32. Bölüm

Genco…

Soluk kesiciydi. Güzelliğiyle beni büyüleyen kadın şu an o kadar seksi ve baştan çıkarıcı görünüyordu ki… Teni, yüzü, güzel gözleri ve saçları. Onu ilk gördüğüm anı hatırladım. Önce gözlerini görmüştüm kara bir peçenin ardında. Sonra güzel yüzünü… Şu anki hâlinden o kadar farklıydı ki… Güzelliği sanki böyle bir şey mümkün olabilirmiş gibi katlanmıştı âdeta. Bana doğru yaklaştığını gördüğümde derin bir soluk aldım. Kalın dalgalar hâlindeki saçları omuzlarından geriye dökülüyordu. Attığı adımlarla siyah dar eteğinin yırtmacı açılıyor ve görülen jartiyeri yüreğimi sıkıştırıyordu. Karşımda durduğunda tenine dokunmak için sızlayan parmaklarımı avuçlarıma hapsettim.

“Genco?”

Adımı dudaklarından duyduğumda irkilerek kendime geldim. Evet, gerçekti. Burada, karşımda duran gerçekten benim karımdı.

Küçük narin elleri ellerimi kavradı.

“Sevgilim, iyi misin?”

Mavi ve yeşilin harmanlandığı gözlerine ürpererek içimi çekerken baktım. Siyah bir göz makyajıyla çevrelenen güzel gözleri beni kendisine mühürlüyordu. Ellerimi ellerinden çekip beline sardığımda onu hızla kendime çektim. Dudaklarımı, kırmızı rujla gölgelenmiş kalın dudaklarının üzerine kapadım. Hissettiğim arzuyla dudaklarını ısırarak öperken, inleyerek karşılık verdi güzelim. Soluk soluğa geri çekilip alnımı alnına yaslayarak güzel gözlerine bakarken fısıldadım.

“Amelya… Çok… Çok güzelsin…” dedim küçük bir öpücük bırakıp geri çekilirken.

Dudaklarındaki ruj silinmişti. Boştaki eliyle usulca dudaklarıma dokundu.

“Beğendin mi?”

“Büyülendim.”

Sol elim eteğinin yırtmacından içeri süzülürken güzel gözleri kısıldı ve dudağını ısırdı. Jartiyerini tutup çekerek yavaşça bıraktığımda bedenine tekrar değmesine izin verdim. Tenine değdiği an inledi. Ben de duyduğum hazla elimi kalçasına kaydırdım. Sıkıca kavradığımda dudaklarına minik öpücükler bırakırken fısıldadım.

“Güzelim…”

Öpücüklerime karşılık verirken elleri yüzümü sardı. Sağ bacağını belime dayayıp inleyerek bedenime yaslandı. Büstiyerinin kavradığı göğüsleri aramızda sıkışmıştı. Büstiyeri tutup aşağıya kaydırınca, süt beyazı göğüsleri özgürlüklerine kavuşurken belindeki elimle karımı sıkıca sardım. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan sağ göğsünün ucunu dudaklarımla kavradım. İnleyerek başını arkaya eğdi. Onun bu hâli beni çıldırtırken elleri saçlarımı kavramıştı. Başımı göğsüne bastırırken inlemeye devam ediyordu. Diğer elimi de kalçasına kaydırıp sıkıca kavradığımda gözlerini araladı. Kısa bir an sonra geri çekildim. Kalçalarından kavrayıp aniden kucağıma aldım. Bacaklarını belime sararak ellerini omuzlarıma yerleştirdi. O kadar büyüleyici görünüyordu ki… Dudaklarını dudaklarıma hızla kapadı. Onun bu cesur hareketine şaşırsam da beklemeden karşılık verdim. Elleri saçlarımı yakaladığında inleyerek yatağa yürüdüm. Yumuşak bedenini yatağa bırakıp geri çekildiğimde elleri yüzümü kavradı.

“Genco’m…”

“Genco’nun güzeli…” dedim boynuna ıslak öpücükler bırakırken. Ceketimi çıkarıp arkama fırlattım. Güzel karımın pürüzsüz bacaklarını örten eteğini hızlıca çekip çıkararak onu da arkaya savurdum. Gömleğimin düğmelerini sökercesine açtıktan sonra üzerimizdeki bütün fazlalıklardan kurtuldum. Pembeleşen yanaklarıyla beni izliyordu. Onun bu hâline gülümserken, bir yandan da canımı yakan ona sahip olma isteğimi durdurmaya çalışıyordum. Bacaklarının arasına yerleştiğimde dudaklarına küçük öpücükler kondurmaya başladım. Yavaşça birbirimize kenetlendiğimizde ikimiz de inledik. Kapalı gözlerine bakıp fısıldadım.

“Gözlerini aç…”

Gözlerini araladığında yüzünü kavradım. Hareketlerim hızlanırken inledi. Dudaklarımızı birleştireceğim sırada duyduğum sesle geri çekildim. Telefonumun sesiydi. Bedenlerimizi ayırmadan güzelimin yüzüne baktım.

“Genco…”

“Duyma, bebeğim! Duyma!”

Dudaklarına kapanarak konuşmasını engelledim. Hareketlerime devam ederken, o da benimle birlikte hareket ediyordu. Dudaklarımızı ayırıp başımı boynuna gömdüm. Sona geldiğimde aynı anda güzelim de kendisini bıraktığında fısıldadım.

“Amelya’m… Gelin Ağam!”

“Ya… Deme öyle!” derken silktiği omzunu öptüm.

“Alışsan iyi olur. Misafirler geldiğinde bol bol duyacaksın.”

“Misafirler? Kim geliyor?”

Dudaklarına minik bir öpücük bıraktığım sırada yeniden çalan telefonla doğruldum. Yataktan kalkıp telefonumun olduğu ceketi ararken rahat bir tavırla karşılık verdim.

“Savaş ve Rojda geliyor. Burada kalacaklar. Yarından sonra da diğer aşiretlerin ağaları gelecek.”

Çalan telefonu bulup hızlıca yanıtladım.

“Savaş Ağa? Geldiniz mi?”

“İki saate yakın yolumuz var daha, Genco Ağa.”

“Uçak fobini yenmezsen böyle saatlerce araba sürersin.”

“Arabayı benim kullandığımı nereden biliyorsun?” diye hayretle sorduğunda gülümsedim.

“Uzun yolda başkasına emanet edemezsin direksiyonu. Hakkında daha pek çok şey biliyorum. Kuzenimin evlendiği adamı tanımam gerekir, değil mi?”

“Beni araştırdın yani? Pes, Genco Ağa!”

Saçlarımı düzeltirken aklıma gelen kişiyi sordum.

“Rojda nasıl?”

Sustu. Suskunluğu çok uzun sürmedi. Ancak sesinde hissettiğim ufak bir imanın dışında sakindi.

“İyi. Çok iyi. Gelince gözlerinle görürsün.”

“Göreceğim. Verdiğin sözü unutma. Eğer onu üzüyorsan evine yalnız dönersin, Savaş Ağa.”

Arkama döndüğümde az önce üzerimden çıkardığım gömleğimi giymiş, camın önünde dışarıyı izleyen kadınımı gördüm. O kadar güzel görünüyordu ki… Dakikalar önce birlikte olmamışız gibi onu tekrar arzuluyordum.

“Savaş Ağa, adamlarım seni İstanbul girişinde bekliyor. Onlar sizi yalıya getirecek.”

“Peki, görüşürüz, Genco Ağa.”

“Görüşürüz, Savaş Ağa.”

Kapanan telefonun ardından yavaşça kadınıma yaklaştım. Gömleğimin önünü iliklememişti. Göğüsleri boşluktan görünüyor ve camdaki yansıması beni büyülüyordu. Usulca yaklaşıp beline sarıldım. Kumaşın boşluğundan süzülen ellerimle göğüslerini kavradım. Kendisini bana yasladığında kalçalarının arasına yerleşerek yavaşça sürtündüm. Dudaklarımı çıplak boynuna yaslayıp küçük öpücükler bırakmaya başladım.

“Bir gören olacak, Genco. Aşağıda adamlar var.”

“Bu camlar özel yapıldı. Dışarıdan içeriyi asla göremezler.”

“Misafirler gelecek. Yapma,” demesine rağmen dinlemedim. Sıcaklığına yaslanırken göğüslerini sıkıca kavradım.

“Daha iki saatimiz var.”

Dudaklarına minik öpücükler bırakırken dönmeye çalışmasına engel oldum.

“Cama yaslan.”

“Nasıl?” dedi şaşırarak.

Gülümsedim. Ayrılmadan cama yaslanmasını sağladım. Göğüsleri cama değdiğinde başını çevirip yüzüme baktı.

“Genco…”

Dudaklarına kapanmadan onu izledim kısacık bir an. Üst dudağını emip çekiştirirken, hafif geri çekilip içine süzüldüm. Birbirimize kenetlendiğimizde aynı anda inledik. Dudaklarımızı ayırdığımda Amelya ellerini cama yasladı. Göğüsleri camdan ayrılmadan belini hafifçe kıvırmasını sağladım. Hareketlerim hızlanırken, adımı söyleyerek inliyordu. Kalçalarını sıkıca kavrarken bacaklarının titrediğini hissediyordum. Ancak kısa bir süre sonra ikimiz de kendimizi bıraktığımızda bedenini bana bıraktı. Belini sıkıca sarıp başımı boynuna gömdüm. Yatağa doğru yavaş adımlarla gerileyip kucağımda onunla birlikte uzandım. Dudaklarına sert bir öpücük bıraktığımda, sağ eliyle boynumu tutup kendine çekti. Kısa bir an sonra dudaklarımızı ayırıp titrek sesiyle konuştu.

“Genco… O niye geliyor?”

Kaşlarım çatıldı. “O?”

Omzunu silkip gözlerini kaçırdı.

“O işte. Rojda…”

Daha fazla konuşmadı. Dönüp yüzünü boynuma gömdü. Onun beni kıskandığını biliyordum. Özellikle Rojda konusunda çok hassastı. Nedeni tabii ki daha önce onunla evlendirilmek istendiğimi öğrenmesiydi. Üstelik bir de göremediğim o lanet mektup vardı. Ona kızamazdım. Henüz kozasından yeni çıkmış bir kelebek kadar nahifti. Ancak öğrenecekti. Ona sonsuz sadakatimi sunacak ve aşkımla sarmalayacaktım. Kulağına fısıldayarak, “Benim gözüm senden başka hiçbir kadını görmüyor,” dedim.

Başını kaldırıp sağ omzuma dayadı. Ben de başımı çevirerek gözlerimizi kenetledim.

“Rojda’yı kıskanmana gerek yok. O benim için yalnızca bir kuzen. Üstelik evli bir kadın artık.”

Sustu ve elini yanağıma değdirdi. “Hadi gidip bir duş al, güzelim. Birazdan gelirler.”

Başını sallayıp çarşafa sarınarak banyoya yürüdü. Ben de yandaki banyoya geçip hızlı bir duş aldım.

Bevar’ın aşağı kattan gelen sesini duyduğumda havluya sarınmış, odaya giriyordum. 

“Ağam, geliyorlar!”

Giyinme odamıza girdiğimde gördüklerim karşısında şaşkınlıkla durakladım. O anda yanıma gelen güzelimin kokusuyla ona döndüm.

“Bunlar… Bunlar nereden çıktı, Amelya?”

“Bugün Samira ile alışverişe çıktık. Ben almayalım dedim ama… Çok olmuş, değil mi? Etiketleri üzerlerinde duruyor. O şekilde iade ediliyormuş. Eğer istersen yarın gidip geri veririz, Genco.”

Sözleriyle şaşkınlığım yerini şefkate bırakırken yüzünü sardım.

“Yüzüme bak, bebeğim.”

Güzel gözleri dolmuştu.

“Ben sana para için kızmadım, güzelim. Asla da kızmam. Benim olan her şey senin ve doğacak çocuklarımızın. Kızmamın nedeni bu kıyafetler biraz iddialı görünüyorlar. Bu tasarımları yapan modacı arkadaşımdır. Çalışmaları genelde biraz dikkat çekicidir. Sen beğendin mi?”

Başını sallayıp güzel gözlerini kaçırdı.

“Sen beğendiysen ben de beğenirim. Benim en büyük önceliğim sensin.”

Gülümseyerek boynuma sarıldı.

“Teşekkür ederim.”

Belini sarıp boynunu öperken kokusunu içime çektim.

“Şimdi giyinsek iyi olur. Yoksa sabaha kadar bu odadan çıkarmam seni.”

Bir tişört ve kot giydiğimde, Amelya da kalın askılı bir kırmızı elbise giymişti. İkimiz de hazır olduğumuzda, elimi tutup merdivenlere yöneldik. Biz indiğimiz anda bahçeye giren siyah cip ve ardındaki arabaları görünce duraksadım. Amelya’m arkamda durmuş, elimi sıkıca kavramıştı. Güzel yüzüne bakıp gülümsediğimde, o da bana gülümseyerek başını koluma yasladı. Keyifle içimi çekip başımı çevirdim. Kapının açılmasıyla arabadan inen misafirlerimi izledim. Savaş ve Rojda ön taraftan indiğinde gülümseyerek onlara yaklaşacağım sırada, arkalarında gördüğüm kişiyle olduğum yerde kaldım. Büyükannem. Beyaz Kurt… O da gelmişti…

“Büyükanne?”

“Oğul!”

Bana doğru yaklaştığını gördüğümde hissettiğim tek duygu öfkeydi. Onun varlığını kabullenmeme fırsat tanımadan ince kollarıyla sarıldı. Dışarıdan bakıldığında sevgi dolu görünen bu hareketlerinin aslında yalandan ibaret olduğunu biliyordum. Onun kalbinde bana yer yoktu ve hiçbir zaman da olmayacaktı. Tek nedeni de büyükbabamın kanını taşıyor olmamdı.

Bir zamanlar destansı bir aşkla bağlandığı kocasından nasıl bu denli nefret edebilmişti? Büyükbabamın onun üzerine bir kuma getirmesi miydi tek nedeni? Babamı küçük bir çocukken ardında bırakmıştı. Uluhan Aşireti’ne sırtını dönmüş ve babasının topraklarına, Kurt Aşireti’ne geri dönmüştü. Oğlunu sevmeyen, onu umursamadan bırakıp giden bir kadın torununu da sevemezdi.

“Çok özledim seni, oğul!”

Duyduğum sözlerle irkilerek kendime geldim. Bu yalan sözlerini duymak istemiyordum. Avuçlarımdan kayan elin varlığını hissettiğimde geri çekildim. Sesim bir fısıltı hâlinde ona ulaşırken yüzündeki ifadeyi keyifle izledim.

“Yine hangi planların peşindesin, büyükanne?”

Konuşmak için aralanan dudaklarını elimi kaldırarak durdurdum.

“Şimdi yeri ve zamanı değil!”

Ardından Savaş’a döndüm.

“Hoş geldiniz, Savaş Ağa!” diyerekelimi uzattığımda, “Hoş bulduk, Genco Ağa,” deyip sıktı. Ardından beni izleyen Rojda’ya gülümsedim. 

“Sen de hoş geldin, Rojda.”

Gözlerini kaçırıp başını salladı. Kurt konağında bana fazlasıyla cüretkâr sözler eden kuzenim, şimdi yüzüme bile bakmıyordu. Bakışlarım yüzünde gezindi. Üzgün müydü? Savaş mıydı bu hâlinin nedeni? Bu soruların yanıtlarını bulmalıydım. Diğer misafirlerden önce gelmelerini istememin nedeni buydu. Onları rahatça gözlemlemek istiyordum.

Arkama döndüğümde başı eğik duran güzelimi buldu bakışlarım. O kadar masum ve korunmaya muhtaçtı ki… Kalbimi sızlatan hâline dayanamadım. Elimi uzatıp fısıldadım. “Amelya?”

Başını kaldırıp güzel gözlerini yüzüme çevirdi. Uzattığım elimi gördüğünde bakışları tereddütle arkamda bir yere odaklandı. Çevresinde gördüğü yabancı yüzlerden çekindiğini görebiliyordum. Ancak benden uzak durmasına tahammülüm yoktu. Yanımda olmalıydı her an. Başka türlüsü mümkün değildi. Bunca yıl dedesine karşı hayatta kalabildiği için ne kadar güçlü olduğunu biliyordum. Ancak daha da güçlenmeli ve karşısına çıkacak zorluklarda yanında ben olmasam dahi dimdik ayakta durabilmeliydi. Elini uzatıp ince parmaklarını avucuma bıraktı. Gülümseyerek yanıma çektim. Yüzüğümüzün bulunduğu eline küçük bir öpücük bırakıp arkama döndüm. “Karımla tanıştırayım sizi. Amelya Uluhan!”

Büyükannem, Amelya’yı incelerken ben de onun vereceği tepkileri bekliyordum. Kısa bir an onu süzdükten sonra elini uzattı.

“Bir hoş geldiniz demek yok mu, Gelin Ağa?”

Amelya önce uzatılan ele, ardından bana baktığında başımı sallayarak onayladım. Avuçlarımdaki elini çekerek büyükannemin elini kavrayıp öptü.

“Hoş geldiniz.”

“Büyükanne… Bana büyükanne diyeceksin. Madem Genco’mun karısısın artık…”

Amelya’mın üzerine daha fazla gitmesini istemediğim için konuyu değiştirmeye karar verdim.

“Hadi içeri geçelim. Yorgun olmalısınız.”

Güzelimin elini tutup kapıya doğru yöneldiğimde Bevar’ın yanıma gelmesiyle duraksadım.

“Ağam, haberlerim var. Savaş Ağa da duysa iyi olur.”

Bevar’ın tedirgin hâline bakılırsa duyacaklarım beni mutlu etmeyecekti. Hep soğukkanlı olan dostum, bu akşam beni bile şaşırtacak derecede gergindi. Amelya’mın kulağına eğilip fısıldadım.

“Sen büyükannemi ve Rojda’yı misafir odalarına yerleştir, güzelim.”

Mavi ve yeşilin harmanlandığı güzel gözleri yüzümde gezindi.

“Sen nereye gidiyorsun, Genco?”

“Çalışma odamda olacağım, güzelim. Sen odamızda beni bekle.”

Başını salladı. Avuçlarımdaki eline minik bir öpücük bırakıp Savaş’a döndüm. “Savaş Ağa, hanımlar içeri geçip yerleşsin. Seninle konuşmak istediklerim var.”

Savaş başını sallayarak Rojda’nın kolunu tutup kulağına eğildi. Söylediklerinin ardından Rojda’nın yüzü asıldı ancak karşılık vermedi. Kolunu çekip büyükannemin yanına ilerledi.

Savaş ve Bevar’a döndüm.

“Çalışma odama gidelim, beyler.”

Ardımdan gelen iki adamla yalının kapısından girdiğimde, Amelya’yı iki ateşin ortasında bıraktığımı bilmiyordum.

***

Merhaba sevgili okurlarım,

Yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.

Sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!