına dair bir bilgiye bile ulaşamadım.” Omuzları, nefesiyle yükseldi, verişiyle tekrar indi. Masanın üzerindeki beyaz zemine parmaklarıyla anlamsız şekiller çiziyordu.

“Uçaktan inince evine gittim. Vural ve Korhan da yanımdaydı. Apartmanının önünde durdum, ışıkları yanmıyordu. Anahtarım yoktu, arıyordum ve açan olmuyordu. Demir kapıya yumruk, tekme atmaya başladım. Gecenin bir yarısıydı ve binadan bir ışık sızıyordu. Tüm zillere basıyordum, bir şeyler oluyordu ve ben evine giremiyordum. Giriş kattaki daireden biri çıkıp kapıyı açtı ve ben içeri sızdım. Koştum, asansör aklıma bile gelmiyordu. Dördüncü katta, yedi numaralı dairenin önünde durdum.”

Başını kaldırıp Efşan’ın dolan gözlerine baktı. “Dördüncü kat, yedi numaralı dairelerden nefret ediyorum Gülefşan.”

                                                          Vedat

Kapalı demir kapıyı sarsıyordum. Üzerinde Sena’nın adı yazılı olan ama onun ezbere bildiğim yedinci dairenin ziline ısrarla basıyor ama yanıt alamıyordum. Sürekli bastım. Her saniye, her bir tık sesinin duyulup kapının açılmadığı saniye daha çok korkuyordum.

“Uyuyordur,” dedi Korhan.

“Uyumaz o! Beni bekler! Geleceğim dedim ona, beni görmeden uyumaz!” Gecenin bir yarısında avaz avaz bağırıyordum, bu haline yabancıydı Korhan da Vural da.

Demir kapıyı yumruklamaya, tüm zillere basmaya başladım. “Sena!” diye bağırıyor, ellerim asla boş durmuyor, sürekli yumruk atıyordum. Apartmanın teker teker yanan ışıklarıyla ona birisi kapıyı açacaktı.

Ve birisi ona sonsuz denecek bir zamana dek kapıyı kapatmıştı.

Mezarlıkta simsiyah takım elbisesi içinde, yüzü soğuk ve soluk mermer kütlesi gibi sessiz ve tehlikeli görünüyordum. Usul usul yağan yağmur bir kadının gidişine gözyaşı döküyor gibiydi. Islanan yüzümden düşen damlalar yağmura ait değildi, ama Sena giderken yağmur bana yardımcı oluyordu. Gözyaşlarımı yağmurla kapatıyordum.

O gece açılan demir kapıdan koşarak çıkmıştım katları. Sena’nın açılmayan kapısına yumruk üstüne yumruk atmıştım. Açılmamıştı kapı. Sabır denen duygudan zerre eser kalmamıştı ve en sonunda içinde bulunduğum güç ve öfkeyle kapıyı tek seferde kırmıştım. Evin içindeki karanlığı ışıkları açarak aydınlatmış ama kendi karanlığımdan çıkamamıştım.

 Avazımca bağırıp salona, mutfağa girmiştim. Korhan ile Vural ardımda deli gibi dönüyordu. Koridorun sonundaki yatak odasının açık kapısından geçip odayı ışıklandırmak için düğmeye dokunduğumda hiç bitmeyecek, asla geçmeyecek karanlığıma gömülmüştüm. Çırılçıplak, kanlar içindeki cansız yatan bedeni görmüştüm. Ardımdan gelen Korhan ile Vural Sena’yı görmüş ve anında çekilip sırtını duvara vermiş, olduğu yere çökmüşlerdi.

Apartmanı, hatta mahalleyi inleten “Sena” feryadımın ardından ruhum da onunla birlikte can vermişti.

Gözlerimden inen yaşlarla haykırmamak için boğazını yırtacak gibi acıyı yutkunmamla, Sena’nın başka bir şehirde yaşayan ailesini izledim bir süre. Annesi kendinden geçmiş, aldığı sakinleştirici iğnelerle zorla ayakta tutulmaya çalışılıyordu. Babasının boynu bükülmüş, ağlamaktan yüzü çökmüş ama en çok ruhunu kaybetmiş haliyle dişlerimi birbirine bastırıp başımı önüne eğdim.

Gözyaşlarımı siyah güneş gözlüğü ve yağmur gizliyordu. Beyaz kefenle kaplı gördüğü kadına uzaktan bakıyordum. Evlenecek, kefen yerine gelinlik giyecekti Sena. Onu sevmekle nefret etmenin arasında dar bir geçitteydim. Bana her ne yapmış olursa olsun onun yaşamasını tercih ederdim. Hayatım boyunca unutamayacağım o görüntüler onu affetmeme yetiyordu.

Kürekle atılan her bir toprak yığını yüreğime serpildi. Deli gibi haykırmak, onu mezardan çıkarmak, sarılmak ve her şeyin kötü bir rüyadan ibaret olduğunu anlatmak istiyordum. Kendimi bir kâbusun en kötü yerinde görüyor ve bazen uyanacağım hissine kapılıyordum. Kâhin kadın haklı çıkmıştı, artık kalbimde bir mezar vardı.

Her bir toprak parçası beyaz kefenin üzerine dağılıyor, sevdiğim ve bana ihanet eden kadını hiç gelmeyecek son yolculuğuna çekiyordu. Sena’nın kestane saçlarını okşamak istedim, kahverengi gözlerine bakarak gülümsemek ve onları tek tek öpmek…

Ülke, Sena’nın başına gelen kötü olayla çalkalanıyordu. Her televizyonda her kanalda boy boy resimleri ve başına gelen üzücü, kahredici olaya tüm ülke ağlıyordu, bunu Sena’ya reva gören hariç.

Ünlü iş insanı Vedat Çelebi’nin kız arkadaşı Sena Sungur, evine giren hırsız tarafından tecavüze uğrayıp katledildi. Vücuduna saplanan yedi bıçak darbesi ile kaybettiğimiz Sena Sungur’u artık sadece gülerken çekilmiş fotoğraflarıyla anacağız.

Odamdan son on gündür çıkmıyordum. İki yüz metre kare alana sahip odamda beni dışarı çıkarmaya zorlayacak hiçbir şey yoktu. Gözlerimin önünden gitmeyen görüntü ve ihanet benden her şeyini almıştı. Yaşamak için nedenimi, gülmek için sebebimi, nefes almak için havamı…

Yatağının üzerinde çırılçıplak bulduğum kadının kalbine, karnına, omzuna defalarca saplanmış bıçağın kesikleri ve günlerdir unutamadığım o kırmızı lekeleri… Odayı saran kan kokusunu… Yedi bıçak yarası da yakıyordu canımı, ama ihanet binlerce ok saplıyordu kalbime.

Acımı anlatacak herhangi bir söz bulamıyordum. Bir gün bulacağımı da sanmıyordum. Böyle bir şeyi tarif edecek bir sözün lügatte yeri olduğunu dahi sanmıyordum. Kalbimdeki her bir hücre oluk oluk kan akıtıyordu. Kanı kapatacak kanı istiyordum. Kanı kanla kapatacak, oluğu bir nebze olsun tıkayacak bir kan.

Tüm ülke didik didik aranıyordu. Arıyordu polisler, bulmaları mümkün olmayan kişiyi. Sena’ya bunu yapan kişiyi bulamıyordu hiç kimse. On gündür aranıyordu ve bulunamıyordu. Hangi deliğe girmişse, kimse ona ulaşamıyordu. Ulaşamazlardı da. Çoktan ölmüş, kemikleri bile toz halinde bir yere atılmıştı. Evine giren bir hırsızın insafına kalıp hayattan koparak gitmişti Sena. Gün geçecekti, ömür bile geçecekti ama ben ne onu ne onun o kanlar içindeki hâlini ne de ihanetini unutmayacaktım. Affettim seni Sena, ruhun huzurla uyusun…

Vedat’ın biten sözleriyle Efşan gözlerini kurulayıp kolunun altına girdi. Kollarını onun bedenine sardı ve sıktı. Vedat önüne bakıyordu ama sesi ve yüzü taş kadar sertti. “Bu kadar detaylı bilmiyordum,” dedi kısık bir sesle.

“Bilemezsin, kimse bilmiyor. Ablanla hemen hemen aynı zamanlara denk geliyor, Ayşem beni iyi izlemiş olmalı.” Efşan’a dönerek zorla gülümsedi. “Yaşadığımız her şey ama her şey seni bana getirdi. Ayşem’e ölene kadar minnet borcum var.”

Efşan başını omuza usul hareketlerle yerleştirip Vedat’a baktı. “Ne yapsak ki? Kızımız olursa adını Ayşem mi koysak? ”

“Bence iyi fikir.”

Bakışlar saniyeler sonra birbirinden ayrılmayınca Efşan nefesle doğruldu. “Bir şey sormak istiyorum. Bir kez soracağım.”

“Sor bakalım.”

Masadan kollarını çekince taburelerini birbirlerine çevirip karşılıklı durdular. Vedat merakla onu izliyor, Efşan nasıl sorsa diye aklında tartıyordu. “Bunca şeyin içinde Sena nasıl sana ihanet etmiş oluyor, onu anlamadım.”

Başını sallayarak önünde bağlı olan ellerine baktı Vedat. Başparmakları birbiri üzerinde daire çiziyordu. Başını kaldırıp cevap bekleyen kadına döndü. “Asla dokunmadığım, elini tutmaktan geriye gitmediğim kadın hamileydi.”

Efşan’ın gözleri kocaman aralanırken ağzı da bir karış açılmıştı. “Nasıl…” dedi ama sadece şaşırma ifadesiydi bu.

“Bilemem. Bebeğin babası kimdi onu da bilmiyorum, ardına da düşecek değildim. Zaten her kimse ortaya çıkmadı. Otopsi raporlarında ortaya çıktı. Dört haftalık hamileydi, kendi bile bilmiyor bile olabilirdi. Annesi babası da bilmiyor, bunu Vural, Korhan ben ve şimdi sen biliyorsun.”

Omuzları indi, saçlarını geriye itti. “Ölüm şekli çok acımasız. Bu acıyı benim gibi biri iyi bilir. Allah mekânını cennet etsin ama yaptığı da hiç hoş değilmiş.”

“Belki de yeterince sevmiyordu beni, son zamanlarda çok durgundu. Yaşasaydı da yakın bir zamanda ayrılacaktık belki. O zamanlar bu adam değildim, bu adam olmak için yola çıkmış bir çömezdim. Ne der büyük usta Neşet Ertaş: Dünyayı gönlümce olacak sandım. Boş yere aldandım, boşuna kandım.”

Başını sallayarak uzanıp Vedat’ın elini tuttu. “Ben şimdi senin toprağını açmaya gelen kadın mıyım? Ne kadar ilginçmiş.”

“Ve kendi mezarları olan, beni mezardan çıkaran kadın. Gül kokan, adınla bile etrafıma gül saçan bir kadın. Bana seni beklemekten asla yorulmamam gerektiğini söylemişti. Bu o zaman o kadar saçma geliyordu ki yaşadığım olaylar beni buna inanmaya itti.”

Efşan kocaman gülümseyip Vedat’ın iki elini birden tutup sıktı. Gözlerinin içine bakıp, nefesini tazeledi. “Ne zaman toprağa gül dikiyoruz?”

Önerilen makaleler

14 Yorum

  1. Harika bir bölüm dha emeğine sağlık canım benim 🥰

  2. Yazarcım bu nasıl bir bölümdü… Vedat’ı Vedat yapan olay çok etkileyiciydi.. Bölüm nasıl ne ara bitti anlamadım bir solukta okudum.. Kalemine sağlık

  3. Acaba Sena ‘nin bebeği Yalçın dan mı belki de onu yalçın öldürttü belki de bu kadar kötülüğü yapmamış bile olsa bebek ondan olabilmesi yüksek bu herif her defasında Vedat’ı kıskanıyor onun sevdiği kadını elde etmiş olabilir

  4. Yani Sena bir zamanlar sevdiği kadındı evleneceği kadındı Vedat’tan intikam almak için Sena’yı kullanmış olabilir manyak cancağızım emeğine yüreğine sağlık 👑❤️ yine muhteşem bir bölümdü

  5. emeğine yüreğine sağlık teşekkürler

  6. Düğün istiyorum artıkkkkkk evlensinler ya artık 🥲

  7. İki adam aynı yollardan geçerek yürümüşler.Biri o kadar merhametli ki yasını ihanetten ayírıp tutuyor.Bu yürüdüğü yolda kendi seçimi.Tıpkı karıncanın üzerine basmamayi tercih etmesi gibi.Vedat’ın mezarlıkta Sena’ya vedasina,Onu öylesi bir sondan çekip alma isteğine, ihanete rağmen insana merhametine, affına kalp düşürmemek mümkün değil.Diğeri kendisine sunulan seçeneklerin, karıncanın üzerinden atlamak yerine üzerine basmayı tercih etmesinden kaynaklandığını biliyor.Bu da onun seçimi ama Vedat’ı kıskanmaktan ve suçlamaktan vazgeçmiyor.Yalçin’in istediği Efşan mi yoksa Vedat’ın Gülefşan’ı mı? Vedat’in sabrının, tercihlerinin ve merhametinin ödülü, onun cesedine bile ihanet etmiyecek aşka ve karaktere sahip olan bir kadin.Belki de Yalçın’ın kendini bu kadar fütursuzca ortaya cikarmasinin sebebi sonunda bunu çok iyi bir anlamasıdir.
    Kitabın kurgusu o kadar güzel ki,olayların sıralanışı incelikle işlenmiş ,sırların açığa çikma zamanı öyle güzel belirlenmis ki okurken tadından geçilmiyor.Geçmisin Sena ile ilgili kısımları ortaya çıkarken heyecandan kelimeleri yuta yuta okudum.Õyle güzel yansitilmis ki atmosfer, okumadım sanki izledim. Sena’ın ihanetini mezarlıkta anlamaya başladık.Ama Vedat’ın ne şekilde anladığıni merak ettirmek ve en sonunda ortaya çıkarmak da ayrı güzeldi.
    Vedat ve Efşan’ın birbirlerine kendilerini,sebeplerini, sevgilerini ifade edişleri yine unutulmaz. Hele Efşan’in “Ne zaman toprağa gül dikiyoruz?” demesi ❤️❤️❤️
    Limiti biten kredi kartı🤣
    Dilenmeyen õzrun içe sinen açıklaması😍 😉Normalde benim içimdeki cadoloz bunu asla kabul etmez🤣
    Her yazdığın ayrı güzel.Her bir yazdığın daha da güzel oluyor.Ama ne var biliyor musun yazarcanim?Her son yazdığın daha da güzel olmasına rağmen öncekileri okuduğumda yine ilk okuduğumdaki güzellikteler.Kalemine sağlık yazarcanim.😘

  8. Ne diyim ki sana sizlerin kifayetsiz kaldığı yer
    Vedattttttt
    Ne acılar yaşamış sevdiği kadının katledisi ihaneti
    Ama asla içindeki merhameti kaybetmemiş gulefsan i sabırla beklemek üstelik nerden ve nasıl çıkacağını bilmeden her yiğidin harcı değil 😍
    Ama Allah var efsan da vedat a gibi gözü kara sevdasına 😇
    Yalçın iti ise tepinsin dursun eline üçün birinden başka ne geçecek sanıyor acaba 🤭🤣🤣🤣🤣
    Her yazdığın hikayeye kalbimi bırakıyorum soluksuz okuyor sabırla bekliyorum bazen dayanamayıp tekrar okuyorum ama her defasında iyi ki diyorum payelll seni tanımak yazılarını okuma şansı bulmuşum
    Emeğine yüreğine sağlık canım

  9. Bebeğin babası yalçın bana kalırsa Vedat ‘ın olanı almaya ant içmiş belli

  10. Bende Yalçın’ın bir parmağı olduğunu düşünüyorum

  11. Bende Yalçın’ın bir parmağı olduğunu düşünüyorum sena nın isteyerek ya da değil bu ihanete mecbur kalması gibi en kötüsü tecavüz ve bunda Yalçın’ın parmağının 8lması 🤬

  12. Nasıl güzel ve duygu yüklü bir bölümdü, bu adamların aşkları büyük ama hayatları da oldukça zor…Bu kadar zorluğun içinde de tek dayanakları ve güçleri Aşk ları,güzel sevmek bunu gerektirir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!