32. Bölüm

Akşam yemeğinin ardından Cesur Aşiretinin büyükleri hanesine geldi. Herkese kapalı olan kapılar sadece üç ihtiyar için açıldı. O andan itibaren Kenan kendini büyük bir mücadelenin ortasında buldu.

Hesaplar yapıldı. Planlar oraya konuldu. Hepsi diğer ihtimal olan Yedi Aşiretten Cesur Aşiretinin kopmasına yönelikti. Kenan onların istediğini yapacaklarına, ayağına geleceklerine emin olsa da diğer ihtimali de düşünerek önünü görmek istiyordu. Uzun uzun konuşuldu. Aşiretinin, insanlarının ve topraklarının geleceği için en iyisine karar vermek zorundaydı.

Vakit gece yarısına yaklaşırken gelenleri uğurladı. Kapıdaki adamları ikinci bir emre kadar yeniden kapıları kapadı. Önünde etten duvar oldular. Sıralanan üç arabada silahlı bekleyen adamlarıyla bir kaleden farksızdı. İhtiyarların ardından neredeyse yarım saat kadar sonra kapıda Nurbanu belirdi. Kenan onu balkondan izlerken çok dikkatliydi. Gazel’in dahi bu kadar kısa zamanda anladığı duygular önemseyerek hata mı etmişti?

Adamlarının arasından çıkan Asaf’ın onunla konuşmasını ve ardından geri çekilmesini izlerken yanında duran adamın sözleriyle irkildi.

“Bu kadın sana aşık…”

Toprak yine haklıydı. Ama Kenan’ın buna onu söylemeye hiç niyeti yoktu.

******

Nurbanu, önce evine gidip uzun bir duş almış ardından gece için hazırlanmıştı. Yıllardır olduğu gibi gece yarısından sonra evinden çıktı. Koyu tonlarda trençkotunun içerisinde fiziğini ikinci bir deri gibi saran elbise vardı. Saçları her zamanki halinden farklı, düzdü. Yıllardır zihinlerde yer eden görüntüsünden farklıydı.

Onu şaşırtmak istiyordu. Aynadaki aksi başaracağını fısıldadı da onun gözlerinde kendini görmeden emin olamayacaktı. Adımlarının ezbere bildiği o yerde durduğunda kapının önünde sayamayacağı kadar çok adam vardı. Üstelik hepside yabancıydı.

“Kenan Ağanın misafiriyim.” Dese de açılmadı kapı. Adamlar zerre kımıldamadı.

“Beni bekler. Açın kapıyı.”

“Ağanın kesin emri vardır. Kimse içeri girmeyecek. “

“Ben kimse değilim.”

“Adın nedir?”

“Nurbanu.” Kendinden emin bir halde söylediği isminin karşılığı aci olmuştu.

“Ağam artık gelmenize gerek olmadığını söyledi.” Bu ses çok iyi tanıdığı adama, Asafa aitti. “Size ihtiyacı kalmadığını ve hizmetlerinizin karşılığını misliyle ödeyeceğini de söylememi istedi.”

İşittiği sözlere karşılık sadece gülümsedi Nurbanu. Ardını dönüp, sessizce yürüdü. Sokağın köşesine varana dek silinmedi yüzünden. Adamların göz hapsinden çıktığında taş duvara yasladı bedenini. Gözlerinden yaşlar süzülürken aklında sadece Kenan’ı kaybettiği düşüncesi vardı. İç çekişleri sokakta yankı bulurken eliyle dudaklarını örttü. İçindeki acıyı her gözyaşında dışarı savurdu. Bir nebze de olsa kendine geldiğinde başını salladı. Bu kadar çabuk pes edemezdi. Telefonunu çıkarıp, sevgilisi polis olan arkadaşı sayesinde bulduğu numarayı aradı. Karşıdan duyduğu yabancı sesin adını söylemeden önce küçük bir öksürükle boğazını temizledi.

“Kendal Cesur…”

“Evet benim. Siz kimsiniz?”

Karşısındaki adam ona yardım edebilecek tek kişiydi. Onu tanımasa da, suretinden başka bir şey bilmese de güvenmek zorundaydı. “Ben sadece bir yabancıyım. İsmimin önemi yok. Gazel’i istiyor musun?”

****

Güneş doğarken yatağından gerinerek doğruldu. Hiçbir zaman çok uyuyan bir adam olmamıştı Toprak. Bu şehrin taze havası, mis kokulu günleri dahi bu huyunu değiştirememişti. Yüzünü yıkayıp, üzerini değiştirdi. Büyükbabasının yanında Validesi olduğu için yanına uğramaktan vazgeçti. Avluyu ve neredeyse şehrin tamamına yakını gören terasa çevirdi adımlarını. Cebindeki soy isminin işlenmiş olduğu gümüş tablasından bir sigara çıkarıp, dudaklarının arasına yerleştirdi. Aynı işlemelere sahip çakmağının kapağını açtı. Sigarasını yakıp derin bir nefes alırken başını kaldırdı. O anda terasın ucunda doğan güneşi izleyen adamı gördü. Üzerinde akşamki kıyafetlerin olduğunu fark ettiğinde endişelendi. Yavaş adımlarla yaklaşıp yanında durdu. 

“Günaydın diyecektim ama… Senin için ne gece bitmiş ne de gün başlamış gibi.”

“Uyuyamadım.” Kara gözlerini yanındaki adama kısacık bir an dahi değdirmeden ufka bakmaya devam etti.

“Burada kendine eziyet edeceğine git ona.” Kendisine dönen şaşkın bakışlara karşılık vermeden sigarasını dudaklarının arasına aldı. Derin bir nefes alırken, ela gözleri güneşin kızıllığındaydı.

“Olmaz.” dedi Kenan. Toprak’tan çok kendini ikna etmek ister gibiydi. “Yapamam.  Dört gün sonra burada olacaklar.”

Barzan ve diğerlerinin geleceğine, istediği gibi Cihan’ın ayaklarının dibinde diz çökeceğine emindi. Toprak onun kadar emin olamasa da Büyükbabası gibi bu adama güveniyordu. 

“Onlar gelmeden burada olursun.” Başını çevirip, adama baktı dudaklarında alaycı bir gülümseyişle. “Senin bu halini bir gün daha çok çekemem Kenan Ağa.”

Gitmekte kalmakta çok zordu Kenan için. Ona kendini anlatamazdı ki. Kim olduğunu, her nefeste kalbine batan o derin sancıyı, yaralı ruhunu, eksik kalan sol yanını… Yetinebilir miydi bu kadarıyla? Sadece Kenan olduğu için sevebilir miydi onu?

“Kenan.” dedi koluna dokunurken Toprak. “Gerçekten kalbindeysen eğer, ne senden vazgeçer, ne de seni ardında bırakıp gider.”

Derin bir nefes alırken, yutkundu Kenan. İkisi de derin bir sessizliği paylaşırlarken Kenan kararını vermişti. Çiftliğe, Gazel’e gidecekti.

Önerilen makaleler

1 Yorum

  1. ama ne zaman yeni bölüm gelecek 🙁

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!