30. Bölüm

İstanbul’a geleli bir ayı geçmiş olmasına rağmen, ne işleri tam olarak toparlayabilmiş ne de Amelya’ya İstanbul’u gezdirebilmiştim. Bütün gün yalıda olmasına rağmen sıkıldığını bana belli etmemişti. Onun için üzülsem de bensiz dışarı çıkmasına izin vermemiştim. Hem tehlikeyi göze alamıyordum hem de tüm güzelliğiyle dışarıdaki adamların gözlerini kamaştırmasını istemiyordum. Bir gece yaşadığımız tutku dolu anlardan sonra, onun dalgın dalgın bana baktığını gördüğümde güzel yüzüne dokunup ne düşündüğünü sordum.

 “Genco, ne bir diplomam var ne de senin gibi yabancı dil biliyorum. Ben okumak istiyorum. Olur mu bilmiyorum ama… En azından liseyi bitirsem…”

Onun bu kırgın hâlleri canımı yakıyordu. “Tamam, bebeğim.” Onun mutlu olması için, yaralarını sarabilmek için her şeyi yapmaya hazırdım. “Araştırır, sana yardımcı olması için uzman öğretmenler getirebilirim. İstersen üniversiteyi de okuyabilirsin.”

Yanlış anlamaması için küçük çenesini tutup sözlerime devam ettim. “Benim için önemli olan senin isteklerin… Yalnızca sen mutlu ol yeter…”

Boynuma sarılıp yanağıma öpücükler bırakırken kahkahaları benim için en güzel melodiydi.

“Teşekkür ederim! Çok teşekkür ederim, Genco!”

Söz verdiğim gibi en iyi öğretmenlerden aldığı dersleri kıvrak zekâsıyla hemen kavradı benim güzel kadınım. O denli istekliydi ki… Öğrendiklerini her akşam bana anlatıyordu ve ben keyifle dinliyordum. Yüzündeki o gülümsemenin solmaması için her şeyi yapmaya hazırdım.

***

Odaya girdiğimde defteri ve kitabıyla yatakta otururken buldum Amelya’mı. Saçlarını küçük bir topuz yapmış ve kurşun kalemlerinden birini toka yerine kullanmıştı.

Elimdeki ceketi kenara koyup yanına yaklaştım. Saçlarına ufak bir öpücük bırakıp geri çekildim. Güzel gözlerini kaldırıp bana baktığında bu kez dudaklarına bir öpücük bıraktım. “Biraz da kocanızla ilgilenin lütfen, Amelya Hanım.”

Gömleğimin yakasını tutup kendisine çekti. Amelya sırtüstü uzanırken ben de onun üzerindeki yerimi aldım. Bacaklarını belime sararken dudaklarına bakıp fısıldadım.

“Seni özledim!”

“Ben de… ”

Dudaklarına kapandım. Soluk soluğa kalana dek gül kızılı dudaklarından ayrılamadım. Üst dudağını çekiştirip geri çekildim. Belimdeki bacaklarını ayırmadan üzerimdeki gömleği hızlıca çıkardım. Fermuarıma uzanıp pantolonumu ve boksırımı birlikte çıkardım. Tamamen çıplak kaldığımda, Amelya’yı da kaldırıp üzerindeki geceliği çıkardım. Çamaşırlarını çıkarmaya çalışırken tekrar birleştirdim dudaklarımızı. İkimiz de çıplak kaldığımızda belinden kavrayıp bana sırtını dönmesini sağladım. Önümde dizlerinin üzerinde durduğunda yaslanabilmesi için önüne birkaç yastık yerleştirdim. Başını çevirdiğinde dudaklarımla dudaklarını kavradım. İnleyerek karşılık verirken tek hamlede bedenlerimizi birleştirdim. Küçük çığlığı odada yankılandığında elleri çarşafı sıkıca kavradı. İnlemeleri çığlıklara karışırken ben de kendimi tutamıyordum. Üzerine uzanıp ellerimizi kenetledim. Hareketlerime devam ederken kalçalarımız birlikte hareket ediyordu. Başını çevirdiğinde dudaklarımızı birleştirdim. Daha da hızlanmıştım ve Amelya’nın inlemeleri odamızda yankılanıyordu. Bir süre sonra titreyerek kendini bıraktı kadınım. Ardından bir süre daha hareketlerime devam ederek ben de kendimi bıraktığımda yüzüne bakıp fısıldadım.

“Kadınım…”

Onun kendinden geçmiş hâli beni mahvediyordu. Yatağa sırtüstü uzanıp güzelimin narin bedenini üzerime çektim. Gözleri kapanırken beline sarıldım.

Yüzüme vuran güneş ışığıyla gözlerimi sıkıca yumdum. Güneşin doğmasına çok az bir zaman kala uyumuş olmama rağmen kendimi dinç hissediyordum. Gözlerimi araladığımda üzerimde yatan kadınıma baktım. Çıplak sırtını iki elimle sarmıştım. Amelya’nın ise iki bacağı belimin yanında bükülü duruyordu. Bedenlerimiz birbirine yapışmıştı. Hava bile geçemezdi aramızdan.

“Amelya,” dediğimde çıplak sırtını okşamaya devam ediyordum. “Gül güzelim… Uyan hadi.”

Kıpırdanmaya başladığında nereden vuracağımı biliyordum.

“O zaman ben kalkıyorum. Bir buluşmam vardı zaten.”

“Kiminle buluşuyorsun, Genco?” diyerek hızla başını kaldırdı. Elleriyle yüzümü sarıp fısıldadı. “Hiçbir yere gidemezsin!” dediğinde gülümsedim.

***

Dadı, Lalezar ve Bevar masada yerlerini almışlardı.

“Herkese günaydın.”

Bizi gördüklerinde gülümsediler.

“Günaydın, Genco oğul.”

“Günaydın, Ağam.”

“Günaydın, ağabey.”

Güzelimi sağ yanımdaki yerine oturtup kendi yerime geçtim. Çayımı yudumladığımda masadakiler de kahvaltılarına başladılar. Peynire uzanıp güzelimin tabağına koyunca, utanarak yüzüme baktığında göz kırptım. Masadakilerin bizi izlediğini hissedebiliyordum. Kendi tabağıma en sevdiğim peynirden iki dilim aldım. Ekmeğimle birkaç lokma yediğimde doyduğumu hissediyordum. Aklıma gelenlerle Amelya’ya döndüm.

“Amelya, bugün düğün törenimiz için organizatörler gelecek,” dediğimde, Amelya içtiği çayı yutamayıp öksürmeye başlayınca, Lalezar da çatalını yere düşürdü. Masadaki herkes şaşkınlıkla bana bakarken, durumdan haberi olan Bevar sakince çayını içiyordu. Amelya’ya peçete uzatırken neden böyle bir tepki verdiklerini anlayamıyordum.

“İyi misin?”

Yerimden doğrulup yanında diz çöktüm. Güzel gözlerini bana çevirdiğinde, küçük öksürüklerini peçetenin ardında gizlemeye çalışıyordu. Başını sallayıp derin soluklar almaya başladı. Kısa bir an sonra kendini toparladığını anladığımda fısıltısını duydum.

“Düğüne gerek yoktu, Genco.”

Gülümseyip ellerini sardım.

“İstanbul’dan ve yurt dışından birçok arkadaşım nikâhımıza gelemedi. Birlikte çalıştığım iş adamları ve bakanlar da var. Bu kutlama hem nikâhımızı tüm dünyaya duyuracak hem de seni herkes görüp tanıyacak.”

Güzel gözlerini kaçırdı ve omuzlarını düşürdü. Neden böyle mutsuz olduğunu biliyordum. Kalabalıklara pek alışık değildi güzelim. Üstelik o gece sıradan bir kalabalık olmayacaktı. İlgi odağı ikimiz olacaktık. Çevremizdeki gazeteciler bizi rahat bırakmayacaktı ama bunu yapmak zorundaydım.

“Ben geldim!”

Samira’nın neşeli sesini duyduğumda rahat bir soluk aldım. Dün onu arayıp bu sabah için yalıya gelmesini ve düğün için Amelya’ya yardımcı olmasını istemiştim. Hemen kabul etmiş ve birçok detayla kendisinin bizzat ilgileneceğini söylemişti. Yerimden doğrulduğumda elleri belinde, çatık kaşlarıyla beni izleyen Samira’yı buldum karşımda.

“Hoş geldin, Samira.”

“Kocam seni kapıda bekliyor, Genco. Onu fazla bekletmeden gitmelisin ve biz kadınları düğün planlaması yapmak üzere yalnız bırakmalısın.”

“Bu kadar uzun cümle kurmaktan yorulmuyorsun, değil mi?”

Omzunu silkip elindeki çantayı masaya bırakarak, Lalezar’ın yanındaki boş sandalyeye yerleşti.

“Genco, beş gün sonra düğün var ve sen hâlâ bizi meşgul ediyorsun!”

Ellerimi kaldırarak pes ettiğimi bildirdim.

“Tamam, gidiyorum. Bevar, sen arabaları hazırla.”

Bevar başını sallayıp önümden çıktığında Amelya’ya döndüm. Elimi uzattığımda tereddütsüz ayağa kalkıp elimi tuttu. Birlikte yalının ön tarafına uzanan koridora doğru yürüdük. Gitmeden onunla konuşmalıydım. Tenha bulduğum köşeye bakıp etrafa göz gezdirdiğimde kimse olmadığını gördüm. İki duvarın arasındaki küçük boşluğa geldiğimde kadınımla birlikte loş köşeye sokuldum. Sırtını duvara dayayıp ince belini sardım. Gözleri şaşkınlıkla aralanmış, narin parmakları gömleğimin yakalarını tutmuştu.

Dudaklarına minik öpücükler bırakırken fısıldıyordu.

“Biri görecek, Genco!”

Elbisesinin sıyrılan yakasından görülen göğüslerine öpücük bıraktım.

 “Bu düğünü en çok senin için istiyorum.”

Şaşkınlıkla büyüdü gözleri. Kollarımdan geri çekilmeye çalıştı. Ama o denli güçlü sarmıştım ki belini, benden bir milim bile ayrılması imkânsızdı.

“Neden?”

“Beyazlar içinde görmek istiyorum seni. Nikâhta da gelinlik giymiştin ama… Yüzünü görememiştim, dokunamamıştım sana…”

“Genco…”

Dudaklarına dokunup susturdum.

“Dinle, bu kez isteyerek giyeceksin gelinliğini. Yıllar sonra mutlulukla hatırlayacaksın düğünümüzü. Hatıralarında yer alan zorla kıyılmış bir nikâh olmayacak!”

Dolan gözlerinden süzülecek yaşları tutmak istedim fakat başaramadım. Bir inci tanesi pürüzsüz yüzünden süzülürken, avuçlarıyla yüzümü sarıp fısıldadı.

“Sen harika bir adamsın!”

Sözlerinin ardından dudaklarına kapanıp bedenlerimizi birbirine yasladım.

Kapıda beni bekleyen Bevar’ı gördüğümde duraksadım. Güzelim diğer eliyle kolumu sıkıca sarmıştı. Bevar’a elimi uzattığımda beklediğim zarfı avucuma bıraktı. Arkama dönüp gülümsedim. Amelya yüzüme baktığında beni büyüleyen gülümseyişi yer aldı güzel yüzünde. Cennet kokusunun gizlendiği gamzelerini öpmemek için kendimi güçlükle tutup elimdeki zarfı uzattım. Ellerimizi ayırıp bekledim. Zarfı açıp içinden çıkan kimliğe baktı. Güzel gözleri gülümseyişiyle kısıldı.

“Amelya Uluhan,” diye okudu. Ardından yüzüme bakıp gülümseyerek boynuma sarıldı. “Genco!”

Çevremizdeki adamlarıma bakıp kollarını tuttum. Yavaşça kendimden ayırıp yüzüne bakarak fısıldadım.

“Teşekkürünü geceye sakla, güzelim!”

Utanarak bakışlarını kaçırıp başını eğdi. Zarfın içindeki kredi kartını alıp uzattım.

“Bu da senin. Limitsiz, ne istersen alabilirsin.”

Ellerini uzaklaştırdı. “Gerek yok, Genco. İhtiyacım yok ki… Her şeyim var.”

“Düğün alışverişinde ihtiyacın olacak.”

İtiraz kabul etmediğimi anladığında çekinerek uzanıp aldı. Kulağına yaklaşıp fısıldadım. “Beni özle, bebeğim…”

Ardından arabama binip beni bekleyen Karan’ın yanına oturdum.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!