31. Bölüm

Amelya…

“Beş günde gelinliğin yetişmeyeceğini biliyorsunuz, Madam. O yüzden hazır modeller üzerinden geçelim derim. Sen ne dersin, Amelya?”

Elli yaşlarında, kır saçlarını sıkı bir topuz yapmış kadının yanında oturan Samira’ya bakıp gülümsemeye çalıştım.

“Peki…”

Herkesin “Madam” diye hitap ettiği kadın, ince çerçeveli gözlüklerinin üzerinden bir kez daha beni süzdü.

“Nasıl bir model düşünüyorsunuz peki?”

“Sade!” dedim telaşla. Ardından beni şaşkınlıkla izleyen yüzlere bakıp duraksadım. “Sade olsun ve etekleri kabarık olmasın.”

“Hiç benim tarzım değildir sade tasarımlar,” dediğinde burnunu kırıştırıp Samira’ya döndü. “Ama sen ve Genco olunca akan sular durur. Gelecek yılın bahar koleksiyonu için hazırladığım tasarımlarımı sunacağım size.”

“Teşekkür ederiz, Madam,” dedi Samira neşeyle el çırparken.

“Ama yanımda değiller. Modaevimdeler.”

Samira, “Öyleyse biz de seni cennet bahçende ziyaret ederiz, Madam,” diyerek bana bakıp göz kırptı.

Madam başını sallayarak asistanına işaret edip yerinden doğruldu.

“Önümüzdeki beş gün için tüm çalışma takvimimi yeniden düzenlenmem gerekecek. O hâlde sizi yarın modaevime bekliyorum.”

Dantelli siyah eldivenin sardığı elini uzattığında hafifçe tutup sıkarak gülümsedim. Beni bir kez daha süzüp, Lalezar ve Samira ile vedalaşarak salondan çıktı. Kendimi güçlükle koltuğa bıraktığımda, telaşla odaya giren Samira’ya yorgun gözlerle baktım.

“Kalk bakalım, gelin hanım. Organizasyon firması birazdan burada olur.”

“Onlar kim?” dedim kaşlarımı çatarken. Yabancı insanların yanında olmaktan hoşlanmıyordum.

“Bunlar hazırlıkları yapacak olan insanlar. Biz şimdi seninle birlikte düğün için sunacakları her türlü seçenekten beğendiklerimizi söyleyeceğiz. Gerisini onlar halledecek.”

“Ah!Kolaymış o zaman.”

Gülümseyip omzunu silkti.

“Yanılıyorsun, tatlım. Kolay görünse de en zoru bu ayrıntılardır. Hadi kalk bakalım. Onlar gelmeden bahçeye inelim.”

Düğün yemekleri, kullanılacak tabak ve bardaklar, peçeteler, masa örtüleri ve sandalye kurdelesinin rengi… O kadar çok ayrıntı konuşulmuştu ki… Bir noktadan sonra tamamen Samira’ya devretmiştim seçimleri. Anlayamadığım bir sürü konu vardı. Hele yemekler… Tadını bile bilmediğim yemekler arasından nasıl seçim yapabilirdim? Kararlı olduğum bir tek konu vardı. Çiçekler…

“Mavi gül,” demiştim karşımdaki kadına. “Yalnızca mavi güller olsun…”

Genco bana ilk kez gülleri gönderdiğinde araştırmıştım. Sınırsız ve sonsuz bir aşkı simgeliyordu. Tıpkı bizim aşkımız gibi…

 “Benim için bir ilk olacak ama aklımda şahane fikirler şimdiden belirdi bile,” dediğini duyduğumda gülümsemiştim.

Davetiye için bırakılan seçeneklere Genco ile karar verebileceğimizi söylediğimde bunun son konu olması için dua ediyordum. Başım ağrımaya başlamıştı ve saatlerdir oturduğum sandalye tüm bedenimi acıtmıştı.

“Her şey tamam, değil mi?”

Samira’nın sözleriyle karşımızdaki kadın not defterini kapatıp doğruldu.

“Evet, ben hazırlıklara başlıyorum. Eksik detaylar oldukça haberleşiriz.”

Kadının uzattığı elini sıkıp yorgun bir ifadeyle gülümsedim. Yalnız kaldığımızda Samira arkasına dayanıp başını geriye yasladı.

“Kendi düğünümde bu kadar yorulmadım yahu!” demesiyle ikimiz de gülmeye başladık.

Samira gittikten sonra çalan telefonumla yatağa yürüdüm. Gördüğüm isimle gülümsedim.

“Genco?” diyerek açtığımda, iç çekişini duydum.

“Aşağıya gel, güzelim. Seni bir yere götüreceğim. Üzerine rahat bir şeyler giy.”

Telefonun kapanmasıyla şaşkın şaşkın bakakalmıştım. Neden böyle bir şey istemişti? Anlayamıyordum ama bekletmemek için hızlıca kalkıp dolaba yürüdüm. Kot pantolonlardan açık mavi tonlarındaki bir tanesini alıp üzerime geçirdim. Üzerine de V yakalı beyaz bir bluz giydim. Saçlarımı toplayıp aynada kendime baktım. Telefonumu alıp aşağıya indim.

***

Genco…

Merdivenlerden inen karımın sade güzelliği karşısında yaslanmış olduğum arabadan doğruldum. Onu ilk defa böyle spor kıyafetler içerisinde görüyordum. Nasıl olduğunu anlayamasam da onun her hâli beni büyülüyordu. Yanıma yaklaştığında minik elini tutup dudaklarıma dayadım.

“Amelya…”

“Nereye gidiyoruz, Genco?”

Gülümsedim. Karımı arka koltuğa oturtup diğer kapıdan yanına geçtim. Şoför arabayı çalıştırmadan önce gözlerine bakarak fısıldadım. “Sana İstanbul’u gezdireceğim, bebeğim.”

Arabayı uygun bir yere çektirdim ve karımın inmesine yardım ettim. Korumaların ardımızdan gelmesini beklemeden, Amelya’nın elini tutup yürümeye başladım. İstiklal Caddesi’nde yürürken çekinerek bana sokuluyordu. Fazlasıyla kalabalıktı. Onu buna alıştırmayı istiyordum. Hayal ettiği gibi özgürce yürümesini istiyordum. Bol bol durup fotoğraf çektirmiştik. Kafelerden birine geçip ıslak hamburger yedik. İlkini teklif ettiğimde itiraz ettiyse de bitirdiğinde ikincisini istemişti. Dondurmacının küçük oyunları karşısında şaşırıp bolca sinirlenerek söylenmişti. Güçlükle dondurmasına kavuştuğunda zafer kazanmış bir komutan ifadesiyle bana sarılmıştı.

Ona küçük yapma çiçeklerden oluşan bir taç alıp gece karası saçlarına ellerimle yerleştirdim. Pasajları gezdiğimizde gördüklerine heyecanla bakmasını izledim. Yaşadığı zindan hayatı nedeniyle her şeye aç oluşu, küçük bir bebek gibi hayatı yeniden öğrenmek zorunda kalması beni üzüyordu. Elbette ona bildiklerimi öğretmek ve ilklerini benimle yaşadığını görmek hoşuma gidiyordu. Ancak yine de onu kurtarmakta geç kaldığımı düşünmekten kendimi alamıyordum.

Arabaya geri döndüğümüzde kapıları açan adamlarıma, “Kendim kullanacağım,” diyerek anahtarı aldım. Arabama yürüyüp önce Amelya’mı oturtarak emniyet kemerini bağladım. Şoför koltuğuna geçtiğimde başını çevirmiş, bana bakıyordu. Arabayı çalıştırırken gülümsedim.

“Neden öyle bakıyorsun, güzelim?”

“Seni ilk kez araba sürerken göreceğim.”

“Amerika’da hep kendim kullanırdım ama şimdi fırsatım olmuyor,” diye karşılık verdim. Yola çıktığımızda radyoya uzandım. O gece duyduğum şarkıydı.

“Saçlarından gözlerinden

Bende iyi duran sözlerinden

Senden benden bahsetmem lazım

Kim varsa umudunu kaybeden”

Bu bizim şarkımız, dediğimde heyecanla bakışlarını çevirdi radyoya.

“Seni kaybetmekle yüzleştim dün gece restleştim korkusuyla

Ne tuhaf şey ki düşüncesi dahi yetti mahvolmama

Hey gidi ben sana ne oldu öyle ki emindin aşksızlıktan

Yalnızlık fihriste eski sevgili muafsın mutsuzluktan

Saçlarından gözlerinden

Bende iyi duran sözlerinden

Senden benden bahsetmem lazım

Kim varsa umudunu kaybeden

Tanışığız bi’ yerlerden benzerliğimiz aynıyla kavgalı olmaktan

Ne güzel zamanlama tesadüf mü? Sanmammuafsın mutsuzluktan”

Yaklaşıp başını koluma yasladığında saçlarına küçük bir öpücük bıraktım. Şarkı devam ederken, nakarat kısmına geldiğinde ben de söyledim.

“Saçlarından gözlerinden

Bende iyi duran sözlerinden

Senden benden bahsetmem lazım

Kim varsa umudunu kaybeden

Senden benden bahsetmem lazım

Kim varsa umudunu kaybeden…”

Bu şarkı artık bizimdi. Son değildi belki ama en anlamlısı olacaktı bizim için…

Yalıya vardığımızda güzel kadınım çoktan uyuyakalmıştı. Onu kucağıma alıp odamıza çıkardım. Onu yatağa yatırdıktan sonra ceketimi çıkarıp yanına uzandım. Parmaklarım yüzünde gezinirken yüzümdeki gülümsemeye engel olamıyordum.

“Daha önce nerelerdeydin, peri kızı?” diyerek saçlarına burnumu dayayıp kokusunu içime çektim. “Keşke çok daha önce çıksaydın karşıma…”

***

Amelya…

“Ah, alışveriş! Bayılırım!”

Lalezar’ın neşesine gülümsedim ancak dışarıya çıkmayı istemiyordum. O kalabalığa karışmaya, mağazalarda gezip alışveriş yapmaya hazır değildim. Evet, Genco ile dışarı çıkmıştım ama o beni zorlamıyordu.

“Ben gelmek istemiyorum, Samira.”

Samira sözlerime şaşırdıysa da kendini toparladı. Lalezar’a hazırlanmasını ve aşağıda bizi beklemesini söyledi. Lalezar odadan çıktığı anda yanımdaki tekli koltuğa oturdu.

“Amelya, bazı durumlara oturup bekleyerek alışamazsın. Korkularının üzerine gitmelisin. Düğününüzden sonra etrafın her zaman kalabalık olacak.”

Gözlerimi kaçırıp derin bir soluk aldım. Samira ise gülümseyip ellerimi tuttu.

“Kıyafetlerinle ve giyim tarzınla çok fazla ilgilenecekler. Hem Uluhan Holding’in patroniçesi hem de ünlü mücevher tasarımcısı Genco’nun eşi olacaksın. O yüzden üzerindeki bakışlar iki kat daha fazla olacak. Ayrıca Genco çok göz önünde olan bir adam ve etrafında fazlasıyla güzel kadınlar var. Biliyorsun, mankenlerle ve ünlülerle de çalışıyor.”

Kaşlarım çatıldı duyduklarımla. Bu kadınlar nereden çıkmıştı? Zihnimde beliren görüntülerle öfkeme engel olamadım.

“Kocanın ilgisinin her an senin üzerinde olmasını istiyorsan her zaman şık ve göz alıcı olmalısın.”

Sözleriyle yüzüm kızarırken bakışlarımı kaçırdım.

“Genco ile aranız nasıl, Amelya?”

Sorusuyla şaşırdım ve tekrar yüzüne baktım.

“Kocalarımız çok yakın arkadaşlar. Genco’yu uzun zamandır tanıyorum. Seninde istediğin her an yanında olacağıma ve destek olacağıma emin olabilirsin.”

“Biz… Genco ile… Yani…”

Titreyen sesim ve duyduğum utançla sözleri toparlayamıyordum. Gülümseyişine karşılık derin bir soluk aldım.

“Anlaşıldı. Vuslat gerçekleşmiş.”

Utançla gözlerimi kaçırdım ve başımı salladım.

“Samira,” dedim ardından fısıldayarak. “Ben… Korkuyorum…”

“Neden?” dedi gülümseyişi solarken.

“Ben… Genco’yu kaybetmekten korkuyorum.”

“Canım, bu tüm kadınların ortak korkusudur. Bu korkuyu ancak sen yenebilirsin.”

“Nasıl?” dedim gözlerimi gözlerine kenetlerken.

“Tutku… Aranızdaki tutkunun yitip gitmesine engel olacaksın. Bunu da en büyük silahınla yapacaksın. Güzelliğin ve kadınlığınla… Madam’ın yanından ayrıldıktan sonra seninle güzel bir alışveriş yapıyoruz ve daha sonra da kuaföre gidiyoruz.”

“Samira, benim daha giymediğim onlarca kıyafetim var.”

“Ama hiçbirini ben seçmedim. Genco bu akşam seni gördüğünde tanıyamayacak. Şimdiye kadar olmaması imkânsız ama… Eğer henüz olmadıysa, bu gece kesinlikle sana âşık olacak. Bana güven…”

Aşk… İstediğim yalnızca aşk değildi! Şefkatiyle sarmalandığım, tutkusuyla kavrulduğum kocamın sevgisine ihtiyacım vardı. Konaktan çıktığım o gün hayatımın dönüşü olmayacak biçimde değişeceğini biliyordum. Ancak bunun bu denli zor ve ağır olacağını düşünememiştim. Yıllarca özgür olacağım günleri beklemiştim. Şimdiyse ne yapacağımı bilemiyordum. Samira’nın teklifini kabul etmekten başka çarem yoktu.

“Peki,” dediğimde gülümsedi.

***

Onlarca gelinliğin içerisinde kaybolduğumu hissediyordum. Hepsi birbirinden güzel ve bir masal kadar büyüleyici görünüyordu. Ancak istediğim gibi bir gelinliği hâlâ bulamamıştım. Madam “Bahar Güneşi” adını verdiğini söylediği yeni koleksiyonu getirmek için bizi yalnız bırakmıştı. Çay dolu fincanımı yudumlarken çalan telefonumla çantama baktım. Arayan Genco’ydu. Telefonu sessize alıp çantama tekrar koyduğumda, Lalezar oflayarak bana döndü.

“Şimdi ağabeyim beni arayacak. Neden açmadın, yengeciğim?”

“Arasın beyefendi. İki ayağımızı bir pabuca soktu zaten. Onun konuşmaya hakkı yok.”

Samira’nın sözlerine gülümsediğim sırada gelen mesaj sesiyle telefonuma baktım.

“Güzelim, bir problem mi var? Neden açmıyorsun?”

Beni merak etmesi hoşuma gitmişti. Karşılık yazacağım sırada Madam’ın sesiyle ona döndüm.

“İşte benim Bahar Güneşi’m!”

Askıda art arda getirilen gelinlikler içerisinde beni etkileyen sonuncusu olmuştu. Yerimden kalkıp beni büyüleyen gelinliğe yaklaşarak yavaşça dokundum. Askıları ince dantel şeklinde kollarına düşürülmüştü. Ufak bir göğüs dekoltesi vardı. Kalçalara kadar dar iniyor ve ardından bollaşarak aşağıya süzülüyordu etekleri. Arkasına geçip minik beyaz düğmeleri gördüğümde gülümseyerek onlara dokundum. Uzun kuyruğuyla dadımın okuduğu masallardaki prenseslerin elbiselerine benziyordu.

“Koleksiyonumun en görkemli parçası… Adını Aşk koydum… Dantelleri Fransa’daki dostum Anthony’den. Düğmeleri gerçek inci taneleridir. Tasarladığımda çok gençtim. Beğendiğinizi düşünüyorum.”

Gülümseyerek tekrar narin kumaşına dokundum.

“Beğenmemek için kör olmak gerekir…”

“Tıpkı aşk gibi… Varlığına inanmamak için ya kör olmak gerekir ya da aptal… Amelya Hanım’ın ölçülerini alın. Aşk’ı da yarınki ilk prova için hazırlayın. Yarın görüşürüz, hanımlar.”

Ardından yüzümüze bakmadan odadan çıktı. Onun odadan çıkarken seçtiğim gelinliğe son bir kez acıyla baktığını gördüm. Bu yaşlı kadının kalbinin yaralı olduğunu o an anladım. Bu yaranın nedeni ise bir aşk olmalıydı. Çok büyük ve derin bir aşk…

***

“Bunlar biraz…”

“Seksi… Ve kadınsı… Tam istediğimiz gibi!”

Samira üzerimdeki siyah tulumu incelerken gülümsedi.

“Çok yakıştı sana. Şu elbiseleri de bir dene.”

Bir ümit, Lalezar’a baktım ama o da giydiği beyaz mini elbisenin içerisinde kendisini izliyordu. Sonunda pes ederek elbiseleri kucaklayıp kabine girdim. Seçtiğimiz kıyafetler paketlenirken, Genco’nun verdiği kartla kendi kıyafetlerimi ve Lalezar’ın aldıklarını ödedim. Korumalardan ikisi aldıklarımızı taşırlarken diğer ikisi de etrafımızdakileri izliyorlardı. Samira aniden dönüp adamlara beklemelerini söylediğinde, itirazlarını umursamadan beni kolumdan tutup bir mağazaya sürükledi. Nerede olduğumuzu fark ettiğimde utançla Samira’ya döndüm.

“Neden buraya geldik, Samira?”

“Güzel ciciler almaya geldik. Benimde ihtiyaçlarım vardı. Lalezar, sen burada bekle.”

“Ya… Neden ben de gelemiyorum?”

“Bu bölüme yaşın tutmuyor, canım. Gel, Amelya.”

Mağazanın diğer ucuna yürüdüğümüzde karşıma çıkanları görünce güçlükle yutkundum. Benim daha önce aldıklarım bunların yanında masum kalıyordu. 

“Şimdi, önce çamaşırlardan başlayalım. Sen ne renkleri seviyorsun?”

“Beyaz senin rengin…” Genco’nun sözleri zihnimde yankılanırken gülümsedim.

“Beyaz…”

Önce şaşırdı ve arkasından başını salladı.

“Tamam… Beyaz ağırlıklı alalım ama siyah ve kırmızı da olsun. Ve mavi… Gözlerin gibi…”

Mağaza görevlisi olan genç kız, Samira’nın işaret ettiklerini önümüze yığarken, geceliklerin olduğu reyona baktım. Samira baktığım gecelikleri de işaret edip onlardan da istedi. Ardından düğün gecesi takımlarından istediğinde ona döndüm.

“O nasıl oluyor?”

“Jartiyerli bunlar. Masum ve baştan çıkarıcı…”

Gösterdiği takımlara bakarken utançla dudağımı ısırdım. Diğerlerinin yanına kondukları sırada siyah olana dokundum.

***

Mağazadan çıktığımızda az ilerideki kuyumcuyu gördüm. Birden atılıp Samira ve Lalezar’ın kollarına yapıştım.

“Ne oluyor, Amelya?” diyen Lalezar’a işaret ettim.

“Bir şey almam gerekiyor,” dediğimde ufak bir kahkaha attı.

“Hayatım, senin kocan zaten mücevher tasarımcısı. Almana gerek yok, söyle yeter. O sana hemen istediğin gibi bir şey tasarlar.”

“Kendime değil.” Onları kuyumcuya doğru sürüklerken devam ettim. “Genco’ya alacağım.”

“Saat alacaksan gerek yok, Amelya. Ağabeyim saatlerini kendi tasarlamayı seviyor.”

Kuyumcuya girdiğimizde bizi karşılayan adama baktım. “Bir alyans istiyorum. Kocam için,” dediğimde adam da Lalezar ile Samira da şaşkın şaşkın bana bakıyorlardı.

***

“Kestirmek istemiyorum.”

Samira ellerine adının “manikür” olduğunu öğrendiğim şey yapılırken bana döndü.

“Mel yalnızca kat verecek saçlarına. Kısalmayacak.”

Başımdaki adama bakıp arkama yaslandım. Yüzümü buruşturduğumda kimse benim tepkilerimi umursamıyordu. İstemiyordum işte. Dadım yalnızca uzadıkça uçlarından keserdi saçlarımı. Onun dışında boyu hep aynı olurdu.

“Kendini bana bırak, güzel kız,” diyen adam elini uzattı. Avucuna bırakılan makası tuttuğunda, birkaç kez açıp kapadı. “Şov başlasın!” Makas saçıma yaklaştığında gözlerimi korkuyla kapadım. Saçlarıma her değişinde Genco’nun yakışıklı yüzünü düşündüm. Onun için sabretmem gerektiğini hatırlattım kendime. Kocam için…

***

“Amelya, misafirlerimiz var!”

Genco’nun sesini duyduğumda giydiğim eteğimi çekiştirdim. Yemeğe gelememişti. Ben de dadım ve Lalezar’la yedikten sonra odamıza çıkmıştım. Yeni alınan kıyafetlerimi dolaba yerleştirmiş ve gördüğüm andan beri aklımdan çıkmayan siyah jartiyerli iç çamaşırlarımıgiymiştim. Aynı tonlardaki yırtmaçlı eteğimle nasıl duracağını merak ederek, görmek için üzerime geçirdim. Aynanın karşısına geçip bir sağa bir sola dönerek kendimi izledim. Aralarına atılan ışıltılarla açılan saçlarım kalın dalgalar hâlinde omuzlarıma dökülüyordu. Ellerimle saçlarımı düzelttiğim sırada kapının açılmasıyla heyecanla arkama döndüm. Kocamın şaşkınlıkla büyüyen gözlerini gördüğümde gülümsedim.

“Hoş geldin, sevgilim.”

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!