24.Sakin Ol Şampiyon

Onu içine çeken hayata alışıyor, gözüne hiçbir şey görünmüyordu. Yeğenin yanında olması başlı başına masallardan fırlamış uzun ama mutlu bir öykü kadar baş döndürücüydü. Vedat’a her geçen gün daha sıkı bağlanıyordu. Onu anlamak için çok çaba sarf etmiyor, izlemesi, dinlemesi yetiyordu. Her bir sözün ardında bir gerçeklik arıyor ve buluyordu. Ağır ruhuna Vedat’ı yüklüyordu ama yorulmuyordu. Sevgisi her an büyüyor, hayranlığı artıyordu. Gördüğü değer ve aşkın baş döndürücülüğüne kapılmıyor, her gördüğü ve duyduğundan ders çıkartıyordu. Efşan, harbe hazırlanan bir savaşçı edasıyla değişerek yürüyordu.

Şile’den döndükleri geceydi. El ayak çekildiğinde Efşan’ın kapısını açtığında odanın ortasında dikilen, saçlarını bağlayan kadına gülümsedi. “Hazır mısın?”

Ellerini beline yerleştirip derin nefes alıp verdi. “Neye bilmiyorum ama hazırım.”

Elini uzattı, birkaç adımda elini tutan kadını odanın dışına çıkarttı. “Ezber yeteneğin nasıl?”

“Ne iyi ne kötü denecek kadar.” Odasının kapısını çekip kapattı Efşan.

“Sessiz ol,” derken işaret parmağını dudaklarına değdirmişti Vedat.

Efşan başını sallayıp kendini yönlendirmesine izin verdi. “Ne var bu evde?”

Uzun koridoru yürümeye başladılar. Vedat duvarlara göz atarak devam ediyordu. “Bazı işaretler var, onların ne anlama geldiğini ve ne işe yaradığını anlatacağım.”

“Evin içinde?” derken sesi biraz yüksek çıkmıştı.

“Evet, biliyorsun ki her an her şey yaşayabilecek insanlarız. Olur veya olmaz, bunlar önemli değil. Göreceklerin birer tedbirden ibaret.” Loş ışık onları yeterinde aydınlatıyordu. Vedat durduğunda baktığı duvara odaklandı Efşan.

Koridor duvarlarının alt kısımları beyaz ahşabın kapladığı bir alandı. Tüm koridorlar yarısına kadar beyaz ahşaptı. Yarısından tavana kadar olan kısımlar gri ve beyazın alaca olduğu desenli kâğıtlarla kaplıydı. Beş metrede bir, bir aplik ortama sarı ışık yayıyordu. Ve şu an bir apliğin tam önünde duruyorlardı.

“Bu evin tüm koridorlarında bu apliklerden yok.”

Efşan kaşlarını çatıp ona dönmüştü. “Nasıl yok? Bu evin yüzlerce yerinde bu apliklerden var.”

Efşan’ın elini bırakıp duvara yaklaştı, apliğin altındaki alana iki elini de bırakıp gezdirdi. “Yok, Efşan.” Ezbere bildiği alana sol elini bıraktığında Vedat’ın elinin altında kırmızı ışık yandı ve ortama yayıldı. Efşan’ın gözleri kocaman açılırken ağzı da aralanmıştı. “O nasıl oldu?” diyebildi.

Elini ışığa bastırdı Vedat. Basit, çiçek şeklinde yukarı bakan aplik birden önde eğildi. Efşan’ın nutku tutulurken apliğin düşeceğini sanıp bir adım atmıştı ki açılan alanda bir silah gördü. “Ne…?” derken sesi kısılmıştı, hatta diyecek kelime bulamamıştı. “Ama…”

Vedat elini çekmişti, ışık anında söndü. Apliği kaldırıp yerine tekrar yerleştirdi. “Temizlikçiler bunu anlamaz, anlayamaz. Annem, babam, babaannem, Mihriban, Okan ve Ozan şimdi de sen biliyorsun. Bilmelerinin dışında onların parmak, el ayaları izlerini tanıyor. Başka biri açamaz.” Efşan’ın şaşkınlığına bakıp sırıttı. Apliğe odaklanmış kadının gözleri önünde elini gezdirdi. “Efşan…”

“Şeytanla bir bağın yok, değil mi?”

“O da ne demek?” Kaşları birleşmiş Efşan’a bakıyordu.

“Ne bileyim, bu şeytanın bile aklına gelmez.”

“Eh, biraz düşündük.”

İşaret parmağını duvara uzattı. “Peki bunu diğerlerinden ayıran özelliği ne?”

Vedat tekrar duvara döndü. “Yaklaş,” dediğinde Efşan duvar dibine kadar girdi.

Vedat parmağını apliğin altında gezdirdi. Altın rengindeki montaj yerini işaret etti. “Bu küçük vidalara dikkat et. Arkasına silah gizlenmiş apliklerin montaj vidası düz tornavidadır. Diğerleri yıldız şeklinde montajlandı. Bu ayrıntıları kardeşlerimle birlikte düşündük ve biz kendimiz montajladık. Hatta vida şekilleri Mihriban’ın fikriydi.”

“Zeki kız. Peki sistem? Onu kim kurdu?”

“Ali Rüzgâr Asilkan.”

“Ona bu kadar çok mu güveniyorsun? Bu çok değerli bir bilgi.”

“Kendime güvendiğim kadar… Onunla Urfa’ya gitmeseydim seni göremezdim. Artık bir de minnet borcum var.”

“Hiç demiyorsun, Efşan o gün iyi ki Urfa’ya gitmişsin,” derken gülümsemişti. “Hep birilerine borçlanıyorsun ama Efşan’a bir aferin yok.”

Omuzuna kolunu atıp kendine doladı. “Ah… Deli kız. Ne iyi etmişsin, bilemezsin.”

“Bunu duymak iyi geldi.” Elini Vedat’ın göğsüne yerleştirip duvara geri döndü. “Bu, elini koyduğun yerde ne var?”

“Duvar kâğıdının altında çok küçük bir çip var.” Kolunun altında Efşan’la koridor boyunca devam ettiler. “Her iki aplikten sonrasında silah var. Vidalar yarımcı olsa da bunu unutma. Duvarın başladığı alanda silah yok. Ama sonraki her üçüncüde var.”

“Bu ev kale gibi, kim girebilir ki? Ama her gün ezber için dikkat edeceğim.” Gittikleri yöne bakıyordu, duvardan başka bir şey yoktu çünkü koridorun sonuydu. Her iki yana da açılan bir metrelik boş alan vardı. Sağa bir metre, sola bir metre ve duvarın sonuna kondurulmuş beyaz iki çekmeceli bir dresuar vardı. Duvarda bir ayna, dresuar üzerinde bir vazo ve içinde taze çiçekler.

“Tamam, burada da bir şey var.” Etrafına bakındı, hiçbir şey göremedi Efşan. “Ama ne?”

Sağdaki boşluğa ilerledi Vedat. Aynı apliğin altında durdu. “Hazır mısın yavrum?”

Efşan heyecanla gözlerini kırpıştırdı. “Her zaman Reis.”

Vedat, koridordaki apliğe uyguladığı işlemi önündeki apliğe de uygulayınca duvar sessizce yana kaydı. Duvarın ardındaki karanlık alan birden ışığa kavuştu. İnce ve uzun bir alan karşıladı, ama ucu görünmüyordu. Nutku tutulurken sesini çıkartmak bir yana diyecek tek kelime bile bulamadı.

“Bu yol tamamen ışıklı. Asla kaybolmazsın, buradan yürürsen evin arka bahçesinin, sarmaşıkla kaplı alanına ulaşırsın. O kapı içeriden kilitlidir, ancak buradan geçen biri açabilir. Sarmaşık kaplı alanda bir kapı daha var. O kapı son sistem teknolojiyle donanımlıdır. Dışarıdan asla açılmaz, içeriden de çipte verileri olan bir açabilir. Son kapı da buna dâhil.”

Bilgileri zihnine kayıt ederken asla öyle bir günün gelmemesini ve bu yola ihtiyaç duymamayı diledi. Gözlerini kapatarak göğsünü derin nefesle şişirip boşalttı ve açtı. “Bu kapının ardına geçersem tekrar nasıl kapanacak?”

“Eğer sen veya bu aileden başka biri bu kapıdan geçerse kapı kendiliğinden üç saniye içinde kapanır. Bizim parmak izlerimizle çalıştığı için seni tanır. Şimdi basit kamera sistemi gibi görünen odaya geçip senin parmak, el izlerini sisteme yükleyeceğiz.”

“Peki ya Peri?”

“Peri bir çocuk, ona bunu ne anlatabiliriz ne de bunu saklayabilir ama onun da çaresi var. Oyun oynarcasına elini sisteme okutacağız. Peri’yi dâhil etmeyeceğimi düşünmedin ya?”

“Hayır, düşünmedim ama merak ettim. Peki farz et ki ben bu kapıya kadar gelemedim, o kadar zamanım yok. Bu bir çözüm olmuyor? ”

“Bu ev iki katlı, normalde kullanım alanları üst katlarda olur ama bu evin kullanılan odaları alt katta. Aktivite odaları üst katta, havuz haliyle evin yanına eklenmiş alanda. Varsayalım ki sinema salonundan çıkman gerekiyor veya spor salonundan, her kattaki koridor sonunda bu kapıdan var. Bunun yanında spor, sinema, Türk hamamı yani üst kattaki alanlarda da var. Hepsini göstereceğim. Ve bir de…” dedi Efşan’ın gözlerine bakıp. “Aile üyelerinin yatak odalarında da bu çıkışlardan var.”

İki çift göz birbirlerini izliyor, aralarında sözsüz iletişim akıp geçiyordu. “Zor bir hayatın olduğunu biliyordum ama sana bunca ayrıntıyı yaşatacak kadar vakıf olamamışım gibi hissediyorum Vedat.”

“Ömrümüz uzun olsun, bilmeyeceğin hiçbir şey kalmayacak.”

“Bunları görünce ne kadar yaşarım, diye kendine soruyor insan.”

Arkasını dönerek açılan alana elini uzatıp çekti Vedat. Onu algılayan sistem harekete geçti, kapı sessizce kapandığında Efşan’a bir adım atıp, elini kadının yüzüne yasladı. Başparmağıyla dudağının kenarını okşadı. “Öyle düşünme.”

Yüzündeki elin bileğini tutup gülümsedi. “Nefes dediğin ne bir eksik ne bir fazla verilirmiş. Son nefesime kadar yanında savaşacağım.”

Yüzündeki elini Efşan’ın ensesine sürükleyip, kadını usulca kendine çekti. Efşan’ın kolları ona dolanırken Vedat onun sıkıntılı nefesini hissetti. Çaba üzerine çaba sarf eden kadına sıkıca sarılıp, eline saçının ucunu doladı. “Korkma! Sen bu savaşı kazanacak tek kadınsın. Sana güveniyorum.”

Gözlerini kapatıp içini çekerek nefesini tazeledi Efşan. “Komutanı senin olduğun bir savaşı kaybetmem mümkün değil. Sana inanıyorum.”

Yavaşça geri çekilip gülümsedi Vedat. “Kahve içelim mi?”

“İçelim, bu gece bana hangi parçayı çalacaksın?”

Vedat’ın tek kaşı havaya kalktı. Yan bir gülüşle Efşan’ı kendine hayran bıraktı. “Gülü susuz, seni aşksız bırakmam.”

Mihriban az önce kapattığı telefona bakıp sinsice sırıttı. “Unuttuğum kimse kaldı mı?” Kendine sorduğu soru bir anda dağıldı. Okan ensesinde bitmişti. “Kız sinsi, yine ne halt karıştırıyorsun?” diyen abisine döndü. “Abi… Bu akşam çok önemli bir dövüş var. Seyirci topluyorum.”

Okan kaşlarını çattı. “Kim, nerede?”

“Burada, üst katta. Abimle Efşan kapışıyor.” Telefonunu arka cebine tıkıp ellerini birbirine sürttü. “Çok heyecanlı olacak, herkesi aradım, yoldalar.”

Nutku tutulan Okan, kardeşine deli görmüş gibi bakıyordu. “Peki abimin bundan haberi var mı?”

“Yok tabii ki. Kovacak değil ya, köşeden izleriz.” Mavi gözleri ışıl ışıl parlıyordu. “Ne olacak ki?” Şaşkın abisine bakarken saçını geriye savurdu. “Kardelen de geliyor.”

Okan’ın tüm şaşkınlığı bir anda söndü ve gözlerine yumuşacık bir bakış oturdu. “Aferin abim, iyi etmişsin. E ben gidip üzerime uygun bir şeyler giyeyim.”

Mihriban başını hafifçe sallarken gülüşünü saklamak için dudaklarını büktü. “Tabii tabii, kaslarını belli bir tişört giy. Seni çok yakışıklı gösteriyor.”

“Yapma ya… Tamam.” Okan, kardeşinin tepesine bir öpücük kondurup koşar adım odasına yürüdü. Mihriban, abisi gözden kaybolunca kocaman kahkaha attığında Ozan’ın, “Yavaş, evin delisi olduğunu biraz sakla,” sözleriyle dudaklarını birbirine bastırıp, boğazını temizledi.

“Abi, Bahar geliyor.”

“Eh, önümüz bahar tabii. Ne o bitki örtünü mü değiştireceksin?” Ozan elleri cebinde sırıtarak yanında durmuştu.

Mihriban göz devirdi. Bazen bu evdeki tek zekinin kendisi olduğunu düşünmesi oldukça normal bir düşünceydi. “Bahar diyorum, abi. Hazal’ın kız kardeşi, hani senin fanfi…”

“Kes!” Ozan’ın gözleri hızla kısılırken az daha yaklaştı. “Aramızda henüz bir şey yok! Ne biçim konuşuyorsun?” Mihriban ona dişlerini sıkıp yüzünü buruşturduğunda Ozan az daha yaklaştı. “Ne zaman geliyor, neden geliyor?”

Abisinin meraklı bakışlarına kıkırdadı. “Sana ne?” Saçını savurup abisinin yanından uzaklaşırken dilinde bir şarkı mırıldanıyordu. “Sarı saçlarımı deli gönlüne bağlasan, beni bu evden kaçırsan.”

“Bekle bekle, gelir,” diyen Ozan kendi üzerine göz atıp odasına yollandı.

Dev odanın bir ucunda dört tane koşu bandı, hemen yanında beş adet bisiklet duruyordu. Ortada üç tane ağır kaldırmak için tasarlanmış spor aleti, aralıklarla döşenmiş beş tane kum torbası duruyordu ve her biri farklı büyüklükteydi. İnce ve uzun odanın sağ tarafına yediye beş metre büyüklüğünde ring vardı. Etrafı çevrili, yerden bir metre yukarıda karşılıklı dövüşebilmek için ideal bir alandı.

Siyah taytı bacaklarını sıkıca sarmıştı. Kalın askılı yine siyah tişörtünün eteği bedenine sıkı sıkıya oturmuştu. Spor ayakkabısının iplerini sıktı. Saçlarını atkuyruğu yapmış, iki yana çekip sıkılığını kontrol etmişti. Önündeki kum torbasına bakıp, bandajını eline sarmaya başladı. Diğer eline de itinayla sarıp kollarını iki yana açarak esnetti. Omuzlarını ileri geri hareket ettirdi. Bacaklarını esnetmek için bir sağa bir sola eğimli hareketler yaptı.

“Hazır mısın?”

Kum torbasına bir kez vurdu ve geri dönüp baktı.  Vedat’ı tepeden tırnağa süzdü. Baştan ayağa siyah olan adama iç çekerek baktı. Spor kıyafetleri, bedenine tam oturan tişört ve o kol kaslarına dar gelen kumaş. “En az senin kadar. İçim gitti Vedat Bey, bu halinizle kimler kimler yerimde olmak isterdi.”

“O zevk bana ait, yavrum. Bir Efşan herkese nasip olmaz.”

“E… Âşık atışması mı, tekmeler mi? Affetmeyeceğim, ona göre dövüş.” Önüne dönerek torbaya önce sakin, aralıklı yumruklar atmaya başladı.

“Ne yani, sana yumruk mu atacağım? Aklını mı kaçırdın?”

“Buraya misket oynamaya mı geldik Vedat? Başka ne yapacağız?”

“Darbelerimizi değil, tekniklerimizi dövüştüreceğiz. Hiç insan kocasını döver mi?” Sesinden neşe, oluk oluk mutluluk akıyordu.

Kum torbasına vuracak olan yumruğu havada kaldı. Küçük kahkahalarıyla önüne döndü. “Bilmem, döver mi?”

 Vedat adım adım gelip önünde durdu. “Sorunlarımızı dövüşmek yerine başka türlü de çözebiliriz.” İmalı bir şekilde göz kırptı.

“Ha ha, en son sen evin içinde böğürüyordun. Onun gibi mi Reis?”

“Asla unutmazsınız, ah siz kadınlar.” Alınmış gibi bakarken gözlerinde muzip yıldızlar çakıyordu.

Elini yumruk yapıp, Vedat’ın omuzuna indirdi. “Dövüşüyorum diye normal bir kadın olmadığım fikrine mi kapıldın, sevgilim?” Vedat, dilini ağzı içinde bir tur çevirirken Efşan yutkundu.

“Dilime Efşan çarptı, bir daha der misin?” Bir adım daha yaklaştı. “Sevgilim…”

Efşan’ın gözleri parladı. “Vedat sana hitap buldum.” Kocaman lacivert gözlerinde hain ışıltılar dolanıyordu.

Vedat da yutkunarak başını yana yatırdı. Meraklı bir beklenti bakışlarına misafir oldu. “Neymiş?”

“Kocam Bey. Sana bundan sonra Kocam Bey diyeceğim.” Dudaklarını sıkı sıkı kapattı, kahkaha atması her an gerçeğe dönüşebilirdi.

Vedat başını yana eğmişti ama duyduğu sözlerle doğrulamıyordu. Bakışları, hüsran ve şok dalgasını ağırlıyordu. “Ne Bey?”

Efşan elini havaya kaldırıp şıklatıp indirdi. “Kocam Bey, bunu daha önce nasıl düşünemedim ben. Kocam Be…”

“Sus!”

Efşan rol gereği irkilircesine yerinde dikleşti. “Beğenmedin mi Kocam Be…”

“Efşan! Yasaklıyorum. Bir daha demeyeceksin!” Kadının üzerine doğru bir adım attığında Efşan geriledi.

“Tamam, Reis. Neden kızdın ki?”

Vedat yüzünü buruşturdu. “Kocam Bey’miş. Oldu olacak aşkitom de.”

“Aşkito…”

“Efşan!” Vedat’ın sesi odanın içinde çınladığında, Efşan kahkahasını serbest bıraktı. Efşan kıvranırken Vedat ona ters ters bakıyordu. Nefesle doğrulan kadına sırıttı. “Eğlendin mi?”

“Sorma, nasıl iyi geldi.”

“O zaman sadede geliyorum,” dediğinde Efşan ona ciddi bir ifadeyle baktı. “Ne çıkacak bunun altından?” dedi Efşan.

“Dövüşmeyi biliyorsun, buraya kadar her şey güzel. Ama sende bir şey eksik. Acımasız değilsin, gerektiğinde birini öldürebilir misin?”

Efşan, adamın gözlerinin içine bir süre bakıp ensesini kaşıdı. “Sanmıyorum. Bir insana fiziksel şiddet uygulamakla canını almak arasında ince bir çizgi var ama ben o çizgiyi aşacağıma inanmıyorum.”

“Önüne çıkan birine tekme atmazsın, canını yakana atarsın.”

“Ve onu öldürmem,” dedi Efşan. “Can dediğin sürekli yanar, her canımı yakanın canını alacak değilim.”

“Sorun her canını yakanın canını alman değil. Senin canına kastı olan biri, diyelim veya çok sevdiğin birinin canını yaktı. Daha acısı senden onu kopardı.”

“İntikam mı almalıyım?”

“Ya seni öldürmek istiyorsa?”

Efşan ona bakarken gözlerinden tereddütler silsilesi gelip geçiyordu ve bunu karşısında duran adam kâğıttan okurcasına anlıyordu. “Benden bir katil çıkarmaya mı çalışıyorsun?”

“Asıl katil seni öldürmek isteyen, sense canını koruyorsun. Zorda kalırsan öldüreceksin! Zalimin zulmüne boyun eğemezsin. Nefsi müdafaa haktır. Ölümle karşı karşıya kaldığında gücün yetiyorsa öldüreceksin! Silahın varsa sıkacaksın yoksa tüm kemiklerini kıracaksın. En başta yapman gereken,” dedi ve bir elini alnına, diğerini çenesinin hizasına getirdi. “Çevirip atacaksın.” Eli sistematik hareket eden adamın hâliyle gözlerini yumdu Efşan.

“Buna ne dersen de ama o ânı yaşamadan bilemem. Beni zorlama! Kendimi kötü hissediyorum.”

“Çok merhamet maraz getirir. Merhamet edeceğin insana bakacaksın, hak ediyor mu etmiyor mu… Ama bir konuda haklısın umarım asla o ânı yaşamayız. Yine de ben sana güveniyorum, canını ben bile yaksam çekinmeyeceksin.”

Efşan yüzünü buruşturdu. “Ne kadar romantik bir konuşma oldu. Evlendiğim adam bana kendisini nasıl öldüreceğimi anlatıyor. Dün geceye geri dönebilir miyiz, gülü sulardık?”

“Gece sularız yavrum, dert etme.” Uzanıp kadının yüzünü elleri arasına alıp bir buse kondurdu.

“Öh hö,” diyen sesle ikisi de irkildi. Vedat yana kayarken Efşan’ı serbest bıraktı ama kapıya her ikisi de kaşları çatık bakıyordu.

“Böldük gibi oldu ama olsun artık,” dedi Kardelen, kapıdan geçip yolu ardından gelenlere açtı. Hemen arkasından Hazan girdi. “Dövüş izleyecektik, konu sapmış sanki,” dedi Hazan.

“Ne oluyor Vedat?” diye fısıldadı Efşan.

Kapıdan geçenleri tek tek izleyen Vedat’ın dişleri birbiri üzerinde geziniyordu. “Bilmiyorum ama bir tahminim var.”

Kardeşleri, kuzenleri Ediz, Nazenin, Korhan, Vural ve Hazan, Bahar, Kardelen odaya inci gibi dizildiler. Mihriban ellerini çırparak odaya en son giren oldu. “Evet gençler, mısırlar ve içecekler geliyor. Herkes yerini alsın.”

“Seni var ya…” diyerek yerinden hızla hareket eden Vedat’ın önüne geçti Efşan. “Dur!” Ellerini Vedat’ın göğsüne yasladı. “Ne yapacaksın Vedat, sakin ol.”

“Ne mi yapacağım, sarı saçlarını elime dolayacağım.” Vedat kocaman bir sesle odayı inletirken Vural, Mihriban’ı kolunun altına çekti. “Sakin ol, şampiyon. Biz gönüllü geldik, bu maç kaçar mı?”

“Ne maçı lan!” diye bağıran Vedat’ın göğsüne sırtını verdi Efşan. “Senin yere serilişini görmeye gelmişler Vedat. Neden kızıyorsun?”

“Efşan!” diye bağırmıştı bu kez.

“Canım…” dedi Efşan, sesi naif, yumuşacık, kalbe dokunur bir tonda çıkmıştı. “Tamam, olan olmuş. Kovacak değiliz ya. Köşeden izlesinler ne olacak.”

Vedat dişlerini sıkıp başını Mihriban’a salladı. “Soracağım bunun hesabını.”

Mihriban korkmuş gibi görünse de hiç etkilenmemişti. “Affet abi, bilemedim bir daha olmaz.” Vural’ın kolunun altına iyice sindi.

Elinde kocaman bir tepsiyle Mücella Hanım odaya girdi. “Evet, içecek isteyen?”

Vedat’ın ağzı açılırken Efşan da gözlerini devirdi. “Hiç mi dövüşen kadın görmediler, Vedat?” diyen mırıltılı sesine Vedat omuzlarını indirerek karşılık verdi.

“Anne…” Sesi yılmış çıkan oğluna döndü Mücella Hanım. “Ne var anneciğim, gelinimin nasıl dövüştüğünü görmek benim hakkım değil mi?”

“Ve benim,” diyen Anna, kraliçe edasıyla odaya girip elinde getirdiği tekerlekli tabureyi en öne bırakıp oturdu. Efşan’ın içi kaynıyor, kahkaha atmamak için ciddi savaş veriyordu.

Kollarını iki yanına açarak ringe yürüdü. “Sevgili Çelebiler, size kadının bilek gücünü göstermekten zevk duyacağım. Vedat Bey, sizi bekliyorum.”

Ayağını ringe verip, iplerden tutunarak çıktı. Vedat da ardından oflayarak çıkıp ailesine baktı. “İyi izleyin de feyz alın, yarın hepiniz bir kulübe yazılırsınız. Yazıyorum buraya.”

Kardelen burun kıvırdı. “Abi, benim çene sağlam biliyorsun. Hiç gerek yok.”

Okan, Kardelen’e bakıp sırıttı. “Bilmez miyiz, ipe de götürür ipten de alırsın.” Kardelen ona yan bir bakış atıp gülümsemişti, Okan’ın kalbi tekliyordu bu hareketine, Kardelen bunu görecek kadar ilgiliydi.

Hazan saçlarını bağlarken yüzünü buruşturdu. “Ben üzerime alınmıyorum, zevklerim arasında dövüşmek yok.”

“Başka bir şey varda…” diyen Vural’ın sitemini göremezden geldi Hazan.

Ablasına benzer güzelliğiyle Bahar elini kaldırdı. Yeşil gözleri masumca bakıyordu, kumral saçlarını diğer eliyle ardına attı. “Abi, ben belki yazılırım. Buna bu dövüş sonunda karar vereceğim.”

“Ya ne güzel olur, değil mi?” Ozan tatlı tatlı sırıtıyordu. Bahar’ın ona dönen yeşil gözleri bile gülümsüyordu.

“Ne oluyor öyle?” Mücella Hanım, çocuklarına tek tek bakıp dikkat kesilmişti. Tam da o an hepsi toparlanıp önüne dönmüştü. Kesilen seslerle annelik kanatlarını açmıştı. “Hadi herkes kendine yer bulsun.”

Odanın ringe bakan boş alanında hepsi yere bağdaş kurdu. Efşan onlara bakıp kahkaha attı. Vedat başını sallamıştı ama sırıtıyordu.

“Peri nerede, anne?” diye sordu Efşan.

“Mutfakta, kek ve kurabiye yapıyor. Oyalayacaklar.”

“Güzel…” derken önüne dönerek çenesini havaya kaldırdı. Vedat’ın da çenesi havaya kalkmıştı. İkişer adı atıp yakın mesafede durdular. “Başla,” dedi Vedat.

“Hayır sen başla.”

“Tamam,” dedi ve iki eliyle Efşan’ın omuzlarına sertçe bastırıp itti. İtilmenin etkisiyle bir adım geriye çıkıp iki elini yumruk yaptı. Sol ayağı üzerinde sabit durup, sağ ayağını gerisine bıraktı. Vuruş pozisyonu alıp, sol ayağı üzerinde döndü ve sağ bacağını Vedat’a savurdu. Tam sol böbreği üzerine gelecek olan darbeyi almamak için geri çıktı Vedat. Efşan da ona değmeden durmuştu.

“Kızım yavaş,” diyen Mücella Hanım’ın içi gitmişti. Kızların kıkırtısına başını eğip baktığında hepsi de susmuştu.

Efşan, Vedat’a hızlıca bir adım atıp adamın başını iki elinin kıskacına sokup Vedat’a görsel bir kafa attı. Darbeyi gerçekten alan biri olsa yere serilmesi iki saniyesini alırdı ama Vedat geri çıkıp sırıttı.

“Hiç zevkli değil bu Vedat,” derken Vedat’tan kendine gelen yumruğu havada kaptı. Adamın bileğini sıkıca tutup ters dönerek sırtını Vedat’ın göğsüne verip eğildi. Dirseği Vedat’ın karnına saplanmıştı. Daha az şiddetle vurmalıydı çünkü Vedat’tan acı bir inleme yayıldı.

“İhh, Vedat’im,” diyen babaanne Anna’nın yüzü asılmıştı. “Efsan…” diyordu.

“Gelin diye ceki çen almışız. Kızım az yavaş,” dedi Mücella Hanım.

Gülmek isteyen Efşan’ın direnci düşüyordu ve bir an dikkati dağıldı. Vedat’ın kolu Efşan’ın boynuna dolandı. Arkasından sıkıca tutuyordu Vedat. Kolu Efşan’ın boğazındaydı ve Efşan derin nefes alıyordu. “Dikkatimi dağıtıyorlar,” dediğinde Vedat kolunu biraz daha sıktı. “Dağılmamalı, hadi kurtul şimdi.”

“Sen iste Kocam Bey,” diye fısıldadığında Vedat göz devirdi. Gücünü tekrar toplayan Efşan öne doğru eğildi, sırtındaki adamı yere atarken bir dirsek darbesi daha eklemişti.

Vedat yere serilince kahkaha attı. “Sana izin verdim, bunu lütfen yaz.”

“Vermeseydin, ver mi dedim?”

Vedat ayağa kalkıp ringin ucuna daha önce bıraktığı tenis raketi şeklinde olan lapayı aldı. “Uçan tekme atacaksın.” Lapayı sallayıp sırıttı.

“Hay hay, geç bakalım.”

Vedat’ın havaya kaldırdığı lapaya baktı. Daha önce yüzlerce kez yapmıştı. Bir miktar geri çekilip sol ayağı üzerinde tam açı döndü, sağ bacağı havaya kalktı ve lapayı Vedat’ın elinden düşürecek kadar şiddetli bir tekme attı.

Vedat elindeki lapanın düşüşüne bakıp gözlerini büyüttü çünkü hem sıkı tutuyordu hem de eli titremişti. İki ayağı üzerinde tek kaşı havada bakan kadını öpmesi için ortam hiç müsait değildi.

“Gerçekten düşürdü mü yoksa sen mi attın?”

Vedat soruyu soran Vural’a bakıyordu. “Bu tekme benim başıma inse başım da düşerdi.”

Vural dudaklarını büküp çenesini kaşıdı. “Bir kadın için fazla ağır bir darbe. Tebrik ederim Efşan.”

Efşan kibarca gülümseyip reverans yaptı. “Bunu sizden duymak çok onur verici Çivi Bey.”

Hazan’ın büyüyen gözleri Vural’ı buldu. Vural boğazını temizleyip gülümsedi. “Aferin kızım aferin,” diyerek konuyu kapatmak istedi.

“Çivi mi?” dedi Mücella Hanım. “O ne demek?”

“Şey halacığım…” Ama diyecek tek söz bile bulamadı. Mücella Hanım başını aşağı yukarı sallayıp önüne döndü. Neler anlatmıyordu ki o baş sallama.

“Tamam,” dedi Vedat. “Şimdi ben sana saldıracağım ve sen kendini koruyacaksın.” Efşan’ın üzerine koşar adım yaklaşıp asla dokunmayacak olan yumruğunu savurduğunda Efşan eğildi. Hem yumruktan kaçtı hem de sağ ayağını uzatıp Vedat’ın ayaklarına isabet aldı. Vedat’ın dizleri yere kapanınca doğrulup arkasına geçti. Kolunu adamın boğazına geçirip sertçe sıktı ve Vedat’ın başı yukarı kalktı.

Nefes almadan izleyen seyircilerin sesi kesilmişti. Efşan’ın hamleleri hem sert hem de hızlı gerçekleşiyordu. Belki Vedat ona izin veriyordu ama bu izledikleri dövüşten bir şey çalmıyordu. Efşan hemen hemen her şeye hâkimdi.

Çenesi yukarı kalkan Vedat sırıttı. “Hadi kır boynumu.”

“Dul kalmak istemiyorum.”

“Sadece teknik, elbette kırmayacaksın.”

Kolunu çözüp Vedat’ın saçlarına baktı. “Tamam,” dedikten sonra bir elini Vedat’ın çenesine bir elini diğerini şakağına getirip bıraktı.

“Merak etme, seni bir saniye de etkisiz hâle getirebilirim,” dedi Vedat. “Hazır olduğunda çevirmek için hareket et. Konuşmamızı hatırla.”

Efşan cevap vermiyordu. Vedat onu konuştukları konunun bir ucuna bile bile getirmişti. “Bilerek yaptın.”

“Ben her şeyi bilerek yaparım. Dengesi olmayanın bir gerçeği olamaz.”

“Seni burada öldürebilirim.”

“Kendi kalbini öldüremezsin. Ama kalbine bıçak sokanı öldürebilirsin. İnsanların kendini koruma iç güdüleri doğuştandır. Koru kendini.”

Başını sabit tuttuğu adamın sözleriyle gözlerini kapattı. “Sen bana bir şey yapmadın. Hazır olamam. Ellerimdeki sensin.”

“Bu ben değilim. Ben asla böyle olmam! Sana zarar verdim.”

İzleyenlerin sesi içlerine kaçarken gözleri kocaman açılmıştı ve bunun devamında ne gelecek hepsi merak ediyordu hem de korkuyla.

“Kes sesini!” derken parmakları Vedat’ın şakağına ve sakallarına baskı uyguluyordu. Sesi buz gibi, teni kaskatı kesilmişti.

“Daha fazlasını da yapacağım. Belki canını bile alacağım.”

“Yapma!” artık dişlerini sıkıyordu.

“Yok edeceğim seni, mahvedeceğim. Senden geriye hiçbir şey kalmayacak. Ya şimdi merhamet edersin ya da kır boynumu! Çünkü ben merhamet etmeyeceğim. Öldür beni!”

Onca insanı toprağın altına bırakmışken kimse ondan tek bir şey daha alamazdı. Efşan dişlerinin arasından çıkan boğuk çığlığıyla tüm gücünü kollarına verdi. Efşan’ın son gücünü hissedince hazırda duran elliyle kadının bileğine yapıştı ve acımasızca sırıttı. Başını şiddetle iten kadın önüne dolanırken başını eğdi. Az daha ölmek hem de sevdiği kadının elleri arasında, kalbi yorgun düşmüştü ama alacağını da almıştı.

Başını kaldırıp Efşan’a baktığında lacivert gözlerdeki öfkeyi gördü. “Az daha kocanı öldürüyordun.”

“Kimse benden bir şey alamaz! Canımı yaktın!” Sağ bacağını kaldırıp Vedat’ın göğüs kafesine gerçek bir tekme attı.

Vedat arkasına savrulurken bedenini serbest bıraktı. Gerçekten acımıştı ve öksürme ihtiyacıyla eli göğsüne uzandı. Ama öksürmek yerine gülümsüyordu.

Mücella Hanım ayağa kalktı. “Ayağına sağlık kızım, bir tane de benim için at.” Boylu boyunca yatan oğluna bakıp yüzünü buruşturdu. “Evlilik hayatında dayağın bol olsun oğlum.”

Doğrulup oturdu, eli hâlâ göğsünde olsa da emeline ulaşmıştı. Efşan’ın ona bakan kızgın gözlerine aldırmadı. Ringden inmek için hareket eden kadını fark edip hızla kalkıp bileğinden tuttu.

“Bırak!” demesine aldırmadan kolunun altına aldığı Efşan’ın başını göğsüne gömerek saçlarından öptü. “Ayağın çok sertmiş, çok acıdı. Öp de geçsin.” Efşan’ın kulağına fısıldadığı sözlerle başını kaldırıp sırıttı.

“Gerçek bir serserisin Vedat.”

Önerilen makaleler

10 Yorum

  1. Harika bir bölüm dha emeğine yüreğine sağlık canım benim 🥰🥰

  2. Muhteşemdi ellerinize emeğinize sağlık

    1. Bi an ahhanda gitti Vedat ın boynu dedim, heyecanla bi solukta okudum, ellerine sağlık canısıı😘😘😘

  3. Çok iyiydi. Bitm3sin dediğim bölümlerden oldu. Acaba eve baskın mi yapacaklar ki bu gizli yerler ortaya çıktı. Ilerki bölümler enteresan olucak gibi….

  4. Bölüm mükemmel olmuş devamını merakla bekliyorum 🥰

  5. Nasıl zevkle okudum bölümü bee,zekâna selâm duruyorum Payelll cimm…Mücellâ cımm favori kaynanasınnn😘

  6. Mükemmel bir bölümdü hek dövüş harika ötesinde
    Ev halkının tepkileri ise tartışılmaz efsane
    Eeeeeeeee sana da bu yakışır payelll
    Emeğine yüreğine sağlık bacım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!