31. Bölüm

Gazel, Nurbanu’dan gizli ayağından çıkardığı alçının ardından bileğini ovuşturdu. Güçsüz olsa da atacağı adımlar ile güçlenecekti. Böylece artık Nurbanu’ya da ihtiyacı olmayacaktı. Kenan henüz bilmese de Gazel kararını vermişti. O dönene dek çiftlik evinde kalmaya devam edecekti. Onu biraz daha tanımaktı niyeti.

Bağa doğru yavaş adımlarla yürürken sadece saatler önce onun sıcağında, kokusunda geçtiği yollarda yalnız olmak bedeninin titremesine neden oldu. Sıcacık yaz gününde Kenan’ın yokluğu ile üşüdü.

Üzerindeki çiçekli elbisesine bulaşan lekeleri umursamıyordu. Etrafındaki genç kızlar ve kadınlar onun dünkü gibi olmamasına şaşırıyorlardı. Suskundu Gazel. Etrafındaki neşeli ve kendisini de gülümsetmeye çalışan sevgi dolu insanları göremeyecek haldeydi. Aklında sadece Kenan vardı. Az ileride görünen kadınla sesler uğultuya döndüğünde omzuna dokunan elle irkilerek kendine geldi.

“Bu halin ne Gazel? Alçına ne oldu?”

Makası bellindeki önlüğe soktu. Başındaki yemeniyi düzeltirken umursamaz bir halde karşısındaki kadına baktı. “Ayağım iyi olduğu için çıkardım.”

“Bu saçmalık… Ayağının iyi olup olmadığına ben karar veririm. Nasıl bu kadar cahil olabilirsin?”

Ellerini beline yerleştirdi. Yaşadığı duygu karmaşası öfkeye bürünürken hedefinde sadece o kadın vardı. “Sözlerinize dikkat edin Nurbanu Hanım. Benimle bu şekilde konuşamazsınız.”

“Gelip burada oyun oynayan ve ilgi çekmeye çalışan sensin. Çocuk gibi davranıyorsun.” Kollarını göğsünde kavuşturdu. “Ama üzgünüm. Bugün seni kucağında taşıyacak bir Kenan yok.”

“Aslında tüm sorun bu değil mi?” Alaycı bir ifadeyle kıvrıldı dudakları. Kadına yaklaştı. İki adım kala karşısında durdu. “Bu öfkenin, telaşının nedeni…Artık ayağım iyi olduğu için Kenan seni buradan gönderecek diye korkuyorsun.”

Karşısındaki kadının saçlarını ardına savurduktan sonra eğreti bir ifadeyle gülümseyişini izledi. “Kenan’ın bana ihtiyacı sadece birkaç gün değil,bir ömür…”

Duyduğu sözler ile kalbinin sancıdığını hissetti Gazel. Karşısındaki kadın olmasa küçük ellerini kalbinin tam üzerine kapatabilirdi. Ama yeri değildi. Onun karşısında ne acısını gösterebilir ne de benliğinde eksik kalanları sorabilirdi.

Sözlerinin anlamı sevgili olmalarının tanımı olabilir miydi? Ya da tensel bir arkadaşlığın açıklaması? İlk ihtimale inanmıyordu Gazel. Zira Kenan sevgilisi ile aynı çatı altındayken başka bir kadınla aynı odada kalacak kadar karaktersiz birine benzemiyordu. Ama ya ikinci ihtimal? Eğer aralarında böyle bir bağ varsa ne yapacaktı? Çekip gitmek kolaydı. Ya içini saran o küçük ama kuvvetli ateşi nasıl söndürecekti?

“Bu insanların arasında olmak sana yakışmış. Kendine göre bir yer bulmuşsun.”

Onun kendisine karşı küçümseyici bir ifade ile bakmasını kaldırabilirdi Gazel. Ama yanında olduğu birbirinden iyi kalpli insanlara dil uzatmasına izin veremezdi. “Sen hastalarını paralarına ya da görünüşlerine göre mi seçersin?” Omzunu silkti. Gece karası tutamlar bu nazlı hareketiyle ardına düştü. “Senin gibi bir doktora hiç yakışmıyor bu sözler.”

Arkasında duyduğu kıkırtılar ile bedeni bir nebze de olsa rahatladı. Ta ki o sözleri işitene kadar. “Bugün dönüyorum. Kenan’ın yanına, Antep’e gidiyorum.”

Dudakları şaşkınlıkla aralandı. Daha dün kendisine açıklama yapmaya çalışan, penceresine bakarak şarap içen adam böyle bir şeyi nasıl yapabilirdi?

“Ona iletmemi istediğin bir söz var mı?”

“Yok.” Yüzüne yerleştirdiği gülümsemeyle son bir kez karşısındaki kadına baktı.

“Peki. Görüşürüz diyeceğim ama sen biz dönene kadar gitmiş olursun.”

Gitmesini istediğini daha önce birçok kez söylese de ilk defa böyle pervasızca söze dökebiliyordu. Kenan da gitmesini istiyor olabilir miydi? Sessiz sedasız gidişi ve sabah ne kadar kaçsa da onu aramayışının nedeni bu olabilir miydi?

Bu sorularla yerinde dahi duramayacak kadar öfkelense de karşısındaki kadına tek bir söz etmedi. Salkımlarını kesmeye devam etti. Kadın gidene dek bekledi. Verdiği zamanın yeterli olduğunu düşündüğü vakit verilen yemek molasında aç olmadığını söyleyerek geldiği yoldan geri döndü. Ayağı hızlı ve kontrolsüz adımları ile ağrısa da umursamayacak kadar öfkeliydi. Eve yaklaştığında kapının önündeki araba yoktu. Nurbanu’nun gitmişti. Kapıya yöneldiğinde karşısına çıkan Ömer’e elini uzattı.

“Telefonunu ver Ömer.”

Adamın sözünü ikiletmeden şaşkın bir ifadeyle telefonu uzatmasını sabırsız bir ifadeyle bekledi. Avucunda metali hissettiğinde hızlıca kavradı. Odasına çıkana dek sabretmeye ve içinde şahlanan hisleri zapt etmeye çalıştı. Odasına girip,yalnız kaldığında hızlıca telefonu açtı. Arayacak ve sesini duyacak kadar cesur değildi. Bu yüzden mesaj atmaya karar verdi. Mesaj bölümünü açtı. Birkaç kez yazıp göndermekten vazgeçerek sildi. En sonunda son bir cesaret tohumuyla gönder tuşuna bastı. Geri dönüş olmadığını fark ettiğinde telefonu yatağa bırakıp yanına çöktü.

“Sevgiliniz size kavuşmak için yola çıktı Kenan Bey. Heyecandan haber vermemiş olabilir. Sürprizi bozmamışımdır umarım… Gazel”

Saniyeler dakikalara devrilirken telefonla birlikte sessizlik içerisinde bekledi. Bir yanı pişmanlıkla kavrulurken içindeki o küçük ses doğru yaptığını fısıldıyordu. Lakin o anda hislerinin karmaşıklığında savrulduğunu hissediyordu. Kıskançlıkla kavrulan yüreğindeki o derin hisleri görmezden gelmeyi tercih etti. Zira kabul ederse Kenan’a dair hislerini ve buradan giderken yüreğinde yer edecek acıyı taşıyamayacağından korkuyordu.

Bir cevap alamayacağını düşündükçe içindeki öfke hayal kırıklığına bıraktı yerini. Onun hayatında bu denli önemsiz oluşu gözlerinin dolmasına neden oldu. Ama diğer yandan müsait olmadığını düşünerek umut etti.

Bir süre sonraysa pes etti. Telefonu sahibine vermesi gerektiği gerçeğiyle yerinde doğruldu. Avucundaki metal parçadan gözlerini ayırmadan kapıya yöneldi. Ancak dışarı çıkamadı. Kısacık bir zaman daha beklemenin bir sorun olmayacağını düşünerek yatağına geri döndü. Telefonu tekrar bırakıp oyalanmak için etrafa bakındı. Bakışları dolabı bulduğunda üzerindeki kıyafetleri değiştirmeye karar verdi. Usulca açıp, Kenan’ın kıyafetlerinin olduğu kısma bakmamaya çalışarak askıdan bir elbise çekti. Göğüs kısmı kalıplı ve straplezdi. Diğerlerine göre de kısaydı. Havuz kenarında bikini üzerine giyilebilecek türdendi. Başka bir elbise almayı düşünürken vazgeçti.

Banyoya yönelecekken duraksadı. Bakışları kamerayı bulduğunda dudakları muzip bir halde kıvrıldı. Madem Kenan Bey cevap veremeyecek kadar meşguldü o halde kameraya da bakamazdı. Üzerindeki elbiseyi bedeninden sıyırdı. Sadece iç çamaşırlarıyla kaldığında sutyen ile yatağın üzerinde duran elbiseyi girmeyeceğine karar verdi. Kameraya sırtını dönüp sütyeninin kopçasını çözdü. Kollarından sıyırıp elbise gibi yere bıraktı. Çıplak sırtı ve küçük küloduyla kısacık bir an durdu. Sanki Kenan ardındaymış ve onu izliyormuş gibi heyecanla titredi bedeni. Omzunun üzerinden kameraya baktı. Gözleri puslu ve dudakları telaşlı nefesleriyle aralıktı. İrkilerek kendine geldi. Pembeleşen yanaklarıyla elbiseyi giydi. Çıkardığı çamaşırları banyodaki kirli dolabına bıraktı. Odaya girip, yatağa uzanırken avucunda telefon, gözleri uçsuz bucaksız bağlardaydı.

**

“Asaf… Benim Ömer.”

“Neden kendi telefonundan değil de evinkinden arıyorsun? Bir sorun mu var?”

“Var gibi de yok gibi de…”

“O ne demek?”

Başını kaşıyıp merdivenlere baktı Ömer. Kimsenin olmadığına emin olduğunda kısık sesle cevapladı. “Benim telefonum Gazel Hanımda. Neredeyse iki saat önce aldı ve hala geri vermedi. Odasına gittim. Kapısı kilitliydi.”

“Birisini arıyor olabilir mi?”

“Sanmam. Yine de Kenan Beyime haber vermek istedim. Odasının anahtarı ondaydı. Ama isterse kendi usulümde kapıyı açıp bakabilirim.”

Mazide aç kaldıkları ve hırsızlık yaptıkları zamanları acıyla hatırladı. Lakin kendisini o kara günlerle üzmek istemediği için sirkelendi. “Beyime sorayım. Sen benden haber bekle.”

Herkes odalarına çekileli iki saatten fazla olmuştu. Akşam yemeğine dek uyuyacağını, Tamer Ağa ve Toprak Ağaya istedikleri vakit yemek servisini hazırlayabileceklerini söyleyerek odasına kapanmıştı Beyi. Üst kata çıkıp, koridorun sonundaki odanın kapısında durdu. Bir kez tıklatıp içeri girdi. Odanın ortasındaki koca yatağa yaklaştı. Karanlıklar içerisindeydi. Beyinin yine yastığının altındaki silahıyla uyuduğunu fark ettiğinde yavaşça yaklaşıp seslendi.

“Beyim.”

Bir kez daha seslendiğinde onun telaşla doğrulup silahını çektiğini gördüğünde ellerini kaldırdı.”Benim Beyim.”

Bir süre görmeyen gözlerle ona bakan,derin soluklarıyla göğsü hızla inip kalkan adamın kendisine gelmesini bekledi. Yeterli zamanı tanıdığında her tonunu ezbere bildiği sesi duydu. “Bir sorun mu var Asaf?”

“Aslında sorun mu bilmiyorum. Ömer aradı. Gazel Hanım telefonunu alarak kendisini odasına kilitlemiş. Uzun bir süredir de sesi çıkmıyormuş. İçeri girmek için izin istiyor.”

İşittiği sözlere tepki vermeden önce baş ucundaki bilgisayarını aldı. Aklına gelen ihtimalin olmamasını dilerken şifreyi girdi. Ekran dokuz parçaya bölündüğünde sadece onun erişebildiği kısmı açtı. Gazel yatağın üzerinde uyuyordu. Rahatlayarak derin bir nefes aldı. Kamerayı odaklayıp yaklaştırdı. Sıyrılan eteği neredeyse kasıklarına dek açılmıştı. Saçları yastığa dağılmış, çıplak omuzları büzülmüştü. Göğüslerini gördüğünde tüm benliği titredi. Öyle güzel, öyle masum ve öyle hayal gibiydi ki… Kendisini izleyen Asaf’a bakıp,
“Uyuyor.”dedi. “Ömer’e söyle. Odasına kimse girmeyecek.”

“Peki Beyim.” Asaf Beyinin bakışlarını ve kızı gördüğü an yaşadığı rahatlamayı keyifle izledi. Zira onun mutlu olmasını her şeyden çok istiyordu.

Neden o telefonu almıştı? Birini mi aramıştı? Bir yandan kamera kayıtlarını açıp geriye sardı. Ardından hızlandırıp izlemeye başladı. Onun yatağın üzerine oturup telefona uzunca bir süre baktığını, sonunda bir şeyler yazdığını gördüğünde merakla yerinde kıpırdandı. Dolaba gidip kıyafetlerini aldığını ve banyoya yürüyüp durduğunu gördüğünde başını salladı. Bunu yapamazdı. Üzerindeki elbiseyi çıkarıp, ardını dönüp sutyenini teninden uzaklaştırdığını gördüğünde güçlükle yutkundu. Ancak onu en çok sarsan ardına bakışı oldu. Yüzündeki o ifade, o mahrem hali tüm bedenini sarstı. Orada olmak, canlı halde gözlerine bakmak istedi. Giyinip yatağa girişiyle durup, kamerayı bulundukları ana geri aldı.

Ömer’i aramak istediğinde gördüğü mesaj bildirimiyle kaşları çatıldı. Açtığında mesaja mi yoksa mesajın sonunda Gazel’in adını görüşüne mi şaşırsın bilemedi. Neden böyle bir mesaj attığına anlam veremedi. Kendisine sormaya karar verdi. Arama tuşuna bastığında bakışları ekrandaydı. Onun irkilerek doğrulamasını, dizlerinin üzerine kalkarak avuçladığı telefona bakmasını izledi. Öyle tatlı görünüyordu ki… Ardından kameraya baktığını gördüğünde nefesi kesildi Kenan’ın. Onu izlediğini nasıl hissedebilmişti?

Arama meşgule düşerken onun bilerek yaptığını gördüğünde kasıldı.

“Telefonu aç Gazel.”

Mesajının ardından tekrar aradığında yine aynı şekilde meşgul yanıtı aldı. Üstelik bunları kameraya bakarak yapıyordu. Onun bir şeyler yazdığını gördüğünde telefona çevirdi bakışlarını. Kısacık bir an sonra mesaj geldiğinde açmadan ekrana baktı. Kollarını göğsünde kavuşturup kendisine baktığını gördüğünde bir kez daha güçlükle yutkundu. O elbiseyi yasaklamalıydı. Mesajı açıp dikkatini dağıtmak istediğinde dudakları okuduğu satırlarla kıvrıldı. Bu kız küçücük haliyle ona meydan okuyordu.

“Sizi meşgul etmek istemem Kenan Bey. Giderken veda edemeyecek kadar aceleci sabah arayamayacak kadar meşgulsünüz malum.”

Gazel, alaycı bir gülümsemeyle bakıyor olsa da kalbi heyecanla sıkışıyordu. Kenan oradaydı ve kendisine bakıyordu. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama hissediyordu. Geç de olsa mesajını karşılıksız bırakmamıştı. Üstelik aramıştı. Hele o buyurgan hali… Dudağını ısırdı o an. Heyecanını bir nebze olsa bu küçük hareketle zapt edebildi. Kenan’ı yakıp kül ettiğini bilmeden…

“Benimle konuşmak istemediğini düşünmüştüm.”

Gelen mesajı okuduğunda bir gün önce şahit olduğu o konuşmayı anımsadı. O anki kadar karmaşık hissetmiyordu Gazel. Zira düşünmek ve biricik arkadaşı Hayat’ın sözlerini işitmek onu rahatlatmıştı. Yine de aralarında kilometrelerce mesafe varken dillendirmek istemiyordu. Bu yüzden sustu. Mesaja cevap vermediğini tekrar işittiği sesle fark etti. O arıyordu. Meşgule verdikten sonra gelen mesajla kameraya bakıp omzunu silkti.

“Duyamayacak mıyım sesini?”

İnat değildi yaptığı. Belki biraz nazdı. Çokça da korkaklıktı hissettiği. Zira ona karşı öyle yoğun ve derin hislerle sarmalanıyordu ki sesini duyduğu vakit ne yapacağını bilemiyordu. O adını söylediği anda her şeyi unutuyordu. Nerede olduğunu,kim olduğunu dahi anımsayamayacak hale geliyordu.

“Gazel…”

Yine yapmıştı. Üstelik bu kez kendine has o puslu sesiyle değil mesajıyla başarmıştı. Başını kaldırıp kameraya baktı. Adını ondan duymak dahi bir başkaydı. Kısa sayılmayacak bir süre sonra aklına gelen kadınla kıskançlıkla kavruldu benliği. Telefona dokunurken kaşları çatılı, dizlerinin üzerindeydi.

Öyle güzeldi ki… Vücudunu kışkırtıcı bir halde saran elbisesi ve uzun düz saçlarının sırtına doğru süzülüşüyle sadeydi. Ama birçok kadından daha güzeldi. Kenan’ın gördüğü en güzel şeydi. Dizlerinin üzerinde, çatık kaşlarıyla telefonla uğraşırken onu izledi. Sessizce, derin bir iç çekişle paylaştıkları anın her detayını içine çekti. Telefonunun sesini duyana dek öylece durdu.

“Nurbanu yanınıza varmak üzeredir. Hazırlıklarınızı bölmeseydim. Malum günün gecesi de var…”

Ne hazırlığı ne gecesinden bahsediyordu? Bakışlarını ekrana çevirdi. Onun kendisine bakmadan yatağa uzanmasını izledi. Elbisesi iyice çekilmiş,güzel bacaklarını pencereden süzülen rüzgara teslim etmişti. Saçları yastığın üzerine, ardına savrulmuştu. Ekranı bölüp evin diğer odalarına da baktı. Nurbanu yoktu. Oturduğu yataktan kalkıp Asaf’ı aradı.

“Nurbanu nerede?”

“Yola çıkmış Beyim. İki saate gelmiş olur.”

Dişlerini sıktı. “Bana sormadan neden böyle bir şey yapmış?”

“Gazel Hanım alçısını çıkarmış. Ona artık ihtiyacı kalmadığı için dönmek istediğini söylemiş Ömer’e. O da araçlardan biri ile dönebileceğini söylemiş.”

“Ne yapmaya çalışıyorsun Nurbanu?”

Asaf dan çok kendineydi bu sözler. Onun kendisine haber vermeden yola çıkmış olmasına mı sinirlenmişti yoksa hala vazgeçememe ihtimaline? Bilmiyordu. Adamlarına verdiği emirle konağa tüm girişler ve çıkışları yasaklamıştı. O da giremeyecekti.

Telefonu kapatıp,yatağın üzerindeki laptopun ekranına baktı. Daha dün alçıyla gördüğü incecik bileğin özgür oluşuna kaşlarını çattı. Telefonunun mesaj bölümünü açarken bu kez sözleri Gazel’eydi.

Susmuştu. Üstelik bir öncekine göre bu kez daha uzun olmuştu. Odağını kaybettiğini düşünürken aklına gelen ihtimalle doldu gözleri Gazel’in. O kadın varmış olabilir miydi yanına? Bu yüzden unutulmuştu belki de. Zira onun ateşli halleri pek çok erkeğin içini yakacak cinstendi.

Onun Kenan’a dokunuyor olma ihtimali dahi nefesini keserken nasıl sessizce kalabilirdi burada? Onlar birbirinin sıcaklığında kaybolurken nasıl bekleyebilirdi geri dönmesini? Yapamazdı Gazel. Mesaj sesiyle irkildi. Dolan gözlerini kırpıştırırken iki damla yaşın süzülmesine mani olamadı.

“Ayağındaki alçıyı nasıl çıkarırsın Gazel? Nurbanu’dan gizli yapmışsın üstelik.”

İşte bu son noktaydı Gazel için. Yerinde doğrulurken avucundaki telefonu öfkesinden parçalayacaktı neredeyse. O kadın başarmıştı. Kenan’ın yanına varmış ve kendisini kötülemeye başlamıştı. Kenan ise sorgusuz sualsiz ona inanmıştı. Kabul edemezdi. Parmakları sertçe dokundu. Mesajını gönderdikten sonra telefonunu yatağa fırlattı. Kameraya yaklaştı. Karşısındaki adamın mesajı okuması için iki dakikaya yakın bir süre tanıdı. Verdiği süre dolduğunda kameraya kısacık bir an bakıp üzerini kenarda duran siyah sal ile kapattı. Buraya kadardı. Kenan Bey artık istediği zaman izleyemeyecekti.

“Kimseye bir açıklama yapmak zorunda değilim. Sevgilinize benim hakkında konuşmak yerine sizinle ilgilenmesini söyleyin lütfen. Yakında hayatınızdan çıkıp gidecek bir yabancı için sizde kendinizi daha fazla yormayın.”

Kenan, okuduğu mesajın ardından kaşları çatılmış halde yaslandı arkasına. Nurbanu’nun aralarında bu denli büyük bir sorun olması canını sıkıyordu. Üstelik onları sevgili zannediyor olmasını anlayamıyordu. Ona gösterdiği ilgi sevgilisi olan bir adama yakışmayacak derecede samimiydi. Bunu nasıl göremiyordu?

Kameraya baktığında gördükleriyle şaşkınlığa büründü. Kendisine yaklaşan genç kızın son bir kez baktıktan sonra elindeki örtüyü kapattığını gördüğünde şaşkınlık nidası yükseldi dudaklarından. Onu izlememesi için yapmıştı.

Gazel, videoyu çekerken aldığı bikiniyi dolabın altından çıkardı. O kadına ait bir kıyafeti giydiği için rahatsız hissetse de mecburdu. Üzerine bikinisi gibi beyaz bir pareo giydi. Saçlarını omuzlarından geriye savurdu. Hazır olduğunda odadan çıktı. Merdivenlere yöneldi. Aşağı kata indiğinde Ömer oradaydı. Avucundaki telefonu ona uzattı. Havuzun kenarında pareosunu çıkardı. Bahçede gezinen adamların beğeni dolu bakışları üstüne çevrildi. Onları umursamadan ellerini birleştirip, ileriye uzattı ve ılık suya daldı. Havuzun diğer ucuna kameranın tam dibine doğru yüzdü. Yüzeye çıkıp derin bir nefes aldı. Başını geriye eğdi. Saçlarını suyun taramasına izin verdi. Ardından başını kaldırıp kameraya baktı. Savaş yeni başlıyordu ve Kenan ne kadar bilmese de Gazel’in ödülü o olacaktı.

Kenan, Ömer’e ait numarayı ararken şaşkınlığının yerini kızgınlık alıyordu. Onu aradığında kısa sürede meşgule düştü. Tekrar ararken yerinde duramıyordu. Doğrulup, odanın içerisinde gezindi. Dakikalar sonra telefon açıldığında, “Gazel.” Dedi. Lakin karşısında o yoktu.

“Beyim benim Ömer.”

Endişelendi. Simsiyah bir ekrana dönen kameraya baktı. Onun kızgınlıkla bir delilik yapmasından korktu. “Gazel nerede?”

“Burada beyim. Aa…”

Ömer’in şaşkın sesini duyduğunda durdurdu adımlarını. Ondan uzakta olduğu için kızdı kendine. “Ne oluyor Ömer?”

“O… Havuzda…”

Telefonu bırakıp, yatağın üzerindeki bilgisayarı aldı. Havuzun kamerasını açarken sol eli kasılıyordu. Ekran açıldığında aradığı kız tam karşısındaydı. Islak saçları ardından bir çağlayan gibi süzülürken, yavaşça başını kaldırdı. Kameranın görüntüsünü yakınlaştırdı.

Gazel, başını kaldırıp kameraya baktı. Kıpırdadığını gördüğünde Kenan’ın onu izlediğini anladı. Gözlerinde herkesi derinden etkileyecek, kendine güvenen bir bakışla vardı. Kenan’a karşı hissettiklerini artık kabullenmişti. Pişman olmamak için,Kenan için o kadınla savaşacaktı. Ve Kenan’ın gözlerinde kendisini göremezse geldiği gibi ansızın çıkıp gidecekti hayatından.

Kirpikleri ıslanmış ve daha da uzamıştı sanki. Kendisine göz kırptığını gördüğünde olduğu yere çöktü Kenan. Derin bir iç çekti. Bu küçük kadın onu deli etmek istiyordu. Ve başarıyordu. Suya dalarken bikini altının güçlükle örttüğü kalçaları gördü. Elleriyle yüzünü sıvazlarken sakinleşebilmek için derin nefesler aldı. Onunla oynuyordu. Biliyordu Kenan. Lakin bilmediği çok önemli bir detay vardı. Gazel’e esir düşeli çok olmuştu. Üstelik kalbindeki görülmez ipler, sonsuza dek çözülmeyecek bir düğümle onun ellerindeydi.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!