10.Bölüm

Vivienne, çarşamba günü eve döndü. Ve o zaman fark ettiği başka bir şeyle, üzüntüsü daha da büyüdü. İlk kez kendini hiçbir yere ait değilmiş gibi hissetti. Sanki arafta asılı kalmış, gittiği hiçbir yer onun evi değilmiş gibi geldi. Hatta yeni oturmaya başladığı şirin evi bile, iki gündür yabancıydı ona.

Alex; Marsilya’ya öğlen dönmüş olmasına rağmen, işlerinin yoğunluğu nedeniyle direkt şirkete geçmişti. Vivienne onu beklerken, Alex’in onu özleyip özlemediğini düşündü. Bir de karşılaştıkları zaman Alex’in ona nasıl davranacağını.

Odasında akşamı ve Alex’i beklerken canı sıkıldığı için aşağı kata, Eliza’nın yanına indi ama Eliza ortalarda görünmüyordu. Ona bakınırken elinde tepsiyle çalışma odasından çıktığını gördü. Vivienne’in aklına ilk gelen Alex’in eve gelmiş olabileceği olduğu için, sevinçle yüzü aydınlandı. Eliza; “Mösyö Gerard geldi” derken kadının yüzündeki gergin ifadeden, Alex’in sinirli olabileceğini düşündüğü için, o gittikten sonra çekinerek çalışma odasının kapısını açtı. Ama karşısındaki adam Alex değil başkasıydı. Altmışlarındaki adam Vivienne’i görür görmez, yanına gelmesini istedi. Genç kız karşısındaki ürkütücü adamın korkusuyla, titreyerek yanına yaklaştı.

“Demek oğlumu yoldan çıkartan sürtük sensin?”

Vivienne, duyduğu sözlerle neredeyse ağlama noktasına gelse de, serinkanlılığını koruyarak cevap vermedi. Adam, onun etrafında dolaşarak, çirkin bakışlarıyla vücudunu izledi. Vivienne; odadan kaçmak istedi, ama adam yaşına rağmen iri gövdesiyle onun kolundan tutup, duvara yasladı. Bir eliyle genç kızın boynunu tutarken, diğer eli Vivienne’in eteğinin altından kalçalarına gitti. Vivienne hıçkırıklarla ağlayarak; “Lütfen beni bırakın” diye yalvarsa da, karşısındaki adamın onu bırakmaya hiç niyeti yoktu. İğrenç nefesini genç kızın yüzüne soluyarak;

“Bakalım Alex’i memnun ettiğin gibi beni de memnun edebilecek misin? Edersen, oğlumdan sonra seni ben de kiralayabilirim.” Adam cümlesini bitirdiği an, Vivienne yemek borusuna gelen öğürtüyü zor tuttu.

Vivienne onun elinden kurtulmak için çırpınırken, bağırmak istedi ama adamın boğazını tutan eli ağzını kapatırken, diğer eli kadınlığına doğru kaydı. O an Vivienne ölmüş olmayı diledi. Ve tam bu sırada olması gereken şey oldu. Alex odanın kapısında belirdi. O güne kadar, ne babası ne de Vivienne onu bu kadar öfkeyle bakarken görmüştü. Yumruk haline getirdiği ellerini sıkarak babasına; “Bırak onu” diye bağırdı.

Alex; Eliza’nın telefonu üzerine, şirketteki işlerini yarım bırakıp, hemen eve koştu, çünkü babasının kadınlar konusundaki zaafını ve doyumsuzluğunu çok iyi biliyordu. Sadece bunlarda değil, Archer’ın telefonda yaptığı imaları da unutmamıştı. Yol boyunca; Vivienne’in evde olduğunu düşündükçe, gaza daha çok bastı ve korkuları yüzünden bir saatlik yolu, yarım saatte geldi.

Çalışma odasının kapısına geldiği an ise, korkuları tam olarak karşısında duruyordu. Babasını Vivienne’e dokunurken görmek, genç kadının gözyaşları içerisindeki yakarışlarını duymak, önce başının dönmesine neden olurken, hafızasında daha önce hatırlamadığı görüntüleri canlandırdı. Bir anda dört yaşına gitti. Anahtar deliğinden gözetlediği odada, annesinin boğazına yapışmış babası ve annesinin; “Ben bunu kabul edemem,” diyen haykırışları gözünün önünde belirdi. Annesinin ağzından kanlar sızarken, içeriye girip, babasını durdurmak için onun bacaklarına sarılan küçücük bir çocuktu o zamanlar. Kafasındaki kötü görüntüleri savuşturup, titreyen sesiyle babasına; “Bırak onu” diye bağırdı. Vivienne, kan çanağına dönmüş gözlerle hıçkırarak ağlarken, babasının elleri hala genç kadının üzerindeydi. Babası, Alex’in biraz önceki bağırışını duymamış gibi sırıtarak;

“Alex, senin küçük fahişeyle eğleniyorduk biraz. İçi ne kadar dar, test etmek istiyorum. Belki senden sonra onu kendime kiralarım,” dedikten sonra eli Vivienne’in göğüslerine kaydı.

Adamın tek amacı, Alex’in bu kadınla duygusal bağ kurup kurmadığını öğrenmekti. Söylediği sözlerle onu kışkırtırken, düşüncelerinde haklı olduğunun farkına vardı ama sonuna kadar gitmeye de kararlıydı. Alex’in duyduklarıyla öfkeden yüzü seyirdi, gözü döndü. Vivienne bir tek ona aitti.

“Ona dokunma!”

Sözlerini bitirdiği an koşarak babasına ulaşıp, yumruğu yüzüne indirdi. Babası duvara doğru savrulurken, yaptığı iğrençliğe devam etti. Patlayan dudağında ki kanı silerken;

“Onu benimle paylaşmak istemiyor musun Alex?”

Sesindeki imalar, Vivienne’nin midesinin tekrar bulanmasına neden oldu. Sessiz hıçkırıklarının arasından gelen öğürme isteğini zorla bastırdı. Alex’in aklında birbirine benzeyen iki görüntü sürekli yer değiştirerek hareket ediyordu. Birincisi; annesinin boğazını sıkarken zavallı kadının çaresizliği, ikincisi ise bulundukları odada Vivienne’in yalvarışları. Aslında neredeyse iki görüntüde aynıydı, kadınlar dışında. Aklı karma karışık olmuş bir şekilde, kendini kaybederek babasının üzerine atlayıp, boğazını sıkmaya başladı. Vivienne; “Alex dur” dese de sanki genç kızı duymuyordu. Vivienne tekrar tekrar bağırdı.

“Alex dur! Öldüreceksin onu!”

Ama Alex kimseyi duymuyordu. Odaya giren Eliza, Vivienne ile birlikte genç adamın güçlü kollarını tuttular. Babasının tüm çırpınışlarına rağmen yüzü nefessizlikten morarmaya başlamış, Alex ise yanındaki kadınların çığlıklarına tepkisiz, hareket bile etmiyordu. Vivienne korkuyla; “Alex” diye defalarca bağırsa da Alex’in gözlerine perde çekilmiş, kulakları tıkanmış gibiydi. Vivienne; kendisi yüzünden, onun baba katili olmasından çok korkuyordu. Telaşla ne yapacağını düşünürken, genç adamı durduracak sihirli sözcük döküldü dudaklarından.

“Alexandre!”

Ve Alex babasının gözlerinin içine bakarak, silkelenip ellerini gevşetti. Adam kendi boğazını tutarak, zorlukla nefes almaya çalıştı. Vivienne’in, oğlunu Alexandre diyerek durdurabildiğine inanamıyordu. Ona bu ismi verdiği için, eski eşine bir kez daha lanet etti. Alex babasına, “Evimden defol” diye bağırdı. Yaşlı adam geldiği kapıdan çıkarken, Alex’in yüzü az önce babasını yasladığı duvara dönüktü. Vivienne, yaşanılan olaydan dolayı Alex’in vereceği tepkiden korkuyordu. Çünkü babasını baştan çıkarttığını düşünmüş olabilirdi. Eliza zavallı kızın kolundan tutarak, ayakta durmasını sağlarken, genç adam yüzünü Vivienne’e döndü. Bir süre birbirlerine baktıktan sonra Alex iki gündür özlemini çektiği kadınına kollarını açtı. Vivienne, hissettiği rahatlama ve döktüğü gözyaşlarıyla, kendini bekleyen kollara koştu. Alex onu sarıp sarmaladı ve saçlarını koklayarak;

“Şişt, geçti. Ben yanındayım artık,” diyerek gözlerini kapattı.

Vivienne, Alex’in kollarında yatak odasından içeri girdiler. Genç kızın elbisesinin etek ucundan tutup, başından çıkarttı. Vivienne, önce onun kendisiyle birlikte olmak istediğini sandı ama Alex’in; “Hadi seni yıkayalım,” sözlerinden sonra öyle olmadığını anladı. Genç adam iç çamaşırlarını da çıkarttıktan sonra Vivienne’i banyoya götürdü. Önce saçlarını şampuanladı. Ardından, köpürttüğü banyo lifiyle bütün vücudunu yıkamaya başladı. Vivienne, yaşadıkları bu olay yüzünden kendisini sorumlu tutuyordu. Eğer çalışma odasına gitmeseydi, bunlar başına gelmeyecekti. Kendisini yıkayan adama bakıp;

“Özür dilerim” dedi.

Alex; “Neden özür diliyorsun ki, senin bir suçun yok,” diye cevap verdi.

Birlikte aldıkları duştan sonra Alex, Vivienne’in saçlarını kurulayıp, üzerini giydirdi. Onu giydirirken, dokunduğu vücudu erkekliğini harekete geçirse de, yaşadığı tacizden sonra ona nasıl dokunabilirdi? En azından yatışması için bir süre daha beklemesi gerektiğinin bilincindeydi. Vivienne’in kolundan tutup, onu yatağa götürdü. Kendisi de yatağa girip, arkasından sıkıca sarıldı. Aklında sürekli geç kalmış olsaydı Vivienne’e neler olabileceği vardı. Babasının ona sahip olduğunu düşündükçe, neredeyse delirecekti. Uykuya daldıkları kısacık bir anda Alex gördüğü rüyayla, “Anne” diyerek yatakta sıçrayarak uyandı. Yine aynı rüyayı görmüştü. Yine tren istasyonunda, babası tarafından koparılarak annesinin kollarından alınmıştı. Annesinin yerde kollarını uzatarak gözyaşlarıyla; “Alexandre” diye bağırışı, onun “Anne” diyerek attığı çığlıklar kulaklarında çınlıyordu. Alex’in ani hareketi, Vivienne’i de uykusundan uyandırdı. Ter içinde uyanan genç adama;

“İyi misin” diye sordu.

Alex başını salladı ama rengi kireç kadar beyazdı. “Yine annemi gördüm.”

İlk kez ağzından anne sözcüğü çıkmıştı, kendi sözlerine şaşırdı. Vivienne, onun üzgün haline bakarak, ne gördüğünü sormaya çekindi. Ama Alex yine ilk defa, içinde tuttuklarını saklamaktan yorulduğu için, birisiyle konuşmaya ihtiyaç duyarak, kalbini Vivienne’e açtı.

“Çocukluğumdan beri hep aynı rüyayı görüyorum. Beni, başka bir adam için terk eden annemi,” dedi ve gördüklerini anlattı.

Vivienne’in duyduklarından sonra kafası karıştı.

“Alex, annenin seni başka bir adam için terk ettiğinden emin misin? Eğer bu rüya değil de yaşanmış bir anıysa annenin seni terk edebileceğini sanmıyorum.”

Alex, Vivienne’in söylediklerini düşündü. Sonra aklına, babasının annesine şiddet uyguladığı görüntüler geldi. Bugünkü hatırladıklarının mutlaka bir anlamı olmalıydı. İçine düşen şüphelerle bu konuyu burada bırakmaya niyeti olmasa da, şimdilik bekleyebilirdi.

“Vivienne bir şeyler yiyelim mi?”

Genç kız, onun konuyu kapatmak istediğini anlayıp, evet anlamında başını salladı.

Birlikte mutfağa inerken, Vivienne’in üzerinde sadece Alex’in lacivert gömleği vardı. İçeriye girer girmez Eliza ve aşçıyla karşılaştılar. Alex herkese çıkmasını söyledikten sonra, Vivienne’i belinden tutup kaldırarak mutfak tezgahına oturttu.

“Bugün yemekler benden.”

Yüzünde bir gülümseme ile konuşmuştu. O buzdolabını açıp, yiyecek bir şeyler ararken, Vivienne de çıplak ayaklarını sallayarak genç adamı izliyordu. Alex, salata malzemelerini doğrarken önce Vivienne’in bacaklarının arasına girip, dudaklarına küçücük bir öpücük bıraktı, sonrada elindeki havuç parçasını yemesi için ağzına götürdü. Vivienne, onun bu hareketiyle mutlulukla kıkırdadı. Alex; sonunda amacına ulaşmış, genç kızın moralini azda olsa düzeltebilmişti. Bir kaç dakika sonra, mikrodalga fırında ısınan yemekleri alıp birlikte masayı hazırladılar, tıpkı iki sevgili, karı koca gibi. Yemeklerini yerken Vivienne;

“Evdeki tadilat için çok teşekkür ederim,” dedi.

Alex gülümsedi. “Beğendin mi?”

“Hem de çoook!”

Gecenin ilerleyen saatlerinde, Alex ve Vivienne evdeki sinema salonunda film izlerken, genç kız koltuğun üzerinde uyuya kalmıştı. Alex, onun karşısına geçerek bir süre saf ve duru güzelliğini izledi. Sonrada onu incitmeden usulca kollarının arasına alıp, yatak odasına çıkarttı. Vivienne’i uykuya teslim ederken yanına geçip, kollarını beline doladı ve son haftalarda yaşadıklarını düşündü. Vivienne geldiğinden beri, hayatının ne kadar değiştiğinin artık farkındaydı. Saçlarını okşayarak yüzüne son bir öpücük kondurduğunda, Vivivenne hafifçe gözlerini araladı.

“Beni mi izliyorsun?”

Gelen soruyla genç adam tebessüm etti ama cevap vermedi. Cevap vermek yerine aklına gelen ilk şeyi sordu.

“Yapmak istediğin bir şeyi söyle bana. Her ne olursa.”

Vivienne onun ne demek istediğini merak ederek, yerinde doğruldu. Alex kendisiyle oyun mu oynamak istemişti? Neden bunu sormuştu ki durduk yere. Sinema salonundaki santranç masasını hatırlayıp, o da onun gibi aklına ilk gelen şeyi söyledi.

“Bana satranç oynamayı öğretir misin?”

Alex onun sıradan isteği karşısında şaşırdı. Küçük kadınını mutlu etmek için sorduğu soruya, bu kadar kolay bir cevap geleceğini tahmin etmemişti. Ancak, karşısındaki kız Vivienne idi. Yüzündeki tebessüm an be an düşünceleri yüzünden genişleyerek;

“Tamam” dedi.

Onun aksine Vivienne tedirgin olarak bakıyordu. Çünkü öğrenememekten, Alex’in karşısında rezil olmaktan çekiniyordu. Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlayan genç adam ciddileşti.

“Ne oldu Vivienne? Bir sorun mu var?”

“Yok da; öğrenememekten, bir aptal olduğumu düşünmenden korkuyorum.”

Vivienne’in itirafıyla, Alex ilk kez kahkaha attı.

“Sen gerçekten çok tuhaf bir kızsın biliyor musun?”

Genç adamın alaycı yaklaşımına bozulan Vivienne, sinirlenerek kucağına aldığı yastığı Alex’e fırlattı.

“Neden? Bu güne kadar sen hiçbir şeyden korkmadın mı?”

İşte bu soruyla; Alex’in hatırladıkları nedeniyle ortam birden buz gibi oldu. O zamanlar henüz sekiz yaşındaydı. Dişlerindeki problem yüzünden, geçirmesi gereken zorlu bir operasyon vardı. Lakin yanında Eliza’dan başka kimse yoktu. Annesizliği en çok hissettiği anlardan birisi olduğu için, hafızasından hiç silinmeyen kötü bir anıydı o gün. Şehir dışındaki babası telefonda;

“Korkacak bir şey yok Alex. Küçük bir kız çocuğu gibi ağlamayı kes” demişti.

O günden sonra bir daha gözünden tek damla yaş düşmemişti. Diş doktorunun muayenehanesinde koltuğa oturduğunda, korkudan başında duran yüzü maskeli hemşirenin bileğini, nasıl sıkı tuttuğunu hiç unutamıyordu. Geçmişe yaptığı kısacık yolculuktan sonra, ondan cevap bekleyen Vivienne’in gözlerine baktı.

“Hayatımda bu güne kadar tek bir şeyden korkmuştum. Fakat bugün yaşadığım, geçmişte yaşadığım korkunun önüne geçti,”diyerek genç kızı kendine çekti.

Göğsüne bastırdığı Vivienne’in alnına usulca bıraktığı öpücükten sonra;

“Babam”dedi. “Sana geç kalmaktan korktum. Ya zamanında gelemeseydim?”

Vivienne onun ses tonundaki duyguyu yüreğinde hissederek, gözlerini kapattı.

“Ama geldin.”

Bir kadın için en önemli duyguydu güven. Güven aslında her şey demekti. Ona değer veren bir adam tarafından korunmayı hangi kadın istemezdi ki. Babasını kaybettikten sonra kendini korunmasız hisseden Vivienne için, Alex’in yaşattığı duygu şüphesiz paha biçilemezdi. Kapattığı gözlerini tekrar açıp, ona bakan kahverengi gözlere minnetle baktı. Tam bu sırada genç adam elini tuttu.

“Satranç öğrenmeyi mi istiyordun? Gel benimle.”

Vivienne, Alex’in çekiştirerek kendisini yataktan kaldırmasıyla kıkırdadı.

“Bu saatte mi?”

Birkaç dakika sonra karşılıklı oturmuşlar, genç adam taşları anlatıyordu.

“Şah ile bitişiğindeki karelere gidebilirsin. Kale; yatay ve dikey olarak ilerler. Fil; Çapraz hareket eder. Filler oyun boyunca aynı renk karelerde kalırlar. Vezir; dikey, yatay ve çapraz gider.”

Alex’in ciddiyetle anlattıklarını dinleyen Vivienne’in aklı, duyduklarından çok genç adamın gözlerindeydi. Durumun farkına varan Alex, elindeki veziri masanın üzerine bıraktıktan sonra;

“Beni dinliyorsun, öğle değil mi” diye sordu.

Genç kız başını aşağı yukarı sallayarak mırıldanır gibi cevap verdi.

“Hı hı.”

Fakat karşısındaki adam; bir oyunun nasıl oynanacağını anlatmaktan ziyade, şiir okur gibiydi. Odaklanabilmek ne mümkündü.

“Hazırsan başlayalım.”

Alex’in anlatımından sonra, sorduğu soruyla Vivienne hazır olduğunu belirtip, ilk hamleyi yaptığında genç adam güldü.

“Madem bu kadar heveslisin, o zaman oyuna biraz daha heyecan katalım mı?”

Genç kız onu anlamamış gibi baktığında, açıklamaya başladı.

“Yenen kişi yenilenden bir istekte bulunacak. Tabii kazanan ben olursam, isteğimin ne kadar müstehcen olacağını belirtmeme gerek yoktur herhalde.”

Alex’in eğlenerek söylediklerine, Vivienne gözlerini kısarak cevap verdi.

“Demek o kadar iddialısın.”

Satranç turnuvalarında aldığı ödüllerden bahsetmeyen Alex;

“Eh işte” diyerek karşı hamleyi yaptığında, Vivienne onun isteğini kabul etti.

“Çok cesursun.”

Karşılıklı arka arkaya yapılan hamlelerle, Alex bilerek oyunu kaybettiğinde, şafak sökmek üzereydi. Ancak Vivienne zafer sarhoşu olarak, sanki bütün günü ayakta geçirmemiş gibi enerji doluydu.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!