9.BÖLÜM

Üç gün içinde zaman zaman yan yana gelseler de, hiç konuşmadılar. Gizli saklı bakışmalar, aralarındaki tutkuyu zirveye çıkartırken, nihayet üç günün sonuna gelmişlerdi. Vivienne’in dördüncü gün izin günüydü ve Alex bunu hesaplamadığı için kendi kendine kızdı. Ama yedi gün beklediyse, bir gün daha bekleyebilirdi.

☆☆☆☆☆☆

Vivienne, Angeline’i almak için Aida’nın kapısını çaldığı zaman, karşısında daha önce görmediği genç bir adamla karşılaştı. Adam;

“Merhaba, sen Vivienne olmalısın. Ben Leandre,” dedi elini uzatarak.

Vivienne, Leandre’nin kim olduğunu anlamaya çalışırken, genç adamın arkasında Aida belirdi. Ayaküstü tanıştıktan sonra hep birlikte içeriye girdiler. Aida, yeğeninin iş nedeniyle Marsilya da olduğunu açıklarken, Vivienne Angeline ile hasret giderdi. Küçük bebek bir haftada o kadar değişmişti ki, Vivienne onun hangi ara diş çıkarttığını anlayamamıştı. Kısa süreli sohbetten sonra Vivienne, Leandre’nin bakışlarından rahatsızlık duyarak, Angeline ile birlikte evine gitti.

Gün içerisinde yeğeniyle birlikte parkta gezerken, Aida’nın evine yakın küçük bir ev keşfedip, sahibiyle görüştü. Bulduğu kiralık ev, şirinliğiyle şuan ki oturduğu evle kıyaslanamazdı bile. Bankaya gidip, ajansın yatırdığı paranın bir kısmını çekerek, bir yıllık kirasını peşin ödedi. Geriye bir sonraki izin gününde evini taşımak kalmıştı.

Gece küçük meleğiyle uyurken, Alex bakışlarıyla, nadiren yakaladığı gülümsemeleriyle, dokunuşlarıyla rüyalarını süsledi. Ondan uzak olsa bile, gözlerini üzerinde hissederek, yatağında doğruldu. Aklına birlikte oldukları tek sefer geldi. Vivienne kendine bile itiraf edemese de, en az Alex kadar bu birlikteliğe ihtiyaç duyuyordu.

Sabah Angeline ile vedalaşmak Vivienne için her zamankinden daha zor oldu. Küçük kızın teninin kokusunu ciğerlerine hapsederek, onu Aida’ya emanet etti.

☆☆☆☆☆

Vivienne, Alex’in yapabileceklerinin korkusuyla eve girerken, ortalarda kimselerin görünmemesini tuhaf bulsa da, üzerinde durmadı. Geldiği saatte Alex’in işte olduğunu bildiği için, içi rahat olarak odasına çıktı. Onun için nasıl olsa akşama kadar vakit vardı, yani en azından o öyle düşünüyordu.

Alex, pencereden Vivienne’in geldiğini görüp, kapısının arkasına saklanmıştı. Genç kız odaya girer girmez bir kolunu arkasından beline dolarken, diğer eliyle ağzını kapattı. Arkasından dudaklarını kulağına yaklaştırarak;

“Şişşt sakin ol. Demek döndün,” dedi ve gözlerini kapatarak, özlediği kokuyu içine çekti.

Vivienne’in heyecandan göğüs kafesi neredeyse patlamak üzereydi. Alex elini gevşetirken, derin derin nefes aldı. Fakat genç adamın kollarının onu bırakmaya hiç niyeti yoktu.

“Bakalım seninle neler yapabiliriz Vivienne? “

Vivienne, kendisini tamamen köşeye sıkışmış hissetse de, bu durumdan anormal derecede heyecan duyuyordu. Alex, kulak memesine hafifçe dişini geçirerek;

“Şimdi, çalışma odama geldiğinde üzerinde gördüğüm elbiseyi giymeni istiyorum,” dedi ve onu serbest bıraktı. Vivienne yüzünü ona dönerken;

“Ve de aynı iç çamaşırlarını,” diyerek ekledi.

Alex, Vivienne’e hazırlanması için beş dakika vererek odadan çıktı.

Vakit dolduğunda odaya elinde kırmızı bir fularla geri döndü. Genç kadın karşısındaki adamın o fularla ne yapacağını düşünürken, Alex onun düşüncelerini tahmin ederek konuştu.

“Sözleşmede gözlerini bağlayamayacağıma dair bir madde göremediğim için heyecanlı olacağını düşündüm,” dedi.

Vivienne’in aklına evde kimsenin olmadığı geldi ve tedirgin oldu. Alex onun gözlerini bağlayarak kim bilir ne tür işkenceler yapacaktı. Belki de çığlıklarını kimse duymasın diye tüm çalışanları göndermişti. Korkuyla göz bebekleri büyürken, Alex karşısında daha önce görmediği kadar ciddi ve dik duruyordu. Nasıl olmuştu da, bu sadist adama karşı duygusal bir şeyler hissettiğini düşünebilmişti?

Alex ise Vivienne’in yüzünden ne hissettiğini, aklından neler geçtiğini tahmin ederek, gülmemek için kendini zor tutuyordu. Önce Vivienne’in etrafında ona özlemle bakarak döndü ve arkasında durdu. Genç kızın korkudan titrediğinin farkında olarak, kırmızı fuları gözlerine bağladı. Vivienne’in göğüsleri yaşadığı adrenalin yüzünden her nefes alıp verişinde elbisesinin altında yükselirken, Alex’in tahammül gücü kalmamıştı. Sırtına dökülen saçlarını ön tarafa, göğsünün üzerine atarak, ensesini açığa çıkardı. Dudakları Vivienne’in boynuna dokunduğu an, genç kız ürpererek omuzlarını kulak hizasına doğru çekti. Onun bu ürkekliğinden etkilenen Alex, sertleşen erkekliğini hissettirmek için Vivienne’i hafifçe eğip, tıpkı daha önce yaptığı gibi kalçalarına bastırdı. Kısık sesle;

“Bende nasıl bir etki bıraktığını hissedebiliyor musun Vivienne,” diye sordu.

Vivienne’in konuşacak hali kalmadığı için sadece başını salladı. Alex başladığı oyuna hız kazandırmak için Vivienne’in fermuarını kalçasına kadar indirip, elbisesinin üzerinden kayarak yere düşmesini sağladı. Vivienne ise çıplaklığından rahatsız olmak yerine, Alex’in onu incelediğini hissederek, içinde bir şeylerin kıpırdandığını hissetti. Bu, daha önce hissettiği hiçbir şeye benzemiyordu. Korku, heyecan tutku.. Kısacası hepsi bir aradaydı. O, kendi içinde yaşadığı duygu karmaşasını çözmeye çalışırken, başka bir fermuar sesi duydu. Ardından da yere yığılan başka bir kıyafet hışırtısı. Alex’in soyunduğunu tahmin edip, onun çıplak bedenini hafızasında canlandırdı. Ona dokunma isteğiyle kıvransa da, kendisini neyin beklediğini bilemediği için her hangi bir harekette bulunmadı. Alex, Vivienne’e yaklaşarak, ellerini kollarının altından geçirip, sırtında birleştirdi, onu iyice kendine çekti. Alex’in çıplak tenini vücudunda hisseden Vivienne, daha fazla karşı koyamayarak pes etti. Öpücükler daha ateşli bir boyut kazanırken, Alex’in dili Vivienne’in tadıyla daha da fazlasını istedi. Genç kadının sırtında dolaşan maharetli eller iç çamaşırının kopçalarını açtı. Alex sutyeni Vivienne’in bedeninden çıkartırken, ağzı zevkten sertleşen göğüs uçlarına indi. Vivienne, gözleri kapalı olduğu için Alex’in dokunuşlarına fiziksel anlamda daha yoğun tepki vermeye başladı. Dudaklarından çıkan inlemeler odada yankı bulurken, Alex göğüslerinden kasıklarına kadar yalayarak indi ve tangasını çıkardı. Dili Vivienne’in en tenha bölgelerinde tüm hünerini sergilerken, genç kız zevkten çığlık atarak ellerini saçlarının arasından geçirdi. Sona yaklaşması an meselesiydi fakat Alex’in buna izin vermeye hiç niyeti yoktu, en azından şimdilik. Alex oyunu daha fazla uzatmamak adına ayağa kalkıp, kadınını kalçalarından kavrayarak kucağına oturttu. Öpüşmekten uyuşmuş kırmızı dudaklarını öperek tek kişilik koltuğa geçtiler. Üzerindeki Vivienne’i hafifçe kaldırarak erkekliğinin üzerine oturttu. Vivienne alışık olmadığı doluluk hissiyle çığlık atarken, genç adam hissettiği sıkılıkla gözlerini kısa bir süreliğine kapatıp tekrar açtı. Sonrada oturduğu koltukta ayaklarını uzatıp, geriye düşmemesi için elini Vivienne’in sırtına dayadı. Önce, dudaklarına son bir öpücük verip, genç kızı geriye eğdi ve hareket etmesini sağladı. Bir eli Vivienne’in sırtındayken diğer eli diri göğüslerini okşuyordu. Göğsündeki eli Vivienne’in başındaki fulara uzanıp, genç kadının gözlerini özgürlüğüne kavuşturdu. Şimdi sadece vücutları değil, gözleri de birbirine kilitlenmişti.

İkisi birlikte sona ulaştıklarında, Alex kısa bir an için duygularına yenilerek, aralarındaki gerginliğe son vermek için yanağı yanağına değen Vivienne’in kulağına;

“Özür dilerim” dedi.

Bu özüre tek şaşıran Vivienne değildi. Dudaklarından bir anda dökülen sözcüklere kendisi bile şaşırmıştı.

Vivienne, Alex ile birlikte sessizce yatakta uzanırken bütün cesaretini toplayıp, aklından geçen soruyu sordu.

“Neden benden özür dilediniz?”

Alex, kısa bir süre ne cevap vereceğini düşünürken, gözlerini tavana dikerek sessiz kaldı. Çünkü yine bir ilk yaşamış, hayatı boyunca ilk kez birisinden özür dilemişti. Üstelik bu kişi bir kadındı ve kelimeler dudaklarından hiç zorlanmadan kendiliğinden dökülüvermişti.

“Çünkü istemeyerek seni kırdığımı biliyorum. İnsanları sınıflandırdığım doğrudur, bunu inkar edemem. Ama ben insanları varlıklarına göre değil, kişiliklerine göre sınıflandırırım,” dedi.

Vivienne, aldığı cevapla düşünmeden başka bir soru daha sordu.

“Peki, sizin için ben hangi sınıftayım Mösyö Alex?”

Alex’den cevap gelmeden sorduğu soruya pişman olmuştu bile Çünkü alacağı cevabı biliyor, aptallığı için kendine kızıyordu. Para için masumiyetini, vücudunu satan bir kızın gireceği sınıf belli değil miydi zaten? Gözlerini sımsıkı kapatıp, dudaklarını ısırarak, duymaktan korktuğu cevabı bekledi.

Ama Alex, onun sorusuyla kendi kendini sorgulamaya başlamıştı bile ve bunun farkında değildi. İlk kez duygularına kulak vererek, Vivienne’e bakmadan sorusunu cevapladı.

“Bana Mösyö Alex demekten vazgeçersen sevinirim. Yaşadığımız bu kadar şeyden sonra Mösyö Alex kulağa pek de hoş gelmiyor. Sadece Alex demeni tercih ederim. Seni hangi sınıfa koyduğuma gelince, seni koyacak bir sınıf bulamıyorum Vivienne. Daha doğrusu bunu hiç düşünmedim” sözlerini bilinçsizce, Vivienne’e daha sıkı sarılarak bitirdi. Vivienne, duyduklarından sonra yavaş yavaş gözlerini açıp, yanında uzanan adama baktı.

“Teşekkür ederim.”

Sesinde, hissettiklerini ele veren bir yoğunluk vardı. Ne kadar genç adam bunu anlayamasa da. Alex, onun neden teşekkür ettiğini çözemese de kötü bir şey söylemediğinden emindi.

Gün içerisinde Alex, işlerini evindeki çalışma odasından idare ederken, Vivienne kendi odasında bir önceki hafta başladığı romanı bitirdi. Saatin ilerlediğini fark edince de Alex için yemek masasını hazırladı. Sessizlik içinde geçen yemekten sonra Alex’e bakan Vivienne utanarak;

“Sabah ki davranışın, ben daha kötüsünü bekliyordum. Seni kışkırttım ve kızdırdım. Gözlerimi bağlarken, bana zarar verebileceğini düşünmüştüm aslında,” diyerek aklından geçenleri dile getirdi.

Alex peçeteyle dudaklarını silip, masanın üzerine bıraktı.

“Evet, sana kızmıştım ama ben bir canlıya bilerek, isteyerek zarar verebilecek kadar sadist bir adam değilim.”

Ne kadar ciddi bir ses tonuyla konuşmaya çalışsa da, sesinde eğlendiğine dair bir tını vardı. Ancak Vivienne, henüz Alex’i o kadar iyi tanımadığı için yanlış anladı. Alex’i kırdığını düşünen Vivienne, sorduğu sorudan dolayı bir kez daha pişmanlık duydu. Normalde çok konuşmayı sevmezken, bugün neden çenesi düşmüştü ki sanki? Söyledikleriyle resmen onun kötü bir adam olduğunu düşündüğünü ifade etmişti. Konuyu nasıl toparlayacağını düşünürken, Alex’in telefonu çaldı. Telefonu cebinden çıkartan genç adam, Philip’in aradığını görünce hemen ciddileşti. Çünkü arama nedenini tahmin edebiliyordu. Nitekim telefonu açar açmaz, Philip’ten aldığı yanıt tahmininde yanılmadığını gösterdi.

“Alex, hafta sonu yapılacak baloyu hatırlatmak için aradığımı tahmin etmişsindir. Vivienne ile geliyorsunuz, öyle değil mi? Sakın bana unuttuğunu söyleme,” diyen adamın sesi sitem eder gibiydi.

Genç adam bu tarz toplantılardan keyif almasa da, bu balonun Philip ve Carine için ne kadar önem taşıdığını çok iyi biliyordu. Tıpkı; her sene, yıllar öncesi lösemiden kaybettikleri kızları anısına düzenlenen yardım gecesine katılmak zorunda olduğunu bildiği gibi. Yine de şansını denemek için hafta sonu şehir dışına çıkması gerektiğini anlattı. Onu tanıyan adam bunun bahane olduğunu biliyordu.

“Hadi ama Alex! İçinde çek olan bir zarf gönderip bizi yalnız mı bırakacaksın?”

Philip’in kendisini babasından daha iyi tanıdığı bir gerçekti. Bu adamın; aklından geçenleri tahmin etmesine hayranlık duyarken, daha o cevap vermeden telefonun ucundaki ses değişti. Bu sefer konuşan Carine idi.

“Alex daveti kabul etmeme nedenin, güzeller güzeli Vivienne’i elinden kaçırmış olabileceğin olabilir mi? Eğer öyleyse çok üzülürüm.”

Alex, karşısında onu izleyen Vivienne’e bakarak;

“Üzülmenizi gerektirecek bir neden yok Madam Carine. Kendisi şuan tam karşımda duruyor,” dediği an telefonun ucundaki kadının kahkaha sesi duyuldu.

“Alex bizim için bu balonun önemini biliyorsun. Ve Vivienne, Elena’ya o kadar benziyor ki, o gün onunla gelmen beni çok mutlu eder.”

Telefonu kapattıktan sonra Vivienne’e bakan genç adam;

“Pazar günü Philip ve Carine Lösemili çocuklar yararına yardım balosu düzenliyor. Baloya benimle gelir misin? Seninle gitmem konusunda çok ısrar ettiler” dedi.

Vivienne, bir süre düşündü. Çünkü hafta sonu yeni evindeki ufak tefek tadilat işlerini halledecek, bir sonraki haftada taşınacaktı. Zaten taşınma işi bu tadilat yüzünden uzamıştı, bir hafta daha erteleyebilmesi çok zordu. Ondan cevap bekleyen genç adama çevirdi bakışlarını.

“Hafta sonu izinli olduğumu biliyorsunuz. Eliza’ya adres değişikliğimi bildirmiştim. Bu izin günümde, yeni evimi taşınabilecek duruma getirmem gerekiyor ki bir sonraki hafta taşınabileyim,” dedi.

Alex ayağa kalkıp, parmaklarını Vivienne’in saçlarında gezdirdikten sonra boynuna küçücük bir öpücük kondurdu.

“Pazartesi ve salı günü şarap fabrikası açılışı için Bordeaux da olacağım. Eğer pazar günü benimle gelirsen, bu iki gün sana izin verebilirim.”

Alex’in teklifiyle Vivienne’in sevinçle gözleri açıldı. Yüzünü Alex’e çevirerek;

“Ciddi misin” diye sordu.

Genç kızın tepkisi Alex’in hoşuna gitti.

“Hiç olmadığım kadar.”

Vivienne ayağa kalkıp, neşeyle Alex’e sarıldı.

“Çok teşekkür ederim.”

☆☆☆☆☆☆

Ertesi sabah Vivienne gözlerini Alex’in kollarında açtı. Gece genç adam onu bırakmamış, sabaha kadar sevişerek, birbirlerine sarılarak uyumuşlardı. Kahvaltı sonrası Alex işe gider gitmez, Vivienne soluğu Eliza’nın yanında aldı. Sesine yansıyan heyecanla;

“Eliza bir konuda senden yardım isteyebilir miyim,” diyerek konuya girdi. “Bir hanımefendi gibi nasıl davranılır? Ve öyle görünmek için ne yapabilirim?”

Orta yaşlı kadın Vivienne’in arka arkaya sorduklarıyla, önce ne demek istediğini anlamadı. Sonra Vivienne, baloyu ve orada nasıl davranması gerektiğini bilmediğini anlattı. Duyduklarına ilk başta şaşıran Eliza, Alex’in Vivienne’i baloya yanında götürmek istemesinden dolayı çok mutlu oldu. Çünkü Alex ilk defa bir kadına değer veriyor ve ilk defa bu kadar huzurlu görünüyordu. Eliza ona bu duyguları yaşatan Vivienne’e yardımcı olmak için kolları sıvadı.

Eliza akşama kadar, Vivienne’e yemek masasında dikkat edilmesi gereken hususları uygulamalı olarak öğretti. Sıra dansa geldiğinde, Vivienne üniversiteye gittiği dönemde dans kursuna gittiğini, bu konuda sıkıntı yaşamayacağını düşündüğünü söyledi. Dans sorunu çözülünce, Eliza son olarak öyle bir ortamda nasıl davranması gerektiği ile ilgili bilgiler vererek, çalışmalarını bitirdi.

“Daima ne istediğini bilen, kendinden emin başı dik duran bir hanımefendiye herkes saygı duyar.”

☆☆☆☆☆

Zaman, engellenemez tutkularıyla, birbirlerini tanımaya çalışarak hızla akıp gidiyordu. Vivienne’in Alex’in evinde geçirdiği üç haftalık süre bitmiş, balo günü gelmişti bile. Genç adam antrede onun aşağı inmesini beklerken, smokininin papyonunu düzeltiyordu. Vivienne, Eliza’yla birlikte merdivenlerde göründüğü zaman eli boynunda, olduğu yerde kalan Alex, her adımda ona biraz daha yaklaşan genç kıza bakarken bir kez daha büyülendi. Balo için, sırt dekoltesi kuyruk sokumunda biten krem rengi elbiseyi, Eliza seçmişti. Aslında bu renk, normalde kusurları gözler önüne serecek, iddialı bir renkti. Fakat giyen kişi Vivivienne olunca, kusur söz konusu değildi. Orta yaşlı kadın; sırtına göre göğüs dekoltesi daha az olan, minik taşlarla süslenmiş elbiseyi gördüğünde, genç kızdan daha fazla heveslenerek; “İşte aradığımız elbise” demişti. “Sade ve göz kamaştırıcı. Tıpkı senin gibi.”

Alex, gözlerini kırpmadan Vivienne’e bakarken, başını eğip usulca elini öptü.

“Şahane görünüyorsun.”

Vivienne, duymaya alışık olmadığı güzel sözlerle kızarırken, Alex’in gözlerinin içine bakarak usulca teşekkür etti. Ona, tıpkı bir hanımefendi gibi davranan bu adam, nasıl oluyordu da her seferinde ayaklarını yerden kesmeyi başarabiliyordu? İkili arasında elle tutulur derece hissedilen tutku ve yakınlaşmayı izleyen Eliza, duygulandı. Ne kadar bu ortamı bozmak istemese de, gidilmesi gereken bir balo vardı.

“Mösyö Alex arabanız hazır sizi bekliyor.”

Alex, transa geçmiş gibi Vivienne’e bakarken kulağına;

“Baloya gitmekten vaz mı geçsek”diye sordu.

Sesindeki tutkuyu hissetmemek mümkün değildi.

Tenine değen sıcak nefes ve işittiği davetkar sözle ne kadar aksini istese de Vivienne;

“Önemli bir balo olduğunu sanıyordum” derken gülümsüyordu.

Yarım saat sonra balonun düzenlendiği devasa büyüklükteki evin kapısından girerken Alex, parmaklarını Vivienne’in parmaklarının arasından geçirdi. El ele kapıdan giren çifti ev sahibi olarak Mösyö Philip ve eşi Madam Carine karşıladı. Carine, “Bu nasıl bir güzellik,” diyerek Vivienne’e sarılırken, Alex istemeyerek onun elini bırakmak zorunda kaldı.

Balodaki kadınlar kıskançlıkla Marsilya’nın, hatta abartısız Fransa’nın en gözde bekarını süzerken, erkeklerde onun yanındaki güzel ve gizemli kadını hayranlıkla incelediler. Salonda kulaktan kulağa fısıltılar dolaşıyor, davetliler Vivienne’in büyüsüne kapılmış, onun kim olduğunu merak ediyorlardı. Alex bu tarz davetlere çok sık katılmadığı gibi, katılırsa da tek olur, yanına yaklaşan hiç kimseye yüz vermezdi. Nasıl olmuştu da herkesin bildiği yakışıklı ve kibirli Alex, baloya böyle bir kadınla katılabilmişti? Balonun ilgi odağı olan çifti sadece salondakiler değil, ertesi gün medya sayesinde, bütün Fransa konuşacaktı.

İlerleyen dakikalarda, Alex’in Vivienne’i yalnız bırakmak zorunda kaldığı kısacık bir zaman diliminde, genç kızın çevresini meraklı üç adam sardı. Adamlardan uzun boylu olanı ona şarap uzatırken, kısa boylu olanı flörtöz bir sesle;

“Sizi daha önce davetlerde görmemiştik,” diyerek Vivienne’i süzdü.

Bir diğeri ise ismini ve kimlerden olduğunu sordu. Vivienne, etrafını saran bu üç erkek yüzünden, tedirgin olarak gözleri salonda Alex’i aradı. On metre kadar ilerisinde iki erkekle iş hakkında konuşan genç adamın gözleri, Vivienne ile buluştu. Onun gözlerindeki paniği ve çevresini saran aç kurtları fark eder etmez, yanındaki kişilerden özür dileyerek hızlı adımlarla kadınının yanına geldi. Hemen ellerini Vivienne’in ellerine kenetleyip, adamların duyacağı şekilde;

“Sevgilim, sıkılmış gibi görünüyorsun,” diyerek karşısındakilere bu kadın benim izlenimi verdi.

Uzun boylu adamın; “Alex, bizi sevgilinle tanıştırmayacak mısın” sorusuyla, kıskançlıktan çıldırmış olsa da, sinirlendiğini belli etmedi. Aksine, bu kadar güzel bir kadını yalnız bırakarak aptallık ettiğini düşündü. Çünkü Vivienne, her girdiği ortamda tüm bakışları üzerine çekebilecek güzelliğe sahipti. Nasıl olmuşta bunu düşünememişti. Vivienne’e bakarak;

“Kendisi tanışmak isteseydi benim tanıştırmama gerek kalmazdı” diyerek onu oradan uzaklaştırdı.

Balo gecesi, Vivienne’i başka kadınlardan ayıran bir özelliğini daha keşfetmişti. Aşağı yukarı her kadın böyle bir ilgiden hoşlanırken, o rahatsızlık duymuştu. Bu düşünceyle bir kez daha onun ne kadar özel olduğunu anladı. Vivienne, tanıdığı tüm kadınlardan farklıydı. Alex, Vivienne’in gerginlikten titrediğini, tutuğu ellerinden anlayabiliyordu.

“Seni yalnız bıraktığım için özür dilerim” dedi.

Genç kız ortam müsait olsaydı ona sarılmak isterdi ama mümkün değildi. Birlikte hava almak için teras kata çıktıklarında, sonunda yalnız kalabilmişlerdi. Vivienne daha fazla dayanamayıp, kollarını genç adamın koltuk altlarından geçirerek ellerini sırtında birleştirdi. O an için güvene hiç olmadığı kadar ihtiyaç duydu. Alex’in onun sıcaklığı ve kokusuyla başı döndü, sıcacık sarılma bir süre sonra ihtiyaca dönüştü. Alex, geri çekilip Vivienne’in gözlerinin içine bakarak;

“Bana ne yapıyorsun Vivienne” diye sordu.

Vivienne’e bu soru garip geldi.

“Anlamadım” diye karşılık verdi. Alex;

“Birazdan anlarsın” diyerek onun elinden tutup, tekrar eve girdi.

Birlikte, balodakilerin dikkatini çekmeden üst kata çıktılar. Alex rast gele odalardan birisinin kapısını açtı. İçerisi küçük bir misafir odasını andırıyordu. Kapıyı kapatıp, Vivienne’in dudaklarını buldu. Elleri genç kadının çıplak sırtında dolaşırken, onu kendine daha çok bastırdı.

“Seni istiyorum, şimdi.”

Sesinde hissedilen arzu ile birlikte nefes nefese konuşmuştu. Alex’in tutku yüklü öpücükleriyle, Vivienne’in bastırdığı duyguları ortaya çıktı. Vivienne için bu talepkar bakışlara, onu isteyen bu erkeğe dur demek neredeyse imkansızdı. Çünkü o da Alex’i istiyordu ama bilmedikleri bu evde gizli gizli nasıl olacaktı.

“Ya birisi gelirse” diye sorarken, sesinde istek kadar korku da vardı.

Alex kapıyı kilitleyip, Vivienne’i odadaki küçük yatağa götürdü. Önce hırsla, tutkuyla birbirlerine sarılıp, öpüştüler. Sonra Vivienne’i yatağa doğru eğip, arkasına geçti. Elbisesinin eteğini kırışmaması için özenle belinde topladı. Topuklu ayakkabılarla, uzun bacakları daha da uzun görünen kadının yuvarlak kalçalarını okşayıp, hafif bir şaplak vurdu. Acele etmek istemese de, kapıya her an birisinin gelebileceği ihtimalini göz ardı edemezdi. Vivienne’in iç çamaşırını dizlerine kadar indirip, pantolonunun kemerini açtı, fermuarını indirdi. Serbest bıraktığı erkekliği yuvasını bulmadan önce elleri Vivienne’in heyecandan ıslanan kadınlığını okşadı. Onun da hazır olduğunu anlayınca, sertçe içine girdi. Elleriyle Vivienne’in omuzlarını kavrayıp, hızla hareket ederken, Vivienne kendini geriye iterek zevkle inledi. Alex soluk soluğa;

“İşte bana yaptığın şey bu Vivienne. Her an her yerde için de olmak arzusu” dedi. “Bir gün sana doyabileceğimi hiç sanmıyorum.”

Bu sözler genç kızın unutmaya çalıştığı gerçekleri hatırlamasına neden oldu. Alex ona doysa da doyamasa da bir gün bu birliktelik bitecek, iki yabancıdan farklı olmayacaklardı. Birlikte geçirdikleri her gün, onları biraz daha sona yaklaştırıyordu.

Etraflarındaki insanların bakışlarından ve sürekli çevrelerinde patlayan flaşlardan dolayı rahatsızlık duyan Alex, balodan erken ayrılmaya karar verdi. Lösemili çocuklar için gecenin en astronomik bağışını yaparak, tüm dikkatleri tekrar üzerine çeken genç adam, Vivienne ile birlikte Philip ve Carine’e veda etti. Vivienne, bağış rakamını duyunca, onun bağışladığı parayla kaç yüzyıl yaşayacağını kısacık bir an için aklından geçirdi. Alex’in, sert görüntüsü ve alaycı bakışlarının altında, böylesi hassas bir adamın olduğunu ilk tanıştığı günlerde birisi söyleseydi, hayatta inanmazdı. El ele geldikleri balodan, yine aynı şekilde el ele ayrılırken, Alex ile başka türlü karşılaşmayı o kadar çok isterdi ki.

Eve dönüşte arabanın arka koltuğunda sessizce otururken, Alex Vivienne’in çıplak omzuna küçücük bir öpücük kondurdu. Sonrada omzunda başladığı yolculuk Vivienne’in boynuna kadar ilerledi. Genç kadının bu öpücüklerle bütün vücudu ürperirken, heyecanla gözleri kısıldı ve daha önce yapmadığı bir şeyi yaptı. Elleri yavaş yavaş Alex’in bacak arasına kaydı. Genç adam kumaşın altında sertleşen erkekliğini kavrayan ellerle, zevkle gözlerini kapattı. Sonra, gür kirpiklerini aralayarak, gözleri alev alev yanan Vivienne’e baktı.

“Bunu yaptığına inanamıyorum” dedi boğuk çıkan ses tonuyla.

Alex’in bakışları Vivienne’i daha da cesaretlendirirken, bu sefer onun kemerini açıp, fermuarını indirdi. Alex gülümsedi.

“Ne kadar ileri gideceğini çok merak ediyorum,” dedi ve cam kenarındaki düğmeye dokunarak, şoförle aralarına siyah camın girmesini sağladı.

☆☆☆☆☆☆

Ertesi gün sabah Alex erkenden iş seyahatine çıkarken, Vivienne de yeni evine gitti. Eve girer girmez de hayatının en büyük sürpriziyle karşılaştı. Ev duvar kağıdından, avizelere, kapılardan, lavabolara kadar tümüyle değişmiş, bambaşka bir ev olmuştu. İnanılmaz değişimin nedenini öğrenmek için ev sahibini arayıp neler olduğunu sordu. Ev sahibi;

“Ben bir değişiklik yaptırmadım. Her şeyi perşembe günü gönderdiğiniz adamlar yaptı, ben sadece yedek anahtarı verdim. İtiraf etmeliyim ki gördüğüm zaman, ben bile kendi evimi tanımakta zorlandım. Sizin adamlar iyi iş çıkarmış,” diyerek Vivienn’i bilgilendirdi.

Vivienne, duyduklarına inanmakta zorluk çekse de ev sahibiyle daha fazla konuşmadan telefonu kapattı. Kendisi tadilat için kimseyi göndermediğine göre, aklına Alex geldi. Ama o adresi bilmiyordu ki, tabii Eliza’dan öğrenmediyse. Bunu onun yaptırıp yaptırmadığını öğrenmek için hemen Eliza’yı arayıp, olanları anlattı. Orta yaşlı kadın;

“Birkaç gün önce senin adresini istemişti. Demek bunun içinmiş” derken sesi keyifli geliyordu

Eliza ile yaptığı görüşmenin ardından, Vivienne daha fazla dayanamayıp, olduğu yere yığıldı. Sırtını duvara yaslayıp, bacaklarını kendine çekerek başını dizlerine dayadı. Gözlerinden yaşlar dökülürken, bir türlü kendini durduramıyordu. Çünkü Aida’dan sonra ilk kez birisi karşılık beklemeden ona yardım etmişti. Özellikle bu kişi Alex olunca, Vivienne’in duyguları alt üst oldu. Genç adam; yaptıklarıyla her geçen gün onu daha çok kendine bağlarken, Vivienne’in içindeki korkularda büyüdükçe büyüyordu. Alex’i arayıp, onunla konuşmaya ihtiyacı olduğunu hissetse de, ne diyecekti ki?

Yarım saat sonra kendini toplayıp, evini taşımak için taşıma şirketini aradı. Eşyası az olduğundan dolayı, akşama taşınma sorunu çözülebileceği için, morali birazda olsa yerine gelmişti. Angeline’i görüp, Aida’ya olan biteni anlatmak için tek dostunun kapısını çaldı. Küçük yeğeni uyuduğu için Aida ile kısa süreli sohbet yapma fırsatı buldular. Aida’nın;

“Balo nasıl geçti” sorusuna şaşıran Vivienne;

“Sen nerden biliyorsun” diyerek cevap verdi.

Aida oturduğu koltuktan kalkıp, konsola bıraktığı gazeteyi aldı ve yardım balosunun haberinin yapıldığı sayfayı açtı. Vivienne, Alex ile çekilmiş resmini görünce, günün ikinci şokunu yaşadı. Resmin altında yazan “Yeni sevgililer ilk defa el ele görüntülendi” yazısı ile gözleri kocaman açıldı. Genç kız, haberin tamamını okuduktan sonra Aida’ya gerçekleri ve korkularını anlattı. Aida ona bakarak;

“Sen aşık olmuşsun Vivienne. Görünüşe bakılırsa o da sana” diyerek bir anne edasıyla konuştu.

Vivienne kendi duyguları konusunda hak verse de, Alex’in ona aşık olmasının mümkün olmadığını anlattı. Anlatırken inanılmaz bir acı hissetti, çünkü aklından geçenlerin kelimelere dökülmesiyle, gerçeklerle bir kez daha yüzleşmişti.

☆☆☆☆☆

Vivienne, iki gün boyunca yeni eviyle uğraşmıştı. Alex ile bu süre içerisinde hiç konuşmadılar. Onun özlemini ve korkularını bastırmak için, evin düzenlemeleriyle kafasını dağıtmaya çalıştı ama ne Angeline’nin gülücükleri, ne Aida’nın sözleri, ne de mobilyaları yerleştirmesi için yardıma gelen Leandre’nin esprileri, onun yüzünü güldürebilmişti. Alex’e ve onun varlığına hem bedenen hem de ruhen ihtiyaç duyuyordu. Acaba Alex, gazetedeki haber yüzünden ona kızgın mıydı? Onun sesini duymak için; bahaneler bulup, telefonunu eline alsa da, her seferinde vazgeçti. Tadilat için teşekkür mü etmeliydi, yoksa işlerinin nasıl gittiğini mi sormalıydı? Onu ne sıfatla arayacaktı, sevgilisi olarak mı? Onun için seksten başka bir şey ifade etmeyen kiralık bir kızdı sonuçta. 

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!